bugün
- bakarız diyen erkek15
- 0 0 75
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı29
- insanoğlu çalışmak ile lanetlenmiştir9
- sözlükten hatun indirmek3
- alkol içmek yasak mıdır3
- kadınların evli erkeklere zaafı5
- rüyamda ölüyordum ya2
- zengin erkeğin metresi olmayı kabul eden kadın2
- 6 saattir mesaj atmayan sevgili8
- gta 73
- kızlar kendinden büyük erkekleri sevseydi5
- iş görüşmesine çağrılınca telefonda maaş soran tip12
- uykusuz kedi ile soba çayı içip dedikodu yapmak8
- afd'nin lideri alice weidel5
- kıymalı kaşarlı pide6
- sonra konuşuruz diyen sevgili14
- oğlak burcu kadını7
- dünyada en güzel kadınların yaşadığı ülke9
- espri yapmaya çalışmak3
- sözlüğün sarması13
- ankara da 2 milyon 160 bin makaron ele geçirilmesi2
- renault fluence5
- aleksey batrakov7
- şeriatı savunan seküler3
- bu kalp seni unutur mu smsi atan evli eski sevgili3
- erzurum gece hayatı5
- maaş yüz yüze görüşülecektir12
- çindistan4
- vexillarius the slayer12
- nervio25
- cübbeli ahmet hoca4
- çok eşliliğin iğrenç bir şey olması2
- nasıl bir işe bulaştığının farkında olmamak5
- saten gecelik2
- taze fasulye yiyen erkek8
- kötü bir gün geçirmek3
- death stranding2
- sözlüğün en kültürlü yazarı14
- mitsubishi l300 vs hyundai h1002
- koreli erkek seven muhafazakar kız8
- türkiye kuş konferansı4
- 100 yıl içinde ai bağımsız hareket edecek6
- anın fotoğrafı5
- akrep kadınları4
- islamcılık deccaliyetin bi parçası olacak2
- şakirt aktiviteleri3
- dışarıda yemek yemek2
- bülent ortaçgil dinlerken hüngür hüngür ağlamak4
- ama4
2010 yapımı vurucu ötesi bir denis villeneuve başyapıtı.
bazı filmler vardır, insanın böğrüne acıyı saplar, acı hiç azalmaksızın uzun bir müddet orada kalır. üzüntüyü kanıksadıkça kötü olursunuz. içinize işler,işledikçe içinde olduğunuz rahatlığı ve konformist yaşamı sorgularsınız. zira bu acı hikayeyi evde geviş getirerek, amuda kalkarak rahat mı rahat izliyorsunuzdur. bu bile size batar, çoğu zaman yapamadığınız ama yapmayı aklınızdan geçirdiğiniz into the wild vari bir kaçış düşünürsünüz. defolup gitmek her yerden... zira adına insan denilen pimi çekilmiş organizma utançtan başka bir şey hissettirmiyordur artık.
iç savaş, dinsel çekişmeler, acı, ölüm vs... bunları kağıt üzerinde biliyoruz fakat insan olarak çok hafife alıyoruz. çünkü yüzeysellik olgusu içinde taraf oluyoruz, barışı ve hümanizmayı gerçekten ama gerçekten açımlayamıyoruz / irdeleyemiyoruz.
insanı insan yapan değerler vardır ya film bunu ziyadesiyle içimize işletiyor. insanın doğasındaki gerçeğe ulaşma güdüsü ve arayış akabinde de çekilen acı...savaşın soğuk yüzü, savaş hallerinde insanın yaşadığı yıkımın psikolojik öğrenilmiş bir çaresizlik sunması kuvvetli bir alt metin olarak tüyleri diken diken ediyor.
film sonrası gayet kişisel tarafından acıdan geçtim güzelleştim halet-i ruhiyesinde kıvranmam, karnıma ağrılar girmesi, kafamın allak bullak olması ve her şeyi bırakıp kalem ve kağıda sarılmam şuan yazdığım satırları notlar halinde sıralamam gerçekleşti. film bitti yarattığı ruhsal travma bitmedi.
son dönem bu şekilde bittikten sonra bir şeyler yazma telaşına düştüğüm, imdadıma kalem ve kağıdın yetiştiği 3 filmden biri incendies. diğerleri için:
(bkz: jodaeiye nader az simin) (bkz: 2011)
(bkz: her) (bkz: 2013)
ne deniliyordu film sonrası başa sardığım o masa karesinde:
--spoiler--
fikirler ancak onları savunacak birileri olursa hayatta kalırlar...
--spoiler--
10 üzerinden 9!
edit: izlediğim tek filmiyle psikolojimi bozduğu için denis villeneuve'nin tüm filmlerini izleyip analize yatırıp yedinci sanattan ve kendisinden hıncımı almayı düşünüyorum. evet gerçekler acıdır ve acıtır. emeği geçenlere sonsuz şükran...
bakalım acısını nasıl hafifletebileceğiz incendies'in?! zaman , ilaç gibi gelecek mi gene?!
bazı filmler vardır, insanın böğrüne acıyı saplar, acı hiç azalmaksızın uzun bir müddet orada kalır. üzüntüyü kanıksadıkça kötü olursunuz. içinize işler,işledikçe içinde olduğunuz rahatlığı ve konformist yaşamı sorgularsınız. zira bu acı hikayeyi evde geviş getirerek, amuda kalkarak rahat mı rahat izliyorsunuzdur. bu bile size batar, çoğu zaman yapamadığınız ama yapmayı aklınızdan geçirdiğiniz into the wild vari bir kaçış düşünürsünüz. defolup gitmek her yerden... zira adına insan denilen pimi çekilmiş organizma utançtan başka bir şey hissettirmiyordur artık.
iç savaş, dinsel çekişmeler, acı, ölüm vs... bunları kağıt üzerinde biliyoruz fakat insan olarak çok hafife alıyoruz. çünkü yüzeysellik olgusu içinde taraf oluyoruz, barışı ve hümanizmayı gerçekten ama gerçekten açımlayamıyoruz / irdeleyemiyoruz.
insanı insan yapan değerler vardır ya film bunu ziyadesiyle içimize işletiyor. insanın doğasındaki gerçeğe ulaşma güdüsü ve arayış akabinde de çekilen acı...savaşın soğuk yüzü, savaş hallerinde insanın yaşadığı yıkımın psikolojik öğrenilmiş bir çaresizlik sunması kuvvetli bir alt metin olarak tüyleri diken diken ediyor.
film sonrası gayet kişisel tarafından acıdan geçtim güzelleştim halet-i ruhiyesinde kıvranmam, karnıma ağrılar girmesi, kafamın allak bullak olması ve her şeyi bırakıp kalem ve kağıda sarılmam şuan yazdığım satırları notlar halinde sıralamam gerçekleşti. film bitti yarattığı ruhsal travma bitmedi.
son dönem bu şekilde bittikten sonra bir şeyler yazma telaşına düştüğüm, imdadıma kalem ve kağıdın yetiştiği 3 filmden biri incendies. diğerleri için:
(bkz: jodaeiye nader az simin) (bkz: 2011)
(bkz: her) (bkz: 2013)
ne deniliyordu film sonrası başa sardığım o masa karesinde:
--spoiler--
fikirler ancak onları savunacak birileri olursa hayatta kalırlar...
--spoiler--
10 üzerinden 9!
edit: izlediğim tek filmiyle psikolojimi bozduğu için denis villeneuve'nin tüm filmlerini izleyip analize yatırıp yedinci sanattan ve kendisinden hıncımı almayı düşünüyorum. evet gerçekler acıdır ve acıtır. emeği geçenlere sonsuz şükran...
bakalım acısını nasıl hafifletebileceğiz incendies'in?! zaman , ilaç gibi gelecek mi gene?!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar