bugün
- simko316
- sürekli türkçülerin soyunu araştıran kürtçü10
- cinler musallat istatistiği7
- iyi parti13
- eski sevgili nerede ne yapıyor4
- çerçeve yasa35
- claudian clouds17
- flört uygulamalarının yalan dolan olması4
- üsteki yazara güzel bir şey söyle10
- deniz zeyrek3
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler31
- sözlükten soğuma nedenleri3
- amedspor14
- dünya güneş'in etrafında keyfinden dönmüyor2
- pareidolia2
- cehennemin yedi prensi2
- hoppili gillini ve sincan bebeleri3
- alttaki yazara motto ver16
- sözlük ırkçıları3
- azize sibel gönül3
- şizofreni diye bi hastalık yok cin musallatı var2
- pkk'ya küfür edince sinirlenen ülkücü8
- 17 ağustos 1999 gölcük depremi6
- aleksey batrakov8
- uğruna kavga edilmesini isteyen türk kızı14
- kendini değersizleştiren insan8
- içimizdeki canavar4
- bebek katili öcalan11
- özgür özel'in ne mutlu türküm diyene diyememesi3
- amedsporun türkiye ligi nde lider olması3
- aslan gibi adam10
- sözlük yazarları neli kahve içiyor6
- nervio çaylak olmadı kalbimizde yaşıyor2
- çaylak olanalara ahahaha çaylak olmuş yazmamız2
- halk cafe2
- sihirli annem taci'ye yapılan haksızlık3
- osuruktan şiirler22
- ellerim bos gonlum hos11
- elazığ eti gümüş maden işçilerinin direnişi2
- uludağ sözlük kızları mericini seçiyor4
- porno entelektüelliği8
- 16 ağustos 2026 türksat 4a frekans değişikliği4
- 1 50 boyundaki kızın ego sahibi olması2
- seri gizli artı oy veren melek9
- adana kebaba limon sıkmak2
- bacak uzun gözüksün diye kiçi açıkta birakmak4
- 20262
- ülkü ocaklarına gidip apoya küfür etmek3
- hayatın kuralları14
- türkiye'nin ab vize muafiyeti için son 6 kriteri3
yazar, baş yazar.
hasan cemalin; beyefendi rahatsız olmasın ... ironik yazısını okurken düşündüm;
gazetecilik iştir, meslektir. her işin olduğu gibi bir patronu-patronları vardır. esli dille, eski teknolojiyle konuşursak; dizgicisinden-linotip ustasından, sayfa bağlayıcısına, kurşundan dökülüp dizilmiş ve bağlanmış sayfaya kara mürekkebi merdaneyle sürüp üstüne kağıt koyarak ilk provayı çıkaran ustaya, prova üstünde ilk tashihi yapan musahhihden, sokak muhabirine, yazara baş yazara giden silsileyi meratib de patrona uzanan bir bağlılık söz konusudur. sıradan gazete işçisi, işinden, yazar, yazısından bağlıdır patrona. patronlarının iktidarla, üstelik giderek artan münasebeti çerçevesinde onun görünür-görünmez, oto sansür kılıklı baskısını görmemek mümkün değildir. gazetecinin kalemi, gazetecinin satırları; adeta gazete patronunun iradesinin gölgesi, yansımasıdır. darbe günlerinde, darbe hayaletinin yarasa gibi uçuştuğu günlerde oto sansür kılıklı görünür görünmez baskı, ülke kaderinde kendine paye biçen kimi güçlerin elindeyken; normal şartlarda bu tayin edici güç, patronların her türlü akçalı ilişkisi doğrultusunda bağlandığı siyasi gücün elindedir.
işçi bu ilişkinin dışında emeğiyle baş başa iken; yazar baş yazar kadrosu; bir gazetenin kapısından yazar olmaya talip ve davetli olarak girerken kalemini nasıl kullanacağını bilerek adımını atar gazete kompleksinden içeri. inancı, meşrebi ne olursa olsun; inancı ve meşrebi artık patronudur. iş akti adeta ruh teslimatıdır.
yazar ve baş yazar ekibine bir göz atarsak; hemen hepsi ülke şartlarının burgacında esen yele uygun makale yaratıcısı, manşet mucitidir. daha dün gece bir haber kanalında 28 şubat olsun, türbanlı vekil merveyle alakalı olsun o günlerde kaleme aldıkları yazılardan paragraflar arzı endam etti. gördük ki, hemen yazar ekibinin kahir ekseriyeti bu gelişmeler karşısında oto sansüre ve onun esaretinde çılgınlaşan yazılara isteyerek-veya maişet uğruna; orasını bilemem, imza atmışlardır.
hiç bir ülkede patronlarda yekpare değildir. bu bağlamda gazete ve genel olarak medyaya yansıyan karagöz oyununda muhtelif cins ve ebatta görüşe rastlamak mümkün.
hasan cemal kardeşim şikayetçi, neden eleştirmiyorsunuz iktidarı diye. dün dündür demeyeceksek; 9-12 martlardan, 12 eylüle, 12 eylülden kanlı iç savaş günlerine 2000 lerden yine günümüze yazılan çizilen makam esintili makaleler, yazar ve baş yazar ekibinin acemi-usta raksını gözlerden kaçırmayacaksak; iktidar ve/ya muhalefet sevdasının ardında patron gölgesini; bu bağlamda iktidar savaşını görmek gerekir. yazarlarımızın pek çoğu, netameli günlerde gönüllü silahşör olmuşlardır. göbek bağını korumuşlardır.
darbeciydim, liberal oldum; liberaldim ne olduysa oldu şimdiki iktidarı desteklerken birden ona muhalif oldum raksında samimiyeti görmekte zorlanmamak mümkün mü?
yazarlar diyor ki diğer meslektaşlarına: bu iktidar hiç mi hata yapmaz ki her yazınızdan bal damlıyor.
öncelikle iktidarın elbette irili ufaklı, belki saymakla bitmez hatası, kusuru; yanlış adımı; icraatı var.
bir komünist olarak, düşünürken; açık bulduğum her kapıya not düşerken; 2000 lere kadar ve 2010 lara kadar doğrudan dolaylı askeri tasalluttan kurtuluş için; ve şimdilerde son 30 yılların kanlı didişinin sonlandırılması yolunda atılan çözüm adımının selameti için; yapılan hataları eleştirme lüksünde hissedemedim kendimi. biliyorum ki, 2010 referandumu ve takip eden günlerde çözüm hamlesi; gerek iç muhalefeti, gerekse uluslararası sermaye güdümünde malum odakları, geriye dönüşü olmayan tarzda bu iktidar ya gidecek, ya gidecek bağlamında aleni ittifaka sevk etmiştir. artık bütün kılıçlar çekilmiş; kürt davasının insani çözüm yolunda ne yapılmak isteniyorsa ona karşı mevzi alınmıştır.
çözüm hamlesi dört dörtlük, mükemmel bir proje mi; bu açılım bütünüyle sorunu, her veçhesiyle çözebilecek mi? bunları tartışma zemini yaratılamadan aleni-örtük taarruz başlamıştır. önce habur, sonra osla; paris katliamı; mit-fidan operasyonu; gezide tam açığa çıkmayan gizli kodlar, daha yeni yaşamakta olduğumuz "evlere denetim" bombası; marmaray ve benzeri yatırımlarda ortaya atılan sadece-ama sadece iktidar savaşına odaklı çarpırtma girişimleri; her ne pahasına çözüm yolunu savunmayı öne çıkarmalıdır. ve buna özen gösteriyorum.
kısaca formül şu; hissediyorum: çözüme karşı olmak ölümlere davetiye çıkarmaktır. bunu alenen dillendirmek zor. ama çözümün omurgasında ustaca manevralarla tahribata yol açmak temel hedeftir; denilir ya her yol romaya çıkar.
hasan cemalin; beyefendi rahatsız olmasın ... ironik yazısını okurken düşündüm;
gazetecilik iştir, meslektir. her işin olduğu gibi bir patronu-patronları vardır. esli dille, eski teknolojiyle konuşursak; dizgicisinden-linotip ustasından, sayfa bağlayıcısına, kurşundan dökülüp dizilmiş ve bağlanmış sayfaya kara mürekkebi merdaneyle sürüp üstüne kağıt koyarak ilk provayı çıkaran ustaya, prova üstünde ilk tashihi yapan musahhihden, sokak muhabirine, yazara baş yazara giden silsileyi meratib de patrona uzanan bir bağlılık söz konusudur. sıradan gazete işçisi, işinden, yazar, yazısından bağlıdır patrona. patronlarının iktidarla, üstelik giderek artan münasebeti çerçevesinde onun görünür-görünmez, oto sansür kılıklı baskısını görmemek mümkün değildir. gazetecinin kalemi, gazetecinin satırları; adeta gazete patronunun iradesinin gölgesi, yansımasıdır. darbe günlerinde, darbe hayaletinin yarasa gibi uçuştuğu günlerde oto sansür kılıklı görünür görünmez baskı, ülke kaderinde kendine paye biçen kimi güçlerin elindeyken; normal şartlarda bu tayin edici güç, patronların her türlü akçalı ilişkisi doğrultusunda bağlandığı siyasi gücün elindedir.
işçi bu ilişkinin dışında emeğiyle baş başa iken; yazar baş yazar kadrosu; bir gazetenin kapısından yazar olmaya talip ve davetli olarak girerken kalemini nasıl kullanacağını bilerek adımını atar gazete kompleksinden içeri. inancı, meşrebi ne olursa olsun; inancı ve meşrebi artık patronudur. iş akti adeta ruh teslimatıdır.
yazar ve baş yazar ekibine bir göz atarsak; hemen hepsi ülke şartlarının burgacında esen yele uygun makale yaratıcısı, manşet mucitidir. daha dün gece bir haber kanalında 28 şubat olsun, türbanlı vekil merveyle alakalı olsun o günlerde kaleme aldıkları yazılardan paragraflar arzı endam etti. gördük ki, hemen yazar ekibinin kahir ekseriyeti bu gelişmeler karşısında oto sansüre ve onun esaretinde çılgınlaşan yazılara isteyerek-veya maişet uğruna; orasını bilemem, imza atmışlardır.
hiç bir ülkede patronlarda yekpare değildir. bu bağlamda gazete ve genel olarak medyaya yansıyan karagöz oyununda muhtelif cins ve ebatta görüşe rastlamak mümkün.
hasan cemal kardeşim şikayetçi, neden eleştirmiyorsunuz iktidarı diye. dün dündür demeyeceksek; 9-12 martlardan, 12 eylüle, 12 eylülden kanlı iç savaş günlerine 2000 lerden yine günümüze yazılan çizilen makam esintili makaleler, yazar ve baş yazar ekibinin acemi-usta raksını gözlerden kaçırmayacaksak; iktidar ve/ya muhalefet sevdasının ardında patron gölgesini; bu bağlamda iktidar savaşını görmek gerekir. yazarlarımızın pek çoğu, netameli günlerde gönüllü silahşör olmuşlardır. göbek bağını korumuşlardır.
darbeciydim, liberal oldum; liberaldim ne olduysa oldu şimdiki iktidarı desteklerken birden ona muhalif oldum raksında samimiyeti görmekte zorlanmamak mümkün mü?
yazarlar diyor ki diğer meslektaşlarına: bu iktidar hiç mi hata yapmaz ki her yazınızdan bal damlıyor.
öncelikle iktidarın elbette irili ufaklı, belki saymakla bitmez hatası, kusuru; yanlış adımı; icraatı var.
bir komünist olarak, düşünürken; açık bulduğum her kapıya not düşerken; 2000 lere kadar ve 2010 lara kadar doğrudan dolaylı askeri tasalluttan kurtuluş için; ve şimdilerde son 30 yılların kanlı didişinin sonlandırılması yolunda atılan çözüm adımının selameti için; yapılan hataları eleştirme lüksünde hissedemedim kendimi. biliyorum ki, 2010 referandumu ve takip eden günlerde çözüm hamlesi; gerek iç muhalefeti, gerekse uluslararası sermaye güdümünde malum odakları, geriye dönüşü olmayan tarzda bu iktidar ya gidecek, ya gidecek bağlamında aleni ittifaka sevk etmiştir. artık bütün kılıçlar çekilmiş; kürt davasının insani çözüm yolunda ne yapılmak isteniyorsa ona karşı mevzi alınmıştır.
çözüm hamlesi dört dörtlük, mükemmel bir proje mi; bu açılım bütünüyle sorunu, her veçhesiyle çözebilecek mi? bunları tartışma zemini yaratılamadan aleni-örtük taarruz başlamıştır. önce habur, sonra osla; paris katliamı; mit-fidan operasyonu; gezide tam açığa çıkmayan gizli kodlar, daha yeni yaşamakta olduğumuz "evlere denetim" bombası; marmaray ve benzeri yatırımlarda ortaya atılan sadece-ama sadece iktidar savaşına odaklı çarpırtma girişimleri; her ne pahasına çözüm yolunu savunmayı öne çıkarmalıdır. ve buna özen gösteriyorum.
kısaca formül şu; hissediyorum: çözüme karşı olmak ölümlere davetiye çıkarmaktır. bunu alenen dillendirmek zor. ama çözümün omurgasında ustaca manevralarla tahribata yol açmak temel hedeftir; denilir ya her yol romaya çıkar.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar