bugün

ben bu yazıyı sana yazdım

Bakma sana yazdığıma, aslında derdim kendime laf anlatmakta .
Sana inanmanın ağırlığı altında ezilişimin kimbilir kaçıncı günü . Ben avuçlarımda aptal cesareti, ansızın, sonunu düşünemeden güvendim sana. Sense bile isteye, beni kaybetmeyi zerre umursamayarak yaklaştın bana .

Senin macerandı benimse darbem . Ben sana bakarım deyişinde ellerinle besleyişinde aradım huzuru, mutluluğu, şevkati, baba gibi sahiplenmeni, sevgili gibi sevmeni, arkadaş gibi gülmeyi. Nitekim arkadaştıkta. Yediği içtiği ayrı gitmeyen arkadaş. En çok güvendiklerimden. Sonra sana yetmeyen bir şeyler vardı, doldurman gereken duygusal boşlukların. Halbuki kaç yıldır sevdiğin biri varken, bi yanında da kopamadığın ben duruyordum. Ama harcaman gereken bi ben vardı düşünmeden. Hep bi çekim vardı anlamlandıramadığım hem senden hem benden. Öyle de kaldı.

Sonra kirpik uçlarıma kadar kırdın beni, benliğimi aldın.
Arkadaşımdın nefretim olarak kaldın.
Bi gün neden ben desem cevabını verebilir misin?
Hadi ama rast gelip elini vicdanına koyduğunda güven duygumu piç edip bıraktığın için kendini affedebilir misin?

Hala çok utanıyorum. Neden mi? Güvendiğim için
inandığım için
Huzuru bulduğumu sandığım için.

Utanıyorum sözlük içimde tutamayıp yazdığım için.
© copyright 2005 - 2026