bugün
- ismet gurbuz 202418
- küfreden kız iticiliği7
- 2026 dünya kupası finalini kim oynar18
- sözlüğe fotoğraf atmayanların özgüvensiz sanılması16
- telefon sinyali çekmeyen bölgede kaybolmak5
- 23 haziran 2026 fransa ırak maçı4
- bozulmaması ile meşhur olan şeyler7
- lise defteri7
- usta şoförlerden acemi şoförlere tavsiyeler8
- bacak kıllarını almadan şort giyen erkek4
- ideal sevgilinin en önemli özelliği17
- bakire kızla evlenmeyi savunmak5
- yürüyüş partisi8
- yeniden üretilse satın alınacak eski arabalar4
- beyaz otomobil satın almak15
- evli çiftlerde tv kumandası kimde olur3
- sevgiliye gitmemesi için söylenen sözler5
- ankara da nato zirvesi tedbirleri4
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle25
- saba makamı ile okunan ezan4
- türkiye6
- uludağ sözlük'ün instagram'a dönmesi11
- aylık 374 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- mağaza camına kafa atan ergen genç4
- şapkalılar suç örgütü operasyonu2
- düşük iq belirtileri5
- göbek adınız2
- rabbin para vermesi4
- askere 79 kilo gidip 100 kilo olarak dönmek3
- milli takımı eleştirenleri hapse atma çağrısı7
- amerika birleşik devletleri6
- hep aynı şeyleri yaşamak4
- bugün de meme atan olmaması13
- ibne penis nah3
- birader beyler biraderdirler3
- almanya5
- 22 haziran 2026 arjantin avusturya maçı3
- chp'deki değişimciler3
- 2 buçuk yaşında çocuğuna şarap seçen anne5
- gelmiş geçmiş en iyi türk teknik direktör2
- makarna süzmek5
- ilgi2
- yapay zekaya entry yazdıran yazar5
- terlikle dövmek2
- yaşlılığınız için insan biriktirin12
- bir arı bir arıya sen kapat ben arıyım demiş2
- diş ağrısı2
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı47
- 65 şut çekip gol atamamak5
- dna testiyle ırk öğrenmek2
8 aydır yaşadığım ülke. dibine bacağım girsin.
her şeyin saçma bir şekilde zor olduğu ülkedir ve olur da ileride yaşayacak olan olur (olmaz demeyin, ben de dedim) diye yazıyorum.
1- lafa başından değil kıçından başlarlar. en başta öğrenmeniz gereken şeyi sonunda duyabilirsiniz, hatta genelde de öyle olur.
2- güney fransa yine iyidir ama genelinin ingilizce'yle arası yoktur. mümkün olduğunca fransızca öğrenin derim. hele bir de paris'e giderseniz insan boğazlayacak hale gelebilirsiniz. ama merak etmeyin göçmenler paris'in ağzına sıçıyorlar, helal olsun.
3- paris'e gideceklere tavsiyem çanta, telefon ne varsa mukayet olsunlar. özellikle de size bir şey imzalamanız için (genelde sağırlar için) yaklaşanlar olursa direk siktir edin. küçükmüş, hamileymiş falan demeyin sille, tokat girin.
4- banka hesabı açacaksanız, bankadakilere karşı gerektiğinde kabalaşın. kabalaşmadan önce "ev sahibinizin pasaportunun fotokopisini istiyorum" diyen bankacı (ne alaka dersiniz ikinci cümleye dönünüz), anlayacağı dilden konuşmaya başladığınızda "ya aslında gerek yok" diyecek kadar işleri yumuşatırlar.bir de fransız kökenli bankalarla çalışın. tanım: hsbc sana kafam girsin.
5- adres konusunda dünyanın en özürlü halkıdır. eğer adres soracaksanız mümkün mertebe afrika kökenlilere danışın, fransızlar'a hiç bulaşmayın, doğru gittiğiniz yolu kaybedersiniz. ayrıca yolda bulunan tabelalar da çok kötü konumlandırılmıştır.
6- "ofii" diye bir kurumları var. "fransız göç ve entegrasyon ofisi" manasına geliyormuş, manasını sikeyim. öncelikle, bu kurumla alakanız türkiye'de başlıyorsa bir nebze iyi. en azından muayneleriniz türkiye'de yapılır, bu ibnelerin muaynesinden de hayır gelmez. şimdi bu kurum sizin oturma izninizi onaylıyor. genelde bu kurumlar olabilecek en saçma yerlerde konumlandırılıyorlar, ki bu duruma fransızların adres özürlü olmaları eklenince (bir üstteki madde) haliyle kafayı yiyorsunuz. bu kurum siz onlara belgelerinizi gönderiğinizde ya da okul sizin yerinize gönderdiğinde, size mail atar ve randevu gününü-saatini bildirir. öncelikle tavsiyem önceden kurumun şubesinin yerini gidip görmeniz ve nihayetinde de zamanında gitmeniz. eğer gitmezseniz bir sürü sorun çıkarırlar, hele bir de okulunuzda (benim gibi) fransa'nın harika bir kurallar ve kanunlar ülkesi olduğunu sanan stephanie diye bir kaltak varsa başınız ağrır. kadına şiddete hayır ama stephanie bir istisnadır bile diyebilirsiniz.
7- "la poste" adı verilen postanelere maalesef işiniz düşecektir. ama siz mümkün oldukça uzak durun. başında söylemeleri gereken ne varsa kıçında söylemeleri burada sizi oldukça sinirlendirebilir. bkz: madde 1
8- çalışamayı sevmezler. gece vakti "acıktım ya bi dolanayım bir şeyler bulurum" demeyin, en olumlu ifadeyle yürüyüş olursunuz, daha çok acıkırsınız. sigara içiyorsanız durum daha da fena, saat 6'dan sonra sigara satan yer bulmak çok zor. unutmadan sigara sadece tabac shop adı verilen tütüncülerde bulunur, o tütüncüler de adım başı bulunmaz. pazar günleri için yiyecek içecek istifleyin. ancak güne çok erken başlarlar, bunu da belirteyim.
9- "fransız mutfağı bir harika" diyen olursa üç gün yağmurda bekletilmiş meşe odunuyla birlikte sarın bana gönderin. şiddet yanlısı olduğumdan değil, mudo da indirimle 945 liraya düşen oduna param yetmedi de ondan. mutfaklarının yarısı italya'dan, kalan yarısı da dünyanın diğer ülkelerinden aşırmadır. bunun dışında ayak üstü yemek yiyeceğiniz yerler haricinde lokantalar sadece belirli saatlerde açıktır, okullarda bile.
10- fransız erkeklerini ayıla bayıla anlatanlar için de bir üstteki maddede yer alan odunlu örnek geçerlidir. hatta ilginç bir şekilde uluslararası öğrencilerin bol olduğu okullarda fransız kızlar tarafından pek tercih edilmiyorlar. bunun -şahsi gözlemim- birinci sebebi bu heriflerin çok geç olgunlaşmaları. 25 yaşındaki bir fransız erkeğinden 17 yaşındaki bir erkek mantığından fazlasını beklemeyin. bu konuda kuzey afrikalı göçmenlerle inanılmaz uyumlular. zidane'den gelen sempatiyi kısa bir sürede yitireceksiniz. bu arada bizim 120 kişilik bölümde sevgilisi fransız olan bir kız var, o da çinli. hatta bir başka çinli arkadaşım yine bizim bölümden fransız bi elemanı reddetti ki çinliler avrupalı gördüklerini pek reddetmezler.
11- kızlar ise erkekleriyle karşılaştırıldığında çok daha iyiler. en azından kafaları çalışıyor, ilerisi için düşünceleri beklentileri falan var. onun dışında özel bir artıları var mı derseniz, yardımsever olmalarını söylebilirim. özellikle güney fransa'dakiler çok iyiler. gerçi güney'deki erkekler bile biraz sempatik olabiliyorlar. ama dediğim gibi özel bir şey beklemeyin, öyle olsa marc dorcel yerli sermayeye yönelirdi.
12- bu maddeye sebastien loeb'i ve alain prost'u tebrik ederek başlıyorum. benzer bir şekilde herhangi bir araç kullanımında başarılı olmuş tüm fransızları özellikle tebrik ediyorum. çünkü otomobil, otobüs, bisiklet, motorsiklet vb araçları kullanmada genetik olarak sorunlu bu halktan çıkmış olmaları çok çok büyük başarı. tabelayı anlamaz, direksiyon hakimiyeti zaten yok, sinyal kullanımı hak getire...
13- son olarak, fransa gelişmiş bir ülke değil. sadece refah düzeyi yüksek bir ülke. burada hatrı sayılır zaman geçirirseniz bunu anlarsınız. iğrenç bir bürokrasisi var, umarım fransız devletiyle hiçbir alakanız olmaz, sizin yerinize işlerinizi halleden kurumlarınız olur. tamamen önyargısız olarak söylüyorum ki vasıfsız insanlar nüfusun önemli bir kısmını oluşturuyor. lisesinden, üniversitesinden çıkanlara bakıyorum da, durum hakikaten fena. zerre ışık yok.
diyeceksiniz ki nasıl bu kadar iyi durumdalar? çevresinde italya, almanya gibi ülkelerin bulunmasından çok yararlanmışlar. bir de zamanında yönetici elitler bir şekilde çok iyi belirlenmişler. devlet bürokrasisinde de, özel kurumlarda da bu böyle. tüm samimiyetimle söylüyorum ki, bu kafayla türk olsalardı, işsiz kalırlardı. pratik olan herhangi bir şeyin bu denli olmadığı bir yer daha önce görmedim.
her şeyin saçma bir şekilde zor olduğu ülkedir ve olur da ileride yaşayacak olan olur (olmaz demeyin, ben de dedim) diye yazıyorum.
1- lafa başından değil kıçından başlarlar. en başta öğrenmeniz gereken şeyi sonunda duyabilirsiniz, hatta genelde de öyle olur.
2- güney fransa yine iyidir ama genelinin ingilizce'yle arası yoktur. mümkün olduğunca fransızca öğrenin derim. hele bir de paris'e giderseniz insan boğazlayacak hale gelebilirsiniz. ama merak etmeyin göçmenler paris'in ağzına sıçıyorlar, helal olsun.
3- paris'e gideceklere tavsiyem çanta, telefon ne varsa mukayet olsunlar. özellikle de size bir şey imzalamanız için (genelde sağırlar için) yaklaşanlar olursa direk siktir edin. küçükmüş, hamileymiş falan demeyin sille, tokat girin.
4- banka hesabı açacaksanız, bankadakilere karşı gerektiğinde kabalaşın. kabalaşmadan önce "ev sahibinizin pasaportunun fotokopisini istiyorum" diyen bankacı (ne alaka dersiniz ikinci cümleye dönünüz), anlayacağı dilden konuşmaya başladığınızda "ya aslında gerek yok" diyecek kadar işleri yumuşatırlar.bir de fransız kökenli bankalarla çalışın. tanım: hsbc sana kafam girsin.
5- adres konusunda dünyanın en özürlü halkıdır. eğer adres soracaksanız mümkün mertebe afrika kökenlilere danışın, fransızlar'a hiç bulaşmayın, doğru gittiğiniz yolu kaybedersiniz. ayrıca yolda bulunan tabelalar da çok kötü konumlandırılmıştır.
6- "ofii" diye bir kurumları var. "fransız göç ve entegrasyon ofisi" manasına geliyormuş, manasını sikeyim. öncelikle, bu kurumla alakanız türkiye'de başlıyorsa bir nebze iyi. en azından muayneleriniz türkiye'de yapılır, bu ibnelerin muaynesinden de hayır gelmez. şimdi bu kurum sizin oturma izninizi onaylıyor. genelde bu kurumlar olabilecek en saçma yerlerde konumlandırılıyorlar, ki bu duruma fransızların adres özürlü olmaları eklenince (bir üstteki madde) haliyle kafayı yiyorsunuz. bu kurum siz onlara belgelerinizi gönderiğinizde ya da okul sizin yerinize gönderdiğinde, size mail atar ve randevu gününü-saatini bildirir. öncelikle tavsiyem önceden kurumun şubesinin yerini gidip görmeniz ve nihayetinde de zamanında gitmeniz. eğer gitmezseniz bir sürü sorun çıkarırlar, hele bir de okulunuzda (benim gibi) fransa'nın harika bir kurallar ve kanunlar ülkesi olduğunu sanan stephanie diye bir kaltak varsa başınız ağrır. kadına şiddete hayır ama stephanie bir istisnadır bile diyebilirsiniz.
7- "la poste" adı verilen postanelere maalesef işiniz düşecektir. ama siz mümkün oldukça uzak durun. başında söylemeleri gereken ne varsa kıçında söylemeleri burada sizi oldukça sinirlendirebilir. bkz: madde 1
8- çalışamayı sevmezler. gece vakti "acıktım ya bi dolanayım bir şeyler bulurum" demeyin, en olumlu ifadeyle yürüyüş olursunuz, daha çok acıkırsınız. sigara içiyorsanız durum daha da fena, saat 6'dan sonra sigara satan yer bulmak çok zor. unutmadan sigara sadece tabac shop adı verilen tütüncülerde bulunur, o tütüncüler de adım başı bulunmaz. pazar günleri için yiyecek içecek istifleyin. ancak güne çok erken başlarlar, bunu da belirteyim.
9- "fransız mutfağı bir harika" diyen olursa üç gün yağmurda bekletilmiş meşe odunuyla birlikte sarın bana gönderin. şiddet yanlısı olduğumdan değil, mudo da indirimle 945 liraya düşen oduna param yetmedi de ondan. mutfaklarının yarısı italya'dan, kalan yarısı da dünyanın diğer ülkelerinden aşırmadır. bunun dışında ayak üstü yemek yiyeceğiniz yerler haricinde lokantalar sadece belirli saatlerde açıktır, okullarda bile.
10- fransız erkeklerini ayıla bayıla anlatanlar için de bir üstteki maddede yer alan odunlu örnek geçerlidir. hatta ilginç bir şekilde uluslararası öğrencilerin bol olduğu okullarda fransız kızlar tarafından pek tercih edilmiyorlar. bunun -şahsi gözlemim- birinci sebebi bu heriflerin çok geç olgunlaşmaları. 25 yaşındaki bir fransız erkeğinden 17 yaşındaki bir erkek mantığından fazlasını beklemeyin. bu konuda kuzey afrikalı göçmenlerle inanılmaz uyumlular. zidane'den gelen sempatiyi kısa bir sürede yitireceksiniz. bu arada bizim 120 kişilik bölümde sevgilisi fransız olan bir kız var, o da çinli. hatta bir başka çinli arkadaşım yine bizim bölümden fransız bi elemanı reddetti ki çinliler avrupalı gördüklerini pek reddetmezler.
11- kızlar ise erkekleriyle karşılaştırıldığında çok daha iyiler. en azından kafaları çalışıyor, ilerisi için düşünceleri beklentileri falan var. onun dışında özel bir artıları var mı derseniz, yardımsever olmalarını söylebilirim. özellikle güney fransa'dakiler çok iyiler. gerçi güney'deki erkekler bile biraz sempatik olabiliyorlar. ama dediğim gibi özel bir şey beklemeyin, öyle olsa marc dorcel yerli sermayeye yönelirdi.
12- bu maddeye sebastien loeb'i ve alain prost'u tebrik ederek başlıyorum. benzer bir şekilde herhangi bir araç kullanımında başarılı olmuş tüm fransızları özellikle tebrik ediyorum. çünkü otomobil, otobüs, bisiklet, motorsiklet vb araçları kullanmada genetik olarak sorunlu bu halktan çıkmış olmaları çok çok büyük başarı. tabelayı anlamaz, direksiyon hakimiyeti zaten yok, sinyal kullanımı hak getire...
13- son olarak, fransa gelişmiş bir ülke değil. sadece refah düzeyi yüksek bir ülke. burada hatrı sayılır zaman geçirirseniz bunu anlarsınız. iğrenç bir bürokrasisi var, umarım fransız devletiyle hiçbir alakanız olmaz, sizin yerinize işlerinizi halleden kurumlarınız olur. tamamen önyargısız olarak söylüyorum ki vasıfsız insanlar nüfusun önemli bir kısmını oluşturuyor. lisesinden, üniversitesinden çıkanlara bakıyorum da, durum hakikaten fena. zerre ışık yok.
diyeceksiniz ki nasıl bu kadar iyi durumdalar? çevresinde italya, almanya gibi ülkelerin bulunmasından çok yararlanmışlar. bir de zamanında yönetici elitler bir şekilde çok iyi belirlenmişler. devlet bürokrasisinde de, özel kurumlarda da bu böyle. tüm samimiyetimle söylüyorum ki, bu kafayla türk olsalardı, işsiz kalırlardı. pratik olan herhangi bir şeyin bu denli olmadığı bir yer daha önce görmedim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar