bugün
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı65
- kiraz cicegi kolonyasi21
- okan buruk'un hakeme ana avrat küfür etmesi8
- futbolla zerre ilgilenmeyen erkek15
- okan buruk8
- çok eşliliğin iğrenç bir şey olması8
- galatasaray'ın ülke puanının anasını bellemesi7
- bir yazara küfredilen entryyi artılayan yazarlar8
- galatahahahahahaha7
- galatasaray'a lizbon da skandal kararlar4
- hala açılacak başlık bulunması5
- 10 eylül 2026 fenerbahçe roma maçı14
- silvermist'in mutfağına konuk olmak13
- tacettin libosoglu3
- uğurcan çakır4
- 0 0 710
- dm yazarlığı8
- ne kadar paranız var10
- mansur yavaş'ın akp'ye geçmesi10
- arkadaşlar ben gudubet miyim3
- bütün entryleri futboldan ibaret yazar2
- sinek yanımda hiç hareket etmeden duruyor2
- getirin ordan türk hakemleri gesem şov yapcak2
- dereden altın bulmak5
- bakarız diyen erkek18
- galatasaray'ın aslında osimhensaray olması3
- kendinle alakalı ilginç bir bilgi ver6
- clemence baptista2
- gta 78
- cübbeli ahmet hoca9
- fransız devrimi3
- avrupa fatihahahahaha3
- arkadaşlar lütfen uyur musunuz3
- sırlar denizi5
- timurrlenk2
- insanoğlu çalışmak ile lanetlenmiştir10
- çin tayvan gerilimi türkiye'yi etkilemez4
- yaratılış kıssası3
- ayşe tokyaz cinayetinde cemil koç'a müebbet3
- kronik omurga yetmezliği3
- çine neden bir şey olmuyor4
- zalazar'ın cincona döşediği uzun menzilli boru2
- iphone duo4
- true ve s'i l v'e r m'i s t birlikteliği4
- iyi geceler6
- deplasmanda atılan golün bir ağırlığının olmaması3
- anın görüntüsü27
- semicenk şarkıları4
- ruhi çenet9
- iş görüşmesine çağrılınca telefonda maaş soran tip12
şakası yapılır, karikatürü çizilir falan anlarım da o şakalar üzerinden ciddi ciddi tespitler çıkardığını sananları hakikaten anlamıyorum.
komünist değilim, tek yol devrim zırvalarına da inanmıyorum. ama komünizmin kapitalizm üzerine çok ciddi eleştirileri var ve geçtiğimiz asırda bu eleştirilerin bir kısmının haklılığı da görülmüş olacak ki bir takım düzenlemelere gidilmiş. daha hala burada "işçi ekmeğinin derdinde olm, sizin gibi boş beleş işlerle uğraşmıyo ki" diye öten bebeleri sosyal bilimlerin anlam ve önemini anlamak üzere bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum! şaka amk, açın biraz kitap okuyun lan. hayat össdeki türev integral sorularından, dolar kurunun kaça çıktığından, iddaada kimlerin kazandırdığından ve kate upton'un memelerinden ibaret değil.
otomobil fabrikasında çalışan işçileri düşünün. o işçiler bir günde söz gelimi yüz tane otomobil monte ediyorlar. fabrikada bin tane işçi olsun. bu adamlar on günde ürettikleri otomobillerle her biri kendi otomobiline sahip olabilir. ama olmuyor işte. o adamlar kırk yıl çalışsalar, o otomobili satın alabilecek kadar para biriktiremiyorlardı. işte buna emek sömürüsü denir. kendin ürettiğin şeyi, tüketemiyorsun. evde babanızın aldığı ekmeğin içine annenizin yaptığı rus salatasını doldurunca bile "kimseye vermem, benim sandviçim bu" diyen bebelersiniz. anlamanız lazım bunun nasıl bir his olduğunu.
5 yıldızlı otelde temizlikçilik yapan insanı düşünün bir de. jakuziler, pahalı mobilyalar, muhteşem bir manzara... ama sen bir ömrünü tüketsen, orada bir iki ay konaklayacak kadar para biriktiremiyorsun.
orada çalışan insan, bunu fark edemeyebilir. gramsci de zaten bunu açıklamaya çalışır eserlerinde. (bkz: Antonio Gramsci) ona göre, burjuva sınıfı kendisini ve gücünü meşru kılmak için sınıfsal ayrımı adeta görünmez hale getiren farklı yapılar ve kanallar üretir. mesela dini cemaatleri kullanır, onlara bağışlar yapar. böylece "din kardeşi" vasfı yüklenir. dikkat edin mafyasından, iş adamına, bankerinden, petrol zenginine pek çok zengin insan dini topluluklara, kiliselere, camilere, hayır kurumlarına vs yüklü miktarlarda bağışlar yaparlar. üstelik bunu sırf bilinçli olarak da yapmazlar. belki hakikaten hayır sever oldukları için yaparlar, belki gerçekten de dindar oldukları için yaparlar. ama bu yine de şu gerçeği değiştirmez, burjuva sınıfı bu şekilde sömürü düzenini daha kolayca meşrulaştırır ve onun toplum üzerindeki yıkıcı etkilerini daha kolay gizler.
bunun neticesinde de işte o işçi, tüm bu yaşanan süreci göremeyebilir. neticede devlet okullarında eğitim almıştır. devlet ona hakim ideolojiyi öğretmiştir hep. belki kendi bulunduğu konumu da "yeteneksizliğine" zamanında karşısına çıkan "şans"ları tepmesine bağlıyor olabilir. peki, bu beni o adam hakkında kafa yormaktan, işçi sınıfının ve sadece işçi de değil, yoksulun, emeği sömürülenlerin (mesela ev hanımları) hakkında kafa yormaktan alıkoyabilir mi?
komünizm ister ütopya olsun, ister distopya; ister romantik bir hayal olsun, ister bambaşka sefil fikirleri arkasında saklayan sahte bir görünüş, en temelinde işte bu sınıfsal ayrışmaları inceler. haklı bulabilirsiniz, ya da bulmazsınız. ama "hakkını savunduğunuzu iddia ettiğiniz işçiler bile size bön bön bakıyor" diyerek komünizm eleştirisi yapmış olmazsınız. sadece konu hakkında hiç bir sik bilmediği halde konuşmaktan çekinmeyen, bayağı bayağı da bir ideolojiyi çökertebileceğini falan sanan bir hödük olduğunuzu gözler önüne sermiş olursunuz.
yoksa şakalar komiklikler falan bunlarda sıkıntı yok, hep birlikte gülüyoruz yani.
komünist değilim, tek yol devrim zırvalarına da inanmıyorum. ama komünizmin kapitalizm üzerine çok ciddi eleştirileri var ve geçtiğimiz asırda bu eleştirilerin bir kısmının haklılığı da görülmüş olacak ki bir takım düzenlemelere gidilmiş. daha hala burada "işçi ekmeğinin derdinde olm, sizin gibi boş beleş işlerle uğraşmıyo ki" diye öten bebeleri sosyal bilimlerin anlam ve önemini anlamak üzere bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum! şaka amk, açın biraz kitap okuyun lan. hayat össdeki türev integral sorularından, dolar kurunun kaça çıktığından, iddaada kimlerin kazandırdığından ve kate upton'un memelerinden ibaret değil.
otomobil fabrikasında çalışan işçileri düşünün. o işçiler bir günde söz gelimi yüz tane otomobil monte ediyorlar. fabrikada bin tane işçi olsun. bu adamlar on günde ürettikleri otomobillerle her biri kendi otomobiline sahip olabilir. ama olmuyor işte. o adamlar kırk yıl çalışsalar, o otomobili satın alabilecek kadar para biriktiremiyorlardı. işte buna emek sömürüsü denir. kendin ürettiğin şeyi, tüketemiyorsun. evde babanızın aldığı ekmeğin içine annenizin yaptığı rus salatasını doldurunca bile "kimseye vermem, benim sandviçim bu" diyen bebelersiniz. anlamanız lazım bunun nasıl bir his olduğunu.
5 yıldızlı otelde temizlikçilik yapan insanı düşünün bir de. jakuziler, pahalı mobilyalar, muhteşem bir manzara... ama sen bir ömrünü tüketsen, orada bir iki ay konaklayacak kadar para biriktiremiyorsun.
orada çalışan insan, bunu fark edemeyebilir. gramsci de zaten bunu açıklamaya çalışır eserlerinde. (bkz: Antonio Gramsci) ona göre, burjuva sınıfı kendisini ve gücünü meşru kılmak için sınıfsal ayrımı adeta görünmez hale getiren farklı yapılar ve kanallar üretir. mesela dini cemaatleri kullanır, onlara bağışlar yapar. böylece "din kardeşi" vasfı yüklenir. dikkat edin mafyasından, iş adamına, bankerinden, petrol zenginine pek çok zengin insan dini topluluklara, kiliselere, camilere, hayır kurumlarına vs yüklü miktarlarda bağışlar yaparlar. üstelik bunu sırf bilinçli olarak da yapmazlar. belki hakikaten hayır sever oldukları için yaparlar, belki gerçekten de dindar oldukları için yaparlar. ama bu yine de şu gerçeği değiştirmez, burjuva sınıfı bu şekilde sömürü düzenini daha kolayca meşrulaştırır ve onun toplum üzerindeki yıkıcı etkilerini daha kolay gizler.
bunun neticesinde de işte o işçi, tüm bu yaşanan süreci göremeyebilir. neticede devlet okullarında eğitim almıştır. devlet ona hakim ideolojiyi öğretmiştir hep. belki kendi bulunduğu konumu da "yeteneksizliğine" zamanında karşısına çıkan "şans"ları tepmesine bağlıyor olabilir. peki, bu beni o adam hakkında kafa yormaktan, işçi sınıfının ve sadece işçi de değil, yoksulun, emeği sömürülenlerin (mesela ev hanımları) hakkında kafa yormaktan alıkoyabilir mi?
komünizm ister ütopya olsun, ister distopya; ister romantik bir hayal olsun, ister bambaşka sefil fikirleri arkasında saklayan sahte bir görünüş, en temelinde işte bu sınıfsal ayrışmaları inceler. haklı bulabilirsiniz, ya da bulmazsınız. ama "hakkını savunduğunuzu iddia ettiğiniz işçiler bile size bön bön bakıyor" diyerek komünizm eleştirisi yapmış olmazsınız. sadece konu hakkında hiç bir sik bilmediği halde konuşmaktan çekinmeyen, bayağı bayağı da bir ideolojiyi çökertebileceğini falan sanan bir hödük olduğunuzu gözler önüne sermiş olursunuz.
yoksa şakalar komiklikler falan bunlarda sıkıntı yok, hep birlikte gülüyoruz yani.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar