bugün
- iktidar değişince aktroller ne olacak sorunsalı13
- erector dedemiz5
- hoşgörü dini islam10
- ameliyat olmak12
- kemalistler15
- ümmetçiler3
- fatır suresi 41 ayet3
- velvet52
- ateist dövmek10
- velvet hanımkızımız8
- kadir mısıroğlu'nun soyu20
- iremga3
- usualsuspect'in istemeyeceği en son durum3
- 0 0 719
- kürtler sizden nefret ediyor6
- ona bir cümle bırak9
- türk kahvesi eşlikçisi6
- sevgililer nerede seks yapıyor9
- yürüyüş flörtü6
- aşure vs waffle8
- aktrollerin ibb davasını takip etmeyi bırakması10
- gözde celep4
- sarapci koala3
- yakışıklı olmanın faydaları4
- tai lung6
- fildişi sahili5
- milli mücadele döneminde cemaatler2
- akepede kliklerin savaşı11
- apolitik olmak2
- donsuz bedevi6
- klavyenizde ben aslında yazdıktan sonra ne çıkıyor7
- pandela16
- ulusalcılar2
- ciguli kral9
- ahmet burak erdoğan7
- 30 haziran 2026 fildişi sahili norveç maçı4
- abur gel de yaz buraya3
- eliz gürler2
- bik bik'e hediye edeceğim mutfak4
- şeyhin götüne priz sokmak4
- kylie jenner3
- dindar nesil projesi patladı3
- ismet gürbüz ile berlin gece hayatına akmak4
- seni ne mutlu eder sorusu3
- norveç4
- true'nun yine online olması2
- filistin in ermeni soykırımını tanıması35
- hergün dondurma yenir mi3
- allah11
- mıknatısların sevişgen olması3
stephen hawking'in bilimsel hayatından ziyade özel hayatını anlatan, yönetmen koltuğuna james marsh'ın oturduğu biyografi-dram filmi.
--spoiler--
genelde filmleri izlerken teknik detayları olabildiğince yakalamaya çalışırım. ışık, sahne, açılar, renkler, kıyafetler, oyunculuklar... ama bu film benim için o kadar yoğun duygularla doluydu ki adam akıllı dikkat edemeden filmin sonunu getirdim. yarısından çoğunu gözlerim dolu, ağladım ağlayacak modda izlerken bir şeylere dikkat etmek gerçekten zor oldu. öyle küçük detaylar vardı ki beni ağlamak ve ağlamamak arasında ki ince çizgide tutan, ciddi anlamda duygu dolu geçti film
her şeyden önce amyotrofik lateral skleroz ile başlamak istiyorum. hani bu insanların ne olduğunu bilmeden, anlamadan, yaşamadan başlarından aşağıya buzlu su döküp başka bir bok yapmadıkları hastalık. yakın bir akrabam bu hastalık ile boğuşuyor senelerdir. filmde o kadar güzel yansıtmışlar ki hastalığın ilerleyişini, o kadar doğruydu ki her şey. o akrabamı görmekten alamadım kendimi. sanırım filmin beni oldukça etkilemesinin en büyük sebebi bu.
diğer bir sebebi ise, aynı hawking gibi bilime karşı hissettiklerim. sanırım doktordan aynı sözleri duysaydım, benimde ilk soracağım soru düşüncelerimin bu durumdan etkilenip etkilenmeyeceği olurdu. bazı insanlar hayatı diğer insanlara nazaran çok daha farklı bir şekilde görüyorlar. insanların sıradan bulduğu doğa olayları, bu tarz insanlar için normalden çok daha ötede bir sanat harikası gibi gözükmekte. bazen bulutların gökyüzünde ki hareketini bile izlemek bu tarz insanlara normalden farklı bir haz hissi verebiliyor. bilime aşık olmak böyle bir şey, gördüğünüz en küçük doğa olaylarından bile etkilenmemek içten değil. bu gerçekleşen her küçük doğa olayını insanların kağıt üzerinde formül haline getirmesi ise inanılmaz bir şey. hawking'de bu insanlardan birisi, hemde bu insanlardan bir adım ileriye giderek hiç gözlemleyemediği bir şey hakkında formüller oluşturmuş bir insan. yaşadığı şartlar altında bu tarz düşüncelere öncülük edebilecek başka bir insanın olabildiğini düşünemiyorum. bir insanın kendi kendine yetemeyecek durumdayken, bilim konusunda düşünmesi ve kitap yazması... gerçekten inanılmaz, anlatmaya kelimelerim yetmiyor.
yazının başında teknik detaylara pek girmek istemiyordum ama, son paragrafı yazarken duygusallığı üzerimden attım gibi hissettim o yüzden birkaç bir şey yazmasam olmayacak. bana kalırsa james marsh biraz fazlaca çuvallamış bu nedenle en iyi film oscar'ını alabileceğini düşünmüyorum. diğer oscar'lar hakkında ise tam bir şey söyleyemeyeceğim şu an. ilk olarak sahne geçişleri vasattı, bir anda tüm ortam değişiyor ve üzerinden yıllar geçmiş oluyor. ne hikmetse kimse yaşlanmıyor. çocuklar büyüyor, hawking dışında kimsede bir değişiklik yok. varsa bile yılların insan üzerinde ki etkisi filmde gözükmüyordu. ikinci olarak filmin ilk yarısında ki konu kopukluğu sorunu. bunun sebebini bende tam anlayamadım, senaryo mu böyle yazıldı yoksa filmi çekip çok uzun hissedip kestiler mi bilmiyorum. ama diyaloglar bir incir çekirdeğini dolduramayacak kadar eksikti. birkaç akılda kalıcı söz dışında, yerinde ve filme oturmuş güzel diyaloglar göremedim. hawking'in filmin başında kalemi yerden almaya çalışması, hem als'nin başlangıcına dair ufak bir ipucu niteliğindeydi hemde a beautiful mind filminde gördüğümüz masaya kalem bırakma mevzusuna bir göndermeydi gibi geldi bana. hele ki filmin son sahnesinde hawking'in o kalemi yerden kendisinin eğilerek alması, hayatın tüm zorluklarına rağmen kendi çabası ve azmi sayesinde masadan düşen kalemi yerden kaldırmasıydı. filmin en tatlı sahnelerinden biriydi bence. eddie redmayne çok iyi oynamış rolünü, yalnız jane karakterinde gördüğümüz felicity jones için aynısını söyleyemem. oyunculuğu bana doğruymuş gibi hissettirmedi, yaşaması gereken duyguları bana aktramadı şahsen. bilmiyorum ben belki biraz fazla duygusaldım ve jane karakteri bana çok duygusuz geldi. emin değilim.
--spoiler--
bilimle pek ilgilenmeyen arkadaşlar için söylüyorum, endişelenmeden izleyebileceğiniz bir film. hawking'in çalışmalarından çok çok fazla bahsedilmiyor, üstü kapalı bir şekilde geçiyor. izlemenizi önerdiğim bir film.
--spoiler--
genelde filmleri izlerken teknik detayları olabildiğince yakalamaya çalışırım. ışık, sahne, açılar, renkler, kıyafetler, oyunculuklar... ama bu film benim için o kadar yoğun duygularla doluydu ki adam akıllı dikkat edemeden filmin sonunu getirdim. yarısından çoğunu gözlerim dolu, ağladım ağlayacak modda izlerken bir şeylere dikkat etmek gerçekten zor oldu. öyle küçük detaylar vardı ki beni ağlamak ve ağlamamak arasında ki ince çizgide tutan, ciddi anlamda duygu dolu geçti film
her şeyden önce amyotrofik lateral skleroz ile başlamak istiyorum. hani bu insanların ne olduğunu bilmeden, anlamadan, yaşamadan başlarından aşağıya buzlu su döküp başka bir bok yapmadıkları hastalık. yakın bir akrabam bu hastalık ile boğuşuyor senelerdir. filmde o kadar güzel yansıtmışlar ki hastalığın ilerleyişini, o kadar doğruydu ki her şey. o akrabamı görmekten alamadım kendimi. sanırım filmin beni oldukça etkilemesinin en büyük sebebi bu.
diğer bir sebebi ise, aynı hawking gibi bilime karşı hissettiklerim. sanırım doktordan aynı sözleri duysaydım, benimde ilk soracağım soru düşüncelerimin bu durumdan etkilenip etkilenmeyeceği olurdu. bazı insanlar hayatı diğer insanlara nazaran çok daha farklı bir şekilde görüyorlar. insanların sıradan bulduğu doğa olayları, bu tarz insanlar için normalden çok daha ötede bir sanat harikası gibi gözükmekte. bazen bulutların gökyüzünde ki hareketini bile izlemek bu tarz insanlara normalden farklı bir haz hissi verebiliyor. bilime aşık olmak böyle bir şey, gördüğünüz en küçük doğa olaylarından bile etkilenmemek içten değil. bu gerçekleşen her küçük doğa olayını insanların kağıt üzerinde formül haline getirmesi ise inanılmaz bir şey. hawking'de bu insanlardan birisi, hemde bu insanlardan bir adım ileriye giderek hiç gözlemleyemediği bir şey hakkında formüller oluşturmuş bir insan. yaşadığı şartlar altında bu tarz düşüncelere öncülük edebilecek başka bir insanın olabildiğini düşünemiyorum. bir insanın kendi kendine yetemeyecek durumdayken, bilim konusunda düşünmesi ve kitap yazması... gerçekten inanılmaz, anlatmaya kelimelerim yetmiyor.
yazının başında teknik detaylara pek girmek istemiyordum ama, son paragrafı yazarken duygusallığı üzerimden attım gibi hissettim o yüzden birkaç bir şey yazmasam olmayacak. bana kalırsa james marsh biraz fazlaca çuvallamış bu nedenle en iyi film oscar'ını alabileceğini düşünmüyorum. diğer oscar'lar hakkında ise tam bir şey söyleyemeyeceğim şu an. ilk olarak sahne geçişleri vasattı, bir anda tüm ortam değişiyor ve üzerinden yıllar geçmiş oluyor. ne hikmetse kimse yaşlanmıyor. çocuklar büyüyor, hawking dışında kimsede bir değişiklik yok. varsa bile yılların insan üzerinde ki etkisi filmde gözükmüyordu. ikinci olarak filmin ilk yarısında ki konu kopukluğu sorunu. bunun sebebini bende tam anlayamadım, senaryo mu böyle yazıldı yoksa filmi çekip çok uzun hissedip kestiler mi bilmiyorum. ama diyaloglar bir incir çekirdeğini dolduramayacak kadar eksikti. birkaç akılda kalıcı söz dışında, yerinde ve filme oturmuş güzel diyaloglar göremedim. hawking'in filmin başında kalemi yerden almaya çalışması, hem als'nin başlangıcına dair ufak bir ipucu niteliğindeydi hemde a beautiful mind filminde gördüğümüz masaya kalem bırakma mevzusuna bir göndermeydi gibi geldi bana. hele ki filmin son sahnesinde hawking'in o kalemi yerden kendisinin eğilerek alması, hayatın tüm zorluklarına rağmen kendi çabası ve azmi sayesinde masadan düşen kalemi yerden kaldırmasıydı. filmin en tatlı sahnelerinden biriydi bence. eddie redmayne çok iyi oynamış rolünü, yalnız jane karakterinde gördüğümüz felicity jones için aynısını söyleyemem. oyunculuğu bana doğruymuş gibi hissettirmedi, yaşaması gereken duyguları bana aktramadı şahsen. bilmiyorum ben belki biraz fazla duygusaldım ve jane karakteri bana çok duygusuz geldi. emin değilim.
--spoiler--
bilimle pek ilgilenmeyen arkadaşlar için söylüyorum, endişelenmeden izleyebileceğiniz bir film. hawking'in çalışmalarından çok çok fazla bahsedilmiyor, üstü kapalı bir şekilde geçiyor. izlemenizi önerdiğim bir film.
Gündemdeki Haberler