bugün
- türkiye medeni bi ülkeyse neden hristiyan yok28
- afrikalılar gariban avrupa emperyalist yalanı12
- musa anter11
- foşik törklörön liginde birinci amedspor23
- s'i l v'e r m'i s t'in kullandığı ucuz parfüm17
- türkler ile moğollar kardeştir17
- dating uygulamasında eşleşme algoritması3
- dünyanın en ölümcül terör örgütü hristiyan lra4
- medyanın yunanla savaşı adeta körüklemesi5
- uludağ itiraf11
- çamaşır makinasını çalışırken izlemek6
- hollanda'nın deniz seviyesinin altında bulunması6
- ed sheeran3
- osmanlıcılar vs kürtçüler5
- memduh bashgan4
- şahin k2
- sözlüğün canlandırılması için yapılması gerekenler8
- parcalandim toparlanamiyorum313
- iş arayanların aslında para araması7
- meksika açmazı macerası3
- 29 yaşında erkek 40 yaşında kadın evliliği7
- göçmen karşıtı din düşmanı sosyal demokratlar18
- afrikalıları hadım eden müslüman ağalar2
- bilgisayar vs tablet4
- alsana ulenn4
- dilf arayan türbanlı2
- sürekli hırpani asabiyetle yazmak2
- anın görüntüsü26
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı30
- ölümden korkuyor musunuz34
- claudian clouds43
- game of thrones taki kerhaneci17
- karate kursundan tanışılan kızla sevişmek4
- ankara da apartmanda 3 erkek cesedi bulunması2
- yapay zekaya porno aratmak3
- türkiye5
- betray me4
- isviçre medeni kanunu3
- emeviler6
- nasreddin hoca'nın eşeğine kayyum olarak atandım3
- cemre demirel2
- hewal ebo2
- düşün ki o bunu okuyor6
- sözlük kızları dertleşiyor14
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri51
- türkiyede sanat değer verilmemesi2
- simko34
- rambo ariel ortega3
- türkiye'deki hoşgörü hristiyanlıktan geliyor4
- betray me masklavi frank lucas kerhaneci yagmurcu7
Altmış sekiz kuşağından artakalmış ve de Fransızca bilen aydınlarımızın pek sevdikleri ve izledikleri bir gazete vardır: 'Liberation' (Kurtuluş)... 'Le Figaro ve 'Le Monde' gazetelerine oranla 'daha entel takılır' denilebilir.
Yok, şimdi size bu gazetenin babası Serge July denilen adamı, gazetenin artık revaçta olmadığını, darboğaza düştüğünü falan anlatacak değilim; bu tür yazılar, bir zamanlar gazete patronu ya da genel yayın müdürü olup da feleğin sillesini yemiş, bizim gibi 'alt tarafı köşe yazarı' durumuna düşmüş yani tenzil- i rütbeye uğramış arkadaşların işidir. Hani yöneticilerin 'mutfaktan yazma' geleneği vardır ya, Türk mutfağından uzak kalınca Fransız mutfağından yersin.
Bu gazetede bir haber çıktı da, onu aktaracağım.
Paris'te yaşayan Japonlar arasında intihar vakaları artmış.
'Bize ne be adam?' deme, dur, patlama, sabret.
Çünkü, Fransızlar Japonlarla alay ediyorlarmış. Bu yüzden orada yaşayan birçok Japon bunalıma giriyor, kimisi de dayanamayıp kendi canına kıyıyormuş! Bu eğilim o kadar belirgin ve tehlikeli olmaya başlamış ki (yılda en az yüz kişi böyle 'gider olmuş' kafadan) Sainte-Anne hastanesinin doktorları (bizim Bakırköy'e tekabül eder) olaya özel bir de terim uydurmuşlar: 'Paris sendromu'.
Yaa, Kopenhag kriterlerinin yanısıra Avrupa'da böyle durumlar da var...
Fransızlar Japonlar'ın konuşmaya çalıştıkları Fransızca'yla dalga geçiyorlarmış. Depresyon teşhisiyle gözetim altına alınan bir Japon 'bizi sevmiyorlar, onların önünde kendimi gülünç hissediyorum' diyor.
Fransız, kendinden başka kimseyi sevmez, Fransa'dan başka hiçbir ülkeyi de ciddiye almaz. Yalnızca Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı engel olamadığı bir aşağılık duygusu içindedir, o kadar.
Hele bir nedenle oralara düşmüş yabancılara karşı tutumu, kaba ilgisizlikten açık aşağılamaya kadar varır.
Onun için oralarda okuyan bizim çocuklar yapayalnız kalırlar, ya başka ülkelerin kızlarına yönelirler 'çıkmak için', ya da Türkiye'ye dönerken alt tabakadan eli yüzü de pek parlak olmayan bir Fransız yakalayıp getirirler, örneğin Mazet ya da Mabillon talebe lokantalarının bulaşıkçı kızlarını falan! (işin kötüsü şimdi Mazet de kapandı artık.)
Japon'un, çekik gözlerinden gelen özel bir konumu da var tabii. ikinci Dünya Savaşı'nda bunlarla savaşan Amerikan askerleri bunlara 'the monkeys' derlerdi, maymunlar! Irkçılığın en aşağılık boyutunda, sonra Vietnam halkına 'the gooks', Somali halkına 'skinnies', şimdilerde Irak halkına da 'towelheads' dediler, havlu kafalılar!
Yani, Avrupa Birliği'ne çıkmaz ayın son çarşambasında girerseniz, Paris sokaklarında kara çarşafınızı ve türbanınızı, ya da cüppenizi ve sarığınızı 'bir bayrak gibi' dolaştıracağınızı sanmayın. Sizi 'Magripli'den' farklı görmeyeceklerdir. Adam hesabına almayacaklardır.
Fakat intihar... işte orada dur.
Bir kere Şinto dininde çok onurlu bir ölüm sayılan intihar bizde günahtır, ikincisi de Türk oraları öyle güzel dağıtır ki...
Tunç Okan'ın 'Otobüs' filmini hatırlar mısınız? Kaçak işçi olarak Stockholm'e götürülüp pasaportları da ellerinden alındıktan sonra, beş parasız, şehrin göbeğinde bir otobüsün içinde günlerce bırakılan dil bilmez, yol bilmez, yordam bilmez köylülerimizin yaşadıkları dram anlatılıyordu...
Aziz Nesin de çok kızmış, 'Türk bu kadar zavallı değildir' demişti.
Tabii ya, bizim köylü kendini o otobüsten fazla sallanmadan atar, önce birkaç otomat bozup sigara ihtiyacını karşılar, sonra bir hemşeri lokantasına yanlayıp kebabını yer, yakınlarda yakaladığı birkaç kefere hatununu ağzından girip burnundan çıkıp becerdikten sonra ufak ufak kendi düzenini kurmaya yönelir! Hauptbahnof'un yolunu bir öğrensin, gerisi kolay
Zavallı 'çok ciddi' Japon da 'Fransız'ın mizah anlayışı onuruna dokunduğu için' intihar etsin. Bize maymun diyecekler ha, yanıtı hazır: Sen kendine bak ulan boynuzlu dümbük!
engin ardic
Yok, şimdi size bu gazetenin babası Serge July denilen adamı, gazetenin artık revaçta olmadığını, darboğaza düştüğünü falan anlatacak değilim; bu tür yazılar, bir zamanlar gazete patronu ya da genel yayın müdürü olup da feleğin sillesini yemiş, bizim gibi 'alt tarafı köşe yazarı' durumuna düşmüş yani tenzil- i rütbeye uğramış arkadaşların işidir. Hani yöneticilerin 'mutfaktan yazma' geleneği vardır ya, Türk mutfağından uzak kalınca Fransız mutfağından yersin.
Bu gazetede bir haber çıktı da, onu aktaracağım.
Paris'te yaşayan Japonlar arasında intihar vakaları artmış.
'Bize ne be adam?' deme, dur, patlama, sabret.
Çünkü, Fransızlar Japonlarla alay ediyorlarmış. Bu yüzden orada yaşayan birçok Japon bunalıma giriyor, kimisi de dayanamayıp kendi canına kıyıyormuş! Bu eğilim o kadar belirgin ve tehlikeli olmaya başlamış ki (yılda en az yüz kişi böyle 'gider olmuş' kafadan) Sainte-Anne hastanesinin doktorları (bizim Bakırköy'e tekabül eder) olaya özel bir de terim uydurmuşlar: 'Paris sendromu'.
Yaa, Kopenhag kriterlerinin yanısıra Avrupa'da böyle durumlar da var...
Fransızlar Japonlar'ın konuşmaya çalıştıkları Fransızca'yla dalga geçiyorlarmış. Depresyon teşhisiyle gözetim altına alınan bir Japon 'bizi sevmiyorlar, onların önünde kendimi gülünç hissediyorum' diyor.
Fransız, kendinden başka kimseyi sevmez, Fransa'dan başka hiçbir ülkeyi de ciddiye almaz. Yalnızca Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı engel olamadığı bir aşağılık duygusu içindedir, o kadar.
Hele bir nedenle oralara düşmüş yabancılara karşı tutumu, kaba ilgisizlikten açık aşağılamaya kadar varır.
Onun için oralarda okuyan bizim çocuklar yapayalnız kalırlar, ya başka ülkelerin kızlarına yönelirler 'çıkmak için', ya da Türkiye'ye dönerken alt tabakadan eli yüzü de pek parlak olmayan bir Fransız yakalayıp getirirler, örneğin Mazet ya da Mabillon talebe lokantalarının bulaşıkçı kızlarını falan! (işin kötüsü şimdi Mazet de kapandı artık.)
Japon'un, çekik gözlerinden gelen özel bir konumu da var tabii. ikinci Dünya Savaşı'nda bunlarla savaşan Amerikan askerleri bunlara 'the monkeys' derlerdi, maymunlar! Irkçılığın en aşağılık boyutunda, sonra Vietnam halkına 'the gooks', Somali halkına 'skinnies', şimdilerde Irak halkına da 'towelheads' dediler, havlu kafalılar!
Yani, Avrupa Birliği'ne çıkmaz ayın son çarşambasında girerseniz, Paris sokaklarında kara çarşafınızı ve türbanınızı, ya da cüppenizi ve sarığınızı 'bir bayrak gibi' dolaştıracağınızı sanmayın. Sizi 'Magripli'den' farklı görmeyeceklerdir. Adam hesabına almayacaklardır.
Fakat intihar... işte orada dur.
Bir kere Şinto dininde çok onurlu bir ölüm sayılan intihar bizde günahtır, ikincisi de Türk oraları öyle güzel dağıtır ki...
Tunç Okan'ın 'Otobüs' filmini hatırlar mısınız? Kaçak işçi olarak Stockholm'e götürülüp pasaportları da ellerinden alındıktan sonra, beş parasız, şehrin göbeğinde bir otobüsün içinde günlerce bırakılan dil bilmez, yol bilmez, yordam bilmez köylülerimizin yaşadıkları dram anlatılıyordu...
Aziz Nesin de çok kızmış, 'Türk bu kadar zavallı değildir' demişti.
Tabii ya, bizim köylü kendini o otobüsten fazla sallanmadan atar, önce birkaç otomat bozup sigara ihtiyacını karşılar, sonra bir hemşeri lokantasına yanlayıp kebabını yer, yakınlarda yakaladığı birkaç kefere hatununu ağzından girip burnundan çıkıp becerdikten sonra ufak ufak kendi düzenini kurmaya yönelir! Hauptbahnof'un yolunu bir öğrensin, gerisi kolay
Zavallı 'çok ciddi' Japon da 'Fransız'ın mizah anlayışı onuruna dokunduğu için' intihar etsin. Bize maymun diyecekler ha, yanıtı hazır: Sen kendine bak ulan boynuzlu dümbük!
engin ardic
Gündemdeki Haberler