bugün
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- 394
- aleksey batrakov23
- nükleer bomba7
- queen ravennanın aşırı güzel olması15
- tanımadığı kadına tokat atan adam17
- kırıkkaleli olmak istemek8
- ilkokulda dayak yemiş efsanevi nesil15
- ismail kartal16
- eski uzun kış gecelerinde anlatılan yaratıklar4
- almanyada doğanlar alman vatandaşı mı6
- hayırlı ramazanlar uludağ sözlük3
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı25
- canın edirne ciğeri tavası çekmesi5
- al pacino denince akla gelen ilk film3
- damla sakızlı muhallebi4
- durkheimın intihar teorisi7
- emre belözoğlu6
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- yagmurcu çık açıkla10
- iskilipli atıf hoca20
- dedenize sahip çıkar mısınız6
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir8
- kablosuz mouse13
- öylesine bir şeyler yaz5
- sözlük kürdü55
- değişik meslekler4
- arap götü9
- sözlükteki galatasaraylı yazarlar4
- onca puan alıp memur olunca 12 saat çalışmak2
- sözlük dedeleri6
- mazot 3 euro olabilirmiş4
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- okan buruk4
- favlayan yazarın asıl amacı12
- arda güler'in ankara'da doğması3
- atatürk düşmanı5
- şemsiye taşıyan erkekte gizli eşcinsellik vardır6
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- kale3112 tarzı entry girmek8
- yazarların akşama dair planları7
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- melis babadağ'ın ayakları3
- doların 50 tl olması7
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- millette manyak para var21
- cevheri güven4
- seni içinin demir parmaklıklarından azat edeceğim3
- the elder scrolls vi3
- muslettin amca4
küçük firmaların sürünmesine neden olan ancak iş hükümet projelesi oldu mu göz ardı edilen rapor türü.
istanbul'a üçüncü havalimanı ve kanal istanbul ile ilgili Amiral Deniz Kutluk tarafından yapılmış çevresel konulara ilişkin eleştiriler aşağıdadır.
---- alıntı -----
üçüncü bir havaalanı inşası için istanbul'un esas su alanları tehlike altına atılmıyor mu? Bunu belirleyen Çevresel Etki Değerlendirme Raporu (ÇED) daha hazırlanırken bu su kaynaklarına yaratılacak tehlike göl ve göletlere su birikintisi gibi önemsizleştirici sıfatlar yakıştırılıp çevre tahribatına maksatlı gidilmiyor mu? Eksik de olsa hazırlanmış ÇED Raporu henüz itirazlara açık ve askı süresi içinde iken yetkililer kalkıp da havaalanı ihalesini yapmadı mı? Bu amaçla 650.000 ağacın kesilmesine başlanmadı mı[ii]? Atatürk ve Sabiha Gökçen havaalanları ile 75 milyonluk yolcu kapasitesine ulaşılabileceği uzmanlarca belirlenmiş iken bu üçüncünün bir diğer gerçek havaalanı ihtiyacı olduğunu kim savunabilir[iii]? Her Türk vatandaşı yılda bir kez yurt dışına istanbul’dan uçsa bile yeterli olacak bu kapasiteden daha fazlasına ne gerek var, kim açıkladı, kim hesapladı?
Henüz 70 bin kadar yerleşkede evsel atıkların ıslahı ve geri kazanımı için drenaj, kolektör ve arıtma alt yapısı yok iken 40-50 milyar dolarlık bütçeler Yüksek Planlama Kurulundan istanbul Boğazına alternatif kanal açılımı için prensipte ayrılmış değil mi? Türkiye'de gereksiz yapılara bunca bol ve sarf edecek mali kaynak var ise, mahalli yönetimlerin Avrupa Birliği fonlarına muhtaç edilmeden arıtma ve çevre duyarlı yapılarını tamamlatabilmesi gerekmez mi? Bu suni istanbul Kanalının getireceği diğer sakıncalar yanı sıra, Marmara denizini Karadeniz kirlenmesi ve dip akıntısı eksikliğiyle "çöplük" haline getirebileceği, tüm istanbul su kaynaklarını tuzlulaştıracağı ve bu mega kentin susuz, kötü kokan bir çöplük haline dönüşebileceği ve hatta tüm istanbul'un terk edilmesine dahi neden olabileceği bilimsel hipotezi[v] dikkate alınmış mıdır? Denizdeki oksijen oranının ve canlılarındaki zengin çeşitliliğin Marmara'da büyük ölçüde zaten kaybedilmiş olması da dikkatlerden kaçmış olmalıdır[vi]. Karadeniz'den gelen kirliliğin birim zamanda 2-3 milyar metreküp su akışı olan boğazlardan[vii] Marmara kıyılarına etkisi değerlendirilmeden benzeri nitelikte büyük projelere kalkışılması çevre duyarlı bir yaklaşım sayılabilir mi? Yerinden yönetime ve çevre değerlerine önem verilmesi bununla bağdaşır mı? Hele istanbullulara "bu kanala ne dersiniz" diye soran oldu mu? Oysa ÇED Raporlarının bir önemli işlevi de halkın bununla ilgili bilgi-belgeye erişimi, görüş sunması ve bunların çevresel kararlarda dikkate alınmasını gerektirmesidir. Sahi bu aniden ortaya çıkıveren kanal istanbul'da 2009’da yüzlerce uzmanın üç yıllık bir çalışma sonucunda hazırlandığı kamuoyuna gösterişli şekilde açıklanan 1/100.000'lik istanbul Çevre Düzen Planında neden yoktu veya gereksinim duyulmamıştı? Üstelik "kalkınma planları hazırlamak" ve bunların "bütünlüğünü bozacak değişiklikleri önlemek" Anayasa m.166 ile icra organına düşen bir görev[viii] iken! Ancak tam 19 yıldır aynı siyasi görüşü izleyenlerin yönettiği megakent istanbul'da varılan durum "kent arazisinin ranta dönüştürülmesi ve rantın yakınlara aktarılması esası ile[ix] kentliler için çekilmez bir halde ise, doğa ile bütünleşmiş yaşamı özleyenlerin kenti terk etmekten başka bir seçeneği kalıyor mu?
ÖNEMLi PROJELER ÇED DIŞINA
Bu konuda sürpriz bir gelişme de Hükümetin yukarıda eleştirilen ÇED raporu eksiklerini gidermek yerine ÇED Raporun uygulamasını tamamen yok eden bir yasayı TBMM çoğunluğuna kabul ettirerek 1) istanbul'a üçüncü köprü, 2) Üçüncü havaalanı,3) Gebze-izmir otoyolu 4) Hasankeyf'i sular altında bırakacak Ilısu Barajını, 5) Nükleer santraller gibi çevreye dev etkisi olan projeleri Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) kapsamı dışına çıkartmasıdır. Böylece Türk vatandaşlarının öz malı olan çevre onlara sorulmadan, vekillerinin siyasi tasarrufu ile yok edilebilecek olmasının adaletsizliği hukuki kılıfa sokulmuş olmaktadır. Bu durum gerçekte ise çevreye görülmemiş ve telafisi çok zor zararlar verirken, Türkiye'nin taraf olduğu onlarca uluslar arası anlaşma, sözleşmeden doğan taahhütlerini Anayasa'nın 90/son maddesi de ihlal edilerek yok sayılabilecektir. Dahası bu haber ana akım medyada sadece Hürriyet Gazetesinde Yalçın Bayer'in köşesinin dibindeki bir 10 santimetrelik haber dışında hiçbir şekilde basında yer almamış görünüyor. O halde halkın da söz sahibi olduğu ÇED eksiklikleri düzeltilmeyip tamamen usul düzeni yok edilerek konu Türk halkının tepkilerinden de kaçırılmaya çalışılmıştır[x]. Muhalefetin bu konuda ne yaptığı ise belirgin değil! Sonunda Taksim Gezi işgali patlak vererek gençlerin doğaya ve çevre düzenine sahip çıkması ile gözlerden kaçırılanlar hem Türk kamuoyunun hem de dünyanın gündemine oldukça etkili şekilde taşındı.
---- alıntı -----
http://www.odatv.com/n.ph...zi-parki-degil-0207131200
istanbul'a üçüncü havalimanı ve kanal istanbul ile ilgili Amiral Deniz Kutluk tarafından yapılmış çevresel konulara ilişkin eleştiriler aşağıdadır.
---- alıntı -----
üçüncü bir havaalanı inşası için istanbul'un esas su alanları tehlike altına atılmıyor mu? Bunu belirleyen Çevresel Etki Değerlendirme Raporu (ÇED) daha hazırlanırken bu su kaynaklarına yaratılacak tehlike göl ve göletlere su birikintisi gibi önemsizleştirici sıfatlar yakıştırılıp çevre tahribatına maksatlı gidilmiyor mu? Eksik de olsa hazırlanmış ÇED Raporu henüz itirazlara açık ve askı süresi içinde iken yetkililer kalkıp da havaalanı ihalesini yapmadı mı? Bu amaçla 650.000 ağacın kesilmesine başlanmadı mı[ii]? Atatürk ve Sabiha Gökçen havaalanları ile 75 milyonluk yolcu kapasitesine ulaşılabileceği uzmanlarca belirlenmiş iken bu üçüncünün bir diğer gerçek havaalanı ihtiyacı olduğunu kim savunabilir[iii]? Her Türk vatandaşı yılda bir kez yurt dışına istanbul’dan uçsa bile yeterli olacak bu kapasiteden daha fazlasına ne gerek var, kim açıkladı, kim hesapladı?
Henüz 70 bin kadar yerleşkede evsel atıkların ıslahı ve geri kazanımı için drenaj, kolektör ve arıtma alt yapısı yok iken 40-50 milyar dolarlık bütçeler Yüksek Planlama Kurulundan istanbul Boğazına alternatif kanal açılımı için prensipte ayrılmış değil mi? Türkiye'de gereksiz yapılara bunca bol ve sarf edecek mali kaynak var ise, mahalli yönetimlerin Avrupa Birliği fonlarına muhtaç edilmeden arıtma ve çevre duyarlı yapılarını tamamlatabilmesi gerekmez mi? Bu suni istanbul Kanalının getireceği diğer sakıncalar yanı sıra, Marmara denizini Karadeniz kirlenmesi ve dip akıntısı eksikliğiyle "çöplük" haline getirebileceği, tüm istanbul su kaynaklarını tuzlulaştıracağı ve bu mega kentin susuz, kötü kokan bir çöplük haline dönüşebileceği ve hatta tüm istanbul'un terk edilmesine dahi neden olabileceği bilimsel hipotezi[v] dikkate alınmış mıdır? Denizdeki oksijen oranının ve canlılarındaki zengin çeşitliliğin Marmara'da büyük ölçüde zaten kaybedilmiş olması da dikkatlerden kaçmış olmalıdır[vi]. Karadeniz'den gelen kirliliğin birim zamanda 2-3 milyar metreküp su akışı olan boğazlardan[vii] Marmara kıyılarına etkisi değerlendirilmeden benzeri nitelikte büyük projelere kalkışılması çevre duyarlı bir yaklaşım sayılabilir mi? Yerinden yönetime ve çevre değerlerine önem verilmesi bununla bağdaşır mı? Hele istanbullulara "bu kanala ne dersiniz" diye soran oldu mu? Oysa ÇED Raporlarının bir önemli işlevi de halkın bununla ilgili bilgi-belgeye erişimi, görüş sunması ve bunların çevresel kararlarda dikkate alınmasını gerektirmesidir. Sahi bu aniden ortaya çıkıveren kanal istanbul'da 2009’da yüzlerce uzmanın üç yıllık bir çalışma sonucunda hazırlandığı kamuoyuna gösterişli şekilde açıklanan 1/100.000'lik istanbul Çevre Düzen Planında neden yoktu veya gereksinim duyulmamıştı? Üstelik "kalkınma planları hazırlamak" ve bunların "bütünlüğünü bozacak değişiklikleri önlemek" Anayasa m.166 ile icra organına düşen bir görev[viii] iken! Ancak tam 19 yıldır aynı siyasi görüşü izleyenlerin yönettiği megakent istanbul'da varılan durum "kent arazisinin ranta dönüştürülmesi ve rantın yakınlara aktarılması esası ile[ix] kentliler için çekilmez bir halde ise, doğa ile bütünleşmiş yaşamı özleyenlerin kenti terk etmekten başka bir seçeneği kalıyor mu?
ÖNEMLi PROJELER ÇED DIŞINA
Bu konuda sürpriz bir gelişme de Hükümetin yukarıda eleştirilen ÇED raporu eksiklerini gidermek yerine ÇED Raporun uygulamasını tamamen yok eden bir yasayı TBMM çoğunluğuna kabul ettirerek 1) istanbul'a üçüncü köprü, 2) Üçüncü havaalanı,3) Gebze-izmir otoyolu 4) Hasankeyf'i sular altında bırakacak Ilısu Barajını, 5) Nükleer santraller gibi çevreye dev etkisi olan projeleri Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) kapsamı dışına çıkartmasıdır. Böylece Türk vatandaşlarının öz malı olan çevre onlara sorulmadan, vekillerinin siyasi tasarrufu ile yok edilebilecek olmasının adaletsizliği hukuki kılıfa sokulmuş olmaktadır. Bu durum gerçekte ise çevreye görülmemiş ve telafisi çok zor zararlar verirken, Türkiye'nin taraf olduğu onlarca uluslar arası anlaşma, sözleşmeden doğan taahhütlerini Anayasa'nın 90/son maddesi de ihlal edilerek yok sayılabilecektir. Dahası bu haber ana akım medyada sadece Hürriyet Gazetesinde Yalçın Bayer'in köşesinin dibindeki bir 10 santimetrelik haber dışında hiçbir şekilde basında yer almamış görünüyor. O halde halkın da söz sahibi olduğu ÇED eksiklikleri düzeltilmeyip tamamen usul düzeni yok edilerek konu Türk halkının tepkilerinden de kaçırılmaya çalışılmıştır[x]. Muhalefetin bu konuda ne yaptığı ise belirgin değil! Sonunda Taksim Gezi işgali patlak vererek gençlerin doğaya ve çevre düzenine sahip çıkması ile gözlerden kaçırılanlar hem Türk kamuoyunun hem de dünyanın gündemine oldukça etkili şekilde taşındı.
---- alıntı -----
http://www.odatv.com/n.ph...zi-parki-degil-0207131200
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar