bugün
- kaçak çay8
- borsa istanbul20
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- mustafa sarıgüi'ün seks kaseti iddiası5
- iltica22
- fon vurgunu54
- yulaf lapası vs tost8
- kadınların erkeklere hiç çok yakışıklısın dememesi13
- gocu nerede gocu6
- küçük memeli5
- berat albayrak'a iftira atılması11
- mekke kutsal mıdır sorunsalı9
- ekmek için ekmeleddin7
- türkleri köle gibi sömüren ak burjuva2
- from gold from dust34
- horlayan birinin yanında uyuma rehberi10
- 2026 yılında hala seks kasetinden medet uman tip2
- mandalina çıkmış arkadaşlar6
- cilt kanseri aşısında yüzde 42 başarı3
- kürt dizilerinin tutmaması11
- kompüter lütfen cevap veriniz2
- sucuklu çekirdek3
- sen nehrine siz diyen cahil3
- küçük memeli kızların yaşama amacı4
- medet usta2
- hayırlı cumalar2
- kürk mantolu madonna abartılmış tırt bir kitaptır6
- sözlük gey saati vs din saati vs akp saati6
- köylülük7
- eskiden 20 liraya yediğim kebabın 50 lira olması8
- 1 gün diyetteyim4
- nerdesin eyy ebgh efendi2
- deli6
- sabahları 2 kilo bioxcin içen gürbüz genç4
- en iyi çakmak markası8
- vagperestler2
- onurlu insanlar da var2
- komünist terör örgütleri2
- sabahları sevilen şeyler4
- hulk gerçek mi6
- üçkağıtçının kralısın moderatör2
- yazarların 1 milyon dolar için yapacağı şok şeyler5
- yüksek enflasyon5
- günün sözü10
- sabahın bir vakti çay içen insan köylüdür6
- bütün sözlük kızlarının gocu'nun peşinden koşması4
- fuhuştan yakalanan sınıf öğretmeni6
- 22 ekim 2026 beşiktaş crystal palace maçı18
- sözlük kızlarının bicepsleri16
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı58
Aslında buradaki hiçbir tavsiye herkes için tam anlamıyla geçerli değildir, herkes farklı herkes eşit. Herkesin metabolizması, vücudunun ihtiyaçları, nelere reaksiyon verip vermediği birbirinden oldukça farklı oluyor. işin içine metabolizmik hastalıklar da eklenince, her şey daha da farklılaşıyor. insülin direnci, şeker, kolesterol, polikistik over sendromu vb. pek çok faktör kilo verme sürecini yakından ilgilendiriyor. Tüm bu değişkenler nedeniyle, en önemli şey insanın kendi bedenini yakından tanıması ve ona göre kısmen de olsa deneme yanılma yöntemiyle en uygun diyeti kendisinin bulması gerekiyor. Tabii, kendi kendine uğraşana kadar bir profesyonel yardımı almak da gayet mantıklı bir hareket.
2011 mayıs ayında polikistik over sendromu teşhisi konulmuş bir hastaydım. Sağ olsun jinekoloğum gözümü öyle bir korkuttu ki, hastalık ile ilgili herhangi bir bilgiye de tam olarak sahip olmadığım için, o korkuyla jinekologdan çıkar çıkmaz ilk iş doğum kontrol haplarımı almak, ikinci işimse sıkı bir diyete başlamak oldu. Şişman bir kadın olduğumu biliyordum, ama her şişman insan gibi tartıya çıkıp o tartıya çıkıp da gerçekle yüzleşmemiştim. Diyete başladıktan iki hafta sonra tartıya çıktığımda inanamamıştım. Yaklaşık 3 kilo verdiğimi tahmin ediyordum ve gördüğüm kilo 79 idi. Kısacası korkunç bir durumda olduğumu ancak anlıyordum; diyete daha da sıkı sarıldım. 1 yıl içinde, diyetime çok sadık kalarak 20 kilo verdim. 2012 mayısında 59 kiloydum, hala 10 kilo versem çok iyi olur; zira bu halimle balık etli statüsünde bir kadınım. Ama veremediğim gibi, 3 kilo kadar da aldım şu zamana kadar. Oldu mu sana 13.*
Bu kısa girizgahtan sonra asıl olarak, herkes için değişen farklı tavsiyeler de olsa; genel hatlarıyla bazı tavsiyelerde tabii ki bulunabilir:
- Aç kalmayın, metabolizmanızı bozmayın. Aç kalmak bir rejim türü değil, kendinize zarar vermenize gerek yok.
- Kilo vermek, diyet, rejim vs. değil, sağlıklı beslenme olarak kodlamanız gerekiyor süreci. Çünkü kilo verince bitmeyecek hiçbir şey, o kiloyu korumak da en az vermek kadar önemli. Yoksa kilo al ver, bedenine de sana da yazık.
- En ama en önemli şeylerin başında spor geliyor. Hele de vereceğiniz kilo fazlaysa, vücudunuzdaki sarkmaları, çatlakları engellemenin en önemli yöntemi kesinlikle spor. Spor da kilo vermeyle bitecek değil, hem daha sağlıklı bir birey olabilmek için, hem de verilen kiloları geri almamak için çok çok önemli.
- Yüzmek, yürüyüş, pilates, fitness hangisini daha çok seviyor ve üşenmeyeceğinizi hissediyorsanız düzenli olarak hayatınıza sokun mutlaka. Hele de masa başı iş yapıyorsanız, yüzme ve pilates sırt/bel ağrılarınızı da giderecektir.
- Verilen kiloların rakamı bazen yavaşlar, hatta durabilir. Sakın pes etme, metabolizmanı şaşırtabilirsin. 1 hafta kısmen porsiyonlarını arttırırsan abartmadan, metabolizma biraz hızlanacaktır. Aynı şekilde diyete ve spora devam ettikçe, bu takılma anı da yıkılacaktır. Pes etmeyin yeter.
- Su içmek, düzenli uyumak, herkes tarafından bilinen abur cuburlardan zararlı yiyeceklerden uzak durmak zaten olmazsa olmaz.
- Ara öğün olarak, mevsim meyveleri, kuruyemişler çok büyük cankurtaran oluyor; hem de bünyeni sağlamlaştırdığından daha az hasta dahi oluyorsun.
- Kilo çizelgesi oluşturun, çok motive edici oluyor. Her sabah tuvalete çıktıktan sonra, aç karnına tartıya çıkın ve gördüğünüz kiloyu not edin, hem neyi doğru neyi yanlış yaptığınızı da görebiliyorsunuz böylece. Ben günlük tutmayı tercih ediyorum, ama haftalık sanki daha uygun gibi tabii.
Daha pek çok yazılabilir aslında, ama ilk etapta aklıma bunlar geldi. Bir yaşam biçimi haline sokunca, her şey çorap söküğü gibi geliyor. Hiçbir şey vazgeçilmez değil; bir süre çikolata, beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi şeyleri bir süre yemeyince tadını bile hatırlamıyorsun.
Kıssadan hisse, her şey kişide bitiyor; yapılmayacak iş değil, korkulacak da bir şey yok. Karar vermek ve düzene sokmak yeterli. Düzeni bozmamak tek ilke olunca da yeterli oluyor zaten.
2011 mayıs ayında polikistik over sendromu teşhisi konulmuş bir hastaydım. Sağ olsun jinekoloğum gözümü öyle bir korkuttu ki, hastalık ile ilgili herhangi bir bilgiye de tam olarak sahip olmadığım için, o korkuyla jinekologdan çıkar çıkmaz ilk iş doğum kontrol haplarımı almak, ikinci işimse sıkı bir diyete başlamak oldu. Şişman bir kadın olduğumu biliyordum, ama her şişman insan gibi tartıya çıkıp o tartıya çıkıp da gerçekle yüzleşmemiştim. Diyete başladıktan iki hafta sonra tartıya çıktığımda inanamamıştım. Yaklaşık 3 kilo verdiğimi tahmin ediyordum ve gördüğüm kilo 79 idi. Kısacası korkunç bir durumda olduğumu ancak anlıyordum; diyete daha da sıkı sarıldım. 1 yıl içinde, diyetime çok sadık kalarak 20 kilo verdim. 2012 mayısında 59 kiloydum, hala 10 kilo versem çok iyi olur; zira bu halimle balık etli statüsünde bir kadınım. Ama veremediğim gibi, 3 kilo kadar da aldım şu zamana kadar. Oldu mu sana 13.*
Bu kısa girizgahtan sonra asıl olarak, herkes için değişen farklı tavsiyeler de olsa; genel hatlarıyla bazı tavsiyelerde tabii ki bulunabilir:
- Aç kalmayın, metabolizmanızı bozmayın. Aç kalmak bir rejim türü değil, kendinize zarar vermenize gerek yok.
- Kilo vermek, diyet, rejim vs. değil, sağlıklı beslenme olarak kodlamanız gerekiyor süreci. Çünkü kilo verince bitmeyecek hiçbir şey, o kiloyu korumak da en az vermek kadar önemli. Yoksa kilo al ver, bedenine de sana da yazık.
- En ama en önemli şeylerin başında spor geliyor. Hele de vereceğiniz kilo fazlaysa, vücudunuzdaki sarkmaları, çatlakları engellemenin en önemli yöntemi kesinlikle spor. Spor da kilo vermeyle bitecek değil, hem daha sağlıklı bir birey olabilmek için, hem de verilen kiloları geri almamak için çok çok önemli.
- Yüzmek, yürüyüş, pilates, fitness hangisini daha çok seviyor ve üşenmeyeceğinizi hissediyorsanız düzenli olarak hayatınıza sokun mutlaka. Hele de masa başı iş yapıyorsanız, yüzme ve pilates sırt/bel ağrılarınızı da giderecektir.
- Verilen kiloların rakamı bazen yavaşlar, hatta durabilir. Sakın pes etme, metabolizmanı şaşırtabilirsin. 1 hafta kısmen porsiyonlarını arttırırsan abartmadan, metabolizma biraz hızlanacaktır. Aynı şekilde diyete ve spora devam ettikçe, bu takılma anı da yıkılacaktır. Pes etmeyin yeter.
- Su içmek, düzenli uyumak, herkes tarafından bilinen abur cuburlardan zararlı yiyeceklerden uzak durmak zaten olmazsa olmaz.
- Ara öğün olarak, mevsim meyveleri, kuruyemişler çok büyük cankurtaran oluyor; hem de bünyeni sağlamlaştırdığından daha az hasta dahi oluyorsun.
- Kilo çizelgesi oluşturun, çok motive edici oluyor. Her sabah tuvalete çıktıktan sonra, aç karnına tartıya çıkın ve gördüğünüz kiloyu not edin, hem neyi doğru neyi yanlış yaptığınızı da görebiliyorsunuz böylece. Ben günlük tutmayı tercih ediyorum, ama haftalık sanki daha uygun gibi tabii.
Daha pek çok yazılabilir aslında, ama ilk etapta aklıma bunlar geldi. Bir yaşam biçimi haline sokunca, her şey çorap söküğü gibi geliyor. Hiçbir şey vazgeçilmez değil; bir süre çikolata, beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi şeyleri bir süre yemeyince tadını bile hatırlamıyorsun.
Kıssadan hisse, her şey kişide bitiyor; yapılmayacak iş değil, korkulacak da bir şey yok. Karar vermek ve düzene sokmak yeterli. Düzeni bozmamak tek ilke olunca da yeterli oluyor zaten.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar