bugün
- tayyip ölünce başa kim geçecek sorunsalı4
- ishal olmak6
- mansur yavaş'ın iyi parti'ye geçmesi15
- mehdi saçmalığı ile kandırılan milyonlar13
- ömer karakaş3
- umreye gidene ve gelene ne denir7
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı9
- damarsız tüysüz manisa yaprağı26
- yağmur yağdıktan sonra oluşan koku6
- monica bellucci bakışı2
- bir bela geliyor8
- ahmet baran yazgan5
- mustafa4
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler23
- sebahattin şirin21
- yıldızlara bakınca ne düşünülür2
- çakal3
- chplilerin camileri ahıra çevirmesi19
- neredesiniz kızlar4
- mehdi nereye inecek sorunsalı10
- velvet15
- tayt giyen kevaşeyi götten sikmek2
- sözlükte iki gündür dönen erkek memesi muhabbeti8
- distopik film önerisi4
- uludağ sözlük hacc organizasyonu5
- cennet nasıl bir yer sorunsalı2
- oburluktan ve pornodan uzak durmak3
- avrupa yakası cem2
- yakışıklı seri katil3
- sözlükte marka olmak11
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorum fk maçı5
- sözlükte elit zevkleri olan insan olmaması34
- recep tayyip erdoğan'ın kazanmasının asıl nedeni16
- iremga32
- kedi tekmelemek11
- kıyamet2
- faiz yer misiniz ya da yiyor musunuz6
- doruk madencilik işçilerinin direnişi3
- anın görüntüsü31
- denize işemek2
- itü kktc3
- alevi kızların alev alev yanması7
- diamond bosphorus kardeşimin yakışıklı olması6
- yastığa sarılarak uyuyan erkek6
- tütün kolonyası2
- pkklılara idam gelsin3
- daha 17 dizisi aras vs teoman7
- adana5
- trt'nin artık tarafsızlığı da umursamaması3
- memesinin altına mendil koyan sözlük erkeği7
sultani'nin arka bahçesinde anıt mezarı bulunan babamızdır.
gok gürledi. beyaz saçlı, uzun beyaz sakallı adam okuduğu kitaptanbaşını kaldırdıi kulübenin penceresinden dışarı baktı, tel çerçeveli gözlüğünü çıkardı, katlayıp okuduğu sayfaya koydu, kapattı kitabı, usul usul kalktı sedirden. ocağa iki odun daha attı. ayaz esiyordu, fırtına patlamak üzereydi. pastırma yazını beklerken paldır küldür gelmişti istanbul'a kış. kulübenin gıcırdayan kapısını açtı, sarı ve kırmızı gül saksılarından bir ikisini içeri aldı. öbürlerini saçağın altına doğru çekti. yeni fidelerdi bunlar, narindiler, korunmaları gerekiyordu. bahçedeki eski fidelere bir şey olmazdı, onları budamıştı zaten, ilkbaharda azacaklardı. bus kesiyordu hava. ölecek bütün yeni fideler diye düşündü yaşlı adam. saçağın altındaki odunları kulübenin içine taşımaya başladı.
birden karardı gökyüzü, bardaktan boşandı yağmur. ocağa yeni odunlar attı, gene gelip sedirde oturdu, kitabını açtı, gözlüğünü taktı, kaldığı yerden okumaya koyuldu. gökgürültülerine nal sesleri, at kişnemeleri karıştı, pencereden baktı, orman tarafından beş tane atlı geliyoru. gene gözlüğünün arasına koydu kapattı kitabı, kalktı, gidip kapıyı açtı. en önde gelen atlı, yanaşıp seslendi:
-selâmün aleyküm ihtiyar!
-aleyküm selâm evlat!
-ava çıkmış idük, fırtına hasıl oldu, hânende bir nebze soluk alabilir müyüz?
buyut etti beş adamı kulübesine. giyim kuşamlarından zengin oldukları belliydi. içlerinde ağaları olduğu hissedilen, elâ gözlü, sağ yanağında bir ben olan, kumral, ince uzun parmaklı, samur kürklü adam soru yağmuruna tuttu ihtiyarı. duvardaki sazından, okuduğu kitaba kadar herşeyi sorup, terekte dizili kitapları bir bir inceledi. ayrıntılı sorular sordu. sonunda yaşlı adam bunaldı:
-zaptiye misün be kâfir? sormaduğun bir anamın adı kadlı!
dedi. meraklı sorularıyla onu bunaltan adam gülümsedi:
-hoşsohbet zât imişsün, adın bağışlar mısun?
-gül baba derler nâmıma. burda sarı ve kırmızı güller yetiştirür, tophane'den gelen meraklı gençlere saz çalmayı öğretirum.
-makbul adamsın gül baba, hoşlaştum senden. bu ıssız ormanda vaktün neye göre ayarlarsun? namazın neye göre kılarsun?
-gökyüzüne bakarum, anlarım ben zamanı... kasvet bulut günlerde bellü olmaz vakit, öyle günler namaz kılmam saz çalarum.
-bir camii istemez mü yani bu yerlere?
-isterdü amma, camiiden önce başka şeyler gereklü.
-bre camiiden önde gelen ne ola?
diye kaldırdı kaşını meraklı soruların sahibi adam.
-camii insana allah'ı öğretmez, insanı bilen bülür allah'ı, bunu öğretmek gerek insanoğlu'na.
bir an duraladı samur kürklü adam, ince uzun parmaklarıyla kır sakalını sıvazladı. adamlarına baktı. adamları ona baktılar.
-bize bu fırtınada kapınu açtun, sana bir ihsan eylemek isterüm gül baba, dile benden ne dilersün?
-sağluğun dilerüm beyim, ne dileyeyüm?
-yok yok. bir dileğün vardır elbet, söyle, edelüm.
-belli ki zengünsün beyim, velâkin benim dediğimi hakikat eylemeye senin de gücün yetmez.
-benim zengünlüğüm sen ne bilirsün?
-senin zengünlüğün bilmem amma, benim dileğümü bir tek sultan hakikat eyleyebilür.
-belki sultanım ben!
deyince samur kürklü adam, birden bakakaldı ihtiyar. ürkerek baktı adamın elâ gözünün içine ve o an padişahla karşı karşıya olduğunu anladı. hemen atılıp elini öptü, tanıyamadığı için af diledi.
-kusurun yok affoluncak, söyle nedir dileğün?
dedi sultan 2.beyazıt han.
-dilim varmaz sultanım.
diyerek boynunu büktü gül baba.
-bir konak mı isterdün eyyamın geçürecek? sarayda mı yaşamayı isterdün? sancak mı isterdün? vezirlük mü? üç tuğ mu? söyle! hakikat eyleyeyim rüyanı.
diye kükredi sultan 2.beyazıt han.
-sultanım, sancakta vezirlikte gözüm yoktur. o işleri beceremem. konak saray gerekmez ban. kulübemden güllerimden ayrılamam. buraya camii yerine bir mektep, bir ilim irfan yuvasu inşa edilsün. burada âlimer yetüşsün. devet uğruna pek hayurlu bir iş olur.
-sen meğer pek mühim bir zât imişsün gül baba! seni karşıma çıkaran fırtınaya hamdolsun! fikrül mektep pek münasip, osmanlı'nın mülkü çoğaldıkça güçleşiyor idaresi! bize mektepler, mekteplüler gerek.
diye gül baba'nın sırtını sıvazlayarak adamlarına döndü padişah.
-tez irade çıka! mimar hayrettin ve kemalettin efendiler, burada iki ahşap mektep binasının inşâsına başlayacaklar!
buyurdu.
çabuk tamamlandı inşaat, mektebin ilk öğretmeni gül baba, ilk öğrencileri padişahın çocuğu sultanlar oldu. bu sultanlar okuluna "mekteb i sultani" denildi. yüzlerce çocuğu vardı padişahın, büyükler küçüklerin ağabeyleriydi, bu yüzden büyük sultan küçük sultana bir tokat çaktığında küçük ona:
-ne vuruyorsun lan?
diyemedi. vuran öz ağbisiydi.
ferhan şensoy - kalemimin sapını gülle donattım
gok gürledi. beyaz saçlı, uzun beyaz sakallı adam okuduğu kitaptanbaşını kaldırdıi kulübenin penceresinden dışarı baktı, tel çerçeveli gözlüğünü çıkardı, katlayıp okuduğu sayfaya koydu, kapattı kitabı, usul usul kalktı sedirden. ocağa iki odun daha attı. ayaz esiyordu, fırtına patlamak üzereydi. pastırma yazını beklerken paldır küldür gelmişti istanbul'a kış. kulübenin gıcırdayan kapısını açtı, sarı ve kırmızı gül saksılarından bir ikisini içeri aldı. öbürlerini saçağın altına doğru çekti. yeni fidelerdi bunlar, narindiler, korunmaları gerekiyordu. bahçedeki eski fidelere bir şey olmazdı, onları budamıştı zaten, ilkbaharda azacaklardı. bus kesiyordu hava. ölecek bütün yeni fideler diye düşündü yaşlı adam. saçağın altındaki odunları kulübenin içine taşımaya başladı.
birden karardı gökyüzü, bardaktan boşandı yağmur. ocağa yeni odunlar attı, gene gelip sedirde oturdu, kitabını açtı, gözlüğünü taktı, kaldığı yerden okumaya koyuldu. gökgürültülerine nal sesleri, at kişnemeleri karıştı, pencereden baktı, orman tarafından beş tane atlı geliyoru. gene gözlüğünün arasına koydu kapattı kitabı, kalktı, gidip kapıyı açtı. en önde gelen atlı, yanaşıp seslendi:
-selâmün aleyküm ihtiyar!
-aleyküm selâm evlat!
-ava çıkmış idük, fırtına hasıl oldu, hânende bir nebze soluk alabilir müyüz?
buyut etti beş adamı kulübesine. giyim kuşamlarından zengin oldukları belliydi. içlerinde ağaları olduğu hissedilen, elâ gözlü, sağ yanağında bir ben olan, kumral, ince uzun parmaklı, samur kürklü adam soru yağmuruna tuttu ihtiyarı. duvardaki sazından, okuduğu kitaba kadar herşeyi sorup, terekte dizili kitapları bir bir inceledi. ayrıntılı sorular sordu. sonunda yaşlı adam bunaldı:
-zaptiye misün be kâfir? sormaduğun bir anamın adı kadlı!
dedi. meraklı sorularıyla onu bunaltan adam gülümsedi:
-hoşsohbet zât imişsün, adın bağışlar mısun?
-gül baba derler nâmıma. burda sarı ve kırmızı güller yetiştirür, tophane'den gelen meraklı gençlere saz çalmayı öğretirum.
-makbul adamsın gül baba, hoşlaştum senden. bu ıssız ormanda vaktün neye göre ayarlarsun? namazın neye göre kılarsun?
-gökyüzüne bakarum, anlarım ben zamanı... kasvet bulut günlerde bellü olmaz vakit, öyle günler namaz kılmam saz çalarum.
-bir camii istemez mü yani bu yerlere?
-isterdü amma, camiiden önce başka şeyler gereklü.
-bre camiiden önde gelen ne ola?
diye kaldırdı kaşını meraklı soruların sahibi adam.
-camii insana allah'ı öğretmez, insanı bilen bülür allah'ı, bunu öğretmek gerek insanoğlu'na.
bir an duraladı samur kürklü adam, ince uzun parmaklarıyla kır sakalını sıvazladı. adamlarına baktı. adamları ona baktılar.
-bize bu fırtınada kapınu açtun, sana bir ihsan eylemek isterüm gül baba, dile benden ne dilersün?
-sağluğun dilerüm beyim, ne dileyeyüm?
-yok yok. bir dileğün vardır elbet, söyle, edelüm.
-belli ki zengünsün beyim, velâkin benim dediğimi hakikat eylemeye senin de gücün yetmez.
-benim zengünlüğüm sen ne bilirsün?
-senin zengünlüğün bilmem amma, benim dileğümü bir tek sultan hakikat eyleyebilür.
-belki sultanım ben!
deyince samur kürklü adam, birden bakakaldı ihtiyar. ürkerek baktı adamın elâ gözünün içine ve o an padişahla karşı karşıya olduğunu anladı. hemen atılıp elini öptü, tanıyamadığı için af diledi.
-kusurun yok affoluncak, söyle nedir dileğün?
dedi sultan 2.beyazıt han.
-dilim varmaz sultanım.
diyerek boynunu büktü gül baba.
-bir konak mı isterdün eyyamın geçürecek? sarayda mı yaşamayı isterdün? sancak mı isterdün? vezirlük mü? üç tuğ mu? söyle! hakikat eyleyeyim rüyanı.
diye kükredi sultan 2.beyazıt han.
-sultanım, sancakta vezirlikte gözüm yoktur. o işleri beceremem. konak saray gerekmez ban. kulübemden güllerimden ayrılamam. buraya camii yerine bir mektep, bir ilim irfan yuvasu inşa edilsün. burada âlimer yetüşsün. devet uğruna pek hayurlu bir iş olur.
-sen meğer pek mühim bir zât imişsün gül baba! seni karşıma çıkaran fırtınaya hamdolsun! fikrül mektep pek münasip, osmanlı'nın mülkü çoğaldıkça güçleşiyor idaresi! bize mektepler, mekteplüler gerek.
diye gül baba'nın sırtını sıvazlayarak adamlarına döndü padişah.
-tez irade çıka! mimar hayrettin ve kemalettin efendiler, burada iki ahşap mektep binasının inşâsına başlayacaklar!
buyurdu.
çabuk tamamlandı inşaat, mektebin ilk öğretmeni gül baba, ilk öğrencileri padişahın çocuğu sultanlar oldu. bu sultanlar okuluna "mekteb i sultani" denildi. yüzlerce çocuğu vardı padişahın, büyükler küçüklerin ağabeyleriydi, bu yüzden büyük sultan küçük sultana bir tokat çaktığında küçük ona:
-ne vuruyorsun lan?
diyemedi. vuran öz ağbisiydi.
ferhan şensoy - kalemimin sapını gülle donattım
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar