bugün
- bitlis te oğluna filistin ismini koyan adam10
- sobaları hazırlayın5
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim31
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı74
- cimri erkeklerden kadınların nefret ettiği gerçeği4
- mika kase3
- 20 yaşındaki gence 250 yıl hapis cezası verilmesi3
- rusya olmasaydı türkistan kurulurdu3
- tinto brass3
- terapi niteliğindeki şeyler12
- türklerin özellikleri5
- 5 kasım 2026 uludağ sözlük ara yüzünün değişmesi2
- evrim varsa neden yarı insan yarı maymun yok10
- cumali ceber2
- kediyi haşlanmış işkembeyle beslemek2
- o 8 0 diyen biri vardı5
- möchtest du mit mir befreundet sein2
- sandra bullock4
- erkeği erkeğe düşüren cinsten karı2
- olsun biz bir keresinde liverpool'u yenmiştik7
- sözlükte kim kimle sevgili27
- ilhan irem dinleyen erkek2
- maçtan önce atıp tutan galatasaraylı yazarlar12
- nervio43
- sabah yedi buçukta işe başlamak2
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı15
- kaşe2
- emre iptal kuyt ile devam2
- tulumba tatlısı2
- fil dişi bacak toz pembe ten kirpikler'na parmak2
- votka2
- devleti soymak milleti soymaktan iyidir3
- queen ravenna adlı yazarın cerrah olması13
- kışın gelmesi2
- sözlüğün en şık erkeği12
- aşk10
- fenerbahçeli yazarlar8
- yakıştırdığım çiftler serisi 115
- türkiye ve avrupa farkları2
- büzülmüş çizgili dudaklar2
- arabada sakso4
- iyi menemenin sırrı7
- soğuk sabah2
- kadınların yaptığı en büyük hata9
- sabah akşam nervio yu konuşan sözlük11
- herkes kendi işini kurarsa kimse işsiz kalmaz15
- iyi memenin sırrı7
- 5 kasım 2026 meteoroloji uyarısı2
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri7
- febelilerin herşeyi abartması3
biz ovacık gözeleri, anafatma ve
halvorinin yok olmasını nasıl kabulleniriz
kutsal yerlerimizin sualtında
kalmasını istemiyoruz
munzur baba, duzgun baba ve anafatma
bizim peygamberlerimizdir. her zaman
bizi korurlar.
peygamberlerimiz sualtında kalırsa
inancımız yok olur... ( dersimli bir kadın)
dunya atlasında yuzlerce su akıttım.. hepsi bir yere ulaşıyordu, bir amaçları vardı. ama sonucta suydu işte.. akıp giden ve sizin akışına ruh haliniz içinde eşlik ettiğiniz sulardan.
aynı suyun akışında huzunlerde yansıyabiliyordu, sevinç huzumeleri de. belleğime sığınıp orada birer plonje kare olarak yer ettiler. tek hatıraları o karelerdir bende. ne ben onlara ulaşmaya çalıştım nede onlar bana akıttılar sularını. su işte, ne kadar hissetmeye çalışsamda su!
oysa anladımki sular nehirlere, denizlere dokulmezlermiş.. bukulerek, gerinerek, dolu dolu taşarak içinize dolarlarmış. yazgınız çokça o suların akışına teslimmiş. o suların teslim alıp biçimlendirdiği taşlar gibiymişsiniz.. tabiatın eşsiz hazlar yaratan eserlerindenmişsiniz.
ve birde boyle ''çokça zaman içi, çokça zaman dışı'' kum saati ömürler varmış. kendi yarlarına dolup, yine kendi yarlarına boşalan ömürler. ilerleyen zamana karşı kendini geriye tarayan ömürler... kısaca su gibi bakan ömürler ...
suyun gogsunde ''soluk'' bağdaşları ile munzurun suyunda yıkanıp, ruzgarında taflanan ömurler anlar munzuru... sonsuzluğun fısıltısını yada acılardan sıyrılma gokyuzunu onun akışında dokunan ömürler...
munzur butun çağrışımları kucaklayacak , butun iklimleri doğurabilecek bir bilinmezliktir. nereye koyacağınızı bilemediğiniz ağır boşluk, bakanın içine akan bir su.. onunla bentleşen bir yolculuk.. çokça kendine bakanın, yuzleşmesi mevsimlerle..
sadece su değil işte munzur... ne istersen o! baştan başa duşlere kesilmiş, herşeyin olabilirim diyen bir çağrıcı. bir düşü suya sığdıran yol... huznunu de, sevincinide bakanın içine akıtan akışkanlık..
oykusu her ağızda farklılaşan, herkesin kendine göre bir munzur doldurduğu insan içi munzur.. herkesin munzuru kendi dunyası. her ömür bir munzur akıtıyor içerisinde. her insan acısını, sevincini, huznunu, gozyaşı sarnıcını, ahrimanlığını, muhur mumunu, adak örtusunu, dus kubbesini, konak kumbetini, peygamberlerini, adaklarını munzurda taşıyor. o kırkikimilyon yıldan beri insanda boşalıyor.
şimdi suyuna akan ömürlere inat, kendi suyunda boğmaya çalışıyorlar munzuru. insanla akan ne varsa delirmiş bir çağın altında barajlara gömüyorlar. tumden delirmiş bir yuzyılda, çılgınca boğuluyor munzur.. derini yok, ses gelmeyen bir kuyu gibi boşlukla dinamitliyorlar içini. kaçıp sığınabileceği yeni atlastan yoksun olarak kaderini sunuyor cellatlarına.. zaman onun için ölmektir..
toptan inceliğe boğulmuş bir yuzyılda içimizi oyarak alıyorlar akan suyumuzu...
tum susan sulara, boğuk hırıltılara inat solgun gri bir koridor oluyor aramızda...
munzur işte su değil ki ne diyeyim..
onsuz çok daha üşeyeceğiz... !
halvorinin yok olmasını nasıl kabulleniriz
kutsal yerlerimizin sualtında
kalmasını istemiyoruz
munzur baba, duzgun baba ve anafatma
bizim peygamberlerimizdir. her zaman
bizi korurlar.
peygamberlerimiz sualtında kalırsa
inancımız yok olur... ( dersimli bir kadın)
dunya atlasında yuzlerce su akıttım.. hepsi bir yere ulaşıyordu, bir amaçları vardı. ama sonucta suydu işte.. akıp giden ve sizin akışına ruh haliniz içinde eşlik ettiğiniz sulardan.
aynı suyun akışında huzunlerde yansıyabiliyordu, sevinç huzumeleri de. belleğime sığınıp orada birer plonje kare olarak yer ettiler. tek hatıraları o karelerdir bende. ne ben onlara ulaşmaya çalıştım nede onlar bana akıttılar sularını. su işte, ne kadar hissetmeye çalışsamda su!
oysa anladımki sular nehirlere, denizlere dokulmezlermiş.. bukulerek, gerinerek, dolu dolu taşarak içinize dolarlarmış. yazgınız çokça o suların akışına teslimmiş. o suların teslim alıp biçimlendirdiği taşlar gibiymişsiniz.. tabiatın eşsiz hazlar yaratan eserlerindenmişsiniz.
ve birde boyle ''çokça zaman içi, çokça zaman dışı'' kum saati ömürler varmış. kendi yarlarına dolup, yine kendi yarlarına boşalan ömürler. ilerleyen zamana karşı kendini geriye tarayan ömürler... kısaca su gibi bakan ömürler ...
suyun gogsunde ''soluk'' bağdaşları ile munzurun suyunda yıkanıp, ruzgarında taflanan ömurler anlar munzuru... sonsuzluğun fısıltısını yada acılardan sıyrılma gokyuzunu onun akışında dokunan ömürler...
munzur butun çağrışımları kucaklayacak , butun iklimleri doğurabilecek bir bilinmezliktir. nereye koyacağınızı bilemediğiniz ağır boşluk, bakanın içine akan bir su.. onunla bentleşen bir yolculuk.. çokça kendine bakanın, yuzleşmesi mevsimlerle..
sadece su değil işte munzur... ne istersen o! baştan başa duşlere kesilmiş, herşeyin olabilirim diyen bir çağrıcı. bir düşü suya sığdıran yol... huznunu de, sevincinide bakanın içine akıtan akışkanlık..
oykusu her ağızda farklılaşan, herkesin kendine göre bir munzur doldurduğu insan içi munzur.. herkesin munzuru kendi dunyası. her ömür bir munzur akıtıyor içerisinde. her insan acısını, sevincini, huznunu, gozyaşı sarnıcını, ahrimanlığını, muhur mumunu, adak örtusunu, dus kubbesini, konak kumbetini, peygamberlerini, adaklarını munzurda taşıyor. o kırkikimilyon yıldan beri insanda boşalıyor.
şimdi suyuna akan ömürlere inat, kendi suyunda boğmaya çalışıyorlar munzuru. insanla akan ne varsa delirmiş bir çağın altında barajlara gömüyorlar. tumden delirmiş bir yuzyılda, çılgınca boğuluyor munzur.. derini yok, ses gelmeyen bir kuyu gibi boşlukla dinamitliyorlar içini. kaçıp sığınabileceği yeni atlastan yoksun olarak kaderini sunuyor cellatlarına.. zaman onun için ölmektir..
toptan inceliğe boğulmuş bir yuzyılda içimizi oyarak alıyorlar akan suyumuzu...
tum susan sulara, boğuk hırıltılara inat solgun gri bir koridor oluyor aramızda...
munzur işte su değil ki ne diyeyim..
onsuz çok daha üşeyeceğiz... !
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar