bugün
- ölümden korkuyor musunuz25
- adana saimbeylide deprem3
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı26
- mustafa kemal atatürk ün boyu3
- koca koca adamların stanley termosla gezmesi10
- 20 eylül 2026 fenerbahçe eyüpspor maçı14
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri52
- askerde sahip olunan en büyük lüks17
- hamburgerin içindeki domates2
- habire1219
- depresyon6
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı36
- kant ın ödev ahlakı2
- her biji amed8
- sydney sweeney2
- sözlüğün canlandırılması için yapılması gerekenler7
- size göre akp'nin en büyük ihaneti hangisi15
- amedspor'un süper ligin lideri olması13
- pazar gecesi sözlükte 900 online yazar olması5
- uçan arabalar neden çıkmadı6
- camilerin propaganda üssüne dönüşmesi15
- z kuşağı kızlarının escort gibi olması7
- amed sporlu bir kızı hoplatmak6
- dualarımız bu akşam beşiktaş ile10
- 0 0 719
- türk düşmanı piçler9
- kabe de filistin bayrağının yasaklanması11
- trabzonspor'un amedspor'u lider yapması5
- laik ülkeyi dinciler yönetirse14
- morkstar3
- sıfır atık vakfı11
- gecenin şarkısı11
- sokak köpeklerinin saldırısına uğramak3
- konuşmak istemiyorum4
- sözlükteki sinsi köpekler8
- hiç fuhuş yaptınız mı6
- bugün ne oldu7
- claudian clouds33
- yalnız yaşayan erkek özellikleri7
- vedat muriqi5
- yapay zeka şeytani görevlerin yüzde 97 sini yaptı2
- evrene enerji gönderen müslüman9
- turkanime tv3
- cop318
- sarışın kızlar4
- mekke antlaşması2
- fusya semsiyeli yabanci25
- true ile sevişmek5
- anın görüntüsü22
- sözlük kızlarının kekleri24
iki yıldır üzerinde düşündüğüm ve kendimce çok farklı bir boyuta eriştiğim meseledir. sabırlılar için aşağıda güzel bilgiler olabilir, çok saçma da gelebilir.
öncelikle "aynı renkleri farklı görmek"ten kastımı açıklayayım. belki daha önce başka platformlarda onlarca kez yapılmış ancak bir de ben yapayım:
gökyüzü, deniz, facebook... hepsi mavi. elma ve gül-farklı renkleri olsa da- ve de türk bayrağı... hepsi kırmızı. bunları okuduğunuzda aklınızda renkleri kesinlikle canlanmıştır. dediğim şudur ki; sizin aklınızda canlanan renk ile benimki aynı mıdır? "elma ne renk" desem, "gül'ün rengine" yakın diyeceksin. ama bize çocukluğumuzdan beri öğretilen bir kalıp içerisinde cevap vereceksin. senin elma'yı gördüğün renk, benim deniz'i gördüğüm renktir belki, vice versa. umarım problemi anlatabilmişimdir.
şimdi gelelim bu problem için öncelikle aklıma gelen çözüm yoluna:
etrafımızdaki kavramları birbirinden ayırmak için belirli sıfatlar türetmişiz ve türetmeye devam ediyoruz. aynı şey neden renkler için de olmasın? kendileri birer sıfat olmakla birlikte aynı zamanda kavram da. hemen soğuk ve sıcak renkleri düşündüm ve bu yolla çıkışa varacağımı sandım, erken davranmışım. soğuk renk dediğimde genel aglıda mavi akla gelir. sıcak denince de sarı, kırmızı, turuncu gibi renkler. bunlar her insan için hemen hemen aynıdır. işte bu aynılık çözümdür diye düşünmüştüm fakat sıcak ve soğuk kavramının yine nesneleri algılamamızdan oluşturduğumuzu unutmuştum. sıcak renkleri sıcak yapan, ateş'in rengine yakın olmaları değil mi? soğuk renkleri soğuk yapan da yine deniz gibi gök gibi daha soğuk olduğunu düşündüğümüz varlıklar. buradan bir çıkışın olmayacağını düşündüğümde başka bir şey de bulamadım. internette biraz okuyayım başka insanlar ne düşünmüş dedim ve aşağıdakilere ulaştım.
gideceğim ilk yer ekşi'ydi. bilimsel yaklaşmışlar. mavi renk dendiğinde belli bir dalga boyu olduğundan bahsedilmiş, belli bir frekansı olduğundan da. bu çok mantıklı geldi. mavi denen renk ölçüm cihazlarımıza göre aynı olabilirdi her zaman, belli bir tanımı yapılabilirdi ve zaten yapılmıştı. (vikipedi bilgisi ile) mavi'nin frekansı 680-620 THz, kırmızının frekansı ise 480-405 THz. işte bir ayraç kullanabildik. mavi dediğimiz renk her birimiz için 680-620ydi artık. tam "çözüme ulaştım, herkes için renkler aynıdır" diyecektim ki bu sefer de algının gözden çok beyinde olduğunu hatırladım. göze düşen görüntüler beyne iletilmiyorsa renk kavramı da algıda oluşmuyor demektir. evet mavi dediğimiz renk belli bir frekansa sahip olabilir ama ben deniz'i, o frekans aralığında görüyorsam deniz mavidir. sen de aynı frekans aralığına mavi diyorsundur. fakat yine de aynı mı görüyoruz? senin beynin o frekans aralığındaki dalganın gözdeki görüntüsünü, benim elma'yı gördüğüm renkte görüyor olamaz mı? frekanslar aynı fakat beyindeki yorum farklı değil midir? zaten ilk paragrafta bahsettiğim ana sorun da buydu.
bilimsel yapılmış bir tanımlama da tatmin etmedi. bu bilinmezlik içinde gittikçe yalnızlık hissi bastı içimi. evren'in tümünde böyle bir durumun olması bu evrenin bana özel olduğu hissini de doğurdu. tabi iş sadece renk ile kalmadı. buraya kadar bir nebze mantıklı görmüş olabilirsiniz fakat bundan sonra çok uçabilirim. mazur görünüz.
renkleri aynı algılamıyor oluşumuzun da üzerimde yarattığı etki ile diğer duyu organlarında da benzeri bir mantık kurmaya çalıştım. görme, algılayabildiğimiz en net duyu-diğerleri de net ama üzerinde en çok çalışılan, optik vb. konularla en çok yer alan duyumuz- olmasından dolayı renklerde böyle bir ayrım reddedilemiyorsa-benim açımdan, belki çoktan reddedilmiştir de ben bilmiyorumdur- diğer duyulara da bu fikir uygulanabilir gelmişti bana. koku, tat, duyma ve dokunma... evren'den haber alabildiğimiz yegane çanaklarımız da bizleri özel, yalnız ve tamamen farklı kılıyor olamaz mı?
renkler sadece görme yoluyla algılandığından üzerindeki problemi tartışmak kolay, diğer duyuların da katıldığı sıfatlardaki problemi algılamak ise daha karmaşık. örnek verirsek; köşeli bir sehpayı gördüğümüzde ayırt edebiliyoruz, fakat renklerdeki mantıkla benim köşeli gördüğüm bir sehpayı sen benim görüşüm ile oval görüyor olabilirsin. fakat bu his dokunma ile de denenebilir. ancak dokunma hissinin şahsi olma ihtimali nasıl yadsınabilir? renklerin anlatımı ile kafamıza rahatça oturtabildiğimiz "farklı algı" problemi diğer duyulara da uygulandığında "her bir insan için bir evren" düşüncesi gelişebilir. "aynı sözlük olmasına rağmen farklı temalarda kullandığımız uludağ sözlük" diyerek yanlış fakat daha somut bir benzetme yapabiliriz.
diğer duyuları da işin içine kattığımıza göre artık kaçık düşüncemi ortaya çıkarabilirim: "duyularımız farklı algılıyorsa, benim evrenimde insanları görüş biçimim senin evreninde senin ejderhaları görüş biçiminle aynı olamaz mı? ben, senin ejderhaları gördüğün gibi görüyorumdur belki." bunu düşün.
şimdilik bu kadarı yeter. daha sonra bu "farklı algı" probleminin estetik ve güzellik üzerine olan yorumumdan da bahsederim.
öncelikle "aynı renkleri farklı görmek"ten kastımı açıklayayım. belki daha önce başka platformlarda onlarca kez yapılmış ancak bir de ben yapayım:
gökyüzü, deniz, facebook... hepsi mavi. elma ve gül-farklı renkleri olsa da- ve de türk bayrağı... hepsi kırmızı. bunları okuduğunuzda aklınızda renkleri kesinlikle canlanmıştır. dediğim şudur ki; sizin aklınızda canlanan renk ile benimki aynı mıdır? "elma ne renk" desem, "gül'ün rengine" yakın diyeceksin. ama bize çocukluğumuzdan beri öğretilen bir kalıp içerisinde cevap vereceksin. senin elma'yı gördüğün renk, benim deniz'i gördüğüm renktir belki, vice versa. umarım problemi anlatabilmişimdir.
şimdi gelelim bu problem için öncelikle aklıma gelen çözüm yoluna:
etrafımızdaki kavramları birbirinden ayırmak için belirli sıfatlar türetmişiz ve türetmeye devam ediyoruz. aynı şey neden renkler için de olmasın? kendileri birer sıfat olmakla birlikte aynı zamanda kavram da. hemen soğuk ve sıcak renkleri düşündüm ve bu yolla çıkışa varacağımı sandım, erken davranmışım. soğuk renk dediğimde genel aglıda mavi akla gelir. sıcak denince de sarı, kırmızı, turuncu gibi renkler. bunlar her insan için hemen hemen aynıdır. işte bu aynılık çözümdür diye düşünmüştüm fakat sıcak ve soğuk kavramının yine nesneleri algılamamızdan oluşturduğumuzu unutmuştum. sıcak renkleri sıcak yapan, ateş'in rengine yakın olmaları değil mi? soğuk renkleri soğuk yapan da yine deniz gibi gök gibi daha soğuk olduğunu düşündüğümüz varlıklar. buradan bir çıkışın olmayacağını düşündüğümde başka bir şey de bulamadım. internette biraz okuyayım başka insanlar ne düşünmüş dedim ve aşağıdakilere ulaştım.
gideceğim ilk yer ekşi'ydi. bilimsel yaklaşmışlar. mavi renk dendiğinde belli bir dalga boyu olduğundan bahsedilmiş, belli bir frekansı olduğundan da. bu çok mantıklı geldi. mavi denen renk ölçüm cihazlarımıza göre aynı olabilirdi her zaman, belli bir tanımı yapılabilirdi ve zaten yapılmıştı. (vikipedi bilgisi ile) mavi'nin frekansı 680-620 THz, kırmızının frekansı ise 480-405 THz. işte bir ayraç kullanabildik. mavi dediğimiz renk her birimiz için 680-620ydi artık. tam "çözüme ulaştım, herkes için renkler aynıdır" diyecektim ki bu sefer de algının gözden çok beyinde olduğunu hatırladım. göze düşen görüntüler beyne iletilmiyorsa renk kavramı da algıda oluşmuyor demektir. evet mavi dediğimiz renk belli bir frekansa sahip olabilir ama ben deniz'i, o frekans aralığında görüyorsam deniz mavidir. sen de aynı frekans aralığına mavi diyorsundur. fakat yine de aynı mı görüyoruz? senin beynin o frekans aralığındaki dalganın gözdeki görüntüsünü, benim elma'yı gördüğüm renkte görüyor olamaz mı? frekanslar aynı fakat beyindeki yorum farklı değil midir? zaten ilk paragrafta bahsettiğim ana sorun da buydu.
bilimsel yapılmış bir tanımlama da tatmin etmedi. bu bilinmezlik içinde gittikçe yalnızlık hissi bastı içimi. evren'in tümünde böyle bir durumun olması bu evrenin bana özel olduğu hissini de doğurdu. tabi iş sadece renk ile kalmadı. buraya kadar bir nebze mantıklı görmüş olabilirsiniz fakat bundan sonra çok uçabilirim. mazur görünüz.
renkleri aynı algılamıyor oluşumuzun da üzerimde yarattığı etki ile diğer duyu organlarında da benzeri bir mantık kurmaya çalıştım. görme, algılayabildiğimiz en net duyu-diğerleri de net ama üzerinde en çok çalışılan, optik vb. konularla en çok yer alan duyumuz- olmasından dolayı renklerde böyle bir ayrım reddedilemiyorsa-benim açımdan, belki çoktan reddedilmiştir de ben bilmiyorumdur- diğer duyulara da bu fikir uygulanabilir gelmişti bana. koku, tat, duyma ve dokunma... evren'den haber alabildiğimiz yegane çanaklarımız da bizleri özel, yalnız ve tamamen farklı kılıyor olamaz mı?
renkler sadece görme yoluyla algılandığından üzerindeki problemi tartışmak kolay, diğer duyuların da katıldığı sıfatlardaki problemi algılamak ise daha karmaşık. örnek verirsek; köşeli bir sehpayı gördüğümüzde ayırt edebiliyoruz, fakat renklerdeki mantıkla benim köşeli gördüğüm bir sehpayı sen benim görüşüm ile oval görüyor olabilirsin. fakat bu his dokunma ile de denenebilir. ancak dokunma hissinin şahsi olma ihtimali nasıl yadsınabilir? renklerin anlatımı ile kafamıza rahatça oturtabildiğimiz "farklı algı" problemi diğer duyulara da uygulandığında "her bir insan için bir evren" düşüncesi gelişebilir. "aynı sözlük olmasına rağmen farklı temalarda kullandığımız uludağ sözlük" diyerek yanlış fakat daha somut bir benzetme yapabiliriz.
diğer duyuları da işin içine kattığımıza göre artık kaçık düşüncemi ortaya çıkarabilirim: "duyularımız farklı algılıyorsa, benim evrenimde insanları görüş biçimim senin evreninde senin ejderhaları görüş biçiminle aynı olamaz mı? ben, senin ejderhaları gördüğün gibi görüyorumdur belki." bunu düşün.
şimdilik bu kadarı yeter. daha sonra bu "farklı algı" probleminin estetik ve güzellik üzerine olan yorumumdan da bahsederim.
Gündemdeki Haberler