ben bu yazıyı sana yazdım

hani olur ya, insanın söylemek istedikleri bir türlü çıkmaz içinden, söyleyemez, haykırmak isyan etmek ister ama yapamaz. elimiz kolumuz bağlı sonu bekliyoruz. bunu sana hissettirmeden umut varmışçasına yaşıyoruz her geçen lanet günü. hoş yanında olmama da müsaade etmiyorlar, çok etkileniyormuşum, laf işte. etkilenmemek mümkün mü ki. her zamanki gibi çok biliyor senin bu kardeşlerin. evet uzaktayım şu an ama etkisi azalmış değil. daha rahat iniyor gözyaşlarım üstelik, birisi görecek endişesi olmadan. bu ara pek evden çıkamıyorum, gelmiyor içimden. hayır tamamen seninle ilgili değil bunalımım, sakın üzerine alınıp üzülme. biliyorum bizim hiçbir şekilde kısıtlanmamızı üzülmemizi istemezsin, mutlu görmek istersin kendi çocukların gibi beni de. benimki daha çok kendi saçma sapan kuruntularımın getirdiği bunalım, bu senin kesinleşen haberini almadan önce vardı. ertelemek zorunda kalmıştım hüznümü, kısa tatile çıktım belki arınırım diye ama olmadı, senin haberin geldi üstüne. birikti anlayacağın. tatil diyordum...unutmadan budapeşte gerçekten güzel ama viyana'yı daha çok severdin eminim benim gibi. her yer ağaç, tam bizlik be amca, uçsuz bucaksız tarlalar...doldururuz şarabımızı testiye, eker biçeriz. gitmek istiyordun ya gitme umudumuz olsaydı keşke. ne geçiyor biliyor musun içimden, kendim için otuz fazla demişimdir hep, beş yıl bende kalsın gerisi senin olsun, olmaz mı? hediye ediyorum kendi hakkımdan, kim karışacak? hem ben gitsem daha az kişi mutsuz olacak, insanlığı da düşünüyorum bir yandan. benim bir ay daha dayanabilecek gücüm kalmadı. mucize diye bir şeyin varlığına inanmadım bugüne kadar ama inanırsam olacaksa, iyi olacaksan eskisi gibi...inanırım senin için.
bilmeni istediğim son bir şey var: insan akrabalarını seçme lüksüne sahip değildir ya, eminim ki böyle bir şansımız olsaydı biz yine seni seçerdik, yine sen bizim büyüğümüz koruyanımız sevenimiz olurdun. gitme.
© copyright 2005 - 2026