bugün
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir11
- tanımadığı kadına tokat atan adam19
- aleksey batrakov24
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı25
- queen ravennanın aşırı güzel olması15
- nükleer bomba7
- kırıkkaleli olmak istemek8
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- iskilipli atıf hoca20
- sözlük kürdü55
- yagmurcu çık açıkla10
- 394
- almanyada doğanlar alman vatandaşı mı6
- kablosuz mouse13
- canın edirne ciğeri tavası çekmesi5
- emre belözoğlu6
- arap götü9
- onca puan alıp memur olunca 12 saat çalışmak3
- dedenize sahip çıkar mısınız6
- eski uzun kış gecelerinde anlatılan yaratıklar4
- damla sakızlı muhallebi4
- ismail kartal16
- durkheimın intihar teorisi7
- favlayan yazarın asıl amacı12
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- ilkokulda dayak yemiş efsanevi nesil15
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- hayırlı ramazanlar uludağ sözlük3
- sözlük dedeleri6
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- millette manyak para var21
- kale3112 tarzı entry girmek8
- değişik meslekler4
- sözlükteki galatasaraylı yazarlar4
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler31
- yazarların akşama dair planları7
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- öylesine bir şeyler yaz5
- atatürk düşmanı5
- anın görüntüsü32
- doların 50 tl olması7
- mazot 3 euro olabilirmiş4
- şemsiye taşıyan erkekte gizli eşcinsellik vardır6
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması8
- robert de niro denince akla gelen ilk film8
- okan buruk4
- al pacino denince akla gelen ilk film3
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi8
- cevheri güven4
699 yılında Kufe ;de doğup, 767'de Bağdat'ta öldürüldü. Müslümanlar tarafından ehl-i sünnet itikadının lideri kabul edilir. Hanefi Mezhebinin kurucusudur. Müslüman inancında olanların %45-50'i Hanefi mezhebindedir.
Babasının adı, Sabit'tir. iran'ın ileri gelenlerinden bir zatın soyundan olup, Faris oğullarındandır. Dedesi Zuta'nın, islam dinini kabul ettiği, babası Sabit'in, Halife Ali ile görüştüğü, kendisi, evladı ve zürriyeti için duasını aldığı rivayet edilir.
Küçük yaşta Kuran-ı kerimi ezberlemiş ve Arapçanın o zaman tasnif edilmekte olan sarf, nahv, şiir ve edebiyatını öğrenmiştir. Gençliğinin ilk yıllarında Eshab-ı kiramdan Enes bin Malik i, Abdullah bin Ebi Evfa yı, Vasile bin Eska ı, Sehl bin Saide yi ve hicri 102 de en son Mekke de vefat eden Ebu t-Tufeyl Amir bin Vasile yi görmüştür. Bunlardan hadis dinlemiştir.
imam-ı Şabi nin tavsiyesiyle ilme sarılıp, ders halkalarına devam etmeye başlamıştır. imam-ı azam önce kelam ilmini, iman ve itikadı ve münazara bilgilerini Şabi den öğrenmiştir. Daha sonra Hammad bin Ebi Süleyman ın ders halkasına katılarak fıkıh ilmine başlamıştır. Hammad ın derslerine yirmi sekiz yıl devam etmiştir.
Hocası Hammad ın dersine devam ettiği sırada sık sık Hicaz a gidip Mekke ve Medine de çoğu Tabiinden olan âlimler ile görüşür, onlardan hadis rivayeti dinler ve fıkıh müzakereleri yapardı. Ehl-i beytten Zeyd bin Ali den, Muhammed Bakır dan ilim öğrendi.
Tasavvuf bilgilerini Muhammed Bakır, ondan sonra da Silsile-i aliyyeden olan Cafer-i Sadık'dan öğrendi. Eshab-ı kiramdan ibni Abbas ın ilmini, Mekke fakihi Ata bin Ebi Rebah tan ve ikrime den, Halife Ömer ve onun oğlu Abdullah tan nakledilen ilimleri Abdullah bin Ömer in azatlısı Nafi den öğrendi. Böylece, Eshab-ı kiramdan ibni Mesud ve Ali den nakledilen ilimleri de buluşup görüştüğü Tabiinden öğrendi.
imam-ı Azam, islam dinine yaptığı hizmetleriyle islamiyet i iman, amel ve ahlak esasları olarak bir bütün halinde insanlara yeniden duyurmuş, şüphesi ve bozuk bir düşüncesi olanlara cevaplar vermiş, önce itikadda birlik ve beraberliği sağlamış; ibadetlerde, günlük işlerde islam fıkhının esaslarını ve şeklini tespit etmiştir. Böylece, ikinci hicri asrın müceddidi (dinin yeniden yayıcısı) unvanını almıştır.
imam-ı Azam, fıkhı; Leh ve aleyhte olanı bilmek, tanımak diye tarif etmiştir. Bu tarife göre fıkhı tespit etmek için, Edille-i şeriyyeye başvururdu. Bunlar Kitap, yani Kuran-ı kerim, Sünnet (Peygamberin sözleri, fiilleri ve takrirleri), icma-ı Ümmet (Eshab-ı kiramın bir mesele hakkındaki sözbirliği) ve Kıyas-ı Fukaha (hükmü verilmiş meselelere benzeterek bir başka meseleyi hükme bağlamaktır.
imam-ı Azam herhangi bir fıkıh mevzuunun işlenmesi veya fetvasının takrir edilmesi, yahut da cevabı bulunmak üzere mevzu (konu) edildiğinde, sırasıyla bu dört kaynağa baş vururdu. Önce Kuran-ı kerime bakar, hükmü aranan meselenin işaret yoluyla, iktiza yoluyla, ibare yoluyla veya delalet yoluyla cevabı varsa meseleyi ona göre çözerdi. Meselenin halli için Kuran-ı kerimde delil bulunmazsa Sünnete, burada da bulamazsa icma-ı Ümmete bakardı. Bu kaynaklarda bulursa meseleyi çözerdi, hükmünü bildirirdi. Şayet sırasıyla bu üç kaynakta bulamazsa, o zaman Kıyasa başvurur ve meseleyi çözerdi.
işte imam-ı A'zam Ebu Hanife; en mükemmel usullerle yaptığı uzun çalışmaları ve ictihadı neticesinde çözdüğü ve tedvin ettiği fıkıh (hukuk) bilgileri ile Müslümanların ibadetlerinde ve diğer işlerinde islamiyet'e doğru bir şekilde uymak için takip edecekleri bir yolu gösterdi ve bu yola Hanefi Mezhebi denildi.
Talebelerine verdiği dersleri ise mükemmel bir usul ile yürütürdü. Bir taraftan fıkhın eski hadiselere ait bilinen hükümleri takrir edilir (anlatılır) ve müzakere yapılır, diğer taraftan yeni hadiselere ait hükümler bulunurdu. Geçmiş ve yaşanmakta olan hadiselerin hükümleri takrir edilirken, bunlara benzeyen veya aynı cinsten olup da gelecekte vuku bulabilecek hadiselere ait hükümler de araştırılıp bulunurdu. Dolayısıyla imam-ı Azam'ın derslerinde geçmiş ve yaşanmakta olan halin meselelerinden başka, geleceğe ait meselelere geçilmiş ve fıkhın külli (genel) kaideleri tespit edilmiştir.
imam-ı Azam, ömrü boyunca, insanları, imandan ayırmaya çalışan ve kendilerine Dehriyyun denilen fırkalarla mücadele etmiştir. Bunların başında ibni Sebeciler, Hariciler ve Mürcie, Mutezile, Cebriyye gibi fırkalar gelmekteydi.
imam-ı Azam, fıkıh ilmini ilk defa kollara ayırıp her branşın bilgilerini ayrı ayrı toplamış, usuller koymuş, Feraiz ve Şurut kitaplarını yazmıştır. Ayrıca Eshab-ı kiramın, Peygamber'den naklen bildirdiği iman, itikad bilgilerini de toplayıp yüzlerce talebesine bildirdi.
ilmi Kelam, yani iman bilgileri mütehassısları yetiştirdi. Başta gelen talebeleri; imam-ı Ebu Yusuf ismiyle meşhur Yakub bin ibrahim, Muhammed Şeybani, Züfer bin Hüzeyl, Hasan bin Ziyad, oğlu Hammad, Davud-i Tai, Esad bin Amr, Afiyat bin Yezid el-Advi, Kasım bin Maan, Ali bin Müshir, Hibban bin Ali gibi âlimlerdir.
imam-ı Azam ın derslerinde çözülen fiili ve nazari fıkhi meselelerin sayısı altıyüzbini aştığı rivayet edilir. imam-ı Matüridi ondan gelen kelam bilgilerini kitaplara yazmıştır. Yetiştirdiği talebelerin sayısı dört bine ulaşmış olup, bunlardan yedi yüz otuzu ilimde iyice yükselmiş, içlerinden kırk kadarı ictihad derecesine çıkmıştır. Bazı müellifler onun derslerinde yetişen talebelerinin isim ve künyelerini, mensup oldukları şehirlerini tespit edip, yazmışlardır. imam-ı Azam ticaretle de uğraşırdı.
Vefatı [değiştir]imam-ı A'zam bütün zorlamalara rağmen hükümet ve siyaset işlerine karışmamıştır. ikinci Abbasi halifesi Ebu Cafer Mensur bu yüzden imam-ı A'zamı hapsettirip işkence yaptırmış ve zehirleterek öldürtmüştür.
Vefatından sonra çok kimseler onu rüyasında gördüklerini söylemişler ve kabrini ziyaret ederek, onun şânının yüceliğini dile getiren rivayetler anlatmışlardır. Yüz elli senesinde dünyanın ziyneti gider hadis-i şerifinin, imam-ı Azam için olduğunu islam âlimleri bildirmiştir. Çünkü o tarihte imam-ı Azam gibi bir büyük vefat etmişti. Mezhebi, islam âleminin büyük bir kısmına yayıldı. Selçuklu Sultanı Melikşah ın vezirlerinden Ebu Sad-i Harezmi imam-ı Azamın kabri üzerine mükemmel bir türbe ve çevresinde bir medrese yaptırdı. Daha sonra Osmanlı padişahları bu türbeyi defalarca tamir ettirmiştir.
Babasının adı, Sabit'tir. iran'ın ileri gelenlerinden bir zatın soyundan olup, Faris oğullarındandır. Dedesi Zuta'nın, islam dinini kabul ettiği, babası Sabit'in, Halife Ali ile görüştüğü, kendisi, evladı ve zürriyeti için duasını aldığı rivayet edilir.
Küçük yaşta Kuran-ı kerimi ezberlemiş ve Arapçanın o zaman tasnif edilmekte olan sarf, nahv, şiir ve edebiyatını öğrenmiştir. Gençliğinin ilk yıllarında Eshab-ı kiramdan Enes bin Malik i, Abdullah bin Ebi Evfa yı, Vasile bin Eska ı, Sehl bin Saide yi ve hicri 102 de en son Mekke de vefat eden Ebu t-Tufeyl Amir bin Vasile yi görmüştür. Bunlardan hadis dinlemiştir.
imam-ı Şabi nin tavsiyesiyle ilme sarılıp, ders halkalarına devam etmeye başlamıştır. imam-ı azam önce kelam ilmini, iman ve itikadı ve münazara bilgilerini Şabi den öğrenmiştir. Daha sonra Hammad bin Ebi Süleyman ın ders halkasına katılarak fıkıh ilmine başlamıştır. Hammad ın derslerine yirmi sekiz yıl devam etmiştir.
Hocası Hammad ın dersine devam ettiği sırada sık sık Hicaz a gidip Mekke ve Medine de çoğu Tabiinden olan âlimler ile görüşür, onlardan hadis rivayeti dinler ve fıkıh müzakereleri yapardı. Ehl-i beytten Zeyd bin Ali den, Muhammed Bakır dan ilim öğrendi.
Tasavvuf bilgilerini Muhammed Bakır, ondan sonra da Silsile-i aliyyeden olan Cafer-i Sadık'dan öğrendi. Eshab-ı kiramdan ibni Abbas ın ilmini, Mekke fakihi Ata bin Ebi Rebah tan ve ikrime den, Halife Ömer ve onun oğlu Abdullah tan nakledilen ilimleri Abdullah bin Ömer in azatlısı Nafi den öğrendi. Böylece, Eshab-ı kiramdan ibni Mesud ve Ali den nakledilen ilimleri de buluşup görüştüğü Tabiinden öğrendi.
imam-ı Azam, islam dinine yaptığı hizmetleriyle islamiyet i iman, amel ve ahlak esasları olarak bir bütün halinde insanlara yeniden duyurmuş, şüphesi ve bozuk bir düşüncesi olanlara cevaplar vermiş, önce itikadda birlik ve beraberliği sağlamış; ibadetlerde, günlük işlerde islam fıkhının esaslarını ve şeklini tespit etmiştir. Böylece, ikinci hicri asrın müceddidi (dinin yeniden yayıcısı) unvanını almıştır.
imam-ı Azam, fıkhı; Leh ve aleyhte olanı bilmek, tanımak diye tarif etmiştir. Bu tarife göre fıkhı tespit etmek için, Edille-i şeriyyeye başvururdu. Bunlar Kitap, yani Kuran-ı kerim, Sünnet (Peygamberin sözleri, fiilleri ve takrirleri), icma-ı Ümmet (Eshab-ı kiramın bir mesele hakkındaki sözbirliği) ve Kıyas-ı Fukaha (hükmü verilmiş meselelere benzeterek bir başka meseleyi hükme bağlamaktır.
imam-ı Azam herhangi bir fıkıh mevzuunun işlenmesi veya fetvasının takrir edilmesi, yahut da cevabı bulunmak üzere mevzu (konu) edildiğinde, sırasıyla bu dört kaynağa baş vururdu. Önce Kuran-ı kerime bakar, hükmü aranan meselenin işaret yoluyla, iktiza yoluyla, ibare yoluyla veya delalet yoluyla cevabı varsa meseleyi ona göre çözerdi. Meselenin halli için Kuran-ı kerimde delil bulunmazsa Sünnete, burada da bulamazsa icma-ı Ümmete bakardı. Bu kaynaklarda bulursa meseleyi çözerdi, hükmünü bildirirdi. Şayet sırasıyla bu üç kaynakta bulamazsa, o zaman Kıyasa başvurur ve meseleyi çözerdi.
işte imam-ı A'zam Ebu Hanife; en mükemmel usullerle yaptığı uzun çalışmaları ve ictihadı neticesinde çözdüğü ve tedvin ettiği fıkıh (hukuk) bilgileri ile Müslümanların ibadetlerinde ve diğer işlerinde islamiyet'e doğru bir şekilde uymak için takip edecekleri bir yolu gösterdi ve bu yola Hanefi Mezhebi denildi.
Talebelerine verdiği dersleri ise mükemmel bir usul ile yürütürdü. Bir taraftan fıkhın eski hadiselere ait bilinen hükümleri takrir edilir (anlatılır) ve müzakere yapılır, diğer taraftan yeni hadiselere ait hükümler bulunurdu. Geçmiş ve yaşanmakta olan hadiselerin hükümleri takrir edilirken, bunlara benzeyen veya aynı cinsten olup da gelecekte vuku bulabilecek hadiselere ait hükümler de araştırılıp bulunurdu. Dolayısıyla imam-ı Azam'ın derslerinde geçmiş ve yaşanmakta olan halin meselelerinden başka, geleceğe ait meselelere geçilmiş ve fıkhın külli (genel) kaideleri tespit edilmiştir.
imam-ı Azam, ömrü boyunca, insanları, imandan ayırmaya çalışan ve kendilerine Dehriyyun denilen fırkalarla mücadele etmiştir. Bunların başında ibni Sebeciler, Hariciler ve Mürcie, Mutezile, Cebriyye gibi fırkalar gelmekteydi.
imam-ı Azam, fıkıh ilmini ilk defa kollara ayırıp her branşın bilgilerini ayrı ayrı toplamış, usuller koymuş, Feraiz ve Şurut kitaplarını yazmıştır. Ayrıca Eshab-ı kiramın, Peygamber'den naklen bildirdiği iman, itikad bilgilerini de toplayıp yüzlerce talebesine bildirdi.
ilmi Kelam, yani iman bilgileri mütehassısları yetiştirdi. Başta gelen talebeleri; imam-ı Ebu Yusuf ismiyle meşhur Yakub bin ibrahim, Muhammed Şeybani, Züfer bin Hüzeyl, Hasan bin Ziyad, oğlu Hammad, Davud-i Tai, Esad bin Amr, Afiyat bin Yezid el-Advi, Kasım bin Maan, Ali bin Müshir, Hibban bin Ali gibi âlimlerdir.
imam-ı Azam ın derslerinde çözülen fiili ve nazari fıkhi meselelerin sayısı altıyüzbini aştığı rivayet edilir. imam-ı Matüridi ondan gelen kelam bilgilerini kitaplara yazmıştır. Yetiştirdiği talebelerin sayısı dört bine ulaşmış olup, bunlardan yedi yüz otuzu ilimde iyice yükselmiş, içlerinden kırk kadarı ictihad derecesine çıkmıştır. Bazı müellifler onun derslerinde yetişen talebelerinin isim ve künyelerini, mensup oldukları şehirlerini tespit edip, yazmışlardır. imam-ı Azam ticaretle de uğraşırdı.
Vefatı [değiştir]imam-ı A'zam bütün zorlamalara rağmen hükümet ve siyaset işlerine karışmamıştır. ikinci Abbasi halifesi Ebu Cafer Mensur bu yüzden imam-ı A'zamı hapsettirip işkence yaptırmış ve zehirleterek öldürtmüştür.
Vefatından sonra çok kimseler onu rüyasında gördüklerini söylemişler ve kabrini ziyaret ederek, onun şânının yüceliğini dile getiren rivayetler anlatmışlardır. Yüz elli senesinde dünyanın ziyneti gider hadis-i şerifinin, imam-ı Azam için olduğunu islam âlimleri bildirmiştir. Çünkü o tarihte imam-ı Azam gibi bir büyük vefat etmişti. Mezhebi, islam âleminin büyük bir kısmına yayıldı. Selçuklu Sultanı Melikşah ın vezirlerinden Ebu Sad-i Harezmi imam-ı Azamın kabri üzerine mükemmel bir türbe ve çevresinde bir medrese yaptırdı. Daha sonra Osmanlı padişahları bu türbeyi defalarca tamir ettirmiştir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar