bugün
- arkadaşlar size bi soru sorucam57
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı74
- herkesin tavsiye verdiği insan10
- silvermist11
- erkeği karizmatik gösteren şeyler21
- herkes istediği yazarı yazsın20
- beni neden sevmediniz13
- kendin hakkında bir gerçek bırak7
- sözlükteki galatasaraylılar8
- kısa boylu olmak6
- kendini sevmek5
- cadılar bayramında ne olacaksınız16
- farklılıkları olan insanların varoluş mücadelesi2
- bekar erkeklerin en büyük neşesi8
- türk askeri yemen e gitsin kampanyası43
- keşke benim olsa denilen yazarlar10
- 24 yaşına kadar hiç kız arkadaşı olmamış insan15
- gece 3 00 da içilen demli çay2
- arkadaşlar ben nişanlanıyorum12
- ne kadar paranız var9
- sözlükte ciddi kitap okuyan yok28
- türkiye'nin ab vize muafiyeti hamlesi2
- galatasaray9
- simko332
- sevgiliye saat hediye etmek5
- aston villanın fener'e döşeyeceği boru2
- trump'ın erdoğan'dan yemen için asker istemesi3
- victor osimhen7
- sevmek bir başkasını geliştirmektir4
- ilham aliyev28
- sözlük erkeklerine bir hediye bırak7
- 2027 de neler olsun8
- yavuz sultan selim16
- kedi öldürmek suçsa sinek öldürmek de suçtur2
- marksizm bu topraklarda biterse dünyada biter4
- öldürmek kastı olmadan 58 kere bıçaklamak2
- ofsaytımsı vol 220
- baloncan çakır5
- bastırılmış üzüntü3
- sevgilinin bisepsinden sushi yemek6
- çok film izleyen insandan zarar gelmez29
- youtube shorts6
- çorba8
- barcelona nın galatasaray a döşeyeceği boru4
- 12 eylül kemalizm'in reddidir3
- ortadoğuda kartlar dağıtılıyor4
- meksika açmazı macerası14
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı14
- arkadaşlar bi bakar mısınız5
- çok azdım porno izliyorum2
Uçsuz, bucaksız bir alanın içinde yüz binlerce kişiydik.
Şarkı söyleyen kadın bendim.
Normalde olmayan bir şey oluyordu sahnede. Şarkı söylerken hiçbir şey düşünmek mümkün değildir. Oysa ben hem şarkı söylüyor hem düşünüyordum. Bir meditasyon anı gibi... düşünceler ben çağırmadan geliyordu.
Olağanüstü güvenlik önlemleri, polisler, tanklar, silahlar, telsiz konuşmaları, son derece gergin ve telaşlı görevliler, korumalar, onlarca gazeteci, kameraman...
Neredeyse hepsinin yüzünde, her an tatsız bir olay çıkabileceği endişesi...
Ve bu kadar sert bir gerçekliğin ortasında rengarenk giysileriyle ruhlarından, bedenlerinden hayatiyet fışkıran; çoluk, çocuk, genç, yaşlı bir daha aklımdan çıkması mümkün olmayan insan denizi.
Ben, yirmi sekiz yıldır sivil hareketlerin dışında, her türlü siyasi görüş ve tavıra eşit mesafede durmaya çalışan Egeli Sezen, Diyarbakır’ın orta yerinde nasıl oluyor da bütün şarkıları yüz binlerle bir ağızdan söylüyorum.
Kelimeler de ben çağırmadan geliyorlar. “Bu hüzünlü dünya macerasında hala parçalanmaya direniyorsak, bunun bir tek sebebi olmalı: Ortak duygu, ortak akıl.”
O kadar düşünmeden konuşuyorum ki, zaten unutuyorum ne dediğimi. Ta ki, Müjde ile Meral hatırlatıncaya kadar. Düşle gerçek arasındaki o bulanık çizgide seyreden herkes gibi besbelli iyice karışmışım.
Havaalanındaki karşılama curcunasından net olarak aklımda kalan tek şey, kara üzüm taneleri gibi iki çift göz... onlar hiç gitmiyor gözümün önünden. Dallı, güllü bayramlık elbiseleriyle kendi boyları kadar bir çiçek buketini elime tutuşturan iki kız çocuğu.
Öyle durup bakışıyoruz bir süre. Sonra refleks olarak eğilip öptüğümü hatırlıyorum.
Kimbilir onlar bu anı ilerde nasıl hatırlarlar.
Ben kendini başkasının yerine koyma ve anlama üzerine binlerce kez kurduğum cümlelerin anlamıyla tanışıyorum. Ete kemiğe bürünmüşler karşımda duruyorlar. iliklerime kadar hissediyorum.
Hangi şarkıydı unuttum... Korumalarla göz göze geldik. içimdeki ses “burada bulunan hiç kimse bu kutlamanın zedelenmesine izin vermeyecek” dedi. Haklı çıktım. Elimi tutmak için itişip kakışan genç çocuklara uzandım sahneden. Engel olmadılar.
Derken dönüş yolundayız. Milim milim ilerliyor minibüs. Dudaklarını, ellerini cama yapıştıran çocuklara yetişmeye çalışıyorum. Hayatın normal akışı içinde ölçüsü kaçmış bir hezeyan hali gibi, neredeyse rahatsızlık verecek kadar taşkın bir durum.
Ama burası Diyarbakır...
Görünenin arkası, sahnede yediğim ayazdan daha yakıcı...
96 yılıydı. Çok acı çektiğimiz günlerden biriydi. Kardeşimle, fizik üstüne bir şeylerden söz ediyorduk. Kara delik dediğimiz, enerjilerini tükettikten sonra kendi kütlelerinin çekim gücüyle kendi üstlerine çöken ve herşeyi yutan büyük yıldızlardan.
Acı o kadar yoğun ve keskindi ki, biraz da umursamazca sordum, “hiç ümit yok yani... ”
“Var” dedi kardeşim, “olay ufku”. Bir fizik terimi... ” Sonra anlattı.”Kara deliğin, ışığın çıkmasına izin verdiği öyle bir uzaklık noktası var ki, oradan bakınca yeniden ışığı, gelmiş geçmiş bütün zamanları, yani sonsuz bütünü görebilirsin.”
ihtiyaçtan doğan bir sohbetti ve o sırada bana iyi geldi. “Ne kadar uzak olursa olsun, ümit ümittir,” diye düşündüm muhtemelen.
Ben Diyarbakır’da şunu gördüm. Oradaki bütün insanlar çok şey öğrenmişler. Olağanüstü bir iç disiplin ve siyasi bilinci hergün biraz daha geliştirerek ağırbaşlılıkla bekliyorlar.
Herkesin beklediğini...
Biraz ilgi, biraz sevgi, biraz adalet...
Ben bunları niye yazdım?
içimden öyle geldi.
işte hepsi bu
sezen 2002-diyarbakır
Şarkı söyleyen kadın bendim.
Normalde olmayan bir şey oluyordu sahnede. Şarkı söylerken hiçbir şey düşünmek mümkün değildir. Oysa ben hem şarkı söylüyor hem düşünüyordum. Bir meditasyon anı gibi... düşünceler ben çağırmadan geliyordu.
Olağanüstü güvenlik önlemleri, polisler, tanklar, silahlar, telsiz konuşmaları, son derece gergin ve telaşlı görevliler, korumalar, onlarca gazeteci, kameraman...
Neredeyse hepsinin yüzünde, her an tatsız bir olay çıkabileceği endişesi...
Ve bu kadar sert bir gerçekliğin ortasında rengarenk giysileriyle ruhlarından, bedenlerinden hayatiyet fışkıran; çoluk, çocuk, genç, yaşlı bir daha aklımdan çıkması mümkün olmayan insan denizi.
Ben, yirmi sekiz yıldır sivil hareketlerin dışında, her türlü siyasi görüş ve tavıra eşit mesafede durmaya çalışan Egeli Sezen, Diyarbakır’ın orta yerinde nasıl oluyor da bütün şarkıları yüz binlerle bir ağızdan söylüyorum.
Kelimeler de ben çağırmadan geliyorlar. “Bu hüzünlü dünya macerasında hala parçalanmaya direniyorsak, bunun bir tek sebebi olmalı: Ortak duygu, ortak akıl.”
O kadar düşünmeden konuşuyorum ki, zaten unutuyorum ne dediğimi. Ta ki, Müjde ile Meral hatırlatıncaya kadar. Düşle gerçek arasındaki o bulanık çizgide seyreden herkes gibi besbelli iyice karışmışım.
Havaalanındaki karşılama curcunasından net olarak aklımda kalan tek şey, kara üzüm taneleri gibi iki çift göz... onlar hiç gitmiyor gözümün önünden. Dallı, güllü bayramlık elbiseleriyle kendi boyları kadar bir çiçek buketini elime tutuşturan iki kız çocuğu.
Öyle durup bakışıyoruz bir süre. Sonra refleks olarak eğilip öptüğümü hatırlıyorum.
Kimbilir onlar bu anı ilerde nasıl hatırlarlar.
Ben kendini başkasının yerine koyma ve anlama üzerine binlerce kez kurduğum cümlelerin anlamıyla tanışıyorum. Ete kemiğe bürünmüşler karşımda duruyorlar. iliklerime kadar hissediyorum.
Hangi şarkıydı unuttum... Korumalarla göz göze geldik. içimdeki ses “burada bulunan hiç kimse bu kutlamanın zedelenmesine izin vermeyecek” dedi. Haklı çıktım. Elimi tutmak için itişip kakışan genç çocuklara uzandım sahneden. Engel olmadılar.
Derken dönüş yolundayız. Milim milim ilerliyor minibüs. Dudaklarını, ellerini cama yapıştıran çocuklara yetişmeye çalışıyorum. Hayatın normal akışı içinde ölçüsü kaçmış bir hezeyan hali gibi, neredeyse rahatsızlık verecek kadar taşkın bir durum.
Ama burası Diyarbakır...
Görünenin arkası, sahnede yediğim ayazdan daha yakıcı...
96 yılıydı. Çok acı çektiğimiz günlerden biriydi. Kardeşimle, fizik üstüne bir şeylerden söz ediyorduk. Kara delik dediğimiz, enerjilerini tükettikten sonra kendi kütlelerinin çekim gücüyle kendi üstlerine çöken ve herşeyi yutan büyük yıldızlardan.
Acı o kadar yoğun ve keskindi ki, biraz da umursamazca sordum, “hiç ümit yok yani... ”
“Var” dedi kardeşim, “olay ufku”. Bir fizik terimi... ” Sonra anlattı.”Kara deliğin, ışığın çıkmasına izin verdiği öyle bir uzaklık noktası var ki, oradan bakınca yeniden ışığı, gelmiş geçmiş bütün zamanları, yani sonsuz bütünü görebilirsin.”
ihtiyaçtan doğan bir sohbetti ve o sırada bana iyi geldi. “Ne kadar uzak olursa olsun, ümit ümittir,” diye düşündüm muhtemelen.
Ben Diyarbakır’da şunu gördüm. Oradaki bütün insanlar çok şey öğrenmişler. Olağanüstü bir iç disiplin ve siyasi bilinci hergün biraz daha geliştirerek ağırbaşlılıkla bekliyorlar.
Herkesin beklediğini...
Biraz ilgi, biraz sevgi, biraz adalet...
Ben bunları niye yazdım?
içimden öyle geldi.
işte hepsi bu
sezen 2002-diyarbakır
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar