bugün
- türk askeri yemen e gitsin kampanyası26
- türkiye de artan okul saldırıları11
- ilham aliyev20
- yüksek enflasyon14
- rj mitte5
- fon vurgunu6
- kız rolü yapmak4
- asansörde konuşmama kuralı4
- çok film izleyen insandan zarar gelmez25
- göztepe7
- hungary4
- sabahları nefret edilen şeyler3
- küba'nın petrol sektörünü yabancı yatırıma açması3
- bir bar taburesinde yalnız oturmak4
- sözlük kızlarının kombinleri45
- nervio8
- enerji ve foton uzaylı ırkları3
- dünya büyüklüğünde star wars benzeri gezegen2
- kendini türk hisseden arap artığı24
- insanların uzaylılar tarafından yaratılması3
- sözlüğün en yakışıklı erkek yazarı43
- anın görüntüsü21
- hak ettiği değeri görmemiş şarkılar5
- 12 ekim 2026 eyüpspor göztepe maçı14
- sözlükteki ilişki skandalı37
- bir şeyler söyle2
- 45 adet kurabiye11
- sözlükte çirkin kız olmaması13
- ömer çelik2
- diamond bosphorus denince akla gelenler39
- platon un mağara alegorisi6
- firavun haklıydı12
- manisalı erkekler8
- sözlük yazarlarının dehşetül vahşet kombinleri12
- eyüpspor 0 göztepe 44
- filistin57
- gammaz sözlük kızları15
- ikinci dünya savaşına girseydik neler olurdu7
- uludede'ye sorulacak sorular8
- uludede'nin zebraları giyip yatması8
- son okunan kitap7
- sözlüğün ayakları en güzel hatunu3
- gece yatağın altında hatay dürüm gömen cin8
- yatağın altındaki canavarla süt içip uyumak3
- sevilmeyen yazara pestisitli elma göndermek7
- kesik at kafası7
- bir yazarı çok sevmek ama o hiç sevmemek10
- sözlükteki gammaz özelliği11
- artık kürt sorunu yoktur14
- sahte motor yağı8
sartre'nin dediği gibi özgürlüğe mahkumuz biz.
bizler belirgin bir yapı arayan yaratıklarız ve altımızda hiçbir şeyin, hiçbir temelin bulunmadığını ima eden bir özgürlük kavramı bizi korkutur.
biz kimileri kadınlar ve erkekler -hem hiç de çaresiz ve yoksul olmayan, başarılı, sağlıklı, iyi giyimli, yürürken ışıltılar saçan insanlar- ta derinliklerinde çalkantılar yaşarlar.
-seni tekrar görmek istiyorum
-sevgini istiyorum- benimle gurur duyduğunu bilmek istiyorum-
-seni sevdiğimi ve sana bunu hiç söylemediğim için ne kadar pişman olduğumu bilmeni istiyorum-
-öyle yalnızım ki-
-sağlıklı olmak yeniden genç olmak istiyorum. sevilmek, sayılmak istiyorum.-
-yaşamımın bir anlamı olsun istiyorum- umursanmak, önemsenmek, anımsanmak istiyorum.-
Ne çok özlem ne çok istek ve ne çok acı, yüzeye ne kadar yakın, dürüst bir itirafla ortaya çıkacak birkaç dakikanın derinliğinde; yazgı acısı. varoluş acısı. hep orada olan, sürekli uğuldayan acı. ulaşılması böylesine kolay acı. pek çok şey -birkaç dakikalık derin düşünce, bir sanat yapıtı, bir vaaz, kişisel bir kriz, bir kayıp- bize en derindeki isteklerimizin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini anımsatır: genç kalmak, yaşlanmayı durdurmak, yitirdiğimiz insanların dönmesi, ebedi aşkı bulmak, anlam ve önem kazanmak, ölümsüzlüğe kavuşmak...
Yapılan meta analiz çalışmaları ve sistematik alt yapıya dayandırılabilirse her şeyin kesin bir şekilde ifade edilerek çözülebileceğine inanan freud'çu psikoanalizciler psikiyatrinin ana maddesinin çoğu kez iddia edildiği gibi bastırılmış içgüdüsel yönelişler ya da trajik bir kişisel geçmişin iyi gömülmemiş kırık dökük parçaları olduğuna inanır.
Fakat ben daima bir tür yaradılış sancısı olduğuna inanırım. varoluşun temeline doğru uzanan kökleri açığa çıkarmak için birine ne istediğini açık yüreklilikle sorduğumuzda anlatılan öykülerin her birinde aynı çığlık yankılanır: istiyorum! istiyorum!
ama yerine gelmeyen onca 'istek' onca ölüm ve acı ve hayal kırıklığı içinde insan bütün bunlarda kendisi sorumlu olacak şekilde dünyaya getirilmiştir. ve 'sorumluluk' yerine getirilip getirilmeyeceği kaygısını da beraberinde getirir. insanın kendinin farkında olduğu her an artan bu kaygıda, benlik bilincinin yol açtığı bu paradoksta tek çözüm kimileri için birleşmedir. birleşme bu bilinci bertaraf ederek kaygıyı kökünden söküp atar. aşık olan ve mutlu bir birleşme durumu yaşayan bir insan kendi benliğini düşünmez; çünkü sorgulayan yalnız ben (ve ona eşlik eden yalnızlık kaygısı) biz duygusu içinde eriyip gider. böylece insan kaygıdan kurtulur ama kendisini de yitirir.
çok dostluk ya da evlilik insanların birbirleriyle ilişki kurması ve birbirini sevmesi yerine, bir kişinin diğerini yalnızlığa karşı bir kalkan olarak kullanması nedeniyle başarısızlığa uğramıştır. l'insoutenable legerete de l'etre (bkz: var olmanın dayanılamaz hafifliği) bir kere duyduktan sonra asla unutulmayacak bu kelime grubundaki tezat ilişki, ne denli tomas'ın başa çıkabildiği kadar güçlü olmasıyla hafifleyebilecek, dayanılmaz bir acı olduğuna atfedilmiş. ve bu acı, birleşmenin gücüyle hafifleyebilecek gibi dursa da tomas'ın yerleşik hayata geçip bir çiftlik evinde birkaç yıldır hayatının sürmesinin ardından bir gün bir puba karısı ve komşularıyla eğlenmeye gittikleri bir gece(gayette siradan bir günde) sabaha karşı dönerlerken kamyonun frenlerinin tutmaması da bir tesadüf değildi
sistematik bir biçimde ele almak niyetinde olmadığım, olamadığım korkularım bilinçaltımdan kaçıp kurtulduğunda aklımın onu denetimi altında tutmak için ne derece çaresiz kaldığının bir kanıtıydı bu yazı. yine de bir şey söylemek gerekirse özetle; ancak güçlü ve kendine saygısı olan insanın bu bilinç kaygısıyla baş edebildiğini ve kaygısı yüksek olan çok konuşan ve somatik belirtiler gösteren kimi anksiyete sahibi bu kişilerin -kendi hayatını yaşama sorumluluğunu almış olanların- çoluk çocuğa karışıp düz bir hayat yaşamayı öncelikli görüşleri haline getirmeyi tercih etmek yerine, belli bir tutarlılık içinde günü birlik ilişkiler yaşadığını ve karşı cinsle olan ilişkilerinin daha tutkulu ve şehvetli olduğunu gözlemledim.
Kaygısıyla baş edebildiği kadar saygı duyar insan kendine. ve kendine saygısı olan insan kaygısıyla baş edebilir.
bizler belirgin bir yapı arayan yaratıklarız ve altımızda hiçbir şeyin, hiçbir temelin bulunmadığını ima eden bir özgürlük kavramı bizi korkutur.
biz kimileri kadınlar ve erkekler -hem hiç de çaresiz ve yoksul olmayan, başarılı, sağlıklı, iyi giyimli, yürürken ışıltılar saçan insanlar- ta derinliklerinde çalkantılar yaşarlar.
-seni tekrar görmek istiyorum
-sevgini istiyorum- benimle gurur duyduğunu bilmek istiyorum-
-seni sevdiğimi ve sana bunu hiç söylemediğim için ne kadar pişman olduğumu bilmeni istiyorum-
-öyle yalnızım ki-
-sağlıklı olmak yeniden genç olmak istiyorum. sevilmek, sayılmak istiyorum.-
-yaşamımın bir anlamı olsun istiyorum- umursanmak, önemsenmek, anımsanmak istiyorum.-
Ne çok özlem ne çok istek ve ne çok acı, yüzeye ne kadar yakın, dürüst bir itirafla ortaya çıkacak birkaç dakikanın derinliğinde; yazgı acısı. varoluş acısı. hep orada olan, sürekli uğuldayan acı. ulaşılması böylesine kolay acı. pek çok şey -birkaç dakikalık derin düşünce, bir sanat yapıtı, bir vaaz, kişisel bir kriz, bir kayıp- bize en derindeki isteklerimizin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini anımsatır: genç kalmak, yaşlanmayı durdurmak, yitirdiğimiz insanların dönmesi, ebedi aşkı bulmak, anlam ve önem kazanmak, ölümsüzlüğe kavuşmak...
Yapılan meta analiz çalışmaları ve sistematik alt yapıya dayandırılabilirse her şeyin kesin bir şekilde ifade edilerek çözülebileceğine inanan freud'çu psikoanalizciler psikiyatrinin ana maddesinin çoğu kez iddia edildiği gibi bastırılmış içgüdüsel yönelişler ya da trajik bir kişisel geçmişin iyi gömülmemiş kırık dökük parçaları olduğuna inanır.
Fakat ben daima bir tür yaradılış sancısı olduğuna inanırım. varoluşun temeline doğru uzanan kökleri açığa çıkarmak için birine ne istediğini açık yüreklilikle sorduğumuzda anlatılan öykülerin her birinde aynı çığlık yankılanır: istiyorum! istiyorum!
ama yerine gelmeyen onca 'istek' onca ölüm ve acı ve hayal kırıklığı içinde insan bütün bunlarda kendisi sorumlu olacak şekilde dünyaya getirilmiştir. ve 'sorumluluk' yerine getirilip getirilmeyeceği kaygısını da beraberinde getirir. insanın kendinin farkında olduğu her an artan bu kaygıda, benlik bilincinin yol açtığı bu paradoksta tek çözüm kimileri için birleşmedir. birleşme bu bilinci bertaraf ederek kaygıyı kökünden söküp atar. aşık olan ve mutlu bir birleşme durumu yaşayan bir insan kendi benliğini düşünmez; çünkü sorgulayan yalnız ben (ve ona eşlik eden yalnızlık kaygısı) biz duygusu içinde eriyip gider. böylece insan kaygıdan kurtulur ama kendisini de yitirir.
çok dostluk ya da evlilik insanların birbirleriyle ilişki kurması ve birbirini sevmesi yerine, bir kişinin diğerini yalnızlığa karşı bir kalkan olarak kullanması nedeniyle başarısızlığa uğramıştır. l'insoutenable legerete de l'etre (bkz: var olmanın dayanılamaz hafifliği) bir kere duyduktan sonra asla unutulmayacak bu kelime grubundaki tezat ilişki, ne denli tomas'ın başa çıkabildiği kadar güçlü olmasıyla hafifleyebilecek, dayanılmaz bir acı olduğuna atfedilmiş. ve bu acı, birleşmenin gücüyle hafifleyebilecek gibi dursa da tomas'ın yerleşik hayata geçip bir çiftlik evinde birkaç yıldır hayatının sürmesinin ardından bir gün bir puba karısı ve komşularıyla eğlenmeye gittikleri bir gece(gayette siradan bir günde) sabaha karşı dönerlerken kamyonun frenlerinin tutmaması da bir tesadüf değildi
sistematik bir biçimde ele almak niyetinde olmadığım, olamadığım korkularım bilinçaltımdan kaçıp kurtulduğunda aklımın onu denetimi altında tutmak için ne derece çaresiz kaldığının bir kanıtıydı bu yazı. yine de bir şey söylemek gerekirse özetle; ancak güçlü ve kendine saygısı olan insanın bu bilinç kaygısıyla baş edebildiğini ve kaygısı yüksek olan çok konuşan ve somatik belirtiler gösteren kimi anksiyete sahibi bu kişilerin -kendi hayatını yaşama sorumluluğunu almış olanların- çoluk çocuğa karışıp düz bir hayat yaşamayı öncelikli görüşleri haline getirmeyi tercih etmek yerine, belli bir tutarlılık içinde günü birlik ilişkiler yaşadığını ve karşı cinsle olan ilişkilerinin daha tutkulu ve şehvetli olduğunu gözlemledim.
Kaygısıyla baş edebildiği kadar saygı duyar insan kendine. ve kendine saygısı olan insan kaygısıyla baş edebilir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar