bugün
- ilk adımı karşıdan bekleyen erkek20
- ben geldim naneler30
- uludağ sözlükteki ayak fetişizmi14
- geceye bir şarkı bırak15
- şu an okunan kitap2
- zengin kızların güzel olması7
- sevgiliyle dağ evindeyken şömine önünde sevişmek8
- sinir bozucu şeyler10
- izlemek istediğim filmler2
- sözlüğün hemfikir olduğu tek konu10
- nicki kısa olanın penisi küçük olur22
- erkeklerin güzel kız görünce verdiği tepki7
- bunalımdan çıkmaya karar verilen an2
- sözlükte kalp krizi geçirmek5
- cips yedikten sonra parmakları tişörte silmek7
- sözlük için ne yapabiliriz10
- zamanda yolculuk mümkün olsa yapılacaklar3
- true nickli yazara özelden küfredilmesi olayı20
- haluk levent'e para emanet etmek23
- türkiye nin en güvenilir insanı11
- haluk levent'in kumar oynamasının asıl sebebi3
- şaka maka tek umudun yine bahçeli olması19
- haluk levent'i karalama kampanyası17
- insan silmek4
- pilavlı sohbet vs rakı balık7
- clydeless bonnie8
- hesap ödeyen erkek2
- nickaltı hoşgeldini olmayan yazarlar5
- trump'ın iran'a saldırıların süreceğini açıklaması2
- sevgiliniz karşı cinsle tatile gidebilir mi12
- kaliteli insanı belli eden detaylar24
- bir insana çirkin demek6
- kuranda namaz yok8
- kendin hakkında bir gerçek bırak7
- 10 bin lira verseler bu gece sokakta yatar mısın4
- döner mi yesem hamburger mi makarna mı13
- dünyanın en samimiyetsiz cümlesi13
- biri size sokakta yan baksa ne yaparsınız6
- seni onaracağım diyen partner3
- insan olmaya ceyrek kala12
- kendinle aran nasıl4
- sigarayı neden seviyoruz5
- bir erkeği erkek yapan beş özellik14
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları13
- bir erkeği elde etmenin yolları12
- her ay aynı eskorta gitmek tek eşlilik midir7
- ahbap10
- henüz doğmamışlara tavsiyeler3
- yapay zekanın tehlikeli yükselişi12
- sevilen kızın 1 haftadır giydiği naylon çorap4
Kırmızı ayakkabılarla daha çocuksu bir o kadar masum dindar kız. Tekbir getirirken ellerini Rabia işareti gibi açtığına şahit oldum. Eskiden saçları açıktı. Omuzlarının üstüne kadar dökülen saçları, pamuksu elleri, simsiyah ama renginin karalığınca ışıldayan ağlamaklı gözleri, hafif kıvrık kirpikleri ve bir noktayı andıran dolgun dudakları hafif kırmızımsı alt tarafı biraz eğik, burnu hafif kalkık, güldüğünde gamzeleri belirginleşir ve en kederli insanları bile hoşnut eden o çok tok ve çok da cılız olmayan tamamıyla içten gülüşüyle saf bir pelinsu'ydu.
Köy evlerinin altında ahır olarak kullanılan bölümün hemen yanında tefek yapraklarının altında meze yaparken kollarını suvar, o çocuk yaşlarında bile sakladığı mahremiyetini o gün günah yazılmıyormuş gibi sergilerdi. Hissederdik ki o da bu durumdan hoşnut idi. Çünkü elbisesinin altında kalan un bulaşmış güzel kollarını başkalarına göstermek o yaşta bile ona gurur verirdi. Ayrıca köyün bakkalından aldığı kendisine pek yakışan o incik-boncuk diye adlandırılan şey de kalitesini belli eder, yaşının çok üstünde bir zekaya sahip olduğuna delalet ederdi. Nitekim o bunları iyi bilir meze yaparken edindiği saygının dış görünüşünden ileri geldiğini bilirdi. Açıkçası dışı zekasının inceliğini yansıtan bir zarafet timsaliydi...
Okul çağında ise gelişimini tamamlayarak tam bir hanım kız olmuştu. O büyüklerinin her söylediğine koşan, her yükün altına giren hanım kızlardan değil! Bilakis büyüklerinin bile yanında çocuk kaldığı, hayatın tüm sırlarına vakıf bir görünüm sergileyen ara sıra sohbetlerde liderlik rolünü üstlenen konuşması gayet düzgün ancak genç kızları daha da güzelleştiren birkaç diksiyon kusuruna sahip bir güzel kız olmuştu.
Dini kitaplar ve şiir kitaplarıyla tanışmış sevdiği yazarların romanlarını okumaya başlamıştı. Yüreği bir kuşun yüreği gibi hafifti artık. Sözleri daha dokunaklı bir dişi bülbül... Gözleri ok gibi, sanki sancılı... Yüreği hamile, bir aşk doğuruyor. O belki de habersizdi bundan bilemiyoruz.
Kimdi bu genç?
Sınıfta orta sıranın ikinci sırasında oturan, daima temiz, sınıf ortalamasına göre uzun boylu, kişinin bakışına göre nurani yüzlü ve sınıfın haylazlarınca sevilmeyen, saf denilen gerçekte saf(onların iddia ettiği biçimde) olmayan sadece iyi niyetli ve tam bir talebe olan çağına uyum sağlayabilmiş bir çocuksu delikanlı. Sınıfın iyi futbol oynayan 3-4 öğrencisinden biri, sinema ve kitap kültürü de fevkalade. Matematikte de sınıfın en iyisidir.
Burnu Pelin'e benzer. Saçları da onun saçları gibi yumuşaktır lakin Furkan'ın saçı biraz savruktur. Pelin'in yüreğini darmadağın eden bu prenslere layık yüzün üstündeki anarşist saçlardır belki. Bu dağınıklık tıpkı bir anarşisttin yüreği gibidir. Dağınık çirkince bir dağınıklık değil aksine doğanın dağınıklığı... insan ne yaparsa yapsın Doğanın dağınıklığını düzenleyemez. Çünkü Doğanın dağınıklığı insanı kırptığı güzelliklerden çok daha güzeldir. insanın dağınıklığı ise insanın düzenciliğinden evla değildir, o en kötüdür. işte Pekin'i yüreğini yakan Doğanın dağınıklığındaki o esrarengiz güzelliktir!
Günler sonra...
Pelinsu hayatında yaşadığı en güzel duyguyu tadar. Bir erkeğin(yalnızca bir erkek mi?) gözlerine bakarken ellerini ellerine tutuşturmak ve kokusunun sevgilisinin ciğerlerine hapsolması... Bir insana bakarken ilk kez üstünlüğün kendisinde olmadığını fark eder. Furkan anı yorumlar ve iki aşık birbirine sarılır...
Okul artık furkan'dır pelin için. Böyle söylenemez aslında sadece okul sevgisinin bölündüğünden okulun olması gereken yere oturtuduğuldan, hayatın başka yönlerinin de var olduğunun öğrenilmeye başlandığından söz edebiliriz. Her şeyin yerli yerine oturtulmaya başlandığına ama ilklerin biraz abartıldığını savunabiliriz. Diyebiliriz ki sadece ikiye bölünmüş bir temiz yürek!
Aşk bir hastalık mıdır? Cevabı bulunmamış bir sorudur bu. Yaşadıklarımız aşkın hastalık olduğunu doğrulamadı ama artık aşkın abartılmış bir duygu olduğunu biliyoruz. Aşk neden abartıldı diye sorar isek yüreklerin dünyevi ihtiraslar ile bölünmediği için abartıldığını söyleyebiliriz.
Fuzuli'yi şehvetli bir deli olarak görmek kolaydır ancak zor olan Fuzuli gibi saf olabilmek yani sevmenin değerini anlayabilmektir. Sevmenin tadına varınca umurunda mıdır sevilmek.
neyi seveceğiz bu dünyada hangi kirlenmemiş yüreği... Ne bilelim şehvet aşıklarını, kusursuz görünen kusurluları... Sonra kusuru neden seveceğiz. insanı neden seveceğiz. Biz iyiliği seviyoruz... iyl olan ne varsa... Tamamen iyi olan, kusursuz olan tanrı'dır.
Böyle düşünüyordu pelin.
Beşeri sevmekten vazgeçti. Ayrılık acısına dayanamadı tertemiz yüreğinden yaşlar boşandı. Ağladı... Ağladı... Ağladı...
Kitaplığından bir şiir kitabı aldı.
O güzel sesiyle bir şiir okudu, sakinleşti ve uyumaya karar verdi.
Bir ses, Rabia, dedi.
Oydu sevgili, ey sevgili, en sevgili...
Rabia hatırında kalan şu mısrayı okudu:
Uzatma dünya sürgünümü benim!..
Köy evlerinin altında ahır olarak kullanılan bölümün hemen yanında tefek yapraklarının altında meze yaparken kollarını suvar, o çocuk yaşlarında bile sakladığı mahremiyetini o gün günah yazılmıyormuş gibi sergilerdi. Hissederdik ki o da bu durumdan hoşnut idi. Çünkü elbisesinin altında kalan un bulaşmış güzel kollarını başkalarına göstermek o yaşta bile ona gurur verirdi. Ayrıca köyün bakkalından aldığı kendisine pek yakışan o incik-boncuk diye adlandırılan şey de kalitesini belli eder, yaşının çok üstünde bir zekaya sahip olduğuna delalet ederdi. Nitekim o bunları iyi bilir meze yaparken edindiği saygının dış görünüşünden ileri geldiğini bilirdi. Açıkçası dışı zekasının inceliğini yansıtan bir zarafet timsaliydi...
Okul çağında ise gelişimini tamamlayarak tam bir hanım kız olmuştu. O büyüklerinin her söylediğine koşan, her yükün altına giren hanım kızlardan değil! Bilakis büyüklerinin bile yanında çocuk kaldığı, hayatın tüm sırlarına vakıf bir görünüm sergileyen ara sıra sohbetlerde liderlik rolünü üstlenen konuşması gayet düzgün ancak genç kızları daha da güzelleştiren birkaç diksiyon kusuruna sahip bir güzel kız olmuştu.
Dini kitaplar ve şiir kitaplarıyla tanışmış sevdiği yazarların romanlarını okumaya başlamıştı. Yüreği bir kuşun yüreği gibi hafifti artık. Sözleri daha dokunaklı bir dişi bülbül... Gözleri ok gibi, sanki sancılı... Yüreği hamile, bir aşk doğuruyor. O belki de habersizdi bundan bilemiyoruz.
Kimdi bu genç?
Sınıfta orta sıranın ikinci sırasında oturan, daima temiz, sınıf ortalamasına göre uzun boylu, kişinin bakışına göre nurani yüzlü ve sınıfın haylazlarınca sevilmeyen, saf denilen gerçekte saf(onların iddia ettiği biçimde) olmayan sadece iyi niyetli ve tam bir talebe olan çağına uyum sağlayabilmiş bir çocuksu delikanlı. Sınıfın iyi futbol oynayan 3-4 öğrencisinden biri, sinema ve kitap kültürü de fevkalade. Matematikte de sınıfın en iyisidir.
Burnu Pelin'e benzer. Saçları da onun saçları gibi yumuşaktır lakin Furkan'ın saçı biraz savruktur. Pelin'in yüreğini darmadağın eden bu prenslere layık yüzün üstündeki anarşist saçlardır belki. Bu dağınıklık tıpkı bir anarşisttin yüreği gibidir. Dağınık çirkince bir dağınıklık değil aksine doğanın dağınıklığı... insan ne yaparsa yapsın Doğanın dağınıklığını düzenleyemez. Çünkü Doğanın dağınıklığı insanı kırptığı güzelliklerden çok daha güzeldir. insanın dağınıklığı ise insanın düzenciliğinden evla değildir, o en kötüdür. işte Pekin'i yüreğini yakan Doğanın dağınıklığındaki o esrarengiz güzelliktir!
Günler sonra...
Pelinsu hayatında yaşadığı en güzel duyguyu tadar. Bir erkeğin(yalnızca bir erkek mi?) gözlerine bakarken ellerini ellerine tutuşturmak ve kokusunun sevgilisinin ciğerlerine hapsolması... Bir insana bakarken ilk kez üstünlüğün kendisinde olmadığını fark eder. Furkan anı yorumlar ve iki aşık birbirine sarılır...
Okul artık furkan'dır pelin için. Böyle söylenemez aslında sadece okul sevgisinin bölündüğünden okulun olması gereken yere oturtuduğuldan, hayatın başka yönlerinin de var olduğunun öğrenilmeye başlandığından söz edebiliriz. Her şeyin yerli yerine oturtulmaya başlandığına ama ilklerin biraz abartıldığını savunabiliriz. Diyebiliriz ki sadece ikiye bölünmüş bir temiz yürek!
Aşk bir hastalık mıdır? Cevabı bulunmamış bir sorudur bu. Yaşadıklarımız aşkın hastalık olduğunu doğrulamadı ama artık aşkın abartılmış bir duygu olduğunu biliyoruz. Aşk neden abartıldı diye sorar isek yüreklerin dünyevi ihtiraslar ile bölünmediği için abartıldığını söyleyebiliriz.
Fuzuli'yi şehvetli bir deli olarak görmek kolaydır ancak zor olan Fuzuli gibi saf olabilmek yani sevmenin değerini anlayabilmektir. Sevmenin tadına varınca umurunda mıdır sevilmek.
neyi seveceğiz bu dünyada hangi kirlenmemiş yüreği... Ne bilelim şehvet aşıklarını, kusursuz görünen kusurluları... Sonra kusuru neden seveceğiz. insanı neden seveceğiz. Biz iyiliği seviyoruz... iyl olan ne varsa... Tamamen iyi olan, kusursuz olan tanrı'dır.
Böyle düşünüyordu pelin.
Beşeri sevmekten vazgeçti. Ayrılık acısına dayanamadı tertemiz yüreğinden yaşlar boşandı. Ağladı... Ağladı... Ağladı...
Kitaplığından bir şiir kitabı aldı.
O güzel sesiyle bir şiir okudu, sakinleşti ve uyumaya karar verdi.
Bir ses, Rabia, dedi.
Oydu sevgili, ey sevgili, en sevgili...
Rabia hatırında kalan şu mısrayı okudu:
Uzatma dünya sürgünümü benim!..
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar