bugün
- nervio adlı yazarın dillere destan güzelliği7
- sözlük yazarlarının ruh hali7
- durduk yere instagramda takipten çıkan arkadaş9
- gezip tozmanın gereksiz yorgunluk olması3
- bir şeyler söyle9
- haşmetli bir penise sahip olmak3
- uysaljakoben12
- çokomeldeki harflerden rahatsız olan adam2
- sözlükte yazmanın faydaları7
- karun kadar malın olsa ne fayda4
- her şey olabilecekken hiçbir bok olamamak11
- mutlu bir ilişkinin anahtarı5
- chp'nin hali ne olacak58
- evlilik vs bekarlık7
- 14 onlyfansçinin mallarına el konulması6
- 30 yaşından sonra aşık olmanın imkansız olması5
- ayran ve şalgam suyunu karıştırıp içmek9
- şirinler köyüne yeni şirin13
- ağzına alırken iğrenmeyen bayan2
- kadınlar neyden hoşlanır3
- evrim teorisine göre ilk canlı hemen türedi mi8
- ilişki mi yaşıyoruz satranç mı oynuyoruz amk4
- kaşar sucuk salamın sofrada lüks sayıldığı yıllar3
- 13 haziran 2026 fenerbahçe beko beşiktaş rain maçı4
- arkadaşlar bakar mısınız15
- yakışıklı erkek gören türk kızının tepkisi9
- 13 haziran 2026 katar isviçre maçı2
- nataşalara para yedirmek9
- saraca finch house6
- kötü biri olduğunu bilmek10
- aşık olunca neye benziyorsunuz4
- madenci eylemini haber yapan gazeteciye soruşturma2
- 14 haziran 2026 avustralya türkiye maçı3
- en iyi antidepresan16
- ağzıyla osuruk sesi çıkaran misafir çocuğu3
- başkanlık sisteminden beri her şeyin kötü gitmesi16
- şu an hissedilen duygu3
- chplilerin gene kılıçdaroğlu'na oy verecek olması2
- izmir de giyimiyle başkaldıran erkek9
- selam sizinle tanışmış mıydık4
- diyanetin abd'deki villaları16
- türkiye avustralya maçı3
- katar2
- tc'nin geleceği cumhuriyeti kuran chp ile olacak4
- yeşil burun adaları2
- bugün güzel3
- yahudi madalyası almış gürcü6
- true'nin akp'ye oy vermesi5
- dersimli kemal3
- kemal kılıçdaroğlu13
Bundan yaklaşık bir sene önce yazdığım ve ancak şimdi buraya eklemeyi akıl edebildiğim bir yazımı paylaşmak istiyorum. Bu okulda okumaya devam etmekle beraber yazıdaki duygularımı hala taşıyorum.
"Bu okul kadar eski hocaların varlığı ayakta tutuyordu burayı. Sanki biri ölse, yapının bir kirişi yıkılmışçasına sarsılacaktı. Okul varlık mücadelesinin en önemli ispatıydı, yüzlere vurulan. Varlığının nedenini kendinden alıyordu. Mesela; Andezit taşları vardı, çıkılmayan kütüphaneleri, fişlenme korkusuyla girilmeyen çardağı ve "aman ha kavga çıkar, arada kalırsın " korkusuyla arka kantini vardı okulun. Sıhhıye köprüsünden bakarken okula Cumhuriyet'in en büyük ve en gerçek şahiti olarak karşımıza çıkıyordu. Anıtkabir'e manzarası, atasına olan saygısının ilahi bir sonucuydu belkide.
Bir çok ayak izi vardı taşlarda, bir çok aşk acısı ve bir çok çay bardağı vardı masalarda.(Masalar ki merdivenden hep 'o' çıkacakmışçasına ona dönük. Ve bükük omuzlarımız; siyasi düşüncelerin soda şişesindeki uçuşlarından kaçarçasına ya da sloganlara tıkanan kulakların verdiği büküklük bu.)
Yürürken koridorlarca, her odanın başucunda isimler vardı. Sahiplenilmiş odalar, sahiplenilmiş rütbeler. Gelip geçici olduğunu unutma pahasına sıkı sıkıya sarılmış yüzlerce kafa vardı, yüzlerce bıyık ve yüzlerce topuklu ayakkabı.
Ve sorular vardı tabi; bu okul kadar eski, çayı kadar acı ve aşkı kadar bilindik sorular.
Sınav haftası yaklaştığında; yüzüne bakılmayan fotokopiciyle göz teması senfonisi, ne oldukları bir türlü bilinmeyen ve açıp okuma isteği de getirmeyen kitapları olan kütüphanesindeki masaların doluluğu vardı. Ders çalışmak yerine telefonla uğraşan, internette gezinen ya da uyuklayan öğrencisi olduğunuda göz ardı etmemek gerek elbet. Bir çok şeyi vardı, varolmasına ama tuhaf bir sevimliliği vardı. Kimsenin tam olarak bilemediği bu sevimliliği herkes hissediyordu. Kavgasıyla hissediyordu, sınıfta kalmasıyla, sevdiği kızı karşıdaki bankta görmesiyle ve ona açılıp konuşamamasıyla hissediyordu. Buna bir ad vermek gerek diye düşünmüştür bir çoğu belki de; ama sonra vazgeçilmiştir tıpkı şu an benim yaptığım gibi, isim verilse her şeyi kapsayamayacaktı çünkü. Dışarıda kalacaktı elbet biri ve onun eksikliği hissedilecekti o isimde. Akşama doğru çıkılan dersten sonra yapılan çay-sigara resitali, kütüphanede bangır bangır telefonla konuşan görevli, yemekhanede çıkan kavgalar, öğrenci işlerinde çalışan koca koca adamların masa tenisini bir türlü bırakamaması sonucu 'oflayıp puflayan' öğrenciler ve Farabi salonunun yanındaki Devrim Tarihi Müzesi'nde çalışan insanlar( oradakilerde biraz benzemiştir müzeye, sıkılgan, asık surat. Ve yalnız onları ancaK biz- arkeoloji okuyanlar anlar)
Neler neler gelir içimden daha da. Ama ne kadar söylesem hep eksik kalır bir yerler."
"Bu okul kadar eski hocaların varlığı ayakta tutuyordu burayı. Sanki biri ölse, yapının bir kirişi yıkılmışçasına sarsılacaktı. Okul varlık mücadelesinin en önemli ispatıydı, yüzlere vurulan. Varlığının nedenini kendinden alıyordu. Mesela; Andezit taşları vardı, çıkılmayan kütüphaneleri, fişlenme korkusuyla girilmeyen çardağı ve "aman ha kavga çıkar, arada kalırsın " korkusuyla arka kantini vardı okulun. Sıhhıye köprüsünden bakarken okula Cumhuriyet'in en büyük ve en gerçek şahiti olarak karşımıza çıkıyordu. Anıtkabir'e manzarası, atasına olan saygısının ilahi bir sonucuydu belkide.
Bir çok ayak izi vardı taşlarda, bir çok aşk acısı ve bir çok çay bardağı vardı masalarda.(Masalar ki merdivenden hep 'o' çıkacakmışçasına ona dönük. Ve bükük omuzlarımız; siyasi düşüncelerin soda şişesindeki uçuşlarından kaçarçasına ya da sloganlara tıkanan kulakların verdiği büküklük bu.)
Yürürken koridorlarca, her odanın başucunda isimler vardı. Sahiplenilmiş odalar, sahiplenilmiş rütbeler. Gelip geçici olduğunu unutma pahasına sıkı sıkıya sarılmış yüzlerce kafa vardı, yüzlerce bıyık ve yüzlerce topuklu ayakkabı.
Ve sorular vardı tabi; bu okul kadar eski, çayı kadar acı ve aşkı kadar bilindik sorular.
Sınav haftası yaklaştığında; yüzüne bakılmayan fotokopiciyle göz teması senfonisi, ne oldukları bir türlü bilinmeyen ve açıp okuma isteği de getirmeyen kitapları olan kütüphanesindeki masaların doluluğu vardı. Ders çalışmak yerine telefonla uğraşan, internette gezinen ya da uyuklayan öğrencisi olduğunuda göz ardı etmemek gerek elbet. Bir çok şeyi vardı, varolmasına ama tuhaf bir sevimliliği vardı. Kimsenin tam olarak bilemediği bu sevimliliği herkes hissediyordu. Kavgasıyla hissediyordu, sınıfta kalmasıyla, sevdiği kızı karşıdaki bankta görmesiyle ve ona açılıp konuşamamasıyla hissediyordu. Buna bir ad vermek gerek diye düşünmüştür bir çoğu belki de; ama sonra vazgeçilmiştir tıpkı şu an benim yaptığım gibi, isim verilse her şeyi kapsayamayacaktı çünkü. Dışarıda kalacaktı elbet biri ve onun eksikliği hissedilecekti o isimde. Akşama doğru çıkılan dersten sonra yapılan çay-sigara resitali, kütüphanede bangır bangır telefonla konuşan görevli, yemekhanede çıkan kavgalar, öğrenci işlerinde çalışan koca koca adamların masa tenisini bir türlü bırakamaması sonucu 'oflayıp puflayan' öğrenciler ve Farabi salonunun yanındaki Devrim Tarihi Müzesi'nde çalışan insanlar( oradakilerde biraz benzemiştir müzeye, sıkılgan, asık surat. Ve yalnız onları ancaK biz- arkeoloji okuyanlar anlar)
Neler neler gelir içimden daha da. Ama ne kadar söylesem hep eksik kalır bir yerler."