bugün
- 10 eylül 2026 fenerbahçe roma maçı49
- 10 eylül 2026 ismail kartalın istifası16
- karınızı kucağınızda taşır mısınız9
- karanlıkta bi şey var hissi9
- eğer şansınız olsaydı kimleri diriltirdiniz8
- platon un mağara alegorisi7
- milyonlarca insan deccal'in peşinden gidecek15
- ismail kartal23
- birden akla gelen sözlüğü bırakma düşüncesi11
- üstteki yazar hakkında bir tespit bırak5
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı10
- sözlük sapıkları12
- arkadaşlar sizce bu çocuk yakışıklı mı13
- dünya iyi midir9
- anın görüntüsü27
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı5
- am meme ve göt üçgenindeki favori organınız11
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı77
- 6668
- jennifer lawrance9
- hayatını garantiye almak isteyenlere tavsiyeler12
- silvermist'in mutfağına konuk olmak18
- şeyh saidi mezarından çıkarıp yeniden asmak2
- ıssız kampta kakiş yapacak yer arayan narin insan4
- ismet özel der ki5
- kiraz cicegi kolonyasi29
- flört11
- mutlu musun2
- kızılay avm11
- sözlükteki cinconluların göt olması5
- crocs3
- sözlükte kavga olmayacak hissi13
- deccal'in şu an yeryüzünde olma ihtimali6
- yahudilerin hepsi iyi insan değil9
- tuğba ekinci2
- uzun adam4
- siyah şahinde son ses azer bülbül dinlemek2
- dizin2
- kalbiniz mesih'in adına tepki veriyor mu4
- fenerbahçe biraz sert biraz katı16
- kars ağzı2
- ağır müslüm gürses sözleri9
- tarihin en kötü roma sını yenemeyen takım3
- kendini çok önemli sanan yazar14
- ilişkide beklentileriniz2
- doğaüstüyle dinle kafayı bozan kitle4
- allah her şeyi kuşatmıştır7
- nick vermeden bir yazara seslen2
- alparslan kuytul2
- isa mesih'in gelişini sevgiyle kucaklamak4
şu siyah beyaz türk filmlerinde eski istanbul sahneleri vardır. insanlar sokaklarda yürür, arada sırada kameraya bakarlar. işte orada yaşlı birini görünce tuhaf oluyorum.
o anda bir bakış. elli yıl ötesine gidiyor. tanımıyorum bu adamları. oysa bu adamlar da yaşadı, bizim gibi, bizim yaşadığımız kadar. artık yoklar. en iyi ihtimalle bir mezar taşının altındalar.
belki iyi biriydi. belki de nefret ettirdi kendinden. öleyim artık, diye dua etti. belki de ömrünü dolu dolu yaşadı. mutlu oldu. mutsuz öldü. birini sevdi, evlendi, çocuğu oldu. çocuğunu gömdü. döndü dolaştı ve ayhan ışık, sokakta yürürken arkasından kameraya baktı. ''film çekiyor artisler yine'' dedi. böyle mi dedi? evine gitti, eşine gördüğünü anlattı, ya da anlatacak bir eşi olmadığı için ağladı. aklına benim bunları düşüneceğim, burada yazacağım hiç gelmedi.internet?
elli yıl sonrasına gönderdiği, hiçbir anlamı olmayan ve o andan hemen sonra unuttuğu o bakış.
ölmek çok acayip ama aslında çok kolay. hiç başınıza geldi mi, bazen serçeler pencere camlarını fark edemez. biz işyerinde kim bilir yine ne kadar boş bir muhabbeti kovalarken ''tok!'' diye bir ses geldi. yumuşak bir şeyin cama çarpma sesi. ürktük. balkonda yerdeki serçeyi gördük. elime aldım. gagası açık, gözleri kapalı. dili görünüyor. karnı o kadar hızlı alcalıp yükseliyordu ki... allah kahretsin, bu hayvan daha otuz saniye önce uçuyordu ve işyerlerinde perde kullanmak gibi bir adet olsaydı ölmeyecekti. aldık, gölge bir yere koyduk bu canı. su vermek istedik, ama boğulur diye cesaret edemedik. öldürsek mi acaba, diye düşündük. onu da beceremedik...
içeri girdik. herkes sessizleşti. ama hiçbirimiz derin bir his yaşamadı. aksine boşluğu gördük. bu kadar kolay işte. ama o kuş lan işte, diyemedik. can vermekse mesele, işte o da canını veriyordu. yarın değilse ondan sonraki gün bu olay kötü bir anı olacaktı bizim için. pencereye perde takacaktık. ama bu balkondaki kuş için hiçbir şey değiştirmeyecekti. yine o aynı anlamsızlık. filmdeki adamın bakışı gibi. elli yıl sonrasına gönderdiği o an gibi.
bundan yüzlerce yıl önce de insanlar yaşadı. çoğu, bizim de çoğumuz gibi hiçbir iz bırakmadı. çok istedi, çok aldı. hiç istemedi, hiç almadı vs. bizim olacağımız gibi. bir pencere camına çarpana kadar yaşayacağız. sonra bizi bir gölgeye koyacaklar. bizi tanıyan son insan da bir pencere camına çarptığında her anlamda hiç yaşamamışız gibi olacak. ne kadar fazla insana dokunursak o kadar yaşayacağız. şanslıysak, ayhan ışık'ın arkasındaki adam gibi elli altmış yıl sonrasına bir bakış, bir gülüş yollayacağız.
balkona çıktık. serçeyi sırtüstü yatırmamıza rağmen ayakları üstünde duruyordu. arkadaşım ''lan! ölmemiş mi bu?'' diye bağırdı. yanına gitmek istedik yavaşça. daha ilk adımımızda uçtu gitti. ölme pahasına da olsa bize dokundu. istemeden, farkında olmadan.
o anda bir bakış. elli yıl ötesine gidiyor. tanımıyorum bu adamları. oysa bu adamlar da yaşadı, bizim gibi, bizim yaşadığımız kadar. artık yoklar. en iyi ihtimalle bir mezar taşının altındalar.
belki iyi biriydi. belki de nefret ettirdi kendinden. öleyim artık, diye dua etti. belki de ömrünü dolu dolu yaşadı. mutlu oldu. mutsuz öldü. birini sevdi, evlendi, çocuğu oldu. çocuğunu gömdü. döndü dolaştı ve ayhan ışık, sokakta yürürken arkasından kameraya baktı. ''film çekiyor artisler yine'' dedi. böyle mi dedi? evine gitti, eşine gördüğünü anlattı, ya da anlatacak bir eşi olmadığı için ağladı. aklına benim bunları düşüneceğim, burada yazacağım hiç gelmedi.internet?
elli yıl sonrasına gönderdiği, hiçbir anlamı olmayan ve o andan hemen sonra unuttuğu o bakış.
ölmek çok acayip ama aslında çok kolay. hiç başınıza geldi mi, bazen serçeler pencere camlarını fark edemez. biz işyerinde kim bilir yine ne kadar boş bir muhabbeti kovalarken ''tok!'' diye bir ses geldi. yumuşak bir şeyin cama çarpma sesi. ürktük. balkonda yerdeki serçeyi gördük. elime aldım. gagası açık, gözleri kapalı. dili görünüyor. karnı o kadar hızlı alcalıp yükseliyordu ki... allah kahretsin, bu hayvan daha otuz saniye önce uçuyordu ve işyerlerinde perde kullanmak gibi bir adet olsaydı ölmeyecekti. aldık, gölge bir yere koyduk bu canı. su vermek istedik, ama boğulur diye cesaret edemedik. öldürsek mi acaba, diye düşündük. onu da beceremedik...
içeri girdik. herkes sessizleşti. ama hiçbirimiz derin bir his yaşamadı. aksine boşluğu gördük. bu kadar kolay işte. ama o kuş lan işte, diyemedik. can vermekse mesele, işte o da canını veriyordu. yarın değilse ondan sonraki gün bu olay kötü bir anı olacaktı bizim için. pencereye perde takacaktık. ama bu balkondaki kuş için hiçbir şey değiştirmeyecekti. yine o aynı anlamsızlık. filmdeki adamın bakışı gibi. elli yıl sonrasına gönderdiği o an gibi.
bundan yüzlerce yıl önce de insanlar yaşadı. çoğu, bizim de çoğumuz gibi hiçbir iz bırakmadı. çok istedi, çok aldı. hiç istemedi, hiç almadı vs. bizim olacağımız gibi. bir pencere camına çarpana kadar yaşayacağız. sonra bizi bir gölgeye koyacaklar. bizi tanıyan son insan da bir pencere camına çarptığında her anlamda hiç yaşamamışız gibi olacak. ne kadar fazla insana dokunursak o kadar yaşayacağız. şanslıysak, ayhan ışık'ın arkasındaki adam gibi elli altmış yıl sonrasına bir bakış, bir gülüş yollayacağız.
balkona çıktık. serçeyi sırtüstü yatırmamıza rağmen ayakları üstünde duruyordu. arkadaşım ''lan! ölmemiş mi bu?'' diye bağırdı. yanına gitmek istedik yavaşça. daha ilk adımımızda uçtu gitti. ölme pahasına da olsa bize dokundu. istemeden, farkında olmadan.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar