bugün
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi16
- kolye142
- bik bik'in hacker'a yemek yapması14
- bik bik'in hacker'a yalakalık yapması11
- cimer'e yazılan öğretmen şikayetleri6
- uludağ sözlüğün hacklenmesi14
- hacker'ın hesabı mı kısıtlaması7
- asla evlenilmeyecek erkekler10
- uludağ sözlük'ü yıkamayacaksınız4
- ismailağa işletti akp korudu mahmut öldü3
- sözlükte aynı anda iki hesap kullanan tip7
- ismet gürbüz'ün sözlüğü hacklemesi4
- mahmut ışıldak2
- ismailağa cemaati2
- pazarları çizgi film izlemek için erken uyanmak6
- konya denilince akla gelenler5
- cep telefonu17
- sen kimsin sorusuna 3 kelimelik cevap ver13
- uludağ sözlük yönetim politikası3
- hindistan da kamyonun kalabalığa dalması2
- nokia16
- manita yapınca sözlüğü bırakan yazar3
- asla evlenilmeyecek kızlar3
- pizza bira ikilisi6
- nerde bu sözlük nerde bu zall nerde bu mod4
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- rüzgar12
- chatgpt'nin sorunu ne3
- erlik5
- lale14
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı22
- bal10
- yapay zeka teksaslı bir cin kavmidir4
- uraz kaygılaroğlu'nun 18 yıllık değişimi2
- günün sözü6
- var olmak için ne yaptınız13
- sözlük elden gidiyor3
- ruhi çenet'in uygur türkleri için yaptığı video2
- boykot dedektifi2
- türkiye'nin kıymeti bilinmemiş şarkıcıları4
- ilkokul bebesine türbanı savunmak65
- fuck bahçeli tişörtü2
- 13 cuma'nın köklerine dönüş2
- yüzde 50 burslu psikoloji bölümü kazanmak12
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı75
- pazar günleri ekmek almak3
- yogartiksen39
- evi ev yapan şeyler14
- kaplan17
- bileklik19
hayalini düşlediğim şirkete iş başvurusu için çağrılmış, evden heyecanla çıkmıştım. şirkete giden dolmuşlara doğru yürürken sağa çapraza sapan bir yol fark ettim. hani senelerdir önünden geçmene karşın hiçbir zaman girmediğin sokaklar olur ya, işte onlardan birisi. sebepsiz bir istek oradan geçmemi istedi. saate baktım. randevu saatine daha zaman olduğunu görünce kendimi terk edilmiş gibi duran bu gizemli sokağa attım.
biliyordum hastanelere giden yoldu burası, neden bilmiyorum çocukluğumdan beri hastaneler hapishane misali gelirdi bana. onlara doğru yürümek zordu, orada suçsuz olmasına karşın biyolojik kaderleri tökezlemiş mahkumların yattığını düşünürdüm. belki de yolum pek düşmediği için karamsardı bakış açım, bilemiyorum.
o yolda yürüdüm biraz. yanımdan geçen insanlarda takatsiz yürüyüş, gözünden feri alınmış bakışların oranları artmaya başladı. anlaşılan o ki hastane giderek yaklaşıyordu.
derman bulmak için geldiği hastaneden yürümeye dermanı kalmamış halde çıkan bir kadına takıldı gözüm. sağ göz bebeğinin çevresi istilacı kuvvetler tarafından kuşatılmış gibiydi. sağ üst çapraza istemsizce bakan kahverengi bir göz ve etrafını saran mavi bir halka. yüzü onu çeken ölümle doktorların savaş alanıydı sanki, biraz enkaz, birazda galibiyet sevinci. yüzündeki çizgilere baktım ''acı çekiyorum öyleyse varım'' diyordu bir çoğu. dağın yanından akan akarsular misali burnunun yanından geçen gözyaşı debisi yüksek derin çizgi yatakları...
inan anlamadım var olduğu için mutlu mu değil mi?? istemsiz yaşamdı belki hayatının özeti, belki bekleyeni de yoktu, belki taşradan ankaraya gelmiş bir misafirdi kendisi, evet belki o yüzden bu kadar boş bakıyordu sokaklara gözleri, bilemedim.
biraz daha ilerledim çınar misali yaşlı ama fide kadar kırılgan bir nine geldi karşıdan. aynı fidelerin kırılmasın diye yanlarına dikilen sopaya dayandığı gibi yanında yaslandığı birisi vardı, muhtemel kızı yada gelini. senelerdir hastane yollarını yürüdüğü için zayıftı belki bedeni, belkide ilaçların yan tesiri, bilemedim.
bunları görünce üzüldüm, içim acıdı. biraz geleceğimde onları gördüğüm için. biraz ölümün ne kadar zor olduğunu tekrardan kavradığım için. biraz nankör olduğum için. biraz onlar için, biraz insanın güçsüzlüğü için daha çok da hayat için.
onlar da benim gibi iş aramıştı belki ve hatta belki 100 lira daha fazla kazanmak için sabahın köründe kalkıp zorlu ortamlarda tüketmişti ömrünü. hani çok hızlı giderken araba uzaklara bakınca hiç ilerlemiyormuş gibi gelir ya insana, ömür dediğin de ilerlemiyormuş gibi gelirdi yaşam sırasında. halbuki hayat hızı fazlaydı ışık hızından. ömür dediğinde insan paran kazanmak için sağlığını kaybeder akabinde sağlık için para harcamaya başlardı. heyhat ikisini de özlemini duyduğu anda elde edemezdi.
ömür dediğin biterdi bittabi, insan çabalar, uğraşır, didinir. sonunda hepsi boşa çıkar geride bir iz kalmazdı. herkesin hayatı zordu bu açıdan. acılar nefes almak kadar olağandı, hülasa;
hayat en kısa ifadeyle safsataydı bence.
bütün insanoğlu hayat zayiatı sadece.
***
sabahtan bu yana içimi daraltan ''ya iş görüşmesi olumlu geçmezse'' düşüncesi silindi aklımdan. hayat esprisini kimsenin anlamadığı bir şakaydı malum, bir iş görüşmesi iyi geçmiş yada geçmemiş, bunu pek değiştirmezdi.
biliyordum hastanelere giden yoldu burası, neden bilmiyorum çocukluğumdan beri hastaneler hapishane misali gelirdi bana. onlara doğru yürümek zordu, orada suçsuz olmasına karşın biyolojik kaderleri tökezlemiş mahkumların yattığını düşünürdüm. belki de yolum pek düşmediği için karamsardı bakış açım, bilemiyorum.
o yolda yürüdüm biraz. yanımdan geçen insanlarda takatsiz yürüyüş, gözünden feri alınmış bakışların oranları artmaya başladı. anlaşılan o ki hastane giderek yaklaşıyordu.
derman bulmak için geldiği hastaneden yürümeye dermanı kalmamış halde çıkan bir kadına takıldı gözüm. sağ göz bebeğinin çevresi istilacı kuvvetler tarafından kuşatılmış gibiydi. sağ üst çapraza istemsizce bakan kahverengi bir göz ve etrafını saran mavi bir halka. yüzü onu çeken ölümle doktorların savaş alanıydı sanki, biraz enkaz, birazda galibiyet sevinci. yüzündeki çizgilere baktım ''acı çekiyorum öyleyse varım'' diyordu bir çoğu. dağın yanından akan akarsular misali burnunun yanından geçen gözyaşı debisi yüksek derin çizgi yatakları...
inan anlamadım var olduğu için mutlu mu değil mi?? istemsiz yaşamdı belki hayatının özeti, belki bekleyeni de yoktu, belki taşradan ankaraya gelmiş bir misafirdi kendisi, evet belki o yüzden bu kadar boş bakıyordu sokaklara gözleri, bilemedim.
biraz daha ilerledim çınar misali yaşlı ama fide kadar kırılgan bir nine geldi karşıdan. aynı fidelerin kırılmasın diye yanlarına dikilen sopaya dayandığı gibi yanında yaslandığı birisi vardı, muhtemel kızı yada gelini. senelerdir hastane yollarını yürüdüğü için zayıftı belki bedeni, belkide ilaçların yan tesiri, bilemedim.
bunları görünce üzüldüm, içim acıdı. biraz geleceğimde onları gördüğüm için. biraz ölümün ne kadar zor olduğunu tekrardan kavradığım için. biraz nankör olduğum için. biraz onlar için, biraz insanın güçsüzlüğü için daha çok da hayat için.
onlar da benim gibi iş aramıştı belki ve hatta belki 100 lira daha fazla kazanmak için sabahın köründe kalkıp zorlu ortamlarda tüketmişti ömrünü. hani çok hızlı giderken araba uzaklara bakınca hiç ilerlemiyormuş gibi gelir ya insana, ömür dediğin de ilerlemiyormuş gibi gelirdi yaşam sırasında. halbuki hayat hızı fazlaydı ışık hızından. ömür dediğinde insan paran kazanmak için sağlığını kaybeder akabinde sağlık için para harcamaya başlardı. heyhat ikisini de özlemini duyduğu anda elde edemezdi.
ömür dediğin biterdi bittabi, insan çabalar, uğraşır, didinir. sonunda hepsi boşa çıkar geride bir iz kalmazdı. herkesin hayatı zordu bu açıdan. acılar nefes almak kadar olağandı, hülasa;
hayat en kısa ifadeyle safsataydı bence.
bütün insanoğlu hayat zayiatı sadece.
***
sabahtan bu yana içimi daraltan ''ya iş görüşmesi olumlu geçmezse'' düşüncesi silindi aklımdan. hayat esprisini kimsenin anlamadığı bir şakaydı malum, bir iş görüşmesi iyi geçmiş yada geçmemiş, bunu pek değiştirmezdi.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar