bugün
- habire1217
- masklavi ile yeni parti mitingine gitmek38
- şeyhine sakso çekip şeriat isteyen tip7
- akpartililerin apo sevdası5
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri23
- ben sizin anonim11
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı7
- habire 12 kürt değil kürtçü düşmanıdır3
- sözlükte en çok kıskandığınız yazar9
- michael jackson ölmedi mi sorunsalı3
- vexillarius the slayer6
- şeriatçıların konserleri yasaklatması6
- slip mayo giyen erkek5
- motorine 8 24 tl zam gelmesi3
- necip fazıl kısakürek2
- silvermist3
- sabetay sevi4
- kıskançlık krizi geçiren kadına yapılacak müdahale8
- guendouzi ve greenwooda uefa disiplin süreci5
- insan olmaya ceyrek kala15
- sevgiliyle girilmiş en saçma tartışmalar7
- hz isa'nın fiziksel annesi ve babası yoktu7
- ahmet davutoğlu'na soruşturma açılması10
- sözlük kadınlarının birbirini çekememesi8
- enayimiknatisii12
- ahlak duygunuzu nerden alıyorsunuz24
- naz yapan erkek3
- sarapci koala60
- arkadaşlar neden beni kıskanıyorsunuz6
- arkadaşlar döner mi yesem schnitzel mi9
- s'i l v'e r m'i s t19
- sözlükte kıskançlık oluyor hissi6
- kolay gelsin denilen esnafın cevap vermemesi13
- olduğunuz yerde kuyu kazarsanız nerede çıkarsınız3
- sonbaharda yapılacak en iyi şey4
- diz üstü şort giyen erkek3
- sözlükteki kıskanç teyzeler6
- pkklı anaları3
- bik bik'in usuldan herkese sallaması6
- hiç kimse fikirleri yüzünden hapis yatmasın4
- sevgiliyle aynı iş yerinde çalışmak8
- mantı5
- kombin atıp kudurmamızı bekleyen kadın yazar6
- hz isa'yı yaratan yumurta ve sperm yoktu4
- masklavi'nin biraz gergin olması10
- rakipleri gözaltına alıp seçim kararı almak12
- o kadar uğraşıp bir kavga çıkaramamak4
- lev tolstoy denilince akla gelenler3
- escort bakmaya gideceklere tavsiyeler5
- sözlük kızlarını kıskanan asosyal tipler5
Babylon'un yani kraliçe Semiramis'in asma bahçeleri ile ünlü Babilin en yakışıklı genci Pyramus, Thisbe ise en güzel kızı. Birbirine komşu evlerde yaşarlarmış.
Birlikte büyümüşler, birlikte genç olmuşlar.
Birbirleri için yaratılmışlar ve çok geçmeden aşık olmuşlar.
Evlenmeyi istemişler.
Aileleri karşı çıkmış, tartışmışlar bir gün.
Karabulutlar dolaşıyormuş üzerlerinde üzgün gençlerin.
Pyramus'un babası;
"Thisbe'yi görmemelisin"
Thisbe'nin babası ve annesi;
"Pyramus'tan uzakta dur" dermiş.
Pyramus ve Thisbe, ayrı kalmayı denemişler, ama sevgileri o denli kuvvetliymiş ki, ayrı kalamamışlar
Ve bir gün tuğladan bir duvar, iki ailenin evlerini ayırmış.
Ama aşıklar, duvarda bir deliği keşfetmişler.
Tek bir taşın düşmesinden oluşan küçücük bir delik.. Onlardan başka hiç kimsenin bilmediği bir delik.
Aşk neye kadir değildir ki! Artık bu delikten hiç değilse seslerini birbirlerine duyurabiliyorlarmış, sevgi dolu sözler fısıldıyorlarmış.
"Acımasız duvar!" diyorlarmış, "bu iki aşığı neden ayırıyorsun? Ama gene de sana nankörlük etmemeliyiz, Hiç değilse birbirimize olan aşkımızı kelimelerle de olsa ifade etmemizi sana borçluyuz." Gece olup ayrılma vakti geldiğinde ise duvarın iki tarafında dudaklarını duvara dayayıp öyle vedalaşıyorlarmış.
Bir sabah, şafak yıldızları ortadan kaldırıp, güneş çimenlerin üzerindeki kırağıyı erittiğinde her zamanki yerlerinde buluştular. Kötü talihlerine lanetler yağdırdıktan sonra ertesi gece, el ayak çekildikten sonra kimselere görünmeden evlerinden çıkıp buluşmaya karar vermişler. Buluşacakları yeri surların dışındaki Ninus'un Türbesi olarak belirlemişler. Erken gelen pınarın yanındaki dut ağacının altında diğerini bekleyecekmiş.
Her konuda anlaşmışlar, ikisi de sabırsızlıkla güneşin sulara gömülmesini ve oradan gecenin yükselmesini beklemeye başlamışlardı. Gece olduğunda önce Thisbe, tanınmamak için başını kocaman bir ipek bir şalla sardıktan sonra, ailesine görünmeden evden uzaklaşmış ve türbenin olduğu yere gelerek kararlaştırdıkları gibi dut ağacının altına oturarak beklemeye başlamış.
O sırada gecenin koyu karanlığında, çenesinden süzülen kanlardan avdan döndüğü anlaşılan dişi bir aslanın, hararetini gidermek için pınara doğru geldiğini görmüş.
Gördüğü manzaranın dehşetiyle kendini hemen yakındaki bir mağaraya atmış. Bu arada aceleden ipek şalını düşürdüğünü fark etmiş ama aslana yem olmak korkusuyla geri dönememiş. Aslan suyunu içtikten sonra ormana dönmek için yola koyulurken yerdeki atkıyı gördü ve kanlı ağzıyla yoklayıp parçaladıktan sonra yoluna devam etmiş.
Pyramus hala ailesinin yatmasını bekliyormuş heyecanla ve endişeli endişeli güzel sevgilisini düşünüyormuş..
Nihayet el ayak çekilince, koşar adımlarla çıkmş evden. Nefes nefese dut ağacının altına atmış kendini. Gecikmiş olmanın telaşıyla hızlı hızlı randevu yerine doğru yürüyen Pyramus kumda aslanın ayak izlerini farkedince bir korku sarmış genç bedenini. Biraz ötede yerde duran kanlı şalı da görünce:
"Ah benim şanssız sevgilim, senin ölümüne ben sebep oldum. Canımdan çok sevdiğim sen, aşkımızın ilk kurbanı sen oldun. Arkandan geleceğim. Bütün kabahat bende,seni böyle tehlikeli bir yere gönderdim ve seni korumak için senden evvel buraya gelmedim. Hey, aslanlar! Kayalıklardan çıkıp gelin ve bu suçlu bedeni dişlerinizle parçalayın!"diye bağırmış. Yerdeki kanlı şalı alarak buluşacakları ağacın altına geldi ve onu gözyaşlarıyla ıslatarak öpmeye başlamış.
Sonra da:
"Deseninde benim kanım da olacak" diyerek kılıcını çekmiş ve kalbine saplamış. Yaradan fışkıran kanlar toprağa yayılmış, ağacın köklerine ulaşarak gövdesinden meyvelerine yükselmiş ve ağaçtaki beyaz dutları baştan aşağı kırmızıya boyamış.
Bu sırada , korkudan hala titreyen Thisbe, sevgilisini hayal kırıklığına uğratmamak için usulca mağaradan dışarı çıkmış. Atlattığı tehlikeyi ona anlatmak için sabırsızlanıyormuş.
Ağacın yanına gelmiş, ağaçtaki kırmızı dutları görünce bir an için yanlış yere geldiğini düşünmüş. Böyle tereddüt içindeyken bir anda yerde can çekişmekte olan birisi olduğunu farketmiş. Onun sevgilisi olduğunu görünce haykırmaya, dövünmeye başlamış. Onun cansız bedenini kucaklıyor, yaralarını gözyaşlarıyla yıkıyormuş.
"Ah Pyramus "diye haykırmış. "Bu nasıl oldu? Bana cevap ver. Ben Thisbe'yim, senin Thisbe'n. Bir tanem, duy beni ve başını kaldır!" Thisbe adını duyan Pyramus birden gözlerini açmış ama sonra tekrar yummuş. Bu sırada yerde kendi kanlı şalını ve onun kılıcının kınında olmadığını gören Thisbe:
Sen kendi canına kıydın ve bunu benim için yaptın. Ben de cesurum ve aşkım da senin aşkın kadar güçlü. Buna ben sebep olduğum için arkandan geleceğim. Bizi ayırabilecek yegane şey olan ölüm arkandan gelmemi de engellemeyecektir. Ve ey bizim kederli ailelerimiz, bu son ortak arzumuza karşı gelmeyin, aşk ve ölüm bizi birleştirdi, mezarımızı da tek yapın. Ve sen ey ağaç, bu gaddarlığın izlerini sakın kaybetme, meyvelerin kanımızın anısını hep taşısın. dedikten sonra kılıcı tüm gücüyle göğsüne saplamış.
Thisbe'nin ailesi onun son dileğini yerine getirmiş, tabi tanrılar da. Bedenleri tek bir mezara konmuş.
Geciken bir birleştirme.
Ve Tanrılar;
Böylesine tutkulu ve yüce bir aşkı, dut ağacının dışını Thispe’nin kara saçlarının rengine, içini Pyramusun sarı saçlarının rengine çevirip, iki aşkı iç içe yerleştirdiler.
Dut ağacının beyaz, küçük, yumuşak meyvelerini Pyramus'un kanının kırmızısına, Thispe'nin gözyaşlarını da yapraklarına dönüştürerek, ölümsüzleştirdiler...
Pyramus ve Thisbe sonsuza kadar o ağacın altında, içinde yaşayacaklardı artık..
Karadutun lekesi çıkmaz ellerden, ama koparıp bir yaprak ağaçtan ovuşturursan elinde, leke temizlenir. Tıpkı, Thispe'nin gözyaşlarının, Pyramus'un kanını temizlediği gibi.
Birlikte büyümüşler, birlikte genç olmuşlar.
Birbirleri için yaratılmışlar ve çok geçmeden aşık olmuşlar.
Evlenmeyi istemişler.
Aileleri karşı çıkmış, tartışmışlar bir gün.
Karabulutlar dolaşıyormuş üzerlerinde üzgün gençlerin.
Pyramus'un babası;
"Thisbe'yi görmemelisin"
Thisbe'nin babası ve annesi;
"Pyramus'tan uzakta dur" dermiş.
Pyramus ve Thisbe, ayrı kalmayı denemişler, ama sevgileri o denli kuvvetliymiş ki, ayrı kalamamışlar
Ve bir gün tuğladan bir duvar, iki ailenin evlerini ayırmış.
Ama aşıklar, duvarda bir deliği keşfetmişler.
Tek bir taşın düşmesinden oluşan küçücük bir delik.. Onlardan başka hiç kimsenin bilmediği bir delik.
Aşk neye kadir değildir ki! Artık bu delikten hiç değilse seslerini birbirlerine duyurabiliyorlarmış, sevgi dolu sözler fısıldıyorlarmış.
"Acımasız duvar!" diyorlarmış, "bu iki aşığı neden ayırıyorsun? Ama gene de sana nankörlük etmemeliyiz, Hiç değilse birbirimize olan aşkımızı kelimelerle de olsa ifade etmemizi sana borçluyuz." Gece olup ayrılma vakti geldiğinde ise duvarın iki tarafında dudaklarını duvara dayayıp öyle vedalaşıyorlarmış.
Bir sabah, şafak yıldızları ortadan kaldırıp, güneş çimenlerin üzerindeki kırağıyı erittiğinde her zamanki yerlerinde buluştular. Kötü talihlerine lanetler yağdırdıktan sonra ertesi gece, el ayak çekildikten sonra kimselere görünmeden evlerinden çıkıp buluşmaya karar vermişler. Buluşacakları yeri surların dışındaki Ninus'un Türbesi olarak belirlemişler. Erken gelen pınarın yanındaki dut ağacının altında diğerini bekleyecekmiş.
Her konuda anlaşmışlar, ikisi de sabırsızlıkla güneşin sulara gömülmesini ve oradan gecenin yükselmesini beklemeye başlamışlardı. Gece olduğunda önce Thisbe, tanınmamak için başını kocaman bir ipek bir şalla sardıktan sonra, ailesine görünmeden evden uzaklaşmış ve türbenin olduğu yere gelerek kararlaştırdıkları gibi dut ağacının altına oturarak beklemeye başlamış.
O sırada gecenin koyu karanlığında, çenesinden süzülen kanlardan avdan döndüğü anlaşılan dişi bir aslanın, hararetini gidermek için pınara doğru geldiğini görmüş.
Gördüğü manzaranın dehşetiyle kendini hemen yakındaki bir mağaraya atmış. Bu arada aceleden ipek şalını düşürdüğünü fark etmiş ama aslana yem olmak korkusuyla geri dönememiş. Aslan suyunu içtikten sonra ormana dönmek için yola koyulurken yerdeki atkıyı gördü ve kanlı ağzıyla yoklayıp parçaladıktan sonra yoluna devam etmiş.
Pyramus hala ailesinin yatmasını bekliyormuş heyecanla ve endişeli endişeli güzel sevgilisini düşünüyormuş..
Nihayet el ayak çekilince, koşar adımlarla çıkmş evden. Nefes nefese dut ağacının altına atmış kendini. Gecikmiş olmanın telaşıyla hızlı hızlı randevu yerine doğru yürüyen Pyramus kumda aslanın ayak izlerini farkedince bir korku sarmış genç bedenini. Biraz ötede yerde duran kanlı şalı da görünce:
"Ah benim şanssız sevgilim, senin ölümüne ben sebep oldum. Canımdan çok sevdiğim sen, aşkımızın ilk kurbanı sen oldun. Arkandan geleceğim. Bütün kabahat bende,seni böyle tehlikeli bir yere gönderdim ve seni korumak için senden evvel buraya gelmedim. Hey, aslanlar! Kayalıklardan çıkıp gelin ve bu suçlu bedeni dişlerinizle parçalayın!"diye bağırmış. Yerdeki kanlı şalı alarak buluşacakları ağacın altına geldi ve onu gözyaşlarıyla ıslatarak öpmeye başlamış.
Sonra da:
"Deseninde benim kanım da olacak" diyerek kılıcını çekmiş ve kalbine saplamış. Yaradan fışkıran kanlar toprağa yayılmış, ağacın köklerine ulaşarak gövdesinden meyvelerine yükselmiş ve ağaçtaki beyaz dutları baştan aşağı kırmızıya boyamış.
Bu sırada , korkudan hala titreyen Thisbe, sevgilisini hayal kırıklığına uğratmamak için usulca mağaradan dışarı çıkmış. Atlattığı tehlikeyi ona anlatmak için sabırsızlanıyormuş.
Ağacın yanına gelmiş, ağaçtaki kırmızı dutları görünce bir an için yanlış yere geldiğini düşünmüş. Böyle tereddüt içindeyken bir anda yerde can çekişmekte olan birisi olduğunu farketmiş. Onun sevgilisi olduğunu görünce haykırmaya, dövünmeye başlamış. Onun cansız bedenini kucaklıyor, yaralarını gözyaşlarıyla yıkıyormuş.
"Ah Pyramus "diye haykırmış. "Bu nasıl oldu? Bana cevap ver. Ben Thisbe'yim, senin Thisbe'n. Bir tanem, duy beni ve başını kaldır!" Thisbe adını duyan Pyramus birden gözlerini açmış ama sonra tekrar yummuş. Bu sırada yerde kendi kanlı şalını ve onun kılıcının kınında olmadığını gören Thisbe:
Sen kendi canına kıydın ve bunu benim için yaptın. Ben de cesurum ve aşkım da senin aşkın kadar güçlü. Buna ben sebep olduğum için arkandan geleceğim. Bizi ayırabilecek yegane şey olan ölüm arkandan gelmemi de engellemeyecektir. Ve ey bizim kederli ailelerimiz, bu son ortak arzumuza karşı gelmeyin, aşk ve ölüm bizi birleştirdi, mezarımızı da tek yapın. Ve sen ey ağaç, bu gaddarlığın izlerini sakın kaybetme, meyvelerin kanımızın anısını hep taşısın. dedikten sonra kılıcı tüm gücüyle göğsüne saplamış.
Thisbe'nin ailesi onun son dileğini yerine getirmiş, tabi tanrılar da. Bedenleri tek bir mezara konmuş.
Geciken bir birleştirme.
Ve Tanrılar;
Böylesine tutkulu ve yüce bir aşkı, dut ağacının dışını Thispe’nin kara saçlarının rengine, içini Pyramusun sarı saçlarının rengine çevirip, iki aşkı iç içe yerleştirdiler.
Dut ağacının beyaz, küçük, yumuşak meyvelerini Pyramus'un kanının kırmızısına, Thispe'nin gözyaşlarını da yapraklarına dönüştürerek, ölümsüzleştirdiler...
Pyramus ve Thisbe sonsuza kadar o ağacın altında, içinde yaşayacaklardı artık..
Karadutun lekesi çıkmaz ellerden, ama koparıp bir yaprak ağaçtan ovuşturursan elinde, leke temizlenir. Tıpkı, Thispe'nin gözyaşlarının, Pyramus'un kanını temizlediği gibi.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar