bugün
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- kadınlar nasıl giyinmeli sorunsalı14
- silik sayınız7
- queen ravenna sözlüğün kraliçesidir14
- terhis oluyorum sözlük21
- gece gelen yemek yapma isteği6
- bir erkeğin bir kadınla lahmacun yemesi14
- amerika birleşik devletleri3
- gece 2 de yatıp sabah 6 da kalkmak5
- ilk sıra arkadaşınız ne yapıyor6
- yanıyorum diye mesaj atan sözlük kızı4
- bir sözlük yazarına kahve ısmarlamak12
- emecek bor çift göğüs bile bulamamak7
- online yazarlar nasıl görünür4
- daha favlamadan zaten favladınız uyarısı4
- fon vurgununu eleştiren imama erişim engeli5
- fatma betül sayan kaya28
- kombiler açıldı mı arkadaşlar8
- kale3112'nin çalıştığı binaya saldırı düzenlemek5
- ihsan oktay anar2
- trafikte korna çalmanın işlevi7
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı92
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- masklavi'yi ehonomi çoh eyi derken görmek20
- akıllı telefon kullanan erkek9
- league of legends2
- nasıl açık oylarız4
- chatgpt'nin bir erkeği mutlu etmesini bilmesi12
- çok yorgun geçirilen bir günün ardından6
- cumaya gitmeyen yazarlar ifşa platformu21
- fon vurgunu nedir3
- camilerdeki ayak kokusu11
- vajinanın tatsız tuzsuz olması6
- bizde arkadaşın karısına yanlış olmaz4
- sözlükten buluştuğu kızın göğüslerini çalan adam5
- mekke anlaşması'nın tbmm den geçmesi6
- uyudunuz mu arkadaşlar10
- ne bu fon vurgunu3
- gecenin şarkısı4
- victor osimhen9
- 20078
- acıktım ne yesem3
- münafık11
- en güzel geçen yıllar4
- levent yüksel4
- 22 yıllık kocam gözüme çirkin geldi kaçtım9
- 19 yaşındaki oğlum üvey annesiyle kaçtı6
- tablacı köftesi3
- fatma betülüm yapmaz13
- gece vardiyası yazarlar3
iki yıldır üzerinde düşündüğüm ve kendimce çok farklı bir boyuta eriştiğim meseledir. sabırlılar için aşağıda güzel bilgiler olabilir, çok saçma da gelebilir.
öncelikle "aynı renkleri farklı görmek"ten kastımı açıklayayım. belki daha önce başka platformlarda onlarca kez yapılmış ancak bir de ben yapayım:
gökyüzü, deniz, facebook... hepsi mavi. elma ve gül-farklı renkleri olsa da- ve de türk bayrağı... hepsi kırmızı. bunları okuduğunuzda aklınızda renkleri kesinlikle canlanmıştır. dediğim şudur ki; sizin aklınızda canlanan renk ile benimki aynı mıdır? "elma ne renk" desem, "gül'ün rengine" yakın diyeceksin. ama bize çocukluğumuzdan beri öğretilen bir kalıp içerisinde cevap vereceksin. senin elma'yı gördüğün renk, benim deniz'i gördüğüm renktir belki, vice versa. umarım problemi anlatabilmişimdir.
şimdi gelelim bu problem için öncelikle aklıma gelen çözüm yoluna:
etrafımızdaki kavramları birbirinden ayırmak için belirli sıfatlar türetmişiz ve türetmeye devam ediyoruz. aynı şey neden renkler için de olmasın? kendileri birer sıfat olmakla birlikte aynı zamanda kavram da. hemen soğuk ve sıcak renkleri düşündüm ve bu yolla çıkışa varacağımı sandım, erken davranmışım. soğuk renk dediğimde genel aglıda mavi akla gelir. sıcak denince de sarı, kırmızı, turuncu gibi renkler. bunlar her insan için hemen hemen aynıdır. işte bu aynılık çözümdür diye düşünmüştüm fakat sıcak ve soğuk kavramının yine nesneleri algılamamızdan oluşturduğumuzu unutmuştum. sıcak renkleri sıcak yapan, ateş'in rengine yakın olmaları değil mi? soğuk renkleri soğuk yapan da yine deniz gibi gök gibi daha soğuk olduğunu düşündüğümüz varlıklar. buradan bir çıkışın olmayacağını düşündüğümde başka bir şey de bulamadım. internette biraz okuyayım başka insanlar ne düşünmüş dedim ve aşağıdakilere ulaştım.
gideceğim ilk yer ekşi'ydi. bilimsel yaklaşmışlar. mavi renk dendiğinde belli bir dalga boyu olduğundan bahsedilmiş, belli bir frekansı olduğundan da. bu çok mantıklı geldi. mavi denen renk ölçüm cihazlarımıza göre aynı olabilirdi her zaman, belli bir tanımı yapılabilirdi ve zaten yapılmıştı. (vikipedi bilgisi ile) mavi'nin frekansı 680-620 THz, kırmızının frekansı ise 480-405 THz. işte bir ayraç kullanabildik. mavi dediğimiz renk her birimiz için 680-620ydi artık. tam "çözüme ulaştım, herkes için renkler aynıdır" diyecektim ki bu sefer de algının gözden çok beyinde olduğunu hatırladım. göze düşen görüntüler beyne iletilmiyorsa renk kavramı da algıda oluşmuyor demektir. evet mavi dediğimiz renk belli bir frekansa sahip olabilir ama ben deniz'i, o frekans aralığında görüyorsam deniz mavidir. sen de aynı frekans aralığına mavi diyorsundur. fakat yine de aynı mı görüyoruz? senin beynin o frekans aralığındaki dalganın gözdeki görüntüsünü, benim elma'yı gördüğüm renkte görüyor olamaz mı? frekanslar aynı fakat beyindeki yorum farklı değil midir? zaten ilk paragrafta bahsettiğim ana sorun da buydu.
bilimsel yapılmış bir tanımlama da tatmin etmedi. bu bilinmezlik içinde gittikçe yalnızlık hissi bastı içimi. evren'in tümünde böyle bir durumun olması bu evrenin bana özel olduğu hissini de doğurdu. tabi iş sadece renk ile kalmadı. buraya kadar bir nebze mantıklı görmüş olabilirsiniz fakat bundan sonra çok uçabilirim. mazur görünüz.
renkleri aynı algılamıyor oluşumuzun da üzerimde yarattığı etki ile diğer duyu organlarında da benzeri bir mantık kurmaya çalıştım. görme, algılayabildiğimiz en net duyu-diğerleri de net ama üzerinde en çok çalışılan, optik vb. konularla en çok yer alan duyumuz- olmasından dolayı renklerde böyle bir ayrım reddedilemiyorsa-benim açımdan, belki çoktan reddedilmiştir de ben bilmiyorumdur- diğer duyulara da bu fikir uygulanabilir gelmişti bana. koku, tat, duyma ve dokunma... evren'den haber alabildiğimiz yegane çanaklarımız da bizleri özel, yalnız ve tamamen farklı kılıyor olamaz mı?
renkler sadece görme yoluyla algılandığından üzerindeki problemi tartışmak kolay, diğer duyuların da katıldığı sıfatlardaki problemi algılamak ise daha karmaşık. örnek verirsek; köşeli bir sehpayı gördüğümüzde ayırt edebiliyoruz, fakat renklerdeki mantıkla benim köşeli gördüğüm bir sehpayı sen benim görüşüm ile oval görüyor olabilirsin. fakat bu his dokunma ile de denenebilir. ancak dokunma hissinin şahsi olma ihtimali nasıl yadsınabilir? renklerin anlatımı ile kafamıza rahatça oturtabildiğimiz "farklı algı" problemi diğer duyulara da uygulandığında "her bir insan için bir evren" düşüncesi gelişebilir. "aynı sözlük olmasına rağmen farklı temalarda kullandığımız uludağ sözlük" diyerek yanlış fakat daha somut bir benzetme yapabiliriz.
diğer duyuları da işin içine kattığımıza göre artık kaçık düşüncemi ortaya çıkarabilirim: "duyularımız farklı algılıyorsa, benim evrenimde insanları görüş biçimim senin evreninde senin ejderhaları görüş biçiminle aynı olamaz mı? ben, senin ejderhaları gördüğün gibi görüyorumdur belki." bunu düşün.
şimdilik bu kadarı yeter. daha sonra bu "farklı algı" probleminin estetik ve güzellik üzerine olan yorumumdan da bahsederim.
öncelikle "aynı renkleri farklı görmek"ten kastımı açıklayayım. belki daha önce başka platformlarda onlarca kez yapılmış ancak bir de ben yapayım:
gökyüzü, deniz, facebook... hepsi mavi. elma ve gül-farklı renkleri olsa da- ve de türk bayrağı... hepsi kırmızı. bunları okuduğunuzda aklınızda renkleri kesinlikle canlanmıştır. dediğim şudur ki; sizin aklınızda canlanan renk ile benimki aynı mıdır? "elma ne renk" desem, "gül'ün rengine" yakın diyeceksin. ama bize çocukluğumuzdan beri öğretilen bir kalıp içerisinde cevap vereceksin. senin elma'yı gördüğün renk, benim deniz'i gördüğüm renktir belki, vice versa. umarım problemi anlatabilmişimdir.
şimdi gelelim bu problem için öncelikle aklıma gelen çözüm yoluna:
etrafımızdaki kavramları birbirinden ayırmak için belirli sıfatlar türetmişiz ve türetmeye devam ediyoruz. aynı şey neden renkler için de olmasın? kendileri birer sıfat olmakla birlikte aynı zamanda kavram da. hemen soğuk ve sıcak renkleri düşündüm ve bu yolla çıkışa varacağımı sandım, erken davranmışım. soğuk renk dediğimde genel aglıda mavi akla gelir. sıcak denince de sarı, kırmızı, turuncu gibi renkler. bunlar her insan için hemen hemen aynıdır. işte bu aynılık çözümdür diye düşünmüştüm fakat sıcak ve soğuk kavramının yine nesneleri algılamamızdan oluşturduğumuzu unutmuştum. sıcak renkleri sıcak yapan, ateş'in rengine yakın olmaları değil mi? soğuk renkleri soğuk yapan da yine deniz gibi gök gibi daha soğuk olduğunu düşündüğümüz varlıklar. buradan bir çıkışın olmayacağını düşündüğümde başka bir şey de bulamadım. internette biraz okuyayım başka insanlar ne düşünmüş dedim ve aşağıdakilere ulaştım.
gideceğim ilk yer ekşi'ydi. bilimsel yaklaşmışlar. mavi renk dendiğinde belli bir dalga boyu olduğundan bahsedilmiş, belli bir frekansı olduğundan da. bu çok mantıklı geldi. mavi denen renk ölçüm cihazlarımıza göre aynı olabilirdi her zaman, belli bir tanımı yapılabilirdi ve zaten yapılmıştı. (vikipedi bilgisi ile) mavi'nin frekansı 680-620 THz, kırmızının frekansı ise 480-405 THz. işte bir ayraç kullanabildik. mavi dediğimiz renk her birimiz için 680-620ydi artık. tam "çözüme ulaştım, herkes için renkler aynıdır" diyecektim ki bu sefer de algının gözden çok beyinde olduğunu hatırladım. göze düşen görüntüler beyne iletilmiyorsa renk kavramı da algıda oluşmuyor demektir. evet mavi dediğimiz renk belli bir frekansa sahip olabilir ama ben deniz'i, o frekans aralığında görüyorsam deniz mavidir. sen de aynı frekans aralığına mavi diyorsundur. fakat yine de aynı mı görüyoruz? senin beynin o frekans aralığındaki dalganın gözdeki görüntüsünü, benim elma'yı gördüğüm renkte görüyor olamaz mı? frekanslar aynı fakat beyindeki yorum farklı değil midir? zaten ilk paragrafta bahsettiğim ana sorun da buydu.
bilimsel yapılmış bir tanımlama da tatmin etmedi. bu bilinmezlik içinde gittikçe yalnızlık hissi bastı içimi. evren'in tümünde böyle bir durumun olması bu evrenin bana özel olduğu hissini de doğurdu. tabi iş sadece renk ile kalmadı. buraya kadar bir nebze mantıklı görmüş olabilirsiniz fakat bundan sonra çok uçabilirim. mazur görünüz.
renkleri aynı algılamıyor oluşumuzun da üzerimde yarattığı etki ile diğer duyu organlarında da benzeri bir mantık kurmaya çalıştım. görme, algılayabildiğimiz en net duyu-diğerleri de net ama üzerinde en çok çalışılan, optik vb. konularla en çok yer alan duyumuz- olmasından dolayı renklerde böyle bir ayrım reddedilemiyorsa-benim açımdan, belki çoktan reddedilmiştir de ben bilmiyorumdur- diğer duyulara da bu fikir uygulanabilir gelmişti bana. koku, tat, duyma ve dokunma... evren'den haber alabildiğimiz yegane çanaklarımız da bizleri özel, yalnız ve tamamen farklı kılıyor olamaz mı?
renkler sadece görme yoluyla algılandığından üzerindeki problemi tartışmak kolay, diğer duyuların da katıldığı sıfatlardaki problemi algılamak ise daha karmaşık. örnek verirsek; köşeli bir sehpayı gördüğümüzde ayırt edebiliyoruz, fakat renklerdeki mantıkla benim köşeli gördüğüm bir sehpayı sen benim görüşüm ile oval görüyor olabilirsin. fakat bu his dokunma ile de denenebilir. ancak dokunma hissinin şahsi olma ihtimali nasıl yadsınabilir? renklerin anlatımı ile kafamıza rahatça oturtabildiğimiz "farklı algı" problemi diğer duyulara da uygulandığında "her bir insan için bir evren" düşüncesi gelişebilir. "aynı sözlük olmasına rağmen farklı temalarda kullandığımız uludağ sözlük" diyerek yanlış fakat daha somut bir benzetme yapabiliriz.
diğer duyuları da işin içine kattığımıza göre artık kaçık düşüncemi ortaya çıkarabilirim: "duyularımız farklı algılıyorsa, benim evrenimde insanları görüş biçimim senin evreninde senin ejderhaları görüş biçiminle aynı olamaz mı? ben, senin ejderhaları gördüğün gibi görüyorumdur belki." bunu düşün.
şimdilik bu kadarı yeter. daha sonra bu "farklı algı" probleminin estetik ve güzellik üzerine olan yorumumdan da bahsederim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com