bugün
- fatma betül sayan kaya27
- 2017 orta paket passat vs 2024 full paket megane5
- alexander nübel12
- edirne'ye gidip muslettin amca'nın elini öpmek9
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı92
- epileptiğe bakmayan diş hekimi7
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- senin manita evleniyormuş diye mesaj atan arkadaş9
- fatma betül sayan kaya'nın tutuklanması5
- masklavi felsefesi5
- ilgi istiyorum lan ilgi ilgi verin bana çabuk3
- henüz yolun başında olan yazarlar4
- kim cha eon11
- son 3 ayın en başarılı gammazları5
- fatma betülüm yapmaz9
- 6 kasım dünya galatasaraylılar günü7
- haram para5
- halen yapçek etçek gösterçem diye konuşan insan5
- irancılar3
- iyi menemenin sırrı22
- sinirlenen dilenci kadın6
- hayati yazıcı4
- sonda neden ayağa takılmaz2
- çok kaslı erkekleri beğenmiyorum diyen kezban5
- götü yere yakın olandan korkacaksın4
- gece gece bir sözlük kızıyla nutella kaşıklamak2
- sabahları nefret edilen şeyler7
- abd de bıçaklar çekildi iddiası4
- 5 kasım 2026 celtic beşiktaş maçı12
- raşid dostum2
- beni gammazlayan sonda ile gezsin inşallah3
- uluspor2
- yaşlandıkça kuşkulu bir adam olmak3
- insanlık nasıl geliştirilebilir13
- türkiye azerbaycan ilişkileri3
- lanet olsun adamım ben gidiyorum buralardan3
- akp seçmeni3
- tulumba tatlısı3
- flavio bolsonaro'nun brezilya'dan kaçışı4
- bitlis'te oğluna filistin ismini koyan adam28
- serdar ortaç tiktokta2
- cumaya gitmeyen yazarlar ifşa platformu2
- dünyanın sonu2
- sözlüğün yeni tasarımı14
- sevgilinin mantarlı ayak parmak arası3
- boğaz ağrısı5
- ayakla üzüm ezen kızlar3
- klodyan klod duruşu2
- fon krizi kimin üstüne yıkılacak22
- bu yazar sadece kadın yazarlardan mesaj alıyor3
odtü stadyumundaki devrim yazısının temelidir.
1959 yılında Ocak ayının ilk günlerinde, Küba da Batista diktatörlüğü yıkılıyor ve iktidar 26 Temmuz Hareketi önderliğinde halkın eline geçiyordu. Meydanlar devrim kutlamasını yaşayan kalabalıklarla doluydu. insanlar dans edip şarkılar söylüyorlardı.
4 Ocak günü Castro çalışanların işlerinin başına dönme çağrısı yapıyordu. Bu günden itibaren devrim şenlikleri bitmiştir; yarın herhangi bir işgünü gibi işbaşı yapılmalıdır. sözlerinden sonra güne uygun sloganı atıyordu, tembelliğe hayır, çalışmaya evet. Castro nun bütün konuşmasını can kulağı ile dinleyen topluluk, liderlerinin bu istemine katıldıklarının göstergesi olarak sloganı tekrar ediyorlardı. Liderlerinin konuşmasından aldıkları heyecan ile eller balyoz hareketli, sesler tekrarlarda gürleşerek atılıyordu sloganı: tembelliğe hayır, çalışmaya evet. Giderek davullar ve ziller karışıyordu sloganın ritmine, daha gür daha heyecanlı şekilde bağırıyorlardı. Oluşturdukları müziğin temposuyla hareketleniyor ve yeniden dans etmeye başlıyorlardı.
Tam da böyle bir şey değil mi devrim? Emma Goldman ın söylemiyle
Ertesinde dans edemediğim devrim, devrim değildir ki.
O günkü şenliğin heyecanı bütün dünyada hissedildi. Latin Amerika da ve giderek tüm dünyada beklenen şeydi artık o, iki, üç daha fazla Vietnam, Ernesto ya bin selam; şiarıyla tüm dünyada düşlendi devrim.
* * *
68 yılıydı. ODTÜ öğrencisi dört kişi, Hüseyin inan, Taylan Özgür, Alpaslan Özdoğan ve Mustafa Yalçıner, o heyecanı ODTÜ stadyumunda yazıya döktüler... Gece yarısından sabaha dek uğraşarak kocaman harflerle DEVRiM yazdılar stadyumun oturulacak kesimine. O gece, o dört genç insan düşlerini, özlemlerini yansıtıyorlardı o yazıyla, sanki yarına dair programlarıydı yazdıkları, sanki söz veriyorlardı kendilerine ve yazıyı okuyacak herkese ve sanki yakında kuracakları örgütün, THKO nun, kuruluş nedenini yazıyorlardı stadyuma.
24 Eylül de Taylan Özgür istanbul da, 30 Mayıs 71 de Alpaslan Özdoğan, Sinan Cemgil ve Kadir Manga ile birlikte Adıyaman'da öldürüldüler, Mustafa Yalçıner de aynı yerde yakalanıyordu. 6 Mayıs 72
de Hüseyin inan idam edildi. Yazıyı yazanlardan üçü öldürülüyordu ama onların bıraktığı DEVRiM yazısı bütün heyecanı ile korunacak ve yeniden yazılacaktı, hem de çok farklı biçimlerde.
Onlar,
Devrimi, özgürlük için, kişinin kendini kendi olarak gerçekleştirebilmesi için isterken gün gelir devrim adına bütün bunlardan vazgeçebilir.
olduğunu gösterdiler bizlere. Bir düşü yaratmanın onu yaşamakla mümkün olduğunu anlattılar. Leguin Mülksüzler adlı romanında,
Devrimi satın alamazsınız. Devrimi yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde...derken bunu anlatmıyor muydu zaten
* * *
12 Mart 71 düşlerin üzerine serilen bir sis bulutu oldu. idamlar, işkenceler, kayıplar vardı o dönemde. Bütün devrimci demokrat örgütler kapatıldı. ilerici devrimci insanlara karsı Balyoz harekâtı düzenlendi. Ülkenin dört bir yanında işkence tezgâhları kuruldu.
Ve o dönem jandarma karakolu kuruldu stadyumunda devrim yazılı üniversiteye.
Korkmuşlardı düşten ve düşe sahip olanlardan. Düş sahiplerini yok ederek düşleri yok edeceklerini düşünmüşlerdi, ama o yazı hala oradaydı. Mağrur, kendinden emin gökyüzüne bakıyordu ve her sabah yurtlardan bölümlere gidenleri uğurluyor, akşam karşılıyordu. Sevgilinin el sallaması vardı bu uğurlama ve karşılamalarda sanki orada onu görmek dayanma gücü veriyordu öğrencilere.
Yeniden yazıldı, bu defa talaş ve zift karışımı yazının üzerine dökülüyor ve bu karışım yakılıyordu. Daha canlı, daha kalıcı oldu yazılımı. Ateşle birlikte umut yeniden yeşerdi, düş canlanıverdi bir kez daha. Örgütlendiler.
Başkaları da fark etmişti ateşi, 74 yılının Kasım ayında saldırdılar üniversiteye. Başaramadılar, geldikleri gibi kaçarak uzaklaştılar üniversiteden. Baskına katılanlardan biri kimliğini düşürüyordu telaştan. 3 yıl sonra Maraş katliamında adı yeniden duyulacaktı kimlik sahibinin, katliam sanığı olarak.
Bu olaydan sonra, 1973 tarihinde seçimlerinden sonra okuldan çıkarılan, jandarma tekrar okula yerleşecekti.
75 de ÖTK nın kazanıldığı 6 aylık boykot
vardı, 77 de Milliyetçi Cephe tarafından atanan, Mütevelli heyeti ve onların rektörü Hasan Tan a karşı yapılan 9 aylık boykot. ikinci boykot çok ağır olmuştu. Üniversite Senatosu, öğretim üyeleri, çalışanlar, öğrenciler ve öğrenci velileri hepsi karşısındaydı yapılan atamanın. Hasan Tan komandolarını işçi kılığında üniversiteye doldurdu ve komandolar işlerini yerine getirmeye başladılar, ODTÜ lülere saldırdılar. Öğretim üyelerinin evlerine bomba konuluyor, duraklarda öğrencilere saldırılıyor, kampus içinde terör havası estiriyorlardı.
Saldırının gerekçeleri arasında sayılmıyordu belki ama yazının orada olması birilerini kızdırıyordu, silmenin en kolay yolu olarak ta bu yolu bulmuşlardı. Ama başaramadılar, yazı yine yakıldı, boykotların kararlılığını simgeliyordu yakılışı. Sonunda kazanan direnen ODTÜ lüler olmuştu.
21 Aralık 77 de Maraş ta katliam yaşandı, 4 gün süren olaylar sonunda 107 kişi öldü, binlercesi yaralandı ve 26 Aralık& ta Sıkıyönetim ilan edildi bu olay gerekçe gösterilerek.
78 80 yılları arasında ülkede saldırılar, katliamlar sürdürülürken, ODTÜ lüler bir yandan yaşadıkları boykotun yaralarını sarmaya çalışıyor, diğer yandan bir ay süren uluslar arası şenlikler düzenliyorlardı. Şenlikler sırasında yazılı olmayan şenlik programındaydı devrim yazısının yakılışı.
80 e gelindiğinde stattaki yazı o kadar çok yakıldı ki, sonunda betona işlemişti devrim harfleri.
* * *
12 Eylül 1980 de yine idamlar, işkenceler, kayıplar vardı. Darbeden sonra 650.000 kişi gözaltına alındı ve 90 güne varan gözaltı sürelerinde ağır işkence gördü. Açılan 23 bin davada 210 bin kişi yargılandı, 14.000 kişi vatandaşlıktan çıkartıldı, 30.000 kişi siyasal sığınmacı olarak yurtdışına kaçtı, 171 kişinin işkenceden öldüğü belgeleriyle kanıtlandı. 30.000 kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı, 23.667 derneğin faaliyeti durduruldu
savcılar 6533 ölüm cezası istedi. 23 adi/adli suçlu, 24 siyasal suçlu ve 1 Ermeni Asala militanı olmak üzere 48 kişi idam edildi. Henüz 18 yaşına gelmemiş bir genç, Erdal Eren idam edildi. Örgütlenme özgürlüğünü, siyasal ve sosyal hakları ortadan kaldırdılar:
Öylesine baskıcıydı ki 12 Eylül, etkilerini bu güne kadar sürdürecekti.
O dönemlerde yazıyı yok etmek adına güvenlik güçlerince üzeri boyanıyordu. Kışın yağmur yağdığında üzerinde ki boya çıkıyor, yazın güneş sonradan üzerine sürülen boyayı solduruyordu. Yıllar boyunca sürdü bu uğraşlar ve her defasında yine gösterdi yüzünü devrim yazısı.
Bir daha yakılması için 10 yıl geçmesi gerekiyordu. 1990 yılında bir kez daha yakıldı, 22 yıl sonra ateş yazının üzerinde yeniden göklere yükseliyordu. Bu son yakılış üniversite yönetimini telaşlandırmıştı, değişik kurullarda o yazının tümüyle oradan kaldırılması tartışıldığı duyuluyordu, öneri ise beton blokların tümüyle kaldırılması oluyordu. Bu kurullardaki yapılan tartışmalar sonunda, yazının bu haliyle ODTÜ nün bir simgesi olduğu ve yok edilmesinin bir anlamı olmayacağı kabul ediliyordu. Yazı orada bırakıldı, ama bir daha yakılmadı da.
çok daha öncesinden hazırlıklar yapılıyordu, binlerce mum alınmıştı ve konsere bir saat kadar kala bu kez stadyumun içinde mumlarla yazılmıştı DEVRiM yazısı.
Konser başlangıcında yağmur çiseliyordu. Öğrenciler, mum alevinin dalgalanmasının ritmine uygun, devrim yazısının içinde dans ediyorlardı. Yağmur sağanak haline dönüştüğünde, mumların titrek alevi canlılığını kaybetmiyordu. Yeni bir tarzdı bu fakat sonra yinelenecekti.
* * *
68 den bu yana stadyumun içinde yazının tekrarlanması, stadı da efsanevi hale getirmişti. Devrim stadı olarak anılıyordu artık, hatta bazen stat sözcüğü kullanmaya bile gerek duyulmuyordu.
Yurtta kalanlar, akşamları ellerinde ;köpek öldüren şarap şişeleri ile devrim gidiyorlardı. Sahayı ya da stat merdivenlerini kullanıyorlardı bu iş için, üstte stadyumun arkasında ki ağaçlık bölgede başkaları olabilirdi çünkü onların rahatsız olmasını istemezlerdi.
Birde aşklarını saha içine aktaranlar vardı ki, zor, ceremesi çok olan bir işti yaptıkları. Kar yağdığı gece herkes uykudayken stadyuma geliyorlar ve yuvarlanarak kocaman harflerle sevgililerinin adını yazıyorlardı.
* * *
Ve 2004 yılında yine stadyumun içinde vardı yazı. Bu kez yüzlerce öğrenci yan yana gelerek yazıyorlardı.El ele tutuşarak stadyuma Devrim yazan öğrenciler, hep bir ağızdan Venseremos’u söylüyorlardı. Sonra söz veriyorlardı, oluşan bu geleneğin seneye tekrarına
1959 yılında Ocak ayının ilk günlerinde, Küba da Batista diktatörlüğü yıkılıyor ve iktidar 26 Temmuz Hareketi önderliğinde halkın eline geçiyordu. Meydanlar devrim kutlamasını yaşayan kalabalıklarla doluydu. insanlar dans edip şarkılar söylüyorlardı.
4 Ocak günü Castro çalışanların işlerinin başına dönme çağrısı yapıyordu. Bu günden itibaren devrim şenlikleri bitmiştir; yarın herhangi bir işgünü gibi işbaşı yapılmalıdır. sözlerinden sonra güne uygun sloganı atıyordu, tembelliğe hayır, çalışmaya evet. Castro nun bütün konuşmasını can kulağı ile dinleyen topluluk, liderlerinin bu istemine katıldıklarının göstergesi olarak sloganı tekrar ediyorlardı. Liderlerinin konuşmasından aldıkları heyecan ile eller balyoz hareketli, sesler tekrarlarda gürleşerek atılıyordu sloganı: tembelliğe hayır, çalışmaya evet. Giderek davullar ve ziller karışıyordu sloganın ritmine, daha gür daha heyecanlı şekilde bağırıyorlardı. Oluşturdukları müziğin temposuyla hareketleniyor ve yeniden dans etmeye başlıyorlardı.
Tam da böyle bir şey değil mi devrim? Emma Goldman ın söylemiyle
Ertesinde dans edemediğim devrim, devrim değildir ki.
O günkü şenliğin heyecanı bütün dünyada hissedildi. Latin Amerika da ve giderek tüm dünyada beklenen şeydi artık o, iki, üç daha fazla Vietnam, Ernesto ya bin selam; şiarıyla tüm dünyada düşlendi devrim.
* * *
68 yılıydı. ODTÜ öğrencisi dört kişi, Hüseyin inan, Taylan Özgür, Alpaslan Özdoğan ve Mustafa Yalçıner, o heyecanı ODTÜ stadyumunda yazıya döktüler... Gece yarısından sabaha dek uğraşarak kocaman harflerle DEVRiM yazdılar stadyumun oturulacak kesimine. O gece, o dört genç insan düşlerini, özlemlerini yansıtıyorlardı o yazıyla, sanki yarına dair programlarıydı yazdıkları, sanki söz veriyorlardı kendilerine ve yazıyı okuyacak herkese ve sanki yakında kuracakları örgütün, THKO nun, kuruluş nedenini yazıyorlardı stadyuma.
24 Eylül de Taylan Özgür istanbul da, 30 Mayıs 71 de Alpaslan Özdoğan, Sinan Cemgil ve Kadir Manga ile birlikte Adıyaman'da öldürüldüler, Mustafa Yalçıner de aynı yerde yakalanıyordu. 6 Mayıs 72
de Hüseyin inan idam edildi. Yazıyı yazanlardan üçü öldürülüyordu ama onların bıraktığı DEVRiM yazısı bütün heyecanı ile korunacak ve yeniden yazılacaktı, hem de çok farklı biçimlerde.
Onlar,
Devrimi, özgürlük için, kişinin kendini kendi olarak gerçekleştirebilmesi için isterken gün gelir devrim adına bütün bunlardan vazgeçebilir.
olduğunu gösterdiler bizlere. Bir düşü yaratmanın onu yaşamakla mümkün olduğunu anlattılar. Leguin Mülksüzler adlı romanında,
Devrimi satın alamazsınız. Devrimi yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde...derken bunu anlatmıyor muydu zaten
* * *
12 Mart 71 düşlerin üzerine serilen bir sis bulutu oldu. idamlar, işkenceler, kayıplar vardı o dönemde. Bütün devrimci demokrat örgütler kapatıldı. ilerici devrimci insanlara karsı Balyoz harekâtı düzenlendi. Ülkenin dört bir yanında işkence tezgâhları kuruldu.
Ve o dönem jandarma karakolu kuruldu stadyumunda devrim yazılı üniversiteye.
Korkmuşlardı düşten ve düşe sahip olanlardan. Düş sahiplerini yok ederek düşleri yok edeceklerini düşünmüşlerdi, ama o yazı hala oradaydı. Mağrur, kendinden emin gökyüzüne bakıyordu ve her sabah yurtlardan bölümlere gidenleri uğurluyor, akşam karşılıyordu. Sevgilinin el sallaması vardı bu uğurlama ve karşılamalarda sanki orada onu görmek dayanma gücü veriyordu öğrencilere.
Yeniden yazıldı, bu defa talaş ve zift karışımı yazının üzerine dökülüyor ve bu karışım yakılıyordu. Daha canlı, daha kalıcı oldu yazılımı. Ateşle birlikte umut yeniden yeşerdi, düş canlanıverdi bir kez daha. Örgütlendiler.
Başkaları da fark etmişti ateşi, 74 yılının Kasım ayında saldırdılar üniversiteye. Başaramadılar, geldikleri gibi kaçarak uzaklaştılar üniversiteden. Baskına katılanlardan biri kimliğini düşürüyordu telaştan. 3 yıl sonra Maraş katliamında adı yeniden duyulacaktı kimlik sahibinin, katliam sanığı olarak.
Bu olaydan sonra, 1973 tarihinde seçimlerinden sonra okuldan çıkarılan, jandarma tekrar okula yerleşecekti.
75 de ÖTK nın kazanıldığı 6 aylık boykot
vardı, 77 de Milliyetçi Cephe tarafından atanan, Mütevelli heyeti ve onların rektörü Hasan Tan a karşı yapılan 9 aylık boykot. ikinci boykot çok ağır olmuştu. Üniversite Senatosu, öğretim üyeleri, çalışanlar, öğrenciler ve öğrenci velileri hepsi karşısındaydı yapılan atamanın. Hasan Tan komandolarını işçi kılığında üniversiteye doldurdu ve komandolar işlerini yerine getirmeye başladılar, ODTÜ lülere saldırdılar. Öğretim üyelerinin evlerine bomba konuluyor, duraklarda öğrencilere saldırılıyor, kampus içinde terör havası estiriyorlardı.
Saldırının gerekçeleri arasında sayılmıyordu belki ama yazının orada olması birilerini kızdırıyordu, silmenin en kolay yolu olarak ta bu yolu bulmuşlardı. Ama başaramadılar, yazı yine yakıldı, boykotların kararlılığını simgeliyordu yakılışı. Sonunda kazanan direnen ODTÜ lüler olmuştu.
21 Aralık 77 de Maraş ta katliam yaşandı, 4 gün süren olaylar sonunda 107 kişi öldü, binlercesi yaralandı ve 26 Aralık& ta Sıkıyönetim ilan edildi bu olay gerekçe gösterilerek.
78 80 yılları arasında ülkede saldırılar, katliamlar sürdürülürken, ODTÜ lüler bir yandan yaşadıkları boykotun yaralarını sarmaya çalışıyor, diğer yandan bir ay süren uluslar arası şenlikler düzenliyorlardı. Şenlikler sırasında yazılı olmayan şenlik programındaydı devrim yazısının yakılışı.
80 e gelindiğinde stattaki yazı o kadar çok yakıldı ki, sonunda betona işlemişti devrim harfleri.
* * *
12 Eylül 1980 de yine idamlar, işkenceler, kayıplar vardı. Darbeden sonra 650.000 kişi gözaltına alındı ve 90 güne varan gözaltı sürelerinde ağır işkence gördü. Açılan 23 bin davada 210 bin kişi yargılandı, 14.000 kişi vatandaşlıktan çıkartıldı, 30.000 kişi siyasal sığınmacı olarak yurtdışına kaçtı, 171 kişinin işkenceden öldüğü belgeleriyle kanıtlandı. 30.000 kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı, 23.667 derneğin faaliyeti durduruldu
savcılar 6533 ölüm cezası istedi. 23 adi/adli suçlu, 24 siyasal suçlu ve 1 Ermeni Asala militanı olmak üzere 48 kişi idam edildi. Henüz 18 yaşına gelmemiş bir genç, Erdal Eren idam edildi. Örgütlenme özgürlüğünü, siyasal ve sosyal hakları ortadan kaldırdılar:
Öylesine baskıcıydı ki 12 Eylül, etkilerini bu güne kadar sürdürecekti.
O dönemlerde yazıyı yok etmek adına güvenlik güçlerince üzeri boyanıyordu. Kışın yağmur yağdığında üzerinde ki boya çıkıyor, yazın güneş sonradan üzerine sürülen boyayı solduruyordu. Yıllar boyunca sürdü bu uğraşlar ve her defasında yine gösterdi yüzünü devrim yazısı.
Bir daha yakılması için 10 yıl geçmesi gerekiyordu. 1990 yılında bir kez daha yakıldı, 22 yıl sonra ateş yazının üzerinde yeniden göklere yükseliyordu. Bu son yakılış üniversite yönetimini telaşlandırmıştı, değişik kurullarda o yazının tümüyle oradan kaldırılması tartışıldığı duyuluyordu, öneri ise beton blokların tümüyle kaldırılması oluyordu. Bu kurullardaki yapılan tartışmalar sonunda, yazının bu haliyle ODTÜ nün bir simgesi olduğu ve yok edilmesinin bir anlamı olmayacağı kabul ediliyordu. Yazı orada bırakıldı, ama bir daha yakılmadı da.
çok daha öncesinden hazırlıklar yapılıyordu, binlerce mum alınmıştı ve konsere bir saat kadar kala bu kez stadyumun içinde mumlarla yazılmıştı DEVRiM yazısı.
Konser başlangıcında yağmur çiseliyordu. Öğrenciler, mum alevinin dalgalanmasının ritmine uygun, devrim yazısının içinde dans ediyorlardı. Yağmur sağanak haline dönüştüğünde, mumların titrek alevi canlılığını kaybetmiyordu. Yeni bir tarzdı bu fakat sonra yinelenecekti.
* * *
68 den bu yana stadyumun içinde yazının tekrarlanması, stadı da efsanevi hale getirmişti. Devrim stadı olarak anılıyordu artık, hatta bazen stat sözcüğü kullanmaya bile gerek duyulmuyordu.
Yurtta kalanlar, akşamları ellerinde ;köpek öldüren şarap şişeleri ile devrim gidiyorlardı. Sahayı ya da stat merdivenlerini kullanıyorlardı bu iş için, üstte stadyumun arkasında ki ağaçlık bölgede başkaları olabilirdi çünkü onların rahatsız olmasını istemezlerdi.
Birde aşklarını saha içine aktaranlar vardı ki, zor, ceremesi çok olan bir işti yaptıkları. Kar yağdığı gece herkes uykudayken stadyuma geliyorlar ve yuvarlanarak kocaman harflerle sevgililerinin adını yazıyorlardı.
* * *
Ve 2004 yılında yine stadyumun içinde vardı yazı. Bu kez yüzlerce öğrenci yan yana gelerek yazıyorlardı.El ele tutuşarak stadyuma Devrim yazan öğrenciler, hep bir ağızdan Venseremos’u söylüyorlardı. Sonra söz veriyorlardı, oluşan bu geleneğin seneye tekrarına
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar