bugün
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı14
- allah vardır diyenlerin hiçbir kanıt gösterememesi14
- nervio'nun asıl benzediği ünlü5
- kabak tatlısını sevenler5
- kafanın çok büyük olması8
- hoşlanılan kızın ayağınızı yalamak istemesi7
- bırak kolumu acıtıyorsun4
- yalnız çirkin asosyal erkek6
- nerdesiniz3
- 2019 tasarımı4
- anın görüntüsü24
- dizi sektöründeki maliyet krizi16
- anelka alex tuncay hooijdonk dörtlüsü6
- ismet gürbüz sözlüğü nasıl keşfetti6
- en sevilen ibrahim tatlıses sözleri6
- 30 kasım 20262
- ibrahim tatlısesin peygamber olma ihtimali5
- 29 kasım 20262
- kabak tatlısının üzerine tahin dökmek2
- sokak ortasında durduk yere yarrak diye bağırmak3
- 27 kasım 20262
- tekerlek kaşar2
- ismet gurbuz 20242
- 19 kasım 20262
- mesibaglari2
- askerde cinsel ihtiyaçlar nasıl gideriliyor6
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı24
- barış alper yılmaz2
- duygu özaslan6
- otomobilin üstünde uyuyakalan adam5
- kahtalı mıçı hayranı kız4
- ülkücü erkek ermeni kız aşkı10
- timsah yürüyüşü4
- zorunlu askerliğin ahlaki sorunu3
- özel ders vermek4
- beni benden alırsan seni sana bırakmam3
- ya şeytan haklıysa5
- fare var deyince ay ben korkarım diyen erkek7
- hoşlanılan kızın şarz aletin var mı diye sorması2
- beni benden alırsan bene nolur3
- iş arıyorum sözlük2
- yoktan var etmek boş kağıda nokta koymak gibidir3
- trabzonspor'un evinde 90 maçtır yenilmemesi rekoru4
- askerde özlenen şeyler9
- sollen wir'in die disco gehen2
- 2008 09 süper lig3
- hasslich2
- siirtte starbucks olması sorunsalı2
- 90lar türkçe pop5
- 2026 2027 sezonu şampiyonu fenerbahçe3
Bense ağlarken, yine deli gibi gülmeye başladım . Çünkü adam iyi manevra yapmıştı ve çocuk teyze demesine rağmen, abla kelimesini kulanmıştı.Cebinden bir mendil çıkarıp bana verdi. Alın lütfen, hastaneye falan gitmek istermisiniz dedi.Doğru dedim, adam iyiden iyiye bir delinin yanında oturduğuna inanıyor, ne yapsın? Hafifçe diklendim, verdiği mendille göz yaşlarmı sidim, boğazımı temizleyip, teşekkür ederim bu gün ne oldu bilmiyorum, kusura bakmayın dedim. Adam, insanız sonuçta önemli deil dedi, bunu derken uzaklara bakıyordu ve üzgün gözüküyordu.Ben hızlıca ayağa kalktım ve elimi uzatıp teşekkür edirim dedim.O da ne demek, ismim Deniz dedi, ben de alel acele ben de Mine memnun oldum dedim ve kapıya doğru yürüdüm.
Ardan haftalar geçti,parkın yakınlarından bile geçmemek için öyle bir gayret gösteriyordum ki, sürekli yoları uzatıyordum,utancımdan ya şurdan karşıma çıkarsa ya burdan karşıma çıkarsa diye. Bir gün çok üzüntülü ve yine sebepsiz yanlızlıklarımın üstüne çöktüğü, çevremde ki yığınla kalabalıktan , alıp içime birini dahi sokamadığım, acımın sevincimin gerçekçilğini paylaşamadığım çevrelerimden kaçtığım bir an, parkın içersinden geçerken buldum kendimi. ilk an korkudan bakamadım ileriye, ya ordaysa yada yoksa diye, aslında ordaysadan çok ya yoksa diye, öyle uhtaçtım ki bir nebze yalnızlık paylaşımına, bir kırıntı sorgusuz sualsiz anlayışa......
Bankım yine boştu bu gün hava biraz yağmulu ve kapalıydı, yerime oturdum ve sigaramı çıkardım. Halbu ki bir yıldır da içmiyordum. Ve ağaçların altını araştırdı gözlerim ve gördüm . O arkası dönük, bir şeyler çekiyordu, sanırım yerde ki yaprakları çekiyordu. Sevindim . Çantamı alıp yanına giitim." Rahatsız ediyor muyum Deniz Bey kolay gelsin" dedim. Arkasını döndü, "merhaba Mine Hanım, nasılsınız, daha iyi görünüyorsunuz" dedi. Sonra güzel bir sohbete başladık, yanlızlık ve paylaşılmamışlık duygum öyle ağırdı ki, salt bu kayboluşun esiri olmamsak için, sırf bende bir yerlerde birileriyleyim ve insanca, karşılıksız , menfaatsiz konuşuyorum demek için konuştum..
Yaklaşık bir saat fotoğrafçılık üzerine, son yeniliklerden ve daha çok onun konuşmasına izin vererek geçirdik. Hava iyice soğumaya başladığında ise, Çemberlitaş'ta bulunan tarihi bir kafede sohbetimize devam edelim mi diye sordu. Ben biraz sıkılmıştım. Ama yanlızlık duygusunun o karabasanından ve evde bilgisayar başında geçen soğuk ve acımasız saatlerinden sonra evet dedim ve kafeye doğru yola koyulduk. Kafede biraz ben kendimden (daha çok kariyer ve iş ağırlıklı), biraz biten evliliğimden bahsettim. Deniz'de kötü ve yanlış görünen hiç bir şey yoktu. Pırıl pırıl parlayan zeki ve masmavi gözleriyle bir afacan çocuk gibiydi.Arada bir konuşurken, utanır gibi yapıp yere bakması, ayaklarıyla yerde bir ileri bir geri oynaması, saf temiz bir çocuktu işte..
Akşam olmuştu, saat ona doğru geliyordu ve bu çoşkulu çocuk hiç susmayacak gibi gittiği ülkeleri anlatmaya başlamıştı. Onu kıskanmıştım çünkü yaşamak için çoşkusu vardı, amacı vardı, niye varolduğunu sanki çok iyi biliyordu.. Birden yine çocukluğum aklıma geldi. Kahvaltıdaydık, üçümüz oturup başlarımız önümüzde konuşmadan yemek yiyorduk. Ben birden ağlamaya başladım, annemle babam korkup telaşlandılar. Neyim olduğunu sordular. Bense korkuyorum dedim, sadece korkuyorum. Neden dediler?
Sessizlikten, her yer sesiz, siz sessizsiniz, dayanamıyorum dedim.. Denizin sesiyle irkildim " çok mu "sıktım,bunalttım galiba sizi " dedi. "yo estafurlah dedim, sadece geçmişe gittim bir an "dedim.
Ardan haftalar geçti,parkın yakınlarından bile geçmemek için öyle bir gayret gösteriyordum ki, sürekli yoları uzatıyordum,utancımdan ya şurdan karşıma çıkarsa ya burdan karşıma çıkarsa diye. Bir gün çok üzüntülü ve yine sebepsiz yanlızlıklarımın üstüne çöktüğü, çevremde ki yığınla kalabalıktan , alıp içime birini dahi sokamadığım, acımın sevincimin gerçekçilğini paylaşamadığım çevrelerimden kaçtığım bir an, parkın içersinden geçerken buldum kendimi. ilk an korkudan bakamadım ileriye, ya ordaysa yada yoksa diye, aslında ordaysadan çok ya yoksa diye, öyle uhtaçtım ki bir nebze yalnızlık paylaşımına, bir kırıntı sorgusuz sualsiz anlayışa......
Bankım yine boştu bu gün hava biraz yağmulu ve kapalıydı, yerime oturdum ve sigaramı çıkardım. Halbu ki bir yıldır da içmiyordum. Ve ağaçların altını araştırdı gözlerim ve gördüm . O arkası dönük, bir şeyler çekiyordu, sanırım yerde ki yaprakları çekiyordu. Sevindim . Çantamı alıp yanına giitim." Rahatsız ediyor muyum Deniz Bey kolay gelsin" dedim. Arkasını döndü, "merhaba Mine Hanım, nasılsınız, daha iyi görünüyorsunuz" dedi. Sonra güzel bir sohbete başladık, yanlızlık ve paylaşılmamışlık duygum öyle ağırdı ki, salt bu kayboluşun esiri olmamsak için, sırf bende bir yerlerde birileriyleyim ve insanca, karşılıksız , menfaatsiz konuşuyorum demek için konuştum..
Yaklaşık bir saat fotoğrafçılık üzerine, son yeniliklerden ve daha çok onun konuşmasına izin vererek geçirdik. Hava iyice soğumaya başladığında ise, Çemberlitaş'ta bulunan tarihi bir kafede sohbetimize devam edelim mi diye sordu. Ben biraz sıkılmıştım. Ama yanlızlık duygusunun o karabasanından ve evde bilgisayar başında geçen soğuk ve acımasız saatlerinden sonra evet dedim ve kafeye doğru yola koyulduk. Kafede biraz ben kendimden (daha çok kariyer ve iş ağırlıklı), biraz biten evliliğimden bahsettim. Deniz'de kötü ve yanlış görünen hiç bir şey yoktu. Pırıl pırıl parlayan zeki ve masmavi gözleriyle bir afacan çocuk gibiydi.Arada bir konuşurken, utanır gibi yapıp yere bakması, ayaklarıyla yerde bir ileri bir geri oynaması, saf temiz bir çocuktu işte..
Akşam olmuştu, saat ona doğru geliyordu ve bu çoşkulu çocuk hiç susmayacak gibi gittiği ülkeleri anlatmaya başlamıştı. Onu kıskanmıştım çünkü yaşamak için çoşkusu vardı, amacı vardı, niye varolduğunu sanki çok iyi biliyordu.. Birden yine çocukluğum aklıma geldi. Kahvaltıdaydık, üçümüz oturup başlarımız önümüzde konuşmadan yemek yiyorduk. Ben birden ağlamaya başladım, annemle babam korkup telaşlandılar. Neyim olduğunu sordular. Bense korkuyorum dedim, sadece korkuyorum. Neden dediler?
Sessizlikten, her yer sesiz, siz sessizsiniz, dayanamıyorum dedim.. Denizin sesiyle irkildim " çok mu "sıktım,bunalttım galiba sizi " dedi. "yo estafurlah dedim, sadece geçmişe gittim bir an "dedim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com