bugün
- klimasız arabayla uzun yol gitmek6
- gece 23'ten sonra sözlüğe giren erkek10
- eski uludağ sözlük ortamı7
- falıma bakmak isteyen var mı6
- meme mutluluk getirir mi getirmez mi sorunsalı15
- erkek erkeğe açık oylaşmak7
- lip balm kullanan erkek6
- instagram çökünce sözlüğe sarmak3
- geceye şarkı bırak3
- dating app kültürü ve değişen cinsellik algısı6
- gratiste indirim kovalayan erkek3
- burç saçmalığı6
- erkek aldatabilir ama kadın aldatamaz14
- aldım kabul ettim6
- kadıköydeki tuhaf tipler5
- kültür mantarı ve değişen mantar algısı4
- online yazarlar8
- 23 haziran 2026 portekiz özbekistan maçı12
- ben abaza değilim testosteronum yüksek diyen erkek6
- kadınlar neden aldatır17
- para mutluluk getirir mi getirmez mi sorunsalı16
- 0 0 75
- nofap6
- dont fuck with me tony4
- cut the crap4
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle27
- sözlükteki üstü kapalı erkek nefreti11
- frenkler2
- sedat pekmez18
- yaz aşkı bulamamak2
- tarot falına inanan salak8
- amy adams3
- devşirmelik makamı13
- vivaldi'ye gıygıy diyen kezo2
- tekerlek kaşar4
- erkekle seviştikten sonra öldürmek3
- diamond bosphoruss denen yazar8
- gay pornosu izlerken oğlunu gören baba9
- lionel messi11
- abd'yi yenmemiz dünya sıralamasına etkisi olur mu3
- biz arap değiliz biz türk üz8
- özel okul öğretmenleri açlık grevinde6
- 2026 dünya kupası15
- anın görüntüsü16
- 23 haziran 2026 ingiltere gana maçı2
- araba sürerken dinlenmemesi gereken şarkılar2
- her türk kızını türbanlı zanneden gavur8
- futbol8
- arkadaşlar çok güzelsiniz3
- kabullenince huzur veren gerçekler9
Fakir Baykurt un mükemmel ve eşsiz anlatımıyla Türk köylüsünün 50 li yıllardaki sorunlarını aktardığı 1962 yılında yazmaya başladığı 1967 de yayınladığı romandır.
Fakir Baykurt, Türkiye Cumhuriyeti devleti köylüsünün milletin efendiliğinden nasıl çekildiğini, cehaletin ve imkansızlığın olağan zorluğunu anlatıyor.
Kısaca hikayesini anlatmak gerekirse;
Tozak Köyü iç anadolunun sıradan köylerinden birisidir. Suyu, bağı hiçbir şeyi olmayan, sadece yazın ürettiğini kışın tüketen bir köy. Üzümü, pekmezi dışarıdan alırlar, meyveyi yılda bir veya iki defa yerler. Durum böyleyken köyden azıcık dışarısını görmüş bir eğitmenin yardımıyla bir bağ yapıp üzüm yemek isterler. Topluca karar alıp köyün kırına bir bağ yapmaya karar verirler. Bütün köylü birlikte çalışarak bağı yaparlar. Artık Tozak köyünün içinde bir vaha vardır. Fakat bu vahanın geleceği şüphelidir. Çünkü bir müddet sonra tapu kadastro memurları köye gelip, ölçüm yaparlar. Ölçümler sırasında bağın hazine toprağı olduğunu kayıt altına alırlar. Ardından gelen memurlar bağın hazine toprağı olduğundan köylünün burada hak sahibi olmadığına karar vererek köylüye bir ceza bedeli ödenmesine karar verir. Tozak köyünün elinden bağı alınır, toprakla ilgilenen memurlar bağın hasadını toplamaya gelene kadar köylüler bağı yıkarlar.
Fakir Baykurt köylünün sorununu, devrin memuriyetlerinin tutarsızlıkları, değişen dünyanın belki de orta çağı yaşamak zorunda kalan Anadolu insanını nasıl etkilediğini güzel bir şekilde aktarmıştır. Zaman zaman üstad Yaşar Kemali andıran yalınlığı, gözünüzün önünde canlanan insan ve tabiat manzaralarıyla Kaplumbağalar harika bir baş yapıt. Romanın ön sözünde şu sözler geçer "oturup yazdım:
ve onlarındır kaplumbağalar...
acı buruk bir roman oldu. onu kentlerde, kasabalarda oturup günlük işleriyle uğraşan okuryazarlarımız, yumrukçu, ya da nemegerekçi aydınlarımız okuyacaklar. belki kapılacaklar, belki sıkılacaklar, bilmiyorum. ama, ben romanımı, asıl o akşam anamın geniş odasında bağdaş kurup beni dinleyen komşularımın, dört mevsimi karanlık, bütün ömrü kömür olan köylülerimin okumalarını, severlerse onların sevmelerini, ıslıklarsa onların ıslıklamalarını isterdim. yurdumun bir yazarı olarak, beni en çok bu sevindirirdi.
eh... belki bir gün o da olur. mutlaka olur.
gün doğmadan neler, ne tosun kızlar, oğlanlar doğar"
Türk köylüsü sefalet ve yokluk içinde, hükumet ve demokrasi onlar için bir şey ifade etmiyor. Çünkü onlar için önemli olan şey karnını doyurmak, hayatta kalmaktan ibaret. O amaca yani hayatta kalmaya neredeyse izin vermeyen bir cehalet ve güzelim sadeliği bozan saçma kurallar...
Etkili bir şekilde okunduğunda bugünün kronik sorunlarının anlaşabileceği gerçekten acı buruk bir roman, etkiliyici bir gerçeklik. Belki de hayatın kendisi...
Fakir Baykurt, Türkiye Cumhuriyeti devleti köylüsünün milletin efendiliğinden nasıl çekildiğini, cehaletin ve imkansızlığın olağan zorluğunu anlatıyor.
Kısaca hikayesini anlatmak gerekirse;
Tozak Köyü iç anadolunun sıradan köylerinden birisidir. Suyu, bağı hiçbir şeyi olmayan, sadece yazın ürettiğini kışın tüketen bir köy. Üzümü, pekmezi dışarıdan alırlar, meyveyi yılda bir veya iki defa yerler. Durum böyleyken köyden azıcık dışarısını görmüş bir eğitmenin yardımıyla bir bağ yapıp üzüm yemek isterler. Topluca karar alıp köyün kırına bir bağ yapmaya karar verirler. Bütün köylü birlikte çalışarak bağı yaparlar. Artık Tozak köyünün içinde bir vaha vardır. Fakat bu vahanın geleceği şüphelidir. Çünkü bir müddet sonra tapu kadastro memurları köye gelip, ölçüm yaparlar. Ölçümler sırasında bağın hazine toprağı olduğunu kayıt altına alırlar. Ardından gelen memurlar bağın hazine toprağı olduğundan köylünün burada hak sahibi olmadığına karar vererek köylüye bir ceza bedeli ödenmesine karar verir. Tozak köyünün elinden bağı alınır, toprakla ilgilenen memurlar bağın hasadını toplamaya gelene kadar köylüler bağı yıkarlar.
Fakir Baykurt köylünün sorununu, devrin memuriyetlerinin tutarsızlıkları, değişen dünyanın belki de orta çağı yaşamak zorunda kalan Anadolu insanını nasıl etkilediğini güzel bir şekilde aktarmıştır. Zaman zaman üstad Yaşar Kemali andıran yalınlığı, gözünüzün önünde canlanan insan ve tabiat manzaralarıyla Kaplumbağalar harika bir baş yapıt. Romanın ön sözünde şu sözler geçer "oturup yazdım:
ve onlarındır kaplumbağalar...
acı buruk bir roman oldu. onu kentlerde, kasabalarda oturup günlük işleriyle uğraşan okuryazarlarımız, yumrukçu, ya da nemegerekçi aydınlarımız okuyacaklar. belki kapılacaklar, belki sıkılacaklar, bilmiyorum. ama, ben romanımı, asıl o akşam anamın geniş odasında bağdaş kurup beni dinleyen komşularımın, dört mevsimi karanlık, bütün ömrü kömür olan köylülerimin okumalarını, severlerse onların sevmelerini, ıslıklarsa onların ıslıklamalarını isterdim. yurdumun bir yazarı olarak, beni en çok bu sevindirirdi.
eh... belki bir gün o da olur. mutlaka olur.
gün doğmadan neler, ne tosun kızlar, oğlanlar doğar"
Türk köylüsü sefalet ve yokluk içinde, hükumet ve demokrasi onlar için bir şey ifade etmiyor. Çünkü onlar için önemli olan şey karnını doyurmak, hayatta kalmaktan ibaret. O amaca yani hayatta kalmaya neredeyse izin vermeyen bir cehalet ve güzelim sadeliği bozan saçma kurallar...
Etkili bir şekilde okunduğunda bugünün kronik sorunlarının anlaşabileceği gerçekten acı buruk bir roman, etkiliyici bir gerçeklik. Belki de hayatın kendisi...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar