bugün

babanın garip huyları

eski arkadaş merakı. evet, benim babam eski arkadaşlarıma karşı ayrı bir sempati besliyor. eskiden 3-4 senede bir başka yere taşındığımız için farklı bölgelerde arkadaşlarım olmuştur. babam da eskiden oturduğumuz yerlere her gidişinde beni arar ve o efsanevi repliği söyler;

-bak kimi veriyorum şimdi.

ver amk ver, kimi gördün yine allah bilir. sünnetimde gelen oyuncaklara sulanan mustafa'yı mı, sümüklerini yiyen furkan'ı mı, bisikletimi kıran taylan'ı mı? yalnız taylan ismiyle müsemma bir çocukmuş şimdi anladım, o isimle anca bu kadar ipne olunabilir. neyse; adam gidip hayatıma olumsuz etkileri olan insanları bulmakta ısrar ediyor. vere vere mustafa'yı verdi, verdi de ne diyeceğim ben ona. 10 sene geçmiş görüşmeyeli, hal hatır mı sorayım! yok yok, "naber lan keraneci, hala milletin oyuncaklarına sulanıyon mu heheh" diye dokundurayım biraz en iyisi. ama bu da çok gereksiz olur, belki pişmandır yaptıklarından. yaralarını deşmeyelim çocuğun.

-alo pose naber?
+haa iyidir, kimsin ki tanıyamadım?
-mustafa ben, hani şu oyuncaklarına sulanan keraneci var ya, o!
+eheh mustafa aşk olsun öyle demek istemedim ya, hem sen nereden okudun bu entry'yi, henüz bitirmedim bile??!

cıks, böyle değildi. neyse işte, bundan daha mantıklı bi konuşma geçmedi aramızda sonuçta.

önceki gün uyuyorum, telefon çaldı, baktım babam arıyor. sabahın köründe* aramazdı bu adam, hayırdır diye endişeli bi şekilde açtım telefonu. alo dedim ve ta-da, yine o efsanevi replik;

-dur bak kimi veriyorum.

baba, azına sıçiim afedersin. sıçiim baba, bak sana saygımdan ötürü dolu dolu sıçayım da demiyorum. ama sen böyle yaparak bendeki kredini tüketiyorsun baba!

+dur dur kimi veriyon bi söyle önce.
-yusuf vardı ya eski mahalleden, toplantı için geldiğim otelde çalışıyormuş senle konuşmak istedi.

yalana bak yalana, benle konuşmak istemişmiş. şimdi hakkını yemiyim, kötü çocuk değildi yusuf ama yavşaktı biraz, ortamcıydı. mustafa'dan iyidir en azından amk!

normalde bu tip aramalarında ses çıkartmam babama, "iyi peki ver" derim yarım ağızla. bu sefer çıldırdım ama, resmen beni güzellik uykumdan uyandırdı çünkü taam mı!

+baba ne yusuf'u ya bu saatte, verme konuşmıycam.

derken bişey oldu telefonu kapandı. acaba kabus muydu lan bu diye düşünürken bir daha çaldı. telefonu açtım, bu sefer karşımdaki yusuf'un sesiydi. sadece bir alo, arkası gelmedi çünkü ben cevap vermedim. yusuf alo dedi tekrar, ben yine cevap vermedim. telefonu da uzaklaştırdım kendimden biraz, sabah sabah guruldayan midemin sesini duymasın diye. ses çıkmayınca telefonu kapadı. ben telefonu daha yerine koymadan bir daha aradı. "işte şimdi sikseler cevap vermem diyip" inat ettim, açtım, yine konuşmadım. yine alo dedi, yine cevap vermedim. yine kapattı. ve evet, birkaç saniye sonra yine aradı. amınakoyim senin yusuf, anladık yavşaksın ama bu kadar olma be, bu kadar olma! açtım;

-ne var amınakoduum ne var, neye ısrar ediyorsun bu kadar. ne diyeceksin bana, neden bu kadar konuşmak istyorsun benimle, götveren misin lan, bırak yakamı!

diyemedim tabi, nerede bende o göt. alo dedi yine cevap vermedim, bu sefer yüzüne kapattım. daha da aramadı, bi de arasaydı!

telefonu koydum yerine ama biraz sonra babamdan bir çağrı bekliyorum "niye öyle yapıyosun oğlum ayıp değil mi" minvalinde. gelmedi, hatta normalde her gün arayan adam 2 gün aramadı, ta ki bugüne kadar. bugün konuştuk, sesinde bir burukluk, bir titreme. heheh, yok lan bildiğin babam işte, açtım telefonu;

-nabıyon lan keraneci!
+mustafa, sen misin amınakoyim??!
© copyright 2005 - 2026