bugün
- atatürk ün hataları9
- arda güler10
- yemene asker gönderilme meselesi7
- jaws filmindeki sikko balik16
- oktay saral'ın görevden alınması4
- yetkisi alınan yetkili8
- oktay saral9
- iltica20
- 26 ekim 2026 rizespor trabzonspor maçı5
- hintliler zenci midir4
- haftanın gammazlarında birinci olan user7
- köri kokulu esmer vatandaş2
- insan sevmemek5
- sözlüğün kralı9
- 3000 yıldır uyuyan mumyayı uyandırmak6
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı24
- ritmik cimnastik yarışması3
- gs fb derbisinde biletler 1 lira olsa olacaklar4
- gs fb derbisinde unutulmayan goller2
- galatasaray fenerbahçe derbisi3
- fon vurgunu50
- asansörde konuşmama kuralı4
- irana gelin gitmek4
- 26 ekim 2026 fb'nin cimbom'a döşeyeceği boru2
- sinek as'ın sözlüğe vedası23
- moralin çok bozuk olması6
- şirketlere çöküp niye para gelmiyor diye ağlamak2
- yunanistan'ın savunma bütçesini 5 kat artırması3
- anthropic'e elvis presley davası2
- sözlüğü kurtaracak tek yazar2
- evlenmek4
- yaşlıların folklifte portif demesi9
- gammaz çetesini çökerten yazar2
- yalnız yaşamak6
- sabah 05 00 06 00 arası sex2
- bu sözlükte ayak konuşmak yasak12
- fetöcü ünlüler3
- bir yazarı çok sevmek ama o hiç sevmemek11
- sabahları americano içmeyince gerilen adam2
- betray me7
- sabahın köründe arayıp uyuyor muydun diyen tip3
- uzaylılar tavuk döner yiyor mu4
- doğru don seçimi4
- chatgpt varken bir sevgiliye ihtiyaç duymak21
- rakı içen kadına hayran olan lavuk3
- aç uyumak10
- sevgi vs aşk9
- metamfetamin7
- uludağ sözlük bacıları geleneksel kongresi5
- forma7
Biten bir mumun son ışığı gibi gönül alevleri sonsuza uzanan garip serüvenler yaşadım dün gece..
Geceler ki benim hiç bir arenada boynuzlarından tutup yere çökertemediğim ateş soluklu boğalarımdır.
Ne garip serüvenler yaşadım önceki gece..
Elbet Saddam bu tür serüvenleri yaşamayacak kadar kötü, ilkel, lezzetsiz ve zekasız bir zavallı liderlik ahmağıydı.
Bir küçük slayt karesi içinde hayatımı da borçlu olduğum Bülent Ecevit, hiç bir zaman adını anmadığı babası kadar kendisini de sevdiğimi bilir mi?
* * *
Başbakan olduğu günlerde herkesin yanında kendisine "Sayın başbakan" demek yerine, Bülent diyeceğimden korkmuştu..
Tablo tersine dönse, onun bana "Çetin" demesinden korkacak kadar başarılı bir vodvil aktörü olmaya, acaba tenezzül eder miydim?
Bülent'le bir daha karşılaşacağımı hiç sanmıyorum. Ama kazara karşılaşırsam inansın ki kendisine "Sayın Ecevit" diyeceğim.
Yazıyla yaşamaya kalkıp da kıvıramayınca Meclis'ten geçinmeye yumulmuş her yeteneksiz dostuma bir sadaka iltifatı sunar gibi...
* * *
"Takalar geçiyor allı yeşilli..."
Marx'dan hiç bir şey anlamış olmadığı halde solculuğu da benimseme kolaycılığına "kekah"lanmış sevgili gençlik dostum... Ona bir anlamda hayatımı borçluyum ama, biliyorum ki entellüktüel numarası yapmak, gerçekten kalemiyle geçinmekten daha zordur. En sevmediğim bir sözcüğü kullanarak kendisini "takdir" ediyorum..
* * *
Şimdi Sayın Ecevit gibi kamuflajlı bir ratelik vodvilciliğine yazının ikinci bölümünü de ayıracak değilim...
Saddam tipi bir ahmağı tuttuğundan çağrışımlandı o ilk giriş..
Saddam yine bir yığın ekmeksiz Arap tortusunu öldürtecek oralarda.
Ben aslında benim cennet papağanlarını yazacaktım.
7 yaş çocuklarının nüanssız renkler cümbüşündeki resimlerine benzeyen cennet papağanlarımı..
Şimdi her biri fasulye tanesi büyüklüğündeki yumurtaları üstünde yatıyor dişi. Kuluçka oldu. Kocası da ona hem bekçilik ediyor, hem de ağzına yem veriyor.
Kazara yavru çıkarmayı başarırsa, nerden tanıyacak yavrularını biliyor musunuz? Yavruların açılan gagaları içinden... Şayet bir yavru ağzını açabilecek gücü gösteremiyorsa ona mama vermeyecek. Doğa eleyecek o güçsüz doğmuş yavruyu.
Saddam da yakında elenecek. Her güçsüz gibi megalomanyaklığa sığındığından ötürü, Enver Paşa örneği..
* * *
Fransa'nın istanbul Başkonsolosu M. Eric Lebedel, bana yeniden beyinsel bahçelerin bir iki sözcükle fotoğraflaşmış boyutlarını gösteriverdi.
Kendisine "geleceğiniz sizin başarı tahtınız olacak" demeye benzer bir şeyler geveledim.
O da bana dedi ki:
"istanbul'da bulunmak meslek hayatımın doruğu sayılabilir"
Zerafetinde içtenlik dahi vardı.
* * *
Fransa Büyükelçilerinden bir Eric Rouleau vardı. Le Monde'un eski Ortadoğu muhabiri.. Benim de, gençliğimizde özel yaşamlarımızı dahi paylaştığımız alabildiğine "senli benli" bir dostum..
Türkiye'ye Büyükelçi olunca bana haber gönderdi, herkesin yanında bana "Eric" demesin.
Bir tanesi hariç, hiç bir davetine gitmedim. Ve ortak bir dost evinde kendisinin yeteneksiz bir Eric, ondan da beteri beceriksiz bir diplomat olmaya çalıştığını söyledim. O da benim dengesiz ve sakıncalı bir divane olduğumu yazdı gizli arşivlerine..
Sayesinde Fransız diplomasisinin kremasıyla aramız açıldı.
* * *
Tahsin Yücel'e Fransa'nın beyinsel yaratıcılığı da ödüllendirmeye dönük "Legion d'honneur" nişanı verileceği toplantıya gittim önceki akşam..
ilk kez gördüğüm Büyükelçi Daniel Leguertier bir yazılmış konuşma yaptı. Dört dörtlüktü.
Ne bir sözcük azaltabileceğin, ne bir sözcük ekleyebileceğin bir konuşmaydı.
Aklıma yine Güney Amerika'daki "Monte Avila" kitabevinin Paris temsilcisi aristokrat ve Fransız dostumun bir Fransız tanımlaması geldi, "Hem Rablais, hem Descartes'tır"lar..
Tahsim Yücel'in yaptığı konuşma da torunlarımın torunlarının da beyinsel bir şehvet öpücüğüyle öpecekleri bir konuşmaydı.
Bilemezsiniz ne kadar kıvandım, her iki üst düzey ve içtenlikli konuşmadan..
* * *
Sonra da bizim dünyalara çok yabancı bir caz lokaline gittim.
Caz tanrısaldı.
Bizim hukuk dışı anayasayla ilgisi bulunmayan bir yücelikteydi.
Benim yazı dışında tümden anlamsız olan hayatımın Türk usulü faturası geldi. 50 milyon papeldi...
Tokyo'dan Los Angeles'e hayatımın en yüklü faturasını ödedim.
Eve dönerken pratik hayatı becerememe ahmaklıklarının ufuklarında, cennet papağanlarım kadar Tanrı doluydum.
çetin aLTAN
Geceler ki benim hiç bir arenada boynuzlarından tutup yere çökertemediğim ateş soluklu boğalarımdır.
Ne garip serüvenler yaşadım önceki gece..
Elbet Saddam bu tür serüvenleri yaşamayacak kadar kötü, ilkel, lezzetsiz ve zekasız bir zavallı liderlik ahmağıydı.
Bir küçük slayt karesi içinde hayatımı da borçlu olduğum Bülent Ecevit, hiç bir zaman adını anmadığı babası kadar kendisini de sevdiğimi bilir mi?
* * *
Başbakan olduğu günlerde herkesin yanında kendisine "Sayın başbakan" demek yerine, Bülent diyeceğimden korkmuştu..
Tablo tersine dönse, onun bana "Çetin" demesinden korkacak kadar başarılı bir vodvil aktörü olmaya, acaba tenezzül eder miydim?
Bülent'le bir daha karşılaşacağımı hiç sanmıyorum. Ama kazara karşılaşırsam inansın ki kendisine "Sayın Ecevit" diyeceğim.
Yazıyla yaşamaya kalkıp da kıvıramayınca Meclis'ten geçinmeye yumulmuş her yeteneksiz dostuma bir sadaka iltifatı sunar gibi...
* * *
"Takalar geçiyor allı yeşilli..."
Marx'dan hiç bir şey anlamış olmadığı halde solculuğu da benimseme kolaycılığına "kekah"lanmış sevgili gençlik dostum... Ona bir anlamda hayatımı borçluyum ama, biliyorum ki entellüktüel numarası yapmak, gerçekten kalemiyle geçinmekten daha zordur. En sevmediğim bir sözcüğü kullanarak kendisini "takdir" ediyorum..
* * *
Şimdi Sayın Ecevit gibi kamuflajlı bir ratelik vodvilciliğine yazının ikinci bölümünü de ayıracak değilim...
Saddam tipi bir ahmağı tuttuğundan çağrışımlandı o ilk giriş..
Saddam yine bir yığın ekmeksiz Arap tortusunu öldürtecek oralarda.
Ben aslında benim cennet papağanlarını yazacaktım.
7 yaş çocuklarının nüanssız renkler cümbüşündeki resimlerine benzeyen cennet papağanlarımı..
Şimdi her biri fasulye tanesi büyüklüğündeki yumurtaları üstünde yatıyor dişi. Kuluçka oldu. Kocası da ona hem bekçilik ediyor, hem de ağzına yem veriyor.
Kazara yavru çıkarmayı başarırsa, nerden tanıyacak yavrularını biliyor musunuz? Yavruların açılan gagaları içinden... Şayet bir yavru ağzını açabilecek gücü gösteremiyorsa ona mama vermeyecek. Doğa eleyecek o güçsüz doğmuş yavruyu.
Saddam da yakında elenecek. Her güçsüz gibi megalomanyaklığa sığındığından ötürü, Enver Paşa örneği..
* * *
Fransa'nın istanbul Başkonsolosu M. Eric Lebedel, bana yeniden beyinsel bahçelerin bir iki sözcükle fotoğraflaşmış boyutlarını gösteriverdi.
Kendisine "geleceğiniz sizin başarı tahtınız olacak" demeye benzer bir şeyler geveledim.
O da bana dedi ki:
"istanbul'da bulunmak meslek hayatımın doruğu sayılabilir"
Zerafetinde içtenlik dahi vardı.
* * *
Fransa Büyükelçilerinden bir Eric Rouleau vardı. Le Monde'un eski Ortadoğu muhabiri.. Benim de, gençliğimizde özel yaşamlarımızı dahi paylaştığımız alabildiğine "senli benli" bir dostum..
Türkiye'ye Büyükelçi olunca bana haber gönderdi, herkesin yanında bana "Eric" demesin.
Bir tanesi hariç, hiç bir davetine gitmedim. Ve ortak bir dost evinde kendisinin yeteneksiz bir Eric, ondan da beteri beceriksiz bir diplomat olmaya çalıştığını söyledim. O da benim dengesiz ve sakıncalı bir divane olduğumu yazdı gizli arşivlerine..
Sayesinde Fransız diplomasisinin kremasıyla aramız açıldı.
* * *
Tahsin Yücel'e Fransa'nın beyinsel yaratıcılığı da ödüllendirmeye dönük "Legion d'honneur" nişanı verileceği toplantıya gittim önceki akşam..
ilk kez gördüğüm Büyükelçi Daniel Leguertier bir yazılmış konuşma yaptı. Dört dörtlüktü.
Ne bir sözcük azaltabileceğin, ne bir sözcük ekleyebileceğin bir konuşmaydı.
Aklıma yine Güney Amerika'daki "Monte Avila" kitabevinin Paris temsilcisi aristokrat ve Fransız dostumun bir Fransız tanımlaması geldi, "Hem Rablais, hem Descartes'tır"lar..
Tahsim Yücel'in yaptığı konuşma da torunlarımın torunlarının da beyinsel bir şehvet öpücüğüyle öpecekleri bir konuşmaydı.
Bilemezsiniz ne kadar kıvandım, her iki üst düzey ve içtenlikli konuşmadan..
* * *
Sonra da bizim dünyalara çok yabancı bir caz lokaline gittim.
Caz tanrısaldı.
Bizim hukuk dışı anayasayla ilgisi bulunmayan bir yücelikteydi.
Benim yazı dışında tümden anlamsız olan hayatımın Türk usulü faturası geldi. 50 milyon papeldi...
Tokyo'dan Los Angeles'e hayatımın en yüklü faturasını ödedim.
Eve dönerken pratik hayatı becerememe ahmaklıklarının ufuklarında, cennet papağanlarım kadar Tanrı doluydum.
çetin aLTAN
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar