bugün
- sarı şeker yargılanmalıdır16
- atatürk ü sevme zorunluluğu8
- sözlüğün en masum yazarları16
- arkadaşlar larissa kim12
- hoşçakal uludağ sözlük7
- atatürk ün türk olmadığı gerçeği7
- hesabın yüzde 10 undan daha az bahşiş veren tip10
- pandela 34
- atatürk 12 adayı ve musulu neden bıraktı sorunsalı4
- sözlüğün deli kaynaması4
- karton toplayan çingene6
- fusya semsiyeli yabanci28
- sözlükteki gammazlar lobi si12
- atatürk ü sevmediğini belirtme gereği4
- uludağ sözlüğün ikiye bölünmesi4
- koca sözlüğün fusya'ya yenilmesi9
- uludağ sözlük size ne kattı18
- recep tayyip erdoğan10
- başka kırbaç yemek isteyen var mı6
- arnavut mehmet akif in şiirinin milli marş olması3
- may parker4
- sürekli gelen trollerle uğraşmamız2
- türklerin soykırımdaki ustalığı4
- bir kadını taşımanın zorluğu3
- fetöcülerin sızmadıkları alanlar4
- larisalisa8
- hemşehri dayanışması4
- uber eats2
- sözlüğün en normal yazarları2
- nervio23
- şarapçının birden tayyipçi olması10
- sözlükteki lobicilik faaliyetleri5
- bir sözlük kızıyla edebiyat hakkında konuşmak8
- mika raun ile sevişir misiniz2
- akşam serinliği2
- en iyi dizi film karakterleri2
- sözlükte kendini sibel can diye tanıtan nineler9
- doğukan xd anonim hesap pandela2
- kırbacı ile adalet dağıtan yakışıklı4
- yağmur yağınca açılmayan orospu çocuğu şemsiye3
- ilk hedef akdenizdir emri gelip karadenize fıymak2
- atam izindeyiz2
- serhat kılıç21
- en son ne yediniz4
- insanlık kıyamete yakın dönemde azgınlaşacak3
- erdoğan ı sevmeyip onun ülkesinde yaşamak5
- sözlüğü bıraksam üzülür müsün sözlük5
- sözlükte yazan ünlüler8
- tekerleğin içinden şemsiye geçirmek2
- darı boyoz çiğdem domat klorak gevrek2
Uğur Mumcu eğer 24 Ocak 1993 günü öldürülmeseydi, üç gün sonra 12 Mart 1971 döneminin askeri savcısı Baki Tuğ ile randevusu vardı. iki gün önce, Baki Tuğ"un Meclis"teki odasında bir araya gelmişlerdi ve Tuğ"a, "Abdullah Öcalan"ın MiT"le ilişkilerini ortaya çıkardım" demişti.
Baki Tuğ o tarihte DYP Ankara Milletvekili ve Meclis Milli Savunma Komisyonu Başkanı"ydı. Mumcu"ya, "Bana bir hafta zaman ver. Dosyalarıma bakıp sana cevap vereyim" dedi.
Abdullah Öcalan ve PKK"yı konu alan geniş bir kitap çalışması yapan Mumcu"nun Baki Tuğ"a başvurmasının sebebi açıktı. 1972"de, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) 1. sınıf öğrencisi olan 22 yaşındaki Abdullah Öcalan, fakültede bildiri dağıtmak ve dersleri boykot etmek suçundan gözaltına alındığında Askeri Savcı Baki Tuğ"un önüne getirilmişti. Tuğ, soruşturmasını bitirdiğinde, boykotçu öğrenciler içinde en ağır cezayı Abdullah Öcalan ve iki arkadaşı için isterken, dava sırasında mahkemede görüş değiştirmişti ve Öcalan üç ay hapis cezası ile kurtulmuştu.
Mumcu"nun ölümü ile yarım kalan ve "Kürt Dosyası" ismi ile yayınlanan kitabı, işte bu olayla başlıyor. Son olarak eski milletvekili Abdülmelik Fırat"ın "Mezopotamya Sürgünü" ismiyle yayınlanan anıları Öcalan"ın öğrencilik yıllarını yeniden gündeme getirdi. Melik Fırat anılarında, gazeteci Avni Özgürel"in kendisine, "Öcalan öğrenci iken MiT"te ofis-boy"du" dediğini öne sürdü. Bunun üzerine Avni Özgürel, o tarihlerde Öcalan"ı MiT"in bir yan kuruluşu Fikir Ajansı"nda ofis-boy"luk, yani getir götür işleri yaparken gördüğünü söyledi.
Baki Tuğ ile Öcalan"ın işte bu yıllarını ve Uğur Mumcu"nun peşine düştüğü bilgileri konuştuşulduğu bir ropörtajda söyledikleri:
Uğur Mumcu ile üç gün sonra bir araya gelebilseydiniz ne konuşacaktınız?
Uğur Mumcu ile biz 12 Mart 1971 tarihinden 1980 yılına kadar bir mücadele içerisinde olduk. Her hafta hakkımızda bir yazı yazardı. 1987"yi takiben bir akşam yemeğinde, Sayın Hüsamettin Cindoruk benim oturacağım masaya onu da oturtmuş. O akşam uzun uzun sohbet ettik. Sayın Mumcu ile o akşam orada barıştık; dost, arkadaş olduk. Bir araya geldiğimiz zaman uzun uzun sohbet ederdik. Bir gün Sayın Mumcu telefon etti. Geldi, uzun uzun konuştuk, sonra öğlen yemeğine gittik. Yemek dönüşünde o, APO"nun MiT mensubu olup olmadığı konusunda benden yardım istedi. Ben de, şu anda bir şey söylemek şansına sahip değilim, arşivimde bu konularla ilgili bilgi varsa, sana gerçeği ifade ederim, dedim. Bir haftalık süre istedim. Nitekim araştırdım, hatta bir arkadaşımı görevlendirdim. Maalesef, Abdullah Öcalan"ın Milli istihbarat Teşkilatı ile ilişkisi olduğuna dair herhangi bir bilgi elde edemedim. Belge de yok, bilgi de. Ancak bildiğimiz bir şey vardı, Abdullah Öcalan"ın kayınpederi Ali Yıldırım, Milli istihbarat"ta çalışan bir görevliydi. Abdullah Öcalan, Ali Yıldırım"ın kızı Kesire ile evlenmişti. Bizde bulunan bilgi bu kadardı. Ben o konudaki bilgileri derledim, toparladım, ama Uğur Mumcu"nun ömrü vefa etmedi. Bana gelip gitmesinden iki gün sonra da öldürüldü. Ben de kendisini ziyaret edecektim.
Siz SBF öğrencileri hakkında bu davayı açarken, en ağır cezayı Öcalan ve iki arkadaşı için istiyorsunuz. Ama daha sonra görüş değiştiriyorsunuz. Uğur Mumcu, bu görüş değiştirmenizde herhangi bir yerden gelen bir bilgi veya belgenin etkili olup olmadığını merak etmiş.
Hadise şudur. Bir sabah Siyasal Bilgiler Fakültesi"nde boykot olmuş. Boykot, Mahir Çayan ve arkadaşlarıyla, Kızıldere olaylarıyla, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla ilgiliydi. Orada bildiri dağıtılmış. O bildiri nedeniyle 43 öğrenciyi Ankara Emniyeti ve Merkez Komutanlık toplamış, Sıkıyönetime getirmişti. Ben nöbetçi savcıydım. Çağırdılar gittim. 43 kişinin ifadelerini aldım. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı"nın, bir kısım öğretim üyeleri ve müstahdemlerin ifadelerine başvurdum. Ayrıca, bu 43 kişi hakkında hem SBF Dekanlığından, hem Milli istihbarat Teşkilatı"ndan, hem Emniyet isbtihbaratı"ndan bilgi istedim.
MiT"ten de istediniz.
istedim. Çok kısa sürede dosyayı tamamladım. Çünkü suçsuz insanları içeride tutmanın hiçbir anlamı yok. Ben Sıkıyönetim devresinde çok güzel görev yaptım. Geceli gündüzlü çalıştım, kimseyi mağdur etmemek için her şeyimi zamanında tamamladım ve dosyayı sonuçlandırdım. 17 kişi hakkında takipsizlik kararı verdim. Arta kalan 26 kişi hakkında yeterli delliler olduğu için iddianamiyi yazdım, tutuklama talebinde bulundum, dosyayı mahkemeye tevdi ettim. Mahkeme 22 kişiyi tutukladı. Bunların içerisinde Abdullah Öcalan da vardı. Ama o Abdullah Öcalan"ın şimdiki Öcalan olacağını kimsenin düşünmesi mümkün değildir.
Ama en ağır cezayı Öcalan ve iki öğrenci için istemişsiniz.
Bir savcı iddianamesini, sanıklar hakkındaki ithamlara göre düzenler. Suç vasfı, propaganda yapmak (bildiri dağıtmak) ve Sıkıyönetim Kanunu"na aykırı hareketti. Hem Sıkıyönetim Kanunu"na muhalefetten, hem de Ceza Kanunu"nun 142. maddesinden (komünizm propagandası yapmak) davayı açtım. Ağırın manası odur. Mahkeme şahitleri çağırdı, dosyadaki delillerimizi okudu. Siyasal Bilgiler Fakültesi"nin görevlilerini dinledi. Olay, yani suçlama, 142"den aşağıya doğru indi. Yani komünizm propagandası yaptığı suçu sübuta ermedi. Bildiri dağıttığını tespit edemedik.
Ama siz iddianameyi yazarken bildiri dağıttığını tespit etmişsiniz.
Şahitler onu ifade ettiler. Fakat duruşmada görüş değiştirdiler. Yani bildiriyi Abdullah Öcalan"ın dağıttığına dair kimsenin beyanı çıkmadı. Çıkmayınca, savcının görevi suç vasfında değişiklik yapmaktır. Bildiri dağıtmış olmasından suçunun sübuta ermediğini, ancak boykota katıldığını mahkemeye arz ettik, bu suçtan Abdullah Öcalan ve diğer çocukların cezalandırılması talebinde bulunduk. Mahkeme de bunların hepsini mahkum etti. Cezaevinde yatıp ekim ayında tahliye edildiler. Abdullah Öcalan ve arkadaşları ile ilgili bana intikal eden dosyanın özünde, bu gelişme vardır. Başka birşey sözkonusu değildir. Abdullah Öcalan hakkında özel işlem yapma şansımız da yoktur. Eğer yanlış talepte bulunsaydık, herhalde mahkeme bu yanlış talep doğrultusunda karar vermezdi.
Görüşünüzü değiştirirken şu gerekçeye dayanmışsınız; Öcalan aleyhine ifade veren tanığın aslında Ramazan Özcan isimli bir öğrenciyi kastettiğini, ancak daktilo hatası ile Ramazan Özcan yerine Abdullah Özcan yazıldığını, Abdullah Özcan"ın da iddianameye Abdullah Öcalan olarak yanlışlıkla geçtiğini belirtiyorsunuz.
Orada bir daktilo hatası vardır. Katip yazarken Ramazan Özcan yerine Abdullah Özcan yazmıştır. iddianamede de Abdullah Öcalan olmuştur. Bu maddi hatadır. Ondan sonra da daktilo ile üzeri vurulmuştur (karalanmıştır). Bu maddi hata nedeniyle başka şeyler düşünmenin manası yoktur.
Ama mahkeme kararında Abdullah Öcalan için deniyor ki, "Boykotta büyük çabasının görüldüğü ve hatta grubun elebaşısı olduğu... "
Ama işte boykotta... Zaten sıkıyönetim Kanunu"na muhalefetten mahkum edilmiş.
Grubun elebaşısı olması neden dikkate alınmadı?
Alındı ve ona verilen ceza diğerlerine verilen cezadan bir buçuk misli fazla. Abdullah Öcalan"a artırımlı bir ceza verilmiştir.
Uğur Mumcu, "Abdullah Öcalan"ın MiT"le ilişkisini araştırıyorum" deyip size bunu sorduğunda şaşırdınız mı?
Şaşırmadım. Şunun için şaşırmadım. Sıkıyönetim Mahkemeleri istihbarat örgütleri ile içli dışlı çalışır. içli dışlı çalışır ki, yanlış yapmasın. Onların bilgileri vardır, onları alır. Onlara bilgi aktarır. O ölçüler içerisinde objektif olarak hareket eder, delilleri ona göre değerlendirir.
Yani Öcalan"ın MiT"le nasıl bir ilişkisi olabilir ki anlamında şaşırdınız mı?
Yok. Olabilir. Olmayabilir de diyemezsiniz. Çünkü Milli istihbarat Teşkilatı"nın görevi herkesten yararlanmaktır. O dönemde bir öğrenci olarak ondan da yararlanmak isteyebilirler. Bunda şaşıracak, yanlış düşünecek hiçbir şey yok. istihbarat örgütlerinin herkesten yararlanma görevi var.
Peki Milli istihbarat Teşkilatı"ndan bu öğrenciler hakkında gelen yazıda bir şey var mıydı?
Şu anda bir şey söylemem zor. Ama, şu olaya katılmıştır, şu olaya katılmamıştır, şu görüştedir... istihbarat kaynaklarının verdiği bilgiler, bunlar.
Yani o öğrenci grubu içinde bunlardan birinin veya birkaçının MiT elemanı olduklarına dair bir bilgi yoktu...
Hayır, hiçbir şey yoktu o konuda. Kesinlikle yoktu.
Diyelim ki o dönem Abdullah Öcalan ile ilgili MiT"ten size böyle bir belge geldi, ne yapardınız?
Eğer, Abdullah Öcalan ile ilgili o tür bir yazı elimizde olsaydı, biz Abdullah Öcalan hakkında yine başka bir şey yapmazdık. Şunun için yapmazdık. Suç onunla müşterek olarak işlenmiştir. Mahkeme onu cezalandırır, cezaevinde yatar çıkardı. Onun dışında değişik bir uygulama yapamazdınız. Ha, ne zamana kadar öyle bir şey yaparsınız? Onlar savcı karşısına gelmeden, öyle bir şey varsa onu soruşturma dışı tutmak ilgili makamın görevidir. Ama savcı olarak size geldikten sonra siz aynı işlemi onun hakkında da yaparsınız.
Baki Tuğ o tarihte DYP Ankara Milletvekili ve Meclis Milli Savunma Komisyonu Başkanı"ydı. Mumcu"ya, "Bana bir hafta zaman ver. Dosyalarıma bakıp sana cevap vereyim" dedi.
Abdullah Öcalan ve PKK"yı konu alan geniş bir kitap çalışması yapan Mumcu"nun Baki Tuğ"a başvurmasının sebebi açıktı. 1972"de, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) 1. sınıf öğrencisi olan 22 yaşındaki Abdullah Öcalan, fakültede bildiri dağıtmak ve dersleri boykot etmek suçundan gözaltına alındığında Askeri Savcı Baki Tuğ"un önüne getirilmişti. Tuğ, soruşturmasını bitirdiğinde, boykotçu öğrenciler içinde en ağır cezayı Abdullah Öcalan ve iki arkadaşı için isterken, dava sırasında mahkemede görüş değiştirmişti ve Öcalan üç ay hapis cezası ile kurtulmuştu.
Mumcu"nun ölümü ile yarım kalan ve "Kürt Dosyası" ismi ile yayınlanan kitabı, işte bu olayla başlıyor. Son olarak eski milletvekili Abdülmelik Fırat"ın "Mezopotamya Sürgünü" ismiyle yayınlanan anıları Öcalan"ın öğrencilik yıllarını yeniden gündeme getirdi. Melik Fırat anılarında, gazeteci Avni Özgürel"in kendisine, "Öcalan öğrenci iken MiT"te ofis-boy"du" dediğini öne sürdü. Bunun üzerine Avni Özgürel, o tarihlerde Öcalan"ı MiT"in bir yan kuruluşu Fikir Ajansı"nda ofis-boy"luk, yani getir götür işleri yaparken gördüğünü söyledi.
Baki Tuğ ile Öcalan"ın işte bu yıllarını ve Uğur Mumcu"nun peşine düştüğü bilgileri konuştuşulduğu bir ropörtajda söyledikleri:
Uğur Mumcu ile üç gün sonra bir araya gelebilseydiniz ne konuşacaktınız?
Uğur Mumcu ile biz 12 Mart 1971 tarihinden 1980 yılına kadar bir mücadele içerisinde olduk. Her hafta hakkımızda bir yazı yazardı. 1987"yi takiben bir akşam yemeğinde, Sayın Hüsamettin Cindoruk benim oturacağım masaya onu da oturtmuş. O akşam uzun uzun sohbet ettik. Sayın Mumcu ile o akşam orada barıştık; dost, arkadaş olduk. Bir araya geldiğimiz zaman uzun uzun sohbet ederdik. Bir gün Sayın Mumcu telefon etti. Geldi, uzun uzun konuştuk, sonra öğlen yemeğine gittik. Yemek dönüşünde o, APO"nun MiT mensubu olup olmadığı konusunda benden yardım istedi. Ben de, şu anda bir şey söylemek şansına sahip değilim, arşivimde bu konularla ilgili bilgi varsa, sana gerçeği ifade ederim, dedim. Bir haftalık süre istedim. Nitekim araştırdım, hatta bir arkadaşımı görevlendirdim. Maalesef, Abdullah Öcalan"ın Milli istihbarat Teşkilatı ile ilişkisi olduğuna dair herhangi bir bilgi elde edemedim. Belge de yok, bilgi de. Ancak bildiğimiz bir şey vardı, Abdullah Öcalan"ın kayınpederi Ali Yıldırım, Milli istihbarat"ta çalışan bir görevliydi. Abdullah Öcalan, Ali Yıldırım"ın kızı Kesire ile evlenmişti. Bizde bulunan bilgi bu kadardı. Ben o konudaki bilgileri derledim, toparladım, ama Uğur Mumcu"nun ömrü vefa etmedi. Bana gelip gitmesinden iki gün sonra da öldürüldü. Ben de kendisini ziyaret edecektim.
Siz SBF öğrencileri hakkında bu davayı açarken, en ağır cezayı Öcalan ve iki arkadaşı için istiyorsunuz. Ama daha sonra görüş değiştiriyorsunuz. Uğur Mumcu, bu görüş değiştirmenizde herhangi bir yerden gelen bir bilgi veya belgenin etkili olup olmadığını merak etmiş.
Hadise şudur. Bir sabah Siyasal Bilgiler Fakültesi"nde boykot olmuş. Boykot, Mahir Çayan ve arkadaşlarıyla, Kızıldere olaylarıyla, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla ilgiliydi. Orada bildiri dağıtılmış. O bildiri nedeniyle 43 öğrenciyi Ankara Emniyeti ve Merkez Komutanlık toplamış, Sıkıyönetime getirmişti. Ben nöbetçi savcıydım. Çağırdılar gittim. 43 kişinin ifadelerini aldım. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı"nın, bir kısım öğretim üyeleri ve müstahdemlerin ifadelerine başvurdum. Ayrıca, bu 43 kişi hakkında hem SBF Dekanlığından, hem Milli istihbarat Teşkilatı"ndan, hem Emniyet isbtihbaratı"ndan bilgi istedim.
MiT"ten de istediniz.
istedim. Çok kısa sürede dosyayı tamamladım. Çünkü suçsuz insanları içeride tutmanın hiçbir anlamı yok. Ben Sıkıyönetim devresinde çok güzel görev yaptım. Geceli gündüzlü çalıştım, kimseyi mağdur etmemek için her şeyimi zamanında tamamladım ve dosyayı sonuçlandırdım. 17 kişi hakkında takipsizlik kararı verdim. Arta kalan 26 kişi hakkında yeterli delliler olduğu için iddianamiyi yazdım, tutuklama talebinde bulundum, dosyayı mahkemeye tevdi ettim. Mahkeme 22 kişiyi tutukladı. Bunların içerisinde Abdullah Öcalan da vardı. Ama o Abdullah Öcalan"ın şimdiki Öcalan olacağını kimsenin düşünmesi mümkün değildir.
Ama en ağır cezayı Öcalan ve iki öğrenci için istemişsiniz.
Bir savcı iddianamesini, sanıklar hakkındaki ithamlara göre düzenler. Suç vasfı, propaganda yapmak (bildiri dağıtmak) ve Sıkıyönetim Kanunu"na aykırı hareketti. Hem Sıkıyönetim Kanunu"na muhalefetten, hem de Ceza Kanunu"nun 142. maddesinden (komünizm propagandası yapmak) davayı açtım. Ağırın manası odur. Mahkeme şahitleri çağırdı, dosyadaki delillerimizi okudu. Siyasal Bilgiler Fakültesi"nin görevlilerini dinledi. Olay, yani suçlama, 142"den aşağıya doğru indi. Yani komünizm propagandası yaptığı suçu sübuta ermedi. Bildiri dağıttığını tespit edemedik.
Ama siz iddianameyi yazarken bildiri dağıttığını tespit etmişsiniz.
Şahitler onu ifade ettiler. Fakat duruşmada görüş değiştirdiler. Yani bildiriyi Abdullah Öcalan"ın dağıttığına dair kimsenin beyanı çıkmadı. Çıkmayınca, savcının görevi suç vasfında değişiklik yapmaktır. Bildiri dağıtmış olmasından suçunun sübuta ermediğini, ancak boykota katıldığını mahkemeye arz ettik, bu suçtan Abdullah Öcalan ve diğer çocukların cezalandırılması talebinde bulunduk. Mahkeme de bunların hepsini mahkum etti. Cezaevinde yatıp ekim ayında tahliye edildiler. Abdullah Öcalan ve arkadaşları ile ilgili bana intikal eden dosyanın özünde, bu gelişme vardır. Başka birşey sözkonusu değildir. Abdullah Öcalan hakkında özel işlem yapma şansımız da yoktur. Eğer yanlış talepte bulunsaydık, herhalde mahkeme bu yanlış talep doğrultusunda karar vermezdi.
Görüşünüzü değiştirirken şu gerekçeye dayanmışsınız; Öcalan aleyhine ifade veren tanığın aslında Ramazan Özcan isimli bir öğrenciyi kastettiğini, ancak daktilo hatası ile Ramazan Özcan yerine Abdullah Özcan yazıldığını, Abdullah Özcan"ın da iddianameye Abdullah Öcalan olarak yanlışlıkla geçtiğini belirtiyorsunuz.
Orada bir daktilo hatası vardır. Katip yazarken Ramazan Özcan yerine Abdullah Özcan yazmıştır. iddianamede de Abdullah Öcalan olmuştur. Bu maddi hatadır. Ondan sonra da daktilo ile üzeri vurulmuştur (karalanmıştır). Bu maddi hata nedeniyle başka şeyler düşünmenin manası yoktur.
Ama mahkeme kararında Abdullah Öcalan için deniyor ki, "Boykotta büyük çabasının görüldüğü ve hatta grubun elebaşısı olduğu... "
Ama işte boykotta... Zaten sıkıyönetim Kanunu"na muhalefetten mahkum edilmiş.
Grubun elebaşısı olması neden dikkate alınmadı?
Alındı ve ona verilen ceza diğerlerine verilen cezadan bir buçuk misli fazla. Abdullah Öcalan"a artırımlı bir ceza verilmiştir.
Uğur Mumcu, "Abdullah Öcalan"ın MiT"le ilişkisini araştırıyorum" deyip size bunu sorduğunda şaşırdınız mı?
Şaşırmadım. Şunun için şaşırmadım. Sıkıyönetim Mahkemeleri istihbarat örgütleri ile içli dışlı çalışır. içli dışlı çalışır ki, yanlış yapmasın. Onların bilgileri vardır, onları alır. Onlara bilgi aktarır. O ölçüler içerisinde objektif olarak hareket eder, delilleri ona göre değerlendirir.
Yani Öcalan"ın MiT"le nasıl bir ilişkisi olabilir ki anlamında şaşırdınız mı?
Yok. Olabilir. Olmayabilir de diyemezsiniz. Çünkü Milli istihbarat Teşkilatı"nın görevi herkesten yararlanmaktır. O dönemde bir öğrenci olarak ondan da yararlanmak isteyebilirler. Bunda şaşıracak, yanlış düşünecek hiçbir şey yok. istihbarat örgütlerinin herkesten yararlanma görevi var.
Peki Milli istihbarat Teşkilatı"ndan bu öğrenciler hakkında gelen yazıda bir şey var mıydı?
Şu anda bir şey söylemem zor. Ama, şu olaya katılmıştır, şu olaya katılmamıştır, şu görüştedir... istihbarat kaynaklarının verdiği bilgiler, bunlar.
Yani o öğrenci grubu içinde bunlardan birinin veya birkaçının MiT elemanı olduklarına dair bir bilgi yoktu...
Hayır, hiçbir şey yoktu o konuda. Kesinlikle yoktu.
Diyelim ki o dönem Abdullah Öcalan ile ilgili MiT"ten size böyle bir belge geldi, ne yapardınız?
Eğer, Abdullah Öcalan ile ilgili o tür bir yazı elimizde olsaydı, biz Abdullah Öcalan hakkında yine başka bir şey yapmazdık. Şunun için yapmazdık. Suç onunla müşterek olarak işlenmiştir. Mahkeme onu cezalandırır, cezaevinde yatar çıkardı. Onun dışında değişik bir uygulama yapamazdınız. Ha, ne zamana kadar öyle bir şey yaparsınız? Onlar savcı karşısına gelmeden, öyle bir şey varsa onu soruşturma dışı tutmak ilgili makamın görevidir. Ama savcı olarak size geldikten sonra siz aynı işlemi onun hakkında da yaparsınız.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar