bugün
- bu koyden olsam ne olacak ve sarı şeker7
- özbek pilavına kaşık saplamak7
- iğrenme eşiği olmayan erkek9
- 6 eylül 2026 türkiye italya voleybol maçı12
- hepiniz maçı izleyeceksiniz5
- bir viski doldurup kızların final maçını izlemek12
- özbek kadınlar13
- hangi dalda bilim insanı olmak isterdiniz3
- galiba yenileceğiz arkadaşlar4
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı17
- düşün ki o bunu okuyor9
- sözlük whatsapp grupları12
- göğüs uçlarını birbirine değdirebilen kadın11
- başak burcu erkeklerinin konuşmaması2
- kahve büyüsü4
- mükemmeliyete inanıyor musunuz6
- friedrich hegel la bi cay icek10
- fenerbahçe15
- kpss 20266
- türk erkeği abazanlığı3
- pazar akşamları4
- asgari ücretle geçinebilmek7
- deccal internetten çıkacak9
- yarın kpssye girecek yazarlar15
- uludağ itiraf8
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı42
- paola egonu2
- pazar günü sözlükte takılan asosyal ezik5
- melissa vargas2
- sarapci koala52
- italya kadın milli voleybol takımı2
- dayatılmış güzellik algısı7
- ellerim bos gonlum hos29
- şarapçının mal varlığı8
- internetle yapay zeka kabala büyüsüyle yaratıldı3
- civcivler osurur mu5
- gocu52
- epitaph2
- birader bey baydır4
- orta doğu'nun orta dünya gibi olması7
- kıyamet için tarih ver3
- dün gece sözlükte yaşanan ahlaksız olay7
- aile2
- burçlara inanan erkek4
- anın görüntüsü24
- enayimiknatisii36
- 0 0 7 ağabey3
- sıcak havaların sona ermesi5
- rus kadınla evlenir misiniz4
- dün gece ne oldu17
Namaz vaktinin girdiğini bildirmek üzere ezan okuma, usul olarak belirlenmeden önce, Müslümanlar, Mescid-i Nebevîde bir araya toplanıp namaz vaktini beklerlerdi. Bazen de geldiklerinde namaz kılınmış olurdu. Bu bir şekle ve disipline bağlanmalıydı. Peygamberimiz bir gün, ashabını toplayarak Müslümanları namaza çağırmak için ne yapmak gerektiğini onlarla istişare etti. Bazıları şöyle dedi; Namaz vakti gelince bir bayrak dikelim! Onu görenler birbirlerine haber versinler. 6Fakat Allah Resûlü bunu beğenmedi. Bir başkası boru öttürülmesini veya çan çalınmasını teklif etti. Peygamber Efendimiz bu tekliflerin de hiç birini kabul etmedi. Ashab-ı Kirâm, bir ara çan çalmayı uygun gördüler. Hatta Hz. Ömer, çan için gerekli olan iki ağaç parçasını satın almayı da üzerine almıştı. Fakat bu yöntem de uygulanmadı. Bunun üzerine yüksekçe bir yerde ateş yakalım denilince; Kainatın Efendisi bu tavsiyeyi, uygulamanın Mecûsîlere ait olduğunu söyleyerek kabul etmedi. Zira islâm toplumu, Mecûsîlere veya bir başka topluluğa ne iç yapısı ne de dışıyla hiçbir şekilde benzeyemezdi. Bir kavme benzemeye çalışan onlardandır7 buyuran Allah Resûlü (s.a.s.)in bu teklifleri kabul etmesi düşünülemezdi.
Buradan dipnot 11'in yanlış olduğunu anlayabiliriz. Çünkü peygamber ezanla ilgili teklifleri beğenmemektedir. Şunu söyleyebilirdi "Bana ezan vahiy oldu, ancak bu içinizden birine de rüya ile bildirilecek." Ya da hiç bu kadar uğraşmasalar ve bunca soruyu sormamıza sebep olmasaydı da namazı öğrettiği gibi ezanı da öğretseydi de müminler namazı kaçırmasaydı, bunca işkence çekmeseydi de biraz da işlerine güçlerine baksaydılar.
Neyse devam edelim...
Arayışlar devam ediyordu. Herkes bir arayış ve bekleyiş içindeydi. Aradıklarını bulamıyorlardı. Fakat araştırmaya devam ediyorlardı.8 Her arayışın güçlü bir fiilî duâ olduğunu biliyorlardı. Henüz bekledikleri de Resûlüllaha bildirilmemişti. Davet için getirdikleri teklifler de, taklitten öteye gitmiyordu. Halbuki taklit, taklit edilen şeyi hatırlatır. Taklit edilen şeyin aslına ait ritüelleri, manâyı veya manâsızlıkları akla getirir. Kaldı ki sapıklıkları üzere devam etmekte olan milletlere dinî nişaneler konusunda muhalefet etmek gerekir. 9Bundan dolayı teklif edilen yöntemler kabul görmemişti. Aynı zamanda taklitle bir yere varılamazdı. Taklit, hakikate giden yol olamazdı. Dolayısıyla Müslümanları namaza çağırmak için öyle bir yol bulunmalıydı ki, güzelliği, etkileyiciliği ve evrenselliği ile insanlığı kuşatsın. inanan çok şey anlar ve imanla dolarken, inanmayan hiç olmazsa bir şey anlasın. Gözleri, gönülleri hakka bağlasın. Allaha kulluk haricinde, her şeyden zihinleri arındırsın. Kalpleri ibadete hazırlasın. insanı vicdanının derinlikleriyle yakalayıp mescide bağlasın. insan, dinlerken ağlasın..Ağlarken içi şuur bağlasın. Yüce divana kulluğa durduğunda, içinde, huşû ve huzur çağlasın. Yoksa insanlar, çan ve boru öttürme vs. gibi teklif edilen şekillerin herhangi birisiyle de namaza çağrılabilirdi.
işte ilahî hikmet, ezanın sadece bir duyuru aracı olarak kalmamasını; aksine dinî şeâirden biri olmasını, okunduğunda gaflet halinde olanlara dini hatırlatıcı bir özellik içermesini, bir topluluğun onu kabul etmesi halinde Allahın dinine boyun eğdikleri manâsına gelici bir mahiyet arz etmesini gerektirmiştir. Bu sebeplerden dolayı ezanın, Allahın zikri, kelime-i şehadet ve namaza çağrı ifadelerini içermesi vacip olmuştur. Böylece ezana, kendisiyle ne kastedildiği herkesçe anlaşılan bir muhteva kazandırılmıştır. 10
Sonuçta bu arayış ve kavlî-fiilî duâlara, hızlı bir icabette bulunulmuştu. Bu bekleyiş ve arayışlar sırasında ezan, sadık bir rüya ile Abdullah b. Zeyde öğretilmişti. 11Aynı zamanda islâm alimleri, Maide sûresinin 58. ayetinin de, ezanın sırf rüya ile değil, Kurânın nassı ile de sabit olduğunu gösterdiğini belirtmişlerdir. 12Bu ayette O kafirleri de dost edinmeyiniz ki namaza çağırdığınız zaman o ezan veya namazı eğlence ve oyun yerine tutar, alay ederler. buyrulmaktadır. Bu ayet ezanın dayanağıdır. Ayrıca ezanla alay edip hafife almanın küfür olduğuna delalet eder. 13Abdullah b. Zeydin gördüğü rüyayı Hz. Ömer (r.a) da görmüştü. Bu iki sahabenin ezanla ilgili rüyaları, onlara ilahî bir ihsan ve ikramdı. Bu bir tevafuktu. Allah Resûlünün: Bu rüya haktır, inşaallah demesi de bu ikramın bir teyididir. Burada insanın aklına ezanın bu şekilde teşriinin hikmeti nedir? diye bir soru gelebilir. Buna şu şekilde cevap verebiliriz. Bizim bildiğimiz bilmediğimiz pek çok hikmet vardır. Bir hikmeti de şu olabilir: Ezan, Hz. Muhammed (s.a.s.)in şahsını da yücelttiği için, hikmet-i ilahi onun, başka bir müminin diliyle meşru olmasını dilemiştir. Böyle bir takdirden dolayı ne ilahî hikmeti, ne de Onun mutlak iradesini asla sorgulayamayız. Allah, hak ve hakikati kullarına nasıl duyuracağını, nasıl öğreteceğini, en iyi bilendir. ...Şüphesiz ki Allah ne dilerse yapar. (Hac, 18 )
Geçelim rüyaya...
Bu sırada Ensardan Abdullah b. Zeyd, bir sabah Allah Resûlüne gelerek bir rüya anlattı: Ya Resûlâllah! Bu gece uyurken, üzerinde iki parçadan yemyeşil elbiseler giyinmiş, elinde çan taşıyan bir adam yanıma uğradı. Beni gezdirdi, dolaştırdı. Ona Ey Allahın kulu! Bu çanı satar mısın? dedim.
Ne yapacaksın? dedi.
Namaza davet edeceğiz dedim.
Sana daha hayırlı olan bir şey bildireyim mi? dedi.
Olur göster! Nedir o? deyince, bana şu kelimeleri öğretti.
Allahu Ekber. Allahu Ekber.
Allahu Ekber. Allahu Ekber
Eşhedu ellâ ilâhe illâllah.
Eşhedu ellâ ilâhe illâllah.
Eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah.
Eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah.
Hayye ales-Salâh.
Hayye ales-Salâh.
Hayye alel Felah.
Hayye alel Felah.
Allahu Ekber. Allahu Ekber.
Lâilâhe illâllah.
Bunları bana söyledikten sonra, az geriye durup, namaza kalkacağın sırada şunları okursun dedi.
Allahu Ekber. Allahu Ekber.
Allahu Ekber. Allahu Ekber.
Eşhedu ellâ ilâhe illâllah
Eşhedu ellâ ilâhe illâllah
Eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah
Eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah
Hayye ales-Salâh
Hayye ales-Salâh
Hayya alel-Felah
Hayya alel-Felah
Kadkâmetis-Salâh
Kadkâmetis-Salâh
Allahu Ekber. Allahu Ekber.
Lâilâhe illâllah.
Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.); inşallah bu hak rüyadır. Bilal ile birlikte kalk da gördüğünü ona öğret. Ezanı okusun. Zira onun sesi, seninkinden daha gürdür. buyurdu. Bilal ile kalktık. Ben ona öğretmeye o da okumaya başladı. Bu sesi evinden işiten Hz. Ömer, hemen çıkıp geldi ve şöyle dedi: Ey Allahın Resûlü! Seni hak ile gönderen, Allaha yemin olsun ki, Onun gördüğü rüyanın aynısını ben de gördüm. Bu sözü işiten peygamberimiz, Allaha hamd ederek; şimdi bu, daha sağlam oldu 14dedi. Böylece ezan, namaza davette usul olarak teşrî kılındı.
Sorum şu:
1)Ömer neden ezanı duyunca koştu geldi?Okunmadan önce gelseydi de Hz. Muhammed'e anlatsaydı gördüğü rüyayı olmaz mıydı? Ardından Abdullah B. Zeyd'de gelir ve ikisininkini karşılaştırırdı...
2) Hz. Muhammed çok güvendiği bir mümine allahtan aldığı vahiyle öğrendiği ezanı söylese, bunu ona sır olarak verse, sonra da Abdullah B. Zeyd'inki ile karşılaştırsalar daha inandırıcı olmaz mı?
Dipnotlar:
6- Ebu Davud, Salâh, 27
7- Münavî, Feyzul-Kadîr, VI, s. 104
8- Bu konudaki rivayetler için bkz., Buharî, Ezan, 1; Müslim, Salâh,1; Tirmizî, Salât,
139; ibn Mace, Ezan, 1; Nesaî, Bedul-Ezan, 1; Ebu Davud, Salâh, 27
9- Şah Veliyyullah Dihlevî, Hüccetullahil-Baliğa, (islâm Düşünce Rehberi, Trc.,
M. Erdoğan) I, s. 538.
10- Şah Veliyyullah Dihlevî, I, s. 538
11- Abdullah b. Zeydin, bu rüyayı görmeden sekiz gün öncesinde, Cebrail (a.s)ın ezanı Resûlüllaha getirdiği veya ezanın Miraç sırasında peygamberimize vahyedildiği de ifade edilmiştir. Bu rivayetler zayıftır. Sahih rivayetlere göre ezan Ashab-ı kiramdan Abdullah b. Zeyd ve Hz. Ömerin rüyaları ve Allah Resûlünün onları tasdikiyle sabit olmuştur. (Bkz. ibrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi, VII, s. 495) Şayet burada bir vahiy söz konusu ise vahyin inişi bu zamanâ rastlamış olabilir. Dolayısıyla o zaman ezan sadece bu sadık rüya ile değil vahiyle de sabit olmuş olur. (Bkz. Vehbe Zuhaylî, I, s. 534 )
12- Bkz. Fahreddin er-Razî, (Maide, 58de)
13- Suat Yıldırım, Kurân-ı Hakîm ve Açıklamalı Meali, (Maide, 58de)
14- Ebu Dâvud, Salât 28; Tirmizî, Salât 139[hr:ea28bc793e]"Benim naciz vücudum elbet birgün toprak olacaktır, ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." K. Atatürk
Buradan dipnot 11'in yanlış olduğunu anlayabiliriz. Çünkü peygamber ezanla ilgili teklifleri beğenmemektedir. Şunu söyleyebilirdi "Bana ezan vahiy oldu, ancak bu içinizden birine de rüya ile bildirilecek." Ya da hiç bu kadar uğraşmasalar ve bunca soruyu sormamıza sebep olmasaydı da namazı öğrettiği gibi ezanı da öğretseydi de müminler namazı kaçırmasaydı, bunca işkence çekmeseydi de biraz da işlerine güçlerine baksaydılar.
Neyse devam edelim...
Arayışlar devam ediyordu. Herkes bir arayış ve bekleyiş içindeydi. Aradıklarını bulamıyorlardı. Fakat araştırmaya devam ediyorlardı.8 Her arayışın güçlü bir fiilî duâ olduğunu biliyorlardı. Henüz bekledikleri de Resûlüllaha bildirilmemişti. Davet için getirdikleri teklifler de, taklitten öteye gitmiyordu. Halbuki taklit, taklit edilen şeyi hatırlatır. Taklit edilen şeyin aslına ait ritüelleri, manâyı veya manâsızlıkları akla getirir. Kaldı ki sapıklıkları üzere devam etmekte olan milletlere dinî nişaneler konusunda muhalefet etmek gerekir. 9Bundan dolayı teklif edilen yöntemler kabul görmemişti. Aynı zamanda taklitle bir yere varılamazdı. Taklit, hakikate giden yol olamazdı. Dolayısıyla Müslümanları namaza çağırmak için öyle bir yol bulunmalıydı ki, güzelliği, etkileyiciliği ve evrenselliği ile insanlığı kuşatsın. inanan çok şey anlar ve imanla dolarken, inanmayan hiç olmazsa bir şey anlasın. Gözleri, gönülleri hakka bağlasın. Allaha kulluk haricinde, her şeyden zihinleri arındırsın. Kalpleri ibadete hazırlasın. insanı vicdanının derinlikleriyle yakalayıp mescide bağlasın. insan, dinlerken ağlasın..Ağlarken içi şuur bağlasın. Yüce divana kulluğa durduğunda, içinde, huşû ve huzur çağlasın. Yoksa insanlar, çan ve boru öttürme vs. gibi teklif edilen şekillerin herhangi birisiyle de namaza çağrılabilirdi.
işte ilahî hikmet, ezanın sadece bir duyuru aracı olarak kalmamasını; aksine dinî şeâirden biri olmasını, okunduğunda gaflet halinde olanlara dini hatırlatıcı bir özellik içermesini, bir topluluğun onu kabul etmesi halinde Allahın dinine boyun eğdikleri manâsına gelici bir mahiyet arz etmesini gerektirmiştir. Bu sebeplerden dolayı ezanın, Allahın zikri, kelime-i şehadet ve namaza çağrı ifadelerini içermesi vacip olmuştur. Böylece ezana, kendisiyle ne kastedildiği herkesçe anlaşılan bir muhteva kazandırılmıştır. 10
Sonuçta bu arayış ve kavlî-fiilî duâlara, hızlı bir icabette bulunulmuştu. Bu bekleyiş ve arayışlar sırasında ezan, sadık bir rüya ile Abdullah b. Zeyde öğretilmişti. 11Aynı zamanda islâm alimleri, Maide sûresinin 58. ayetinin de, ezanın sırf rüya ile değil, Kurânın nassı ile de sabit olduğunu gösterdiğini belirtmişlerdir. 12Bu ayette O kafirleri de dost edinmeyiniz ki namaza çağırdığınız zaman o ezan veya namazı eğlence ve oyun yerine tutar, alay ederler. buyrulmaktadır. Bu ayet ezanın dayanağıdır. Ayrıca ezanla alay edip hafife almanın küfür olduğuna delalet eder. 13Abdullah b. Zeydin gördüğü rüyayı Hz. Ömer (r.a) da görmüştü. Bu iki sahabenin ezanla ilgili rüyaları, onlara ilahî bir ihsan ve ikramdı. Bu bir tevafuktu. Allah Resûlünün: Bu rüya haktır, inşaallah demesi de bu ikramın bir teyididir. Burada insanın aklına ezanın bu şekilde teşriinin hikmeti nedir? diye bir soru gelebilir. Buna şu şekilde cevap verebiliriz. Bizim bildiğimiz bilmediğimiz pek çok hikmet vardır. Bir hikmeti de şu olabilir: Ezan, Hz. Muhammed (s.a.s.)in şahsını da yücelttiği için, hikmet-i ilahi onun, başka bir müminin diliyle meşru olmasını dilemiştir. Böyle bir takdirden dolayı ne ilahî hikmeti, ne de Onun mutlak iradesini asla sorgulayamayız. Allah, hak ve hakikati kullarına nasıl duyuracağını, nasıl öğreteceğini, en iyi bilendir. ...Şüphesiz ki Allah ne dilerse yapar. (Hac, 18 )
Geçelim rüyaya...
Bu sırada Ensardan Abdullah b. Zeyd, bir sabah Allah Resûlüne gelerek bir rüya anlattı: Ya Resûlâllah! Bu gece uyurken, üzerinde iki parçadan yemyeşil elbiseler giyinmiş, elinde çan taşıyan bir adam yanıma uğradı. Beni gezdirdi, dolaştırdı. Ona Ey Allahın kulu! Bu çanı satar mısın? dedim.
Ne yapacaksın? dedi.
Namaza davet edeceğiz dedim.
Sana daha hayırlı olan bir şey bildireyim mi? dedi.
Olur göster! Nedir o? deyince, bana şu kelimeleri öğretti.
Allahu Ekber. Allahu Ekber.
Allahu Ekber. Allahu Ekber
Eşhedu ellâ ilâhe illâllah.
Eşhedu ellâ ilâhe illâllah.
Eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah.
Eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah.
Hayye ales-Salâh.
Hayye ales-Salâh.
Hayye alel Felah.
Hayye alel Felah.
Allahu Ekber. Allahu Ekber.
Lâilâhe illâllah.
Bunları bana söyledikten sonra, az geriye durup, namaza kalkacağın sırada şunları okursun dedi.
Allahu Ekber. Allahu Ekber.
Allahu Ekber. Allahu Ekber.
Eşhedu ellâ ilâhe illâllah
Eşhedu ellâ ilâhe illâllah
Eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah
Eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah
Hayye ales-Salâh
Hayye ales-Salâh
Hayya alel-Felah
Hayya alel-Felah
Kadkâmetis-Salâh
Kadkâmetis-Salâh
Allahu Ekber. Allahu Ekber.
Lâilâhe illâllah.
Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.); inşallah bu hak rüyadır. Bilal ile birlikte kalk da gördüğünü ona öğret. Ezanı okusun. Zira onun sesi, seninkinden daha gürdür. buyurdu. Bilal ile kalktık. Ben ona öğretmeye o da okumaya başladı. Bu sesi evinden işiten Hz. Ömer, hemen çıkıp geldi ve şöyle dedi: Ey Allahın Resûlü! Seni hak ile gönderen, Allaha yemin olsun ki, Onun gördüğü rüyanın aynısını ben de gördüm. Bu sözü işiten peygamberimiz, Allaha hamd ederek; şimdi bu, daha sağlam oldu 14dedi. Böylece ezan, namaza davette usul olarak teşrî kılındı.
Sorum şu:
1)Ömer neden ezanı duyunca koştu geldi?Okunmadan önce gelseydi de Hz. Muhammed'e anlatsaydı gördüğü rüyayı olmaz mıydı? Ardından Abdullah B. Zeyd'de gelir ve ikisininkini karşılaştırırdı...
2) Hz. Muhammed çok güvendiği bir mümine allahtan aldığı vahiyle öğrendiği ezanı söylese, bunu ona sır olarak verse, sonra da Abdullah B. Zeyd'inki ile karşılaştırsalar daha inandırıcı olmaz mı?
Dipnotlar:
6- Ebu Davud, Salâh, 27
7- Münavî, Feyzul-Kadîr, VI, s. 104
8- Bu konudaki rivayetler için bkz., Buharî, Ezan, 1; Müslim, Salâh,1; Tirmizî, Salât,
139; ibn Mace, Ezan, 1; Nesaî, Bedul-Ezan, 1; Ebu Davud, Salâh, 27
9- Şah Veliyyullah Dihlevî, Hüccetullahil-Baliğa, (islâm Düşünce Rehberi, Trc.,
M. Erdoğan) I, s. 538.
10- Şah Veliyyullah Dihlevî, I, s. 538
11- Abdullah b. Zeydin, bu rüyayı görmeden sekiz gün öncesinde, Cebrail (a.s)ın ezanı Resûlüllaha getirdiği veya ezanın Miraç sırasında peygamberimize vahyedildiği de ifade edilmiştir. Bu rivayetler zayıftır. Sahih rivayetlere göre ezan Ashab-ı kiramdan Abdullah b. Zeyd ve Hz. Ömerin rüyaları ve Allah Resûlünün onları tasdikiyle sabit olmuştur. (Bkz. ibrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi, VII, s. 495) Şayet burada bir vahiy söz konusu ise vahyin inişi bu zamanâ rastlamış olabilir. Dolayısıyla o zaman ezan sadece bu sadık rüya ile değil vahiyle de sabit olmuş olur. (Bkz. Vehbe Zuhaylî, I, s. 534 )
12- Bkz. Fahreddin er-Razî, (Maide, 58de)
13- Suat Yıldırım, Kurân-ı Hakîm ve Açıklamalı Meali, (Maide, 58de)
14- Ebu Dâvud, Salât 28; Tirmizî, Salât 139[hr:ea28bc793e]"Benim naciz vücudum elbet birgün toprak olacaktır, ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." K. Atatürk
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar