bugün
- müfredattan felsefe dersinin çıkarılması9
- durduk yere size kafayı takan yazarlar4
- gizli artı vermek5
- deniz göktaş'ın babasının thko mensubu olması5
- vajinayla ilgili 4 sayfa yazı yazan erkek3
- 7 temmuz 2026 isviçre kolombiya maçı4
- 7 temmuz 2026 arjantin mısır maçı4
- ömründe hiç büyük musibetle imtihan edilmemiş tip6
- diamond bosphorus11
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği27
- 1 milyon verseler sözlük hesabınızı satar mısınız6
- kadın siniri5
- deniz göktaş31
- yargıtay'ın pislik sözcüğünü hakaret saymaması3
- sözlükte seviye ve üslup yoksunu yazarlar7
- 6 temmuz 2026 meksika ingiltere maçı3
- bir demlik kahve içmek2
- ciddi ciddi aşure seven insan6
- araya adam sokup yazar banlatmak4
- sgk'nın gözlük camı için 130 tl karşılaması2
- penisden kot pantolunun belli olması5
- dine hakaretin ifade özgürlüğü olup olmadığı8
- haklı çıkmak3
- sözlüğün mal dolması3
- yaş ilerledikçe fark edilen şey5
- ioçk geldi buranın tadı kaçtı2
- radamel falcao garcia2
- 3 temmuz 2026 portekiz hırvatistan maçı12
- 7 temmuz 2026 abd belçika maçı3
- 4 temmuz 2026 kanada fas maçı4
- genç yuzırlarla gereksiz sohbet4
- 6 temmuz 2026 portekiz ispanya maçı3
- erkekler pipilerini birbirlerine gösteriyor mu14
- kalem koleksiyonu yapan erkek2
- aç yatıyorum8
- birader yazar başlıkları5
- cumhuriyetin halka sorulmadan getirilmesi27
- seyredilmiş en zevkli dünya kupası4
- tai lung29
- amor fati2
- kimsenin seni sen olduğun için sevmediği gerçeği4
- kız arkadaşın menemen yüzünden ayrılmak istemesi3
- cumartesi günü sözlükte takılan 600ü aşkın kişi2
- müzik dinlerken kitap okumak2
- öyle bi huzursuzluk ki sadece müzik dindirebiliyor3
- ekşi yazarlarının daha zeki olması3
- kağıt toplayan çocuklar4
- apışarası serinletme yöntemleri2
- ismet bin arabic el biraderkioski mehdiyeti2
- fransızların üstün ırk olması4
ayetlerinden kendisinin allah'ın kelamı olduğunu anlatan kitap:
"de ki, rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa, hattâ bir o kadar da eklense, denizler tükenir, rabbimin sözleri yine de tükenmez."(kehf[18];109)
"andolsun ki biz kur'ân'ı düşünülmesi için kolaylaştırdık. binaenaleyh bir düşünen yok mu?"(kamer[54];17)
"biz sana bu kur'ân'ı, kendilerine ne indirildiğini insanlara beyân edesin ve onlar da düşünsünler diye indirdik."(nahl[16];44)
"neden kur'ân'ı derinden derine anlamaya çalışmıyorlar, yoksa kalblerine kilit üstüne kilit mi vurulmuş?"(muhammed[47];24)
"bizim uğrumuzda çaba harcayanlara biz elbette yol gösterecek, onları bize gelen yollardan birine mutlaka ileteceğiz."(ankebut[29];69)
"görüyorsun ya allah, bulutlardan yağmur indirmektedir. sonra biz onunla çeşit çeşit meyvalar yetiştirdik. dağlardan da kimi beyaz, kimi kırmızı, türlü renklerde kapkara yollar peyda ettik. insanlardan, yerde yürüyen hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle çeşit çeşit renk renk cinsler yarattık. allah'ın kulları içinde kendisinden en çok korkanlar ancak ilim sahibi olanlardır."(fâtır[35];26-27)
Peki kur'an'ın Allah'ın kelamı olup olmadığını nasıl anlayabiliriz?
kur'an'ın anlaşılabilmesi için önyargısız bir şekilde okunup anlaşılabilmesi gerekmektedir.
bir kitabın doğru anlaşılabilmesi, o kitabın önyargılardan ve ön kabullerden uzak olarak okunması ile mümkündür. bu temel prensip, kur'ân-ı kerîm'in doğru anlaşılması için de geçerlidir. bundan dolayı allah'ın kitabı kur'ân'ın doğru olarak anlaşılabilmesi için önyargılardan uzak olarak okunması gerekir.
önyargı iki şekilde gerçekleşir:
birinci önyargı, kendi kafamızdaki bilgileri esas alıp onları kitaba yüklemek suretiyle aslolandan uzaklaşmak, böylece kitabın ifade ettiğini anlamayı önlemek şeklinde gerçekleşir. yani kitapta başka şey kastedilmiş olur, ama biz ondan başka bir şey anlarız; veya anlamak isteriz. oysa, kitaptan doğru bir şekilde yararlanabilmek için onun ne demek istediğini doğru anlamak gerekir. kitaptaki bilgileri anlamak, onları kabul etmek anlamına gelmez. yani siz kitabın manasını tahrif ederek başka şey anlayacağınıza, kitabın manalarını doğru anlayıp size uygun olanı kabul eder, uygun olmayanı reddedersiniz. bilmenin zararı yoktur.
bilmek, doğrulardan yararlanma ve yanlışlardan korunma, yararlı olanları alma, zararlı olanları atma imkanını verir. bundan dolayıdır ki bir kitabı okumaya başladığımız zaman, doğru veya yanlış ayırımı yapmadan önce, o kitapta neyin ifade edildiğini anlamaya çalışmak temel esas olmalıdır.
ikinci önyargı, daha baştan kitapta mevcut olan hükümleri doğru veya yanlış kabul etmek şeklinde gerçekleşir. önce kitabın ne dediğini anlamak, daha sonra da anlatılanları muhakeme ederek ifade edilenlerin doğru veya yanlış olduklarına ondan sonra karar vermek gerekir. daha baştan hiç bir araştırma yapmadan o kitapta olanların doğru olduğunu kabul etmek veya yanlış olduğuna inanıp reddetmek, o kitabı anlamaya ve ne dediklerini kavramaya engeldir. bu tutum ve anlayış, kitabın yanlış anlaşılmasına sebebiyet verdiği gibi; aynı zamanda ondan gereği gibi yararlanmanın ortadan kalkmasına da sebebiyet verir.
kur'ân-ı kerîm de bu temel prensibe uygun olarak böyle bir anlayışla okunmalıdır.
bu prensip sebebiyledir ki kur'ân daha ikinci surenin başında: "bu kitap muttakilere hidayettir" (bakara[2];2) diyor. "muttaki", kendisini koruyan, yani doğruyu doğru, yanlışı yanlış kabul eden kimse demektir. diğer bir ifadeyle, hakka, gerçeğe, doğruya teslim olan kimse demektir. yani, kendi kafasındaki putları peşin olarak hak kabul edip o putlara uyanları doğru, putlara uymayanları yanlış kabul eden kimse değildir. araştırma yaptıktan sonra hak nasıl tecelli edecekse, hak nasıl ortaya çıkacaksa, onu olduğu gibi kabul edip ona baştan inanıp ona göre yola koyulan kimse bu kitaptan yararlanır. bu kitap, ancak böylesine geniş ufuklu bakış sahibi olanlara yol gösterir ve kılavuzluk yapar.
"de ki, rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa, hattâ bir o kadar da eklense, denizler tükenir, rabbimin sözleri yine de tükenmez."(kehf[18];109)
"andolsun ki biz kur'ân'ı düşünülmesi için kolaylaştırdık. binaenaleyh bir düşünen yok mu?"(kamer[54];17)
"biz sana bu kur'ân'ı, kendilerine ne indirildiğini insanlara beyân edesin ve onlar da düşünsünler diye indirdik."(nahl[16];44)
"neden kur'ân'ı derinden derine anlamaya çalışmıyorlar, yoksa kalblerine kilit üstüne kilit mi vurulmuş?"(muhammed[47];24)
"bizim uğrumuzda çaba harcayanlara biz elbette yol gösterecek, onları bize gelen yollardan birine mutlaka ileteceğiz."(ankebut[29];69)
"görüyorsun ya allah, bulutlardan yağmur indirmektedir. sonra biz onunla çeşit çeşit meyvalar yetiştirdik. dağlardan da kimi beyaz, kimi kırmızı, türlü renklerde kapkara yollar peyda ettik. insanlardan, yerde yürüyen hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle çeşit çeşit renk renk cinsler yarattık. allah'ın kulları içinde kendisinden en çok korkanlar ancak ilim sahibi olanlardır."(fâtır[35];26-27)
Peki kur'an'ın Allah'ın kelamı olup olmadığını nasıl anlayabiliriz?
kur'an'ın anlaşılabilmesi için önyargısız bir şekilde okunup anlaşılabilmesi gerekmektedir.
bir kitabın doğru anlaşılabilmesi, o kitabın önyargılardan ve ön kabullerden uzak olarak okunması ile mümkündür. bu temel prensip, kur'ân-ı kerîm'in doğru anlaşılması için de geçerlidir. bundan dolayı allah'ın kitabı kur'ân'ın doğru olarak anlaşılabilmesi için önyargılardan uzak olarak okunması gerekir.
önyargı iki şekilde gerçekleşir:
birinci önyargı, kendi kafamızdaki bilgileri esas alıp onları kitaba yüklemek suretiyle aslolandan uzaklaşmak, böylece kitabın ifade ettiğini anlamayı önlemek şeklinde gerçekleşir. yani kitapta başka şey kastedilmiş olur, ama biz ondan başka bir şey anlarız; veya anlamak isteriz. oysa, kitaptan doğru bir şekilde yararlanabilmek için onun ne demek istediğini doğru anlamak gerekir. kitaptaki bilgileri anlamak, onları kabul etmek anlamına gelmez. yani siz kitabın manasını tahrif ederek başka şey anlayacağınıza, kitabın manalarını doğru anlayıp size uygun olanı kabul eder, uygun olmayanı reddedersiniz. bilmenin zararı yoktur.
bilmek, doğrulardan yararlanma ve yanlışlardan korunma, yararlı olanları alma, zararlı olanları atma imkanını verir. bundan dolayıdır ki bir kitabı okumaya başladığımız zaman, doğru veya yanlış ayırımı yapmadan önce, o kitapta neyin ifade edildiğini anlamaya çalışmak temel esas olmalıdır.
ikinci önyargı, daha baştan kitapta mevcut olan hükümleri doğru veya yanlış kabul etmek şeklinde gerçekleşir. önce kitabın ne dediğini anlamak, daha sonra da anlatılanları muhakeme ederek ifade edilenlerin doğru veya yanlış olduklarına ondan sonra karar vermek gerekir. daha baştan hiç bir araştırma yapmadan o kitapta olanların doğru olduğunu kabul etmek veya yanlış olduğuna inanıp reddetmek, o kitabı anlamaya ve ne dediklerini kavramaya engeldir. bu tutum ve anlayış, kitabın yanlış anlaşılmasına sebebiyet verdiği gibi; aynı zamanda ondan gereği gibi yararlanmanın ortadan kalkmasına da sebebiyet verir.
kur'ân-ı kerîm de bu temel prensibe uygun olarak böyle bir anlayışla okunmalıdır.
bu prensip sebebiyledir ki kur'ân daha ikinci surenin başında: "bu kitap muttakilere hidayettir" (bakara[2];2) diyor. "muttaki", kendisini koruyan, yani doğruyu doğru, yanlışı yanlış kabul eden kimse demektir. diğer bir ifadeyle, hakka, gerçeğe, doğruya teslim olan kimse demektir. yani, kendi kafasındaki putları peşin olarak hak kabul edip o putlara uyanları doğru, putlara uymayanları yanlış kabul eden kimse değildir. araştırma yaptıktan sonra hak nasıl tecelli edecekse, hak nasıl ortaya çıkacaksa, onu olduğu gibi kabul edip ona baştan inanıp ona göre yola koyulan kimse bu kitaptan yararlanır. bu kitap, ancak böylesine geniş ufuklu bakış sahibi olanlara yol gösterir ve kılavuzluk yapar.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar