bugün

söylence

Çıt çıkmaz o sessizlikte hep kendileri
Dünyanın güngörmüş bir ağacına konmuş
Kısacık gençliklerinin posası önlerinde

Tortop olmuş gökkuşağı sarmalında
rengarenkken / Salkım salkım o alacalık
çalınmış ellerinden / Utanç duvarının harcına
katılmış gasp ve şehvetle / Hevenk hevenk
yaşama sevincinin kan ve irini

Anneler beklermiş oyuncaklarını çocukları
yerine / Korkunun dağlarına sürgün edilmiş
ninniler fısıldarken / Zifti bela sırnaşık
bir akşam karanlığı bulaşırken perdelere
Günlere yazılan kurnaz bir avcının çevikliği

Şimdi yüzler çevrilmiş bakışlar matlaşmışsa
Üst üste yığılmış cansız etler misali yorgun
fotoğraflardan kenara itilmiş kaçamak ve
cesur gülüşler sızıyorsa / Acının çocuklarıdır
onlar / Taş kesilmişlerdir onurluca / Cıvıl cıvıl
bir koşunun tam ortasında

iplerle sehpalarla hırpalayıp uluyorsa
birileri / Aşiret bekliyorsa girilmezi
Alkışla selamlanan yüksek çıkarlar adına
mafyalaşan bir kin köşe bucak sırıtıp
kusuyorsa / Hem tetik düşürüp hem kaygan
bir zeminde sırra kadem basıyorsa gölgeleri

Doğruyu söylemiyor hiç kimse / Çünkü yalandır
dokunan ve örtülen üstümüze / Afişlenen bir
şiirde belki / Elektriğe tutulan soyulan
çırılçıplak / iğrenç kahkahalarla aşşağılanan
Ayaz kılıklı adamlar iyice kıstılar da ışığı
Sarhoş naraların salyasında şiirdir sorgulanan

Elegeçirilmiş ve çiğnenmiş bir ülke kıskacındaysa
hayat / Mağrur bir komutan edasıyla ayağa kalkabilir
Her yenilgi bir isyanı yeşertir süründükleri
yerde fırtınada kalmış dostlukların

Azat kuşları gibi bırakıldığında çocuklar
Daralırken yeni yetme sevdaların soluğu
Vurur alın çatımıza çizgilerin çokluğu
kavrukluğu delibozukluğu bir ağızdan konuştuğu

Kantarması kağşamış gecelerin kan tüküren
söylencesinden başlar su içmeye ürkekliğimiz...

(bkz: Ahmet GÜNBAŞ) *
© copyright 2005 - 2026