bugün
- aç uyumak10
- sevgi vs aşk6
- bir yazarı çok sevmek ama o hiç sevmemek9
- sinek as'ın sözlüğe vedası19
- açlıktan bayılmak3
- sözlükte kimseye zararı olmayan yazar9
- yuzırların yumrukları4
- yarın sabah işe gidecek olmak5
- ilhan irem dinleyen erkek2
- geçmişe götüren şarkılar2
- salçalı makarna10
- silamınnn aleyykiiiimmm genşşlerr6
- rojin hevin berivan rojda gülizar rojbin gülistan5
- çin8
- 1 milyon liralık soru2
- ümit kocasakal4
- evrende hareket nasıl oluyor4
- fırında tavuk4
- dünya5
- sözlük yazarlarının gördüğü ünlüler10
- dabbe 7 el nazar2
- azad baran miran firaz şervan civan ferzan şiyar2
- turkcell2
- evli kadına bin lira verip ilişkiye girmek8
- hareket edebilen canlılar4
- sözlükteki çiftçi yazarlar3
- sikerim böyle hayatı deyip kırklareli ne yerleşmek16
- soyak goztepe sitesi3
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı12
- chatgpt varken bir sevgiliye ihtiyaç duymak21
- taylanda damat gitmek3
- devletin galatasaray a stad yapması5
- yaşlıların folklifte portif demesi7
- airfryer alanlar şimdi ne yapıyor2
- the cycle2
- karısını aldatmayan tırcı3
- balık yanına en yakışan çorba9
- starbucks'a giden andaval2
- eli üşüyen kızın elini nasıl ısıtırsın15
- filistin4
- 25 ekim 2026 göztepe çorum maçı2
- arkadaşlar ben tekele gidiyorum bir şey lazım mı3
- sizin seksten başka derdiniz yok mu aq5
- somali2
- mekan sınırsız mıdır3
- bik bik'in mutfağına konuk olmak6
- eski eş ile yeni eşi yemeğe davet etmek3
- kol saati12
- ismail kartal vs okan buruk4
- ismet gürbüz uzaylı mı2
Bazen bulundugunuz mekanı sürekli orada bulunmaktan ötürü güzellikleriyle göremeyebilirsiniz.
Bugün bu büyük şehirde bu kalabalık semtin 7 katlı apartımanının 5.katından hiç sevmediğim geniş caddesine bakıyorum.
Güneş daha batmaya başlamamıştı ama akşamüzeri yeni çökmüştü. Balkonun sağ tarafına vuran güneş tepeden gördüğüm ve ilerde hafif alçakta kalan büyük çayırın gözüme güzel görünmesini sağladı sanıyorum. Karşı binanın 3.katının balkonu sadece bizim apartmana bakan tarafını büyük bir panjurla kaplamıştı. Panjurun altına asılan beyaz çamışırların üzerine vuran güneş hüzmesi tam o nokta parlayıp göz kamaştırıcı bir hal alıyordu. Panjur bana Akçay'ın 3-4 katli yazlık apartmanlarıni hatırlattı.
Etraf yine kalabalıktı. O çok özlediğimiz sukün buralara daha uğramamıştı ve bir daha uğrayacağınıda pek sanmıyordum. Sürekli kalabalıklaşan bu şehirde sukün en son 1950 lerde kalmıştır heralde. Bu yüzden hayalle gerçek arasında var olan o çok ince çizgiyi aşarak hayaller alemine dalma vaktinin geldiğinı düşünüyorum. Yoksa bu kalabalık bu gürültü başka türlü çekilebilir miydi?
Yine çok sessiz ve sakin bir günün akşamüstüydü. Sadece kuş seslerinin uzaktan gelen dalga sesleriyle, arada bir kuvvetlenen rüzgarın birşeyi demir direğe çarptırarak çıkarttığı tak sesiyle buluştuğu bir akşamüstü. Labirent gibi kurulmuş iki katlı evlerin kesiştiği sokaklarda çok fazla insan yürümezdi. Araba mi? Günde 1 yada 2 tane geçerse bile bana çok gelirdi.
Sanıyorum gürültünün fazlalığı yaşam biçiminin zorluğu ve metropolitize olmasıyla doğru orantılıydı.
Tatilcilerin değil belki ama yöre insanının yaptıkları işleri görseniz. Ahırdan süt sağmaya giderken, tavuklara yem atılırdı. Ee tarla sabah gün doğmadan sulanır mahsüller toplanırdı... Şiveleri de öyle tatlı olurdu ki sanki hayatta dertleri ve gayeleri olmayan mutlu insanlarmış gibi görürdüm onları. Sırf hızlı hızlı konuşuyorlar ve kelime sonlarını söylemeden cümlelerini tamamlıyorlar diye.
Dünya çok büyük ama hayatlar küçük be. Tarlada, bağda, bahçede geçen hayatlar var. Birde burda egzozundan arabasının sesinden balkonda bile oturulamayan sokakta en az 4 kisiye çarpmadan karşıdan karşıya geçemediğiniz zaten eve baş ağrısıyla döndüğünüz harika güzel şehirler var. Evet gerçekten şehirler bir harika. istanbula bakın. Ben hayatımda böyle tarihi dokuya sahip olan bir yandan da modernizmi içinde yenilenen bu kadar şeyi bir kucaklayan başka bir şehir bilmiyorum. Ama burayı kötüleştiren, köleleştiren ve köreltenler biz insanlarız. insanlar bu şehrin ağzına sıçmışlar.
Daha az önce restarasyonlardan sonra bozulan mimarilerle ilgili bir haber okudum. En az 15 bina vardı ve bunlarında şehrin göbeğindeki o harika tarihi yapıya sahip olan müthiş yerlerin içinden çıkması beni kahrediyor.
Bu şehir ne zaman biter bilmiyorum. Biz insanoğlu burayıda tüketmeye and içmiş gibi son hızla devam ediyoruz ama şehir bizi hala kucaklıyor. Şehir doğayla beraber bize yüz çevirmeye başlayacak ve asıl ihanetin intikamını alacağı doğru zamanı bekliyor. Belki benim torunlarıma kadar sürer bu saltanat belki de daha kısa...
Sanırım büyük avm ler ve plazalarla dolu bu şehir herşeyi içine çekip yutmadan önce önümüzde bir kaç ömürlük zaman daha var...
Bugün bu büyük şehirde bu kalabalık semtin 7 katlı apartımanının 5.katından hiç sevmediğim geniş caddesine bakıyorum.
Güneş daha batmaya başlamamıştı ama akşamüzeri yeni çökmüştü. Balkonun sağ tarafına vuran güneş tepeden gördüğüm ve ilerde hafif alçakta kalan büyük çayırın gözüme güzel görünmesini sağladı sanıyorum. Karşı binanın 3.katının balkonu sadece bizim apartmana bakan tarafını büyük bir panjurla kaplamıştı. Panjurun altına asılan beyaz çamışırların üzerine vuran güneş hüzmesi tam o nokta parlayıp göz kamaştırıcı bir hal alıyordu. Panjur bana Akçay'ın 3-4 katli yazlık apartmanlarıni hatırlattı.
Etraf yine kalabalıktı. O çok özlediğimiz sukün buralara daha uğramamıştı ve bir daha uğrayacağınıda pek sanmıyordum. Sürekli kalabalıklaşan bu şehirde sukün en son 1950 lerde kalmıştır heralde. Bu yüzden hayalle gerçek arasında var olan o çok ince çizgiyi aşarak hayaller alemine dalma vaktinin geldiğinı düşünüyorum. Yoksa bu kalabalık bu gürültü başka türlü çekilebilir miydi?
Yine çok sessiz ve sakin bir günün akşamüstüydü. Sadece kuş seslerinin uzaktan gelen dalga sesleriyle, arada bir kuvvetlenen rüzgarın birşeyi demir direğe çarptırarak çıkarttığı tak sesiyle buluştuğu bir akşamüstü. Labirent gibi kurulmuş iki katlı evlerin kesiştiği sokaklarda çok fazla insan yürümezdi. Araba mi? Günde 1 yada 2 tane geçerse bile bana çok gelirdi.
Sanıyorum gürültünün fazlalığı yaşam biçiminin zorluğu ve metropolitize olmasıyla doğru orantılıydı.
Tatilcilerin değil belki ama yöre insanının yaptıkları işleri görseniz. Ahırdan süt sağmaya giderken, tavuklara yem atılırdı. Ee tarla sabah gün doğmadan sulanır mahsüller toplanırdı... Şiveleri de öyle tatlı olurdu ki sanki hayatta dertleri ve gayeleri olmayan mutlu insanlarmış gibi görürdüm onları. Sırf hızlı hızlı konuşuyorlar ve kelime sonlarını söylemeden cümlelerini tamamlıyorlar diye.
Dünya çok büyük ama hayatlar küçük be. Tarlada, bağda, bahçede geçen hayatlar var. Birde burda egzozundan arabasının sesinden balkonda bile oturulamayan sokakta en az 4 kisiye çarpmadan karşıdan karşıya geçemediğiniz zaten eve baş ağrısıyla döndüğünüz harika güzel şehirler var. Evet gerçekten şehirler bir harika. istanbula bakın. Ben hayatımda böyle tarihi dokuya sahip olan bir yandan da modernizmi içinde yenilenen bu kadar şeyi bir kucaklayan başka bir şehir bilmiyorum. Ama burayı kötüleştiren, köleleştiren ve köreltenler biz insanlarız. insanlar bu şehrin ağzına sıçmışlar.
Daha az önce restarasyonlardan sonra bozulan mimarilerle ilgili bir haber okudum. En az 15 bina vardı ve bunlarında şehrin göbeğindeki o harika tarihi yapıya sahip olan müthiş yerlerin içinden çıkması beni kahrediyor.
Bu şehir ne zaman biter bilmiyorum. Biz insanoğlu burayıda tüketmeye and içmiş gibi son hızla devam ediyoruz ama şehir bizi hala kucaklıyor. Şehir doğayla beraber bize yüz çevirmeye başlayacak ve asıl ihanetin intikamını alacağı doğru zamanı bekliyor. Belki benim torunlarıma kadar sürer bu saltanat belki de daha kısa...
Sanırım büyük avm ler ve plazalarla dolu bu şehir herşeyi içine çekip yutmadan önce önümüzde bir kaç ömürlük zaman daha var...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar