bugün
- sözlükler arası savaş çıksa11
- ütü13
- taşaklardan birinin kayıp olması4
- çay içen kız9
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri9
- cedidacer bey ne yapıyor sorusu7
- evde yapılabilecek aktiviteler4
- mutsuz olmak3
- duyulan en ilginç isim5
- galatasaray6
- atatürk düşmanlarının ortak özellikleri2
- oralet içen erkek5
- anın fotoğrafı14
- galatasaray 3 rennes 33
- 2 ağustos 2026 galatasaray rennes maçı3
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz9
- en tehlikeli insan tipleri2
- uludağ sözlük çeteleri9
- aklınıza gelen şarkı sözü4
- çaya şeker atan erkek5
- kız arkadaşına mini etek giydiren erkek3
- kalem4
- rennes2
- yıkık yazarlar4
- veda mesajları hep yanlış yazılır2
- en boktan on yıl7
- 45 defa kürtaj oldum bebek öldürmeyi seviyorum2
- latte içen erkek4
- yerinde dur3
- erdal beşikçioğlu8
- patates kızartması4
- yelpaze3
- smallville'deki konuk oyuncular3
- 2036 da paranın bir önemi kalmayacak7
- dolma kalem3
- eğleniyormuş gibi yapan kadın2
- doa otomatı3
- ona bir şey söyle13
- gocu bak bi5
- telefona cevap vermeyen kız3
- gece ormanda birisi tarafından takip edilmek3
- oturunca göbeği kat kat olan kız3
- arkadaşlar ne yapıyorsunuz9
- ayrılık8
- red flag erkek listesi9
- mehdi nereye inecek sorunsalı3
- menemen9
- selam sözlük2
- en gey özelliğiniz3
- mcdonalds nasıl okunur sorunsalı9
dünyanın en lezzetli peynirlerinden biridir. diğer peynirler gibi bıktırmaz insanı kendisinden ve karpuzla çok iyi gider(yazı özledim lan) tabi 1. kalite mal bulabilirseniz bu böyle market ve şarküterilerde satılanlar 2. veya 3. kalite olduğu için bi zaman sonra sevmemeye başlayabilirsiniz veya hiç sevemeyebilirsiniz.
gelelim üretimine. üretimi çok meşakkatli bir süreçtir. bu peyniri üreten ve adını veren şavaklılar adlı topluluk ; topluluk diyorum aşiret değildir çünkü bi aşiret yapılanması yoktur; bahar aylarında(3. ve 4. aylara denk gelir) köylerindeki iklim koşulları hayvanlarını beslemeye elverişssiz olduğu için ve hayvanların daha kaliteli süt üretebilmesi dolayısıyla peynir üretebilmesi için yayla adını verdikleri meralara çeşitli vasıtalarla göç ederler. göç ettikleri bu yerler tabiri caizse kuş uçmaz kervan geçmez, insan görmenin çok zor olduğu, modern hayata cok uzak yerler olur genelde. çünkü insanın olmadığı yerlerde doğal hayat var. bu göcebe toplum yaklaşık 6 ay kadar buralarda insanlıktan çıkarlar. çadırlarda yaşar, elektrik olmadığından dolayı löküs yakar, derelerde yıkanır, sobalarda yemek pişirir, bulaşık çamaşır vs aynı şşekilde derelerde yıkanır, besin ihtiyacı için en yakın köye gidilir ordan bir şekilde şehire ulaşılır gereklii erzaklar alınır ( bu ayda 1 ) , çoluk çocuk bütün aile çalışır, gündüz hayvanlara bakanların yüzleri kıpkırmızı olur çünkü güeş yakar, gece hayvanları otlatan ise çeşitli yırtıcılarla muhatap olmak zorunda kalır, sürekli yıkanma gibi bi imkan olmadığı için kötü kokar, tabi tüm aile kötü koktugu için büyük bir problem oluşturmaz vb türlü türlü eziyetler çekerler. ben küçükken(5-6 yaş) babaannem(nene) ve dedemle takıldığım için buralarda çok bulunmuştum. bana en önemli yakıtlardan biri olan tezek toplama görevi verilmişti. ve bir diğer görevim hayvanları sağmak için oturan sağıcılara hayvanları yaklaştırmak için çeşitli sesler ve çubuklarla stimüle etme görevi veriyorlardı. bide aklımda kalan başka bi şey vardı. protein ihtiyacını karşılamak ve bu toplumun et sevmesinden dolayı et kesme mecburiyetindeydiler. ama buzdolabı yoktu etler bozulurdu. çözüm olarak etler ince ince doğranır tuzlanır ve kurutulurdu. ama cok lezzetliydi ha. tamam medeniyete uzak bi yerleşkeydi ama muthiş bi ambians vardı. hava çok temizdi mesela oksijenin ciğerlerime dolduğunu hissediyordum. sonra heryer yemyeşildi ve tv yoktu. hayvanlar vardı atlara essekler binerdim, köpek dostlarım vardı, sürekli radyo dinlerdi herkes, kavga çekememezlik yoktu, yemekler cok lezzetliydi(çok acıkıyoduk sürekli yemek imkanı olmadığı için belkide ondan lezzetli geliyodu) , herşey inanılmaz saglıklıydı. orda öyle yaşayan bir insanın ben bugun travmayı ayrı tutarak herhangi bir hastalığa yakalanma ihtimalini çok az görüyorum. çünkü hemen hemen herşey organikti. neyse cok yazdım yoruldum.
edit: bu arada kusura bakmayın uzun ve hızlı bi şekilde yazdığım için dönüp okuyamadım ne yazdığımı bu nedenle çeşitli anlatım bozuklukları imla hataları yapmış olabilirim kusuruma bakmayın. önemli olan ne yazdığım ne verdiğim, nasıl yazdığım değil , hayatta böyle değilmi a dostlar.
gelelim üretimine. üretimi çok meşakkatli bir süreçtir. bu peyniri üreten ve adını veren şavaklılar adlı topluluk ; topluluk diyorum aşiret değildir çünkü bi aşiret yapılanması yoktur; bahar aylarında(3. ve 4. aylara denk gelir) köylerindeki iklim koşulları hayvanlarını beslemeye elverişssiz olduğu için ve hayvanların daha kaliteli süt üretebilmesi dolayısıyla peynir üretebilmesi için yayla adını verdikleri meralara çeşitli vasıtalarla göç ederler. göç ettikleri bu yerler tabiri caizse kuş uçmaz kervan geçmez, insan görmenin çok zor olduğu, modern hayata cok uzak yerler olur genelde. çünkü insanın olmadığı yerlerde doğal hayat var. bu göcebe toplum yaklaşık 6 ay kadar buralarda insanlıktan çıkarlar. çadırlarda yaşar, elektrik olmadığından dolayı löküs yakar, derelerde yıkanır, sobalarda yemek pişirir, bulaşık çamaşır vs aynı şşekilde derelerde yıkanır, besin ihtiyacı için en yakın köye gidilir ordan bir şekilde şehire ulaşılır gereklii erzaklar alınır ( bu ayda 1 ) , çoluk çocuk bütün aile çalışır, gündüz hayvanlara bakanların yüzleri kıpkırmızı olur çünkü güeş yakar, gece hayvanları otlatan ise çeşitli yırtıcılarla muhatap olmak zorunda kalır, sürekli yıkanma gibi bi imkan olmadığı için kötü kokar, tabi tüm aile kötü koktugu için büyük bir problem oluşturmaz vb türlü türlü eziyetler çekerler. ben küçükken(5-6 yaş) babaannem(nene) ve dedemle takıldığım için buralarda çok bulunmuştum. bana en önemli yakıtlardan biri olan tezek toplama görevi verilmişti. ve bir diğer görevim hayvanları sağmak için oturan sağıcılara hayvanları yaklaştırmak için çeşitli sesler ve çubuklarla stimüle etme görevi veriyorlardı. bide aklımda kalan başka bi şey vardı. protein ihtiyacını karşılamak ve bu toplumun et sevmesinden dolayı et kesme mecburiyetindeydiler. ama buzdolabı yoktu etler bozulurdu. çözüm olarak etler ince ince doğranır tuzlanır ve kurutulurdu. ama cok lezzetliydi ha. tamam medeniyete uzak bi yerleşkeydi ama muthiş bi ambians vardı. hava çok temizdi mesela oksijenin ciğerlerime dolduğunu hissediyordum. sonra heryer yemyeşildi ve tv yoktu. hayvanlar vardı atlara essekler binerdim, köpek dostlarım vardı, sürekli radyo dinlerdi herkes, kavga çekememezlik yoktu, yemekler cok lezzetliydi(çok acıkıyoduk sürekli yemek imkanı olmadığı için belkide ondan lezzetli geliyodu) , herşey inanılmaz saglıklıydı. orda öyle yaşayan bir insanın ben bugun travmayı ayrı tutarak herhangi bir hastalığa yakalanma ihtimalini çok az görüyorum. çünkü hemen hemen herşey organikti. neyse cok yazdım yoruldum.
edit: bu arada kusura bakmayın uzun ve hızlı bi şekilde yazdığım için dönüp okuyamadım ne yazdığımı bu nedenle çeşitli anlatım bozuklukları imla hataları yapmış olabilirim kusuruma bakmayın. önemli olan ne yazdığım ne verdiğim, nasıl yazdığım değil , hayatta böyle değilmi a dostlar.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar