bugün
- bir insana yapılabilecek en büyük kötülük11
- cedidacer'in fenerbahçeli bir ezik olması8
- byd'nin türkiye'ye yapacagi yatirimdan vazgeçmesi2
- türkiye de protesto yürüyüşü yapılmaması2
- gram altın8
- annesizlik4
- ciddi ciddi maymundan geldiğine inanmak4
- kötü hissedildiğinde rahatlamak için yapılan şey5
- yeşil gözlü bir kıza aşık olmak2
- sözlük kadınlarının bugünkü kombini16
- türk dizileri2
- seküler kız muhafazakar erkek birlikteliği4
- satrançtaki en güçsüz taş4
- türk kızlarının sekste başarısız olması3
- hassas biri olmak2
- chp'nin hali ne olacak33
- evrim3
- iran'ın bahreyn'deki abd donanmasını vurması3
- the boys vs invincible2
- bir kadını sarhoş edip onunla birlikte olan erkek18
- cinsel taciz6
- kaç gösteriyorum diyen kadının yaşını tahmin etmek2
- kaçak elektrik kullanan doğulu vatan haini8
- sonradan severim diyerek ilişkiye başlamak12
- başarılı sigara bırakma teknikleri10
- sizi en çok ne üzer2
- kimseye borç vermeyen insan11
- yazarların on üzerinden komiklikleri46
- babam ve oğlum filmindeki saçma duygusallık8
- sedat pekmez24
- m r e r e c t o19
- en sevdiğiniz müzik türü10
- diamond bosphoruss denen yazar22
- sözlük kızlarının favori sözlük erkekleri6
- 9 haziran 2026 akit tv'ye el hareketi yapan dayı7
- beyazsemsiyeliyabanci48
- yalnızlık4
- koca bulmak5
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle61
- matrix2
- gocu27
- star wars2
- uysaljakoben buraya bak aslanım6
- sözlükte erkekleri istemiyoruz24
- önemli olan eğitim mi yoksa karakter mi6
- onca zorluğun arasında mağaraya resim yapan tip3
- belfastta cihatçının kafa kesmesi4
- türk kızının bumble da yazdığı erkek kriterleri2
- iran'dan israil'e tehdit3
- sözlükte erkekleri taciz eden kızlar tam liste9
insanoğlunun en güçlü duygularından biri, belki de birincisi aşktır.
Edebiyatın eskiden beri en çok işlediği konuların başında o gelir; dini
ve felsefiyi de daha baştan etkilemiştir. Bu ulvi duygu,14 Şubatta tüm
dünyada Sevgililer Günü olarak kutlanır; içinde sevginin sevgilinin
geçtiği gün kutlanmaz mı? Hele sevgiye/sevilmeye hasret kaldığımız,
ihtiyaç duyduğumuz bu çağda . Maalesef kutlanamıyor, çünkü tüm
toplumsal ilişkilerde olduğu gibi sistem, bugünü de yozlaştırmıştır ve
çılgın bir alış-veriş gününe dönüştürmüştür. Oysaki gün ne masumane bir
istekle doğmuştu. Roma imparatorluğunda askerlerin evlenmesi
yasaklanmıştı. St. Valentine adlı bir rahip bu yasağı dinlemeyerek
gizlice sevenlerin nikâhını kıymış ve onların gönlünü almıştı. işte o
gün Sevgililer Günü olarak kutlanmasına karar kılınmıştı.
Çağımızda en büyük değerin para olarak görüldüğü, her şeyin pazara
dökülüp onunla ölçüldüğü bir düzende, aşkın sıyrılıp gelişmesi nasıl
mümkün olur ki? Kapitalizm, giderek tüketim toplumu, her şeyi
sıradanlaştırıp tüketirken, aşkın, yaşamın birçok boyutlu olgusunu
insanlar arasında yok etmesinin koşullarını da en aza indirmiş oluyor.
Mutluluk Kafdağının arkasına uçmuştur, insanlar aşkı değil, para aşkı
yaşıyor. Paranın yaşadığı sanal aşk da bazen kanımızı donduran gerçek
vahşi cinayetlere sebep oluyor, akşam birlikte eğlenen gençlerden
birisinin cesedini ertesi sabah bir çöp konteynırında bulmak artık
kimseyi şaşırtmıyor. Çılgın yaşamın adı çapkınlık, gömlek değiştirir
gibi sabah-akşam sevgili değiştirmek marifet sayılıyor. Hiç kimse
kırdığı kalbin ardına bakmıyor, onun bir insan kalbi olduğunu
düşünmüyor, yeni bir sevgiliye koşuyor. insanlar çürüyor, aşk
yozlaşıyor, bütün bunlara da medya çanak tutuyor.
Kapitalizm, aşkı sıradanlaştırıp yozlaştırırken, feodalizm ve onun ürünü
olan din, aşkı çok mu kutsayıp yüceltmiştir. Hayır Aşk ve mutluluk
denilince Tanrının bir bağışı olarak dinsel mutluluk olarak anlaşılır
ve o da ancak ölümden sonra öbür dünyada gerçekleşir, bu dünya ise bir
ceza ve ıstırap alanıdır. insanlar yaşarken Tanrıya gönül verip onun
bağışını bekleyerek de mutlu olabilirler, ancak öbür dünyada mutlu
olmak, bu dünyada mutsuz olmakla elde edilecektir. Bu anlayış islam
dünyasında mistik sufi aşk anlayışını geliştirmiştir. Buna rağmen
Sufiler zaman zaman mistik dünyanın da dışına çıkarak gerçek aşkı
yeryüzünde aramışlardır.
Feodalizm ve din insanların önüne koydukları tabularla aşkın önünü
kesmişler, hatta aşkı öldürmüşlerdir. Özellikle feodal düşünce kadını
yok saymış, dayattıkları katı-kısıtlı yaşam biçimi ile kadınların
kadınlık duygularını öldürmüştür. insanlığını yaşamayan, hatta insan
olduğunun dahi farkına varamayan birisi aşkı nasıl yaşar ki. Bugün bile
feodal sistemin daha tam yıkılamadığı yörelerde, gençler birbirinin
yüzünü dahi görmeden ebeveynlerinin ısrarı ile görücü usulüyle ve
üstelik yüksek miktarda başlık parası (denilen bir bedeli ) ödeyerek
evlendirilmektedirler. Borçlanarak evlenen bu gençler birbirlerine
doyamadan gurbet yollarına düşmekte, kırkına varamadan yaşlı amca ve
teyzeler görünümüne dönmektedirler. Bununda ötesinde başlık parasını
ödeyen zengin yaşlılar daha ergenlik çağına girmemiş masum kız
çocuklarını ikinci ve üçüncü eş olarak haremlerine almakta, onların
dünyalarını karartmaktadırlar. Medyada intihar eden küçük gelinler
içimizi burksa da, memleketin gerçeği budur ve kimsede buna müdahalede
bulunmamaktadır. Feodalizm, sevgiyi doğmadan boğmuştur, bununla da
yetinmemiş, tabularla cinselliği bir fetişizme dönüştürmüş, yarattığı
aşırı gerilim ortamında yalnızca bireylerin yaşamını tehlikeye
düşürmekle kalmamış toplumun ruh sağlığını da bozmuştur. Her gün işlenen
kadın cinayetleri bunun bir sonucudur. Feodalizm zihniyetini aşamayan
toplumlar sağlıksız, giderek hastalıklı toplumlara dönüşmektedirler.
Özgürlüğün olmadığı yerde aşk, özgür aşkın yaşanmadığı yerde gülmek ve
eğlenmek yasaktır. Ne yazık ki tarihte ilk kez özgür aşkın yaşandığı
Anadolu coğrafyasında, daha sonraki aşamalarda aşkın yasak, giderek
günah sayıldığı karanlık çağı yaşamış ve yaşamaktadır. Gerek Osmanlıda
ve gerekse Cumhuriyet te büyükler yüksek sesle konuşmayı, yüksek
perdeden gülmeyi, kucağına çocuğunu alıp sevmeyi ayıp saymışlardır. Bu
anlayışın toplumsal içerimleri olduğu gibi dinsel içerimleri de vardır.
Dogmatik mümin de, köktenci mutasavvıf da gülme ile günah arasında bir
ilişki kurmuşlardır. Gülme, öte dünya ve ahiret korkusunu zayıflatıcı,
itikadı güçsüzleştirici bir adım sayılmıştır. Ağır ol ki molla
sansınlar söyleminin nedeni budur. Türkiyede askerlik ocağı kutsal ve
ciddi bir kurum olarak kabul edilmiştir. Burada yetişenler, sivildeki
güleç yüzlü, sıcak, sempatik, insanlar gibi değil, aksine ciddi ve asık
suratlı insanlar olarak görülmek istenmiştir. Asık surat ciddiyetin ve
yiğitliğin şanı olarak görülmüştür ve her Türk de asker doğar. Asker
kökenli pek çok yöneticinin asık suratlı olmasının nedeni budur. M.
Kemalin güleç yüzlü fotoğraflarına nadiren rastlarsınız. Bunun nedeni
ise, liderlerin dünyasal ve tanrısal iktidarın temsilcileri olarak
görülmesinde yatar. Oysaki gülmek insani bir davranıştır, devrimci bir
duruştur. Gülmek devrimcilere yakışır.
Gülmenin yasak olduğu totaliter inanç ve rejimlerde müzik ve eğlence de
yasaktır. islamın en liberal mezhebi olarak görülen Hanefi Fıkhı müzik
çalmak ve isteyerek dinlemek caiz değildir diye hüküm koymuştur.
islamda bunun gibi nice fetvalar vardır. islamla aynı coğrafyayı
paylaşan Alevilik, inanç ritüellerini müzik ve Semah denilen ilahi
dansla gerçekleştirir. Müzik ve ilahi dans Aleviliğin olmazsa olmazıdır.
Üç teli Cura/Tembur ise ayaklı Kuran olarak kabul edilmiştir. Kutsanarak
indirilir, çalınır ve yine kutsanarak yerine konulur. Bu yüzden Alevilik
tarihleri boyunca ağır ithamlarla kovuşturulmuş, çeşitli katliamlardan
geçirilmiştir. Neden böyledir? Gülmede olduğu gibi, müzik, dans ve
eğlence de totaliter rejimlere karşıdır. Çünkü sevmek, gülmek ve
eğlenmek insan olmaktır. insan gülen hayvandır, ağlayan hayvan çoktur,
fakat insan dışında gülen hayvan yoktur.
Aşk, mutluluk ve demokrasi birbirine sıkıca bağımlı kavramlardır. XVI.
Yüzyıldan itibaren aşk ve mutluluk Tanrısal düzeyden, insan düzeyine
indirilmiştir, bireysel mutluluk, toplumsal mutluluk içerisinde aranmaya
başlanmıştır. Bu tarihten sonra filozoflarca, mutluluk, dinsel bir
çerçeveden dünyasal bir çerçeveye oturtmuşlardır. Giderek bireysel
düzeyden toplumsal düzeye oradan da sistem içinde tartışılmaya ve
aranmaya açılmıştır. Gerçekten mutluluk bireyselle toplumsalın
bağımlılığı içinde gerçekleşir. Bireysel mutluluk, ancak toplumsal
mutlulukla mümkündür; çünkü bireyin özgürce gelişmesi, herkesin özgürce
gelişmesine bağlıdır. Demokrasinin olmadığı, insan haklarının güvenceye
bağlanmadığı; özellikle yaşam hakkının istendiği gibi çiğnenip fikir
özgürlüğünün gerçek anlamıyla uygulanmadığı bir ülkede, insanların
özgürce gelişmesi, aşkı yaşaması, giderek mutlu olması mümkün müdür? Bu
tür ülkelerde yoksul kitleleri, dünyasal bir mutluluk yerine ya da onun
yanı sıra, dinsel bir mutluluğun sahte cennetlerine inandırmaya ve
yönlendirmeye çalışırlar. Bugün Türkiyede yaşanan budur, yoksul
kitleleri sahte cennetlerle uyutmak yalnızca bugünkü mutluluğu
gölgelemez, yarınların mutluluğuna götürecek adımları da tökezletir.
insanın en yüce meziyetlerinden birisidir aşk ve sevgi. Sevgi de,
çocukluktan aile içinde kazanılır. Sevginin geçerli olmadığı bir ortamda
büyüyen bir insandan sevgi nasıl beklenir ki. Antik Yunanda Isparta
sitesinde çocuklar devletin malı sayılmış ve çocuklar daha anne sevgisi
tatmadan ailede kopartılarak devletin denetim ve gözetimi altında katı
bir disiplinle yetiştirmeye çalışmışlardır. Atinada demokrasi yönetimi
altında bilim ve sanat dev adımlarla ilerlerken, Isparta etrafını
yakıp-yıkmakla meşgul olmuştur. Yine Osmanlı imparatorluğunun çağına
göre bilim ve sanatta ilerlemesinin yegâne nedeni sevgisiz ortamda
büyüyen kapıkulu denilen devşirilmiş insanların yönetiminde olmasıdır.
insan sevgiyi kendinden bulmadığı sürece başkalarında bulabilmesi
olanaklı değildir. Kişinin sevgiyi kendinden bulması için kendisini iyi
bir eğitimle donatması gerekir. Gerçekten sevgi donanımlı insanların
sorunudur. Donanımlı kişiler ancak sevgiyi üretip, karşısındakine
verebilirler. Aşk bir verme sanatıdır. Erich Fromma (1900-1980) göre
aşk bir verme etkinliğidir, almak değil, çok şeyi alan değil, çok veren
aşkça zengindir. Bencil ve sıradan duyguların arkasından koşup giden
insan, üstelik donanımı da yetersizse, neyi verebilecektir başkasına ve
insana. Oysa aşk insana verilmiş bir armağandır, farklılık ve
mükemmellik yaratır.
Kapitalizm, hemen her yerde mutlu azınlıklar yaratıp, büyük kitleleri
sömürür; ayrıca yol açtığı tüketim toplumu sıradan zevkler ve onların
yüzeysel mutluluklarıyla yaşamını doldururken, insanlar da zengin olma
tutkusunun güdümünde ve sonu gelmez bir yarışta birbirlerini çiğner
dururlar. Anlaşılıyor ki kapitalizm aşılmadan, insanları sıradan
mutluluktan kurtarmak, kendi mutluluğu kadar başkasının da mutluluğunu
istemek mümkün değildir. Bunun da ancak yeni bir dünyanın yaratılması
ile sağlanacağı görünüyor. Bir azınlığın değil, bütün insanların insanca
yaşayacakları yeni bir dünyanın kurulmasıyladır ki, sadece kimi
insanların değil, tüm toplumun gerçekten mutlu olmalarının kapısı
açılmış olur. insanlık, böylesi bir dünyayı yaratmalı ve tatmalıdır.(*2)
Sonuç olarak, Aşk varlık nedenimizdir, yaşam amacımızdır. Yaşamı
sevenler, ölüme seve seve giderler. Çünkü yaşam uğruna ölecek kadar
güzeldir. Yarını bugünden kurmak, bu günü yarına taşımak aşkla mümkün
olur. Aşk sevdadır, yardır, vatandır. Komünistler yaşamı ve aşkı
kutsallaştırmasını savunurlar. Çünkü insanlar arasındaki bütün
sorunların aşkın gücüyle çözülebileceğine inanırlar ve ancak aşkın
gücüyle bütün acılarından kurtulabilirler. Bunun içinde sınıfların ve
sömürünün olmadığı, her kesin eşit ve özgür olduğu bir toplumun
mücadelesini verirler. inanırlar ki gerçek aşk, sınıfsız bir toplumda
eşitler arasında yaşanır. Eşit olmayan koşullarda yaşanan aşk değil,
çıkar ve bağımlılık ilişkileridir ki buda sürekli olarak yozlaşmayı
üretir. Bugün kimilerine göre ütopya gibi gözükse de insanlığın hedefi
ve amacı sınıfsız mutlu topluma doğrudur. Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya
kadar mücadele devam edecektir. Yazımızı Ataol Behramoğlunun şu güzel
dizeleri ile bitirelim:
Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım
Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil
Zulmün önünde dimdik tut onurunu
Sevginin önünde eğil kızım.
Hüsnü Gürbey
Edebiyatın eskiden beri en çok işlediği konuların başında o gelir; dini
ve felsefiyi de daha baştan etkilemiştir. Bu ulvi duygu,14 Şubatta tüm
dünyada Sevgililer Günü olarak kutlanır; içinde sevginin sevgilinin
geçtiği gün kutlanmaz mı? Hele sevgiye/sevilmeye hasret kaldığımız,
ihtiyaç duyduğumuz bu çağda . Maalesef kutlanamıyor, çünkü tüm
toplumsal ilişkilerde olduğu gibi sistem, bugünü de yozlaştırmıştır ve
çılgın bir alış-veriş gününe dönüştürmüştür. Oysaki gün ne masumane bir
istekle doğmuştu. Roma imparatorluğunda askerlerin evlenmesi
yasaklanmıştı. St. Valentine adlı bir rahip bu yasağı dinlemeyerek
gizlice sevenlerin nikâhını kıymış ve onların gönlünü almıştı. işte o
gün Sevgililer Günü olarak kutlanmasına karar kılınmıştı.
Çağımızda en büyük değerin para olarak görüldüğü, her şeyin pazara
dökülüp onunla ölçüldüğü bir düzende, aşkın sıyrılıp gelişmesi nasıl
mümkün olur ki? Kapitalizm, giderek tüketim toplumu, her şeyi
sıradanlaştırıp tüketirken, aşkın, yaşamın birçok boyutlu olgusunu
insanlar arasında yok etmesinin koşullarını da en aza indirmiş oluyor.
Mutluluk Kafdağının arkasına uçmuştur, insanlar aşkı değil, para aşkı
yaşıyor. Paranın yaşadığı sanal aşk da bazen kanımızı donduran gerçek
vahşi cinayetlere sebep oluyor, akşam birlikte eğlenen gençlerden
birisinin cesedini ertesi sabah bir çöp konteynırında bulmak artık
kimseyi şaşırtmıyor. Çılgın yaşamın adı çapkınlık, gömlek değiştirir
gibi sabah-akşam sevgili değiştirmek marifet sayılıyor. Hiç kimse
kırdığı kalbin ardına bakmıyor, onun bir insan kalbi olduğunu
düşünmüyor, yeni bir sevgiliye koşuyor. insanlar çürüyor, aşk
yozlaşıyor, bütün bunlara da medya çanak tutuyor.
Kapitalizm, aşkı sıradanlaştırıp yozlaştırırken, feodalizm ve onun ürünü
olan din, aşkı çok mu kutsayıp yüceltmiştir. Hayır Aşk ve mutluluk
denilince Tanrının bir bağışı olarak dinsel mutluluk olarak anlaşılır
ve o da ancak ölümden sonra öbür dünyada gerçekleşir, bu dünya ise bir
ceza ve ıstırap alanıdır. insanlar yaşarken Tanrıya gönül verip onun
bağışını bekleyerek de mutlu olabilirler, ancak öbür dünyada mutlu
olmak, bu dünyada mutsuz olmakla elde edilecektir. Bu anlayış islam
dünyasında mistik sufi aşk anlayışını geliştirmiştir. Buna rağmen
Sufiler zaman zaman mistik dünyanın da dışına çıkarak gerçek aşkı
yeryüzünde aramışlardır.
Feodalizm ve din insanların önüne koydukları tabularla aşkın önünü
kesmişler, hatta aşkı öldürmüşlerdir. Özellikle feodal düşünce kadını
yok saymış, dayattıkları katı-kısıtlı yaşam biçimi ile kadınların
kadınlık duygularını öldürmüştür. insanlığını yaşamayan, hatta insan
olduğunun dahi farkına varamayan birisi aşkı nasıl yaşar ki. Bugün bile
feodal sistemin daha tam yıkılamadığı yörelerde, gençler birbirinin
yüzünü dahi görmeden ebeveynlerinin ısrarı ile görücü usulüyle ve
üstelik yüksek miktarda başlık parası (denilen bir bedeli ) ödeyerek
evlendirilmektedirler. Borçlanarak evlenen bu gençler birbirlerine
doyamadan gurbet yollarına düşmekte, kırkına varamadan yaşlı amca ve
teyzeler görünümüne dönmektedirler. Bununda ötesinde başlık parasını
ödeyen zengin yaşlılar daha ergenlik çağına girmemiş masum kız
çocuklarını ikinci ve üçüncü eş olarak haremlerine almakta, onların
dünyalarını karartmaktadırlar. Medyada intihar eden küçük gelinler
içimizi burksa da, memleketin gerçeği budur ve kimsede buna müdahalede
bulunmamaktadır. Feodalizm, sevgiyi doğmadan boğmuştur, bununla da
yetinmemiş, tabularla cinselliği bir fetişizme dönüştürmüş, yarattığı
aşırı gerilim ortamında yalnızca bireylerin yaşamını tehlikeye
düşürmekle kalmamış toplumun ruh sağlığını da bozmuştur. Her gün işlenen
kadın cinayetleri bunun bir sonucudur. Feodalizm zihniyetini aşamayan
toplumlar sağlıksız, giderek hastalıklı toplumlara dönüşmektedirler.
Özgürlüğün olmadığı yerde aşk, özgür aşkın yaşanmadığı yerde gülmek ve
eğlenmek yasaktır. Ne yazık ki tarihte ilk kez özgür aşkın yaşandığı
Anadolu coğrafyasında, daha sonraki aşamalarda aşkın yasak, giderek
günah sayıldığı karanlık çağı yaşamış ve yaşamaktadır. Gerek Osmanlıda
ve gerekse Cumhuriyet te büyükler yüksek sesle konuşmayı, yüksek
perdeden gülmeyi, kucağına çocuğunu alıp sevmeyi ayıp saymışlardır. Bu
anlayışın toplumsal içerimleri olduğu gibi dinsel içerimleri de vardır.
Dogmatik mümin de, köktenci mutasavvıf da gülme ile günah arasında bir
ilişki kurmuşlardır. Gülme, öte dünya ve ahiret korkusunu zayıflatıcı,
itikadı güçsüzleştirici bir adım sayılmıştır. Ağır ol ki molla
sansınlar söyleminin nedeni budur. Türkiyede askerlik ocağı kutsal ve
ciddi bir kurum olarak kabul edilmiştir. Burada yetişenler, sivildeki
güleç yüzlü, sıcak, sempatik, insanlar gibi değil, aksine ciddi ve asık
suratlı insanlar olarak görülmek istenmiştir. Asık surat ciddiyetin ve
yiğitliğin şanı olarak görülmüştür ve her Türk de asker doğar. Asker
kökenli pek çok yöneticinin asık suratlı olmasının nedeni budur. M.
Kemalin güleç yüzlü fotoğraflarına nadiren rastlarsınız. Bunun nedeni
ise, liderlerin dünyasal ve tanrısal iktidarın temsilcileri olarak
görülmesinde yatar. Oysaki gülmek insani bir davranıştır, devrimci bir
duruştur. Gülmek devrimcilere yakışır.
Gülmenin yasak olduğu totaliter inanç ve rejimlerde müzik ve eğlence de
yasaktır. islamın en liberal mezhebi olarak görülen Hanefi Fıkhı müzik
çalmak ve isteyerek dinlemek caiz değildir diye hüküm koymuştur.
islamda bunun gibi nice fetvalar vardır. islamla aynı coğrafyayı
paylaşan Alevilik, inanç ritüellerini müzik ve Semah denilen ilahi
dansla gerçekleştirir. Müzik ve ilahi dans Aleviliğin olmazsa olmazıdır.
Üç teli Cura/Tembur ise ayaklı Kuran olarak kabul edilmiştir. Kutsanarak
indirilir, çalınır ve yine kutsanarak yerine konulur. Bu yüzden Alevilik
tarihleri boyunca ağır ithamlarla kovuşturulmuş, çeşitli katliamlardan
geçirilmiştir. Neden böyledir? Gülmede olduğu gibi, müzik, dans ve
eğlence de totaliter rejimlere karşıdır. Çünkü sevmek, gülmek ve
eğlenmek insan olmaktır. insan gülen hayvandır, ağlayan hayvan çoktur,
fakat insan dışında gülen hayvan yoktur.
Aşk, mutluluk ve demokrasi birbirine sıkıca bağımlı kavramlardır. XVI.
Yüzyıldan itibaren aşk ve mutluluk Tanrısal düzeyden, insan düzeyine
indirilmiştir, bireysel mutluluk, toplumsal mutluluk içerisinde aranmaya
başlanmıştır. Bu tarihten sonra filozoflarca, mutluluk, dinsel bir
çerçeveden dünyasal bir çerçeveye oturtmuşlardır. Giderek bireysel
düzeyden toplumsal düzeye oradan da sistem içinde tartışılmaya ve
aranmaya açılmıştır. Gerçekten mutluluk bireyselle toplumsalın
bağımlılığı içinde gerçekleşir. Bireysel mutluluk, ancak toplumsal
mutlulukla mümkündür; çünkü bireyin özgürce gelişmesi, herkesin özgürce
gelişmesine bağlıdır. Demokrasinin olmadığı, insan haklarının güvenceye
bağlanmadığı; özellikle yaşam hakkının istendiği gibi çiğnenip fikir
özgürlüğünün gerçek anlamıyla uygulanmadığı bir ülkede, insanların
özgürce gelişmesi, aşkı yaşaması, giderek mutlu olması mümkün müdür? Bu
tür ülkelerde yoksul kitleleri, dünyasal bir mutluluk yerine ya da onun
yanı sıra, dinsel bir mutluluğun sahte cennetlerine inandırmaya ve
yönlendirmeye çalışırlar. Bugün Türkiyede yaşanan budur, yoksul
kitleleri sahte cennetlerle uyutmak yalnızca bugünkü mutluluğu
gölgelemez, yarınların mutluluğuna götürecek adımları da tökezletir.
insanın en yüce meziyetlerinden birisidir aşk ve sevgi. Sevgi de,
çocukluktan aile içinde kazanılır. Sevginin geçerli olmadığı bir ortamda
büyüyen bir insandan sevgi nasıl beklenir ki. Antik Yunanda Isparta
sitesinde çocuklar devletin malı sayılmış ve çocuklar daha anne sevgisi
tatmadan ailede kopartılarak devletin denetim ve gözetimi altında katı
bir disiplinle yetiştirmeye çalışmışlardır. Atinada demokrasi yönetimi
altında bilim ve sanat dev adımlarla ilerlerken, Isparta etrafını
yakıp-yıkmakla meşgul olmuştur. Yine Osmanlı imparatorluğunun çağına
göre bilim ve sanatta ilerlemesinin yegâne nedeni sevgisiz ortamda
büyüyen kapıkulu denilen devşirilmiş insanların yönetiminde olmasıdır.
insan sevgiyi kendinden bulmadığı sürece başkalarında bulabilmesi
olanaklı değildir. Kişinin sevgiyi kendinden bulması için kendisini iyi
bir eğitimle donatması gerekir. Gerçekten sevgi donanımlı insanların
sorunudur. Donanımlı kişiler ancak sevgiyi üretip, karşısındakine
verebilirler. Aşk bir verme sanatıdır. Erich Fromma (1900-1980) göre
aşk bir verme etkinliğidir, almak değil, çok şeyi alan değil, çok veren
aşkça zengindir. Bencil ve sıradan duyguların arkasından koşup giden
insan, üstelik donanımı da yetersizse, neyi verebilecektir başkasına ve
insana. Oysa aşk insana verilmiş bir armağandır, farklılık ve
mükemmellik yaratır.
Kapitalizm, hemen her yerde mutlu azınlıklar yaratıp, büyük kitleleri
sömürür; ayrıca yol açtığı tüketim toplumu sıradan zevkler ve onların
yüzeysel mutluluklarıyla yaşamını doldururken, insanlar da zengin olma
tutkusunun güdümünde ve sonu gelmez bir yarışta birbirlerini çiğner
dururlar. Anlaşılıyor ki kapitalizm aşılmadan, insanları sıradan
mutluluktan kurtarmak, kendi mutluluğu kadar başkasının da mutluluğunu
istemek mümkün değildir. Bunun da ancak yeni bir dünyanın yaratılması
ile sağlanacağı görünüyor. Bir azınlığın değil, bütün insanların insanca
yaşayacakları yeni bir dünyanın kurulmasıyladır ki, sadece kimi
insanların değil, tüm toplumun gerçekten mutlu olmalarının kapısı
açılmış olur. insanlık, böylesi bir dünyayı yaratmalı ve tatmalıdır.(*2)
Sonuç olarak, Aşk varlık nedenimizdir, yaşam amacımızdır. Yaşamı
sevenler, ölüme seve seve giderler. Çünkü yaşam uğruna ölecek kadar
güzeldir. Yarını bugünden kurmak, bu günü yarına taşımak aşkla mümkün
olur. Aşk sevdadır, yardır, vatandır. Komünistler yaşamı ve aşkı
kutsallaştırmasını savunurlar. Çünkü insanlar arasındaki bütün
sorunların aşkın gücüyle çözülebileceğine inanırlar ve ancak aşkın
gücüyle bütün acılarından kurtulabilirler. Bunun içinde sınıfların ve
sömürünün olmadığı, her kesin eşit ve özgür olduğu bir toplumun
mücadelesini verirler. inanırlar ki gerçek aşk, sınıfsız bir toplumda
eşitler arasında yaşanır. Eşit olmayan koşullarda yaşanan aşk değil,
çıkar ve bağımlılık ilişkileridir ki buda sürekli olarak yozlaşmayı
üretir. Bugün kimilerine göre ütopya gibi gözükse de insanlığın hedefi
ve amacı sınıfsız mutlu topluma doğrudur. Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya
kadar mücadele devam edecektir. Yazımızı Ataol Behramoğlunun şu güzel
dizeleri ile bitirelim:
Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım
Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil
Zulmün önünde dimdik tut onurunu
Sevginin önünde eğil kızım.
Hüsnü Gürbey
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar
