bugün
- kadın ile erkek arasında yaşanacak en güzel şey12
- adını bile bilmediğin bir sözlük kızına aşık olmak13
- tekerlek toplayan cocuk14
- gece 1 de 10 birayla gelen kız kanka7
- ilham aliyevin türkiyeye nankörlük yapması7
- birini unutmak için başkasıyla birliktelik yaşamak11
- kız troller6
- gece ormanda gezerken pagan ayinine kurban gitmek2
- kalabalığı seviyor musunuz6
- zencilerin birbirine nigger demesi6
- arkadaşlar ben birinden fena halde hoslanıyorum15
- burcunun yükselenini bilen erkek8
- afrikada bir ülkede yaşasaydınız nerde yaşardınız7
- almanya da yaşasaydınız nerede yaşamak isterdiniz11
- gece sokakta baş belaya girer mi6
- arapçayı kutsal sanan gerzek5
- yazarların anlık durumları9
- çocuklar niye sünnet edilir7
- kedi yada köpeği olmayan kadın4
- avokado yiyen insan8
- kedilerin yedigi ilginc seyler16
- mafya kızı olma isteği6
- 29 yaşında erkek 41 yaşında kadın ilişkisi12
- uykudan ağlayarak uyanmak4
- sözlükte devamlı eksileyeceğiniz yazar17
- çöp yanına torbada bırakılan kitaplar2
- boğaz ağrısı7
- kız kankanızı banyoda yıkar mısınız3
- feminen erkek davranışları6
- kaslı ve yakışıklı mahalle bakkalı5
- özel sektör de çalışmak11
- hayatını renklendirmek isteyenlere tavsiyeler6
- tayt vs mini etek5
- osmanlı mali açıdan zordayken saray yaptırması13
- bol sucuklu tereyağlı çift yumurta6
- eurovision song contest asia4
- devlet bahçeli'nin öcalan'a selam göndermesi47
- evli bir adama aşık oldum sözlük25
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı17
- galatasaray büyüklüğü14
- şeker hastalığı9
- yazarlara sözlükten gelen son mesaj6
- arkadaşlar bakar mısınız14
- ispanya'nin terör bitirme formülü41
- kova ve oğlak burçlarını sözlükten atmak7
- kız tavladığım için içerlenen sözlük geyi15
- 3 ekim 2026 hırvatistan ingiltere maçı7
- uludağ sözlük görükle ofisi3
- ellerim bos gonlum hos14
- çamaşır makinesinde yorgan yıkamak7
Kırmızı ayakkabılarla daha çocuksu bir o kadar masum dindar kız. Tekbir getirirken ellerini Rabia işareti gibi açtığına şahit oldum. Eskiden saçları açıktı. Omuzlarının üstüne kadar dökülen saçları, pamuksu elleri, simsiyah ama renginin karalığınca ışıldayan ağlamaklı gözleri, hafif kıvrık kirpikleri ve bir noktayı andıran dolgun dudakları hafif kırmızımsı alt tarafı biraz eğik, burnu hafif kalkık, güldüğünde gamzeleri belirginleşir ve en kederli insanları bile hoşnut eden o çok tok ve çok da cılız olmayan tamamıyla içten gülüşüyle saf bir pelinsu'ydu.
Köy evlerinin altında ahır olarak kullanılan bölümün hemen yanında tefek yapraklarının altında meze yaparken kollarını suvar, o çocuk yaşlarında bile sakladığı mahremiyetini o gün günah yazılmıyormuş gibi sergilerdi. Hissederdik ki o da bu durumdan hoşnut idi. Çünkü elbisesinin altında kalan un bulaşmış güzel kollarını başkalarına göstermek o yaşta bile ona gurur verirdi. Ayrıca köyün bakkalından aldığı kendisine pek yakışan o incik-boncuk diye adlandırılan şey de kalitesini belli eder, yaşının çok üstünde bir zekaya sahip olduğuna delalet ederdi. Nitekim o bunları iyi bilir meze yaparken edindiği saygının dış görünüşünden ileri geldiğini bilirdi. Açıkçası dışı zekasının inceliğini yansıtan bir zarafet timsaliydi...
Okul çağında ise gelişimini tamamlayarak tam bir hanım kız olmuştu. O büyüklerinin her söylediğine koşan, her yükün altına giren hanım kızlardan değil! Bilakis büyüklerinin bile yanında çocuk kaldığı, hayatın tüm sırlarına vakıf bir görünüm sergileyen ara sıra sohbetlerde liderlik rolünü üstlenen konuşması gayet düzgün ancak genç kızları daha da güzelleştiren birkaç diksiyon kusuruna sahip bir güzel kız olmuştu.
Dini kitaplar ve şiir kitaplarıyla tanışmış sevdiği yazarların romanlarını okumaya başlamıştı. Yüreği bir kuşun yüreği gibi hafifti artık. Sözleri daha dokunaklı bir dişi bülbül... Gözleri ok gibi, sanki sancılı... Yüreği hamile, bir aşk doğuruyor. O belki de habersizdi bundan bilemiyoruz.
Kimdi bu genç?
Sınıfta orta sıranın ikinci sırasında oturan, daima temiz, sınıf ortalamasına göre uzun boylu, kişinin bakışına göre nurani yüzlü ve sınıfın haylazlarınca sevilmeyen, saf denilen gerçekte saf(onların iddia ettiği biçimde) olmayan sadece iyi niyetli ve tam bir talebe olan çağına uyum sağlayabilmiş bir çocuksu delikanlı. Sınıfın iyi futbol oynayan 3-4 öğrencisinden biri, sinema ve kitap kültürü de fevkalade. Matematikte de sınıfın en iyisidir.
Burnu Pelin'e benzer. Saçları da onun saçları gibi yumuşaktır lakin Furkan'ın saçı biraz savruktur. Pelin'in yüreğini darmadağın eden bu prenslere layık yüzün üstündeki anarşist saçlardır belki. Bu dağınıklık tıpkı bir anarşisttin yüreği gibidir. Dağınık çirkince bir dağınıklık değil aksine doğanın dağınıklığı... insan ne yaparsa yapsın Doğanın dağınıklığını düzenleyemez. Çünkü Doğanın dağınıklığı insanı kırptığı güzelliklerden çok daha güzeldir. insanın dağınıklığı ise insanın düzenciliğinden evla değildir, o en kötüdür. işte Pekin'i yüreğini yakan Doğanın dağınıklığındaki o esrarengiz güzelliktir!
Günler sonra...
Pelinsu hayatında yaşadığı en güzel duyguyu tadar. Bir erkeğin(yalnızca bir erkek mi?) gözlerine bakarken ellerini ellerine tutuşturmak ve kokusunun sevgilisinin ciğerlerine hapsolması... Bir insana bakarken ilk kez üstünlüğün kendisinde olmadığını fark eder. Furkan anı yorumlar ve iki aşık birbirine sarılır...
Okul artık furkan'dır pelin için. Böyle söylenemez aslında sadece okul sevgisinin bölündüğünden okulun olması gereken yere oturtuduğuldan, hayatın başka yönlerinin de var olduğunun öğrenilmeye başlandığından söz edebiliriz. Her şeyin yerli yerine oturtulmaya başlandığına ama ilklerin biraz abartıldığını savunabiliriz. Diyebiliriz ki sadece ikiye bölünmüş bir temiz yürek!
Aşk bir hastalık mıdır? Cevabı bulunmamış bir sorudur bu. Yaşadıklarımız aşkın hastalık olduğunu doğrulamadı ama artık aşkın abartılmış bir duygu olduğunu biliyoruz. Aşk neden abartıldı diye sorar isek yüreklerin dünyevi ihtiraslar ile bölünmediği için abartıldığını söyleyebiliriz.
Fuzuli'yi şehvetli bir deli olarak görmek kolaydır ancak zor olan Fuzuli gibi saf olabilmek yani sevmenin değerini anlayabilmektir. Sevmenin tadına varınca umurunda mıdır sevilmek.
neyi seveceğiz bu dünyada hangi kirlenmemiş yüreği... Ne bilelim şehvet aşıklarını, kusursuz görünen kusurluları... Sonra kusuru neden seveceğiz. insanı neden seveceğiz. Biz iyiliği seviyoruz... iyl olan ne varsa... Tamamen iyi olan, kusursuz olan tanrı'dır.
Böyle düşünüyordu pelin.
Beşeri sevmekten vazgeçti. Ayrılık acısına dayanamadı tertemiz yüreğinden yaşlar boşandı. Ağladı... Ağladı... Ağladı...
Kitaplığından bir şiir kitabı aldı.
O güzel sesiyle bir şiir okudu, sakinleşti ve uyumaya karar verdi.
Bir ses, Rabia, dedi.
Oydu sevgili, ey sevgili, en sevgili...
Rabia hatırında kalan şu mısrayı okudu:
Uzatma dünya sürgünümü benim!..
Köy evlerinin altında ahır olarak kullanılan bölümün hemen yanında tefek yapraklarının altında meze yaparken kollarını suvar, o çocuk yaşlarında bile sakladığı mahremiyetini o gün günah yazılmıyormuş gibi sergilerdi. Hissederdik ki o da bu durumdan hoşnut idi. Çünkü elbisesinin altında kalan un bulaşmış güzel kollarını başkalarına göstermek o yaşta bile ona gurur verirdi. Ayrıca köyün bakkalından aldığı kendisine pek yakışan o incik-boncuk diye adlandırılan şey de kalitesini belli eder, yaşının çok üstünde bir zekaya sahip olduğuna delalet ederdi. Nitekim o bunları iyi bilir meze yaparken edindiği saygının dış görünüşünden ileri geldiğini bilirdi. Açıkçası dışı zekasının inceliğini yansıtan bir zarafet timsaliydi...
Okul çağında ise gelişimini tamamlayarak tam bir hanım kız olmuştu. O büyüklerinin her söylediğine koşan, her yükün altına giren hanım kızlardan değil! Bilakis büyüklerinin bile yanında çocuk kaldığı, hayatın tüm sırlarına vakıf bir görünüm sergileyen ara sıra sohbetlerde liderlik rolünü üstlenen konuşması gayet düzgün ancak genç kızları daha da güzelleştiren birkaç diksiyon kusuruna sahip bir güzel kız olmuştu.
Dini kitaplar ve şiir kitaplarıyla tanışmış sevdiği yazarların romanlarını okumaya başlamıştı. Yüreği bir kuşun yüreği gibi hafifti artık. Sözleri daha dokunaklı bir dişi bülbül... Gözleri ok gibi, sanki sancılı... Yüreği hamile, bir aşk doğuruyor. O belki de habersizdi bundan bilemiyoruz.
Kimdi bu genç?
Sınıfta orta sıranın ikinci sırasında oturan, daima temiz, sınıf ortalamasına göre uzun boylu, kişinin bakışına göre nurani yüzlü ve sınıfın haylazlarınca sevilmeyen, saf denilen gerçekte saf(onların iddia ettiği biçimde) olmayan sadece iyi niyetli ve tam bir talebe olan çağına uyum sağlayabilmiş bir çocuksu delikanlı. Sınıfın iyi futbol oynayan 3-4 öğrencisinden biri, sinema ve kitap kültürü de fevkalade. Matematikte de sınıfın en iyisidir.
Burnu Pelin'e benzer. Saçları da onun saçları gibi yumuşaktır lakin Furkan'ın saçı biraz savruktur. Pelin'in yüreğini darmadağın eden bu prenslere layık yüzün üstündeki anarşist saçlardır belki. Bu dağınıklık tıpkı bir anarşisttin yüreği gibidir. Dağınık çirkince bir dağınıklık değil aksine doğanın dağınıklığı... insan ne yaparsa yapsın Doğanın dağınıklığını düzenleyemez. Çünkü Doğanın dağınıklığı insanı kırptığı güzelliklerden çok daha güzeldir. insanın dağınıklığı ise insanın düzenciliğinden evla değildir, o en kötüdür. işte Pekin'i yüreğini yakan Doğanın dağınıklığındaki o esrarengiz güzelliktir!
Günler sonra...
Pelinsu hayatında yaşadığı en güzel duyguyu tadar. Bir erkeğin(yalnızca bir erkek mi?) gözlerine bakarken ellerini ellerine tutuşturmak ve kokusunun sevgilisinin ciğerlerine hapsolması... Bir insana bakarken ilk kez üstünlüğün kendisinde olmadığını fark eder. Furkan anı yorumlar ve iki aşık birbirine sarılır...
Okul artık furkan'dır pelin için. Böyle söylenemez aslında sadece okul sevgisinin bölündüğünden okulun olması gereken yere oturtuduğuldan, hayatın başka yönlerinin de var olduğunun öğrenilmeye başlandığından söz edebiliriz. Her şeyin yerli yerine oturtulmaya başlandığına ama ilklerin biraz abartıldığını savunabiliriz. Diyebiliriz ki sadece ikiye bölünmüş bir temiz yürek!
Aşk bir hastalık mıdır? Cevabı bulunmamış bir sorudur bu. Yaşadıklarımız aşkın hastalık olduğunu doğrulamadı ama artık aşkın abartılmış bir duygu olduğunu biliyoruz. Aşk neden abartıldı diye sorar isek yüreklerin dünyevi ihtiraslar ile bölünmediği için abartıldığını söyleyebiliriz.
Fuzuli'yi şehvetli bir deli olarak görmek kolaydır ancak zor olan Fuzuli gibi saf olabilmek yani sevmenin değerini anlayabilmektir. Sevmenin tadına varınca umurunda mıdır sevilmek.
neyi seveceğiz bu dünyada hangi kirlenmemiş yüreği... Ne bilelim şehvet aşıklarını, kusursuz görünen kusurluları... Sonra kusuru neden seveceğiz. insanı neden seveceğiz. Biz iyiliği seviyoruz... iyl olan ne varsa... Tamamen iyi olan, kusursuz olan tanrı'dır.
Böyle düşünüyordu pelin.
Beşeri sevmekten vazgeçti. Ayrılık acısına dayanamadı tertemiz yüreğinden yaşlar boşandı. Ağladı... Ağladı... Ağladı...
Kitaplığından bir şiir kitabı aldı.
O güzel sesiyle bir şiir okudu, sakinleşti ve uyumaya karar verdi.
Bir ses, Rabia, dedi.
Oydu sevgili, ey sevgili, en sevgili...
Rabia hatırında kalan şu mısrayı okudu:
Uzatma dünya sürgünümü benim!..
Gündemdeki Haberler