bugün
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı25
- her gün 1 litre kola içersek ne olur9
- doların 50 tl olması4
- somali de türk bayrağı yakılması5
- iskilipli atıf hoca21
- sözlükteki kuzucuklarım6
- kale3112 tarzı entry girmek4
- kablosuz mouse10
- favlayan yazarın asıl amacı12
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi8
- robert de niro denince akla gelen ilk film8
- tanımadığı kadına tokat atan adam7
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması8
- arap kızı ve arap oğlanı duvar süsü3
- songül karlı5
- yeni bir işe başlarken akıldan geçenler4
- yagmur yagiyor seller akiyor3
- togg4
- sözlük kürdü55
- camfrog sönmez küfürleri3
- zenci kadın poposu4
- kim cha eon6
- ismail kartal18
- lpg'nin 50 tl olması2
- ahmet nazif zorlu8
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- fb'nin inanılmaz başarısı4
- kasım ayının beraberinde getirdikleri6
- aktara girip özgürce alışveriş yapmak6
- yurt dışı çıkış harcı2
- imei kayıt ücreti2
- alex745alejandroali can2
- millette manyak para var21
- yerli marka kullanmak2
- kelebek gibi uçarım ağzını yüzünü skerim3
- travesti ile para kavgası2
- kasımda aşk başkadır4
- uzay masalı2
- herşeyi boşverip arıcak'a yerleşmek5
- iş yerinde atletle çalışmak4
- karanlık maddenin kuarklarla izinin sürülmesi2
- bir şeyler söyle2
- evli bir kadını sikmek4
- otel odasında yalnız kalmak4
- sarhoş insanlarla dolu partideki tek ayık kişi5
- anın görüntüsü31
- aletle yapacagin isi elinle yapma2
- 30 liraya satılan tavuk döner15
- güney kore devlet başkanı lee den türkiye mesajı3
küçük firmaların sürünmesine neden olan ancak iş hükümet projelesi oldu mu göz ardı edilen rapor türü.
istanbul'a üçüncü havalimanı ve kanal istanbul ile ilgili Amiral Deniz Kutluk tarafından yapılmış çevresel konulara ilişkin eleştiriler aşağıdadır.
---- alıntı -----
üçüncü bir havaalanı inşası için istanbul'un esas su alanları tehlike altına atılmıyor mu? Bunu belirleyen Çevresel Etki Değerlendirme Raporu (ÇED) daha hazırlanırken bu su kaynaklarına yaratılacak tehlike göl ve göletlere su birikintisi gibi önemsizleştirici sıfatlar yakıştırılıp çevre tahribatına maksatlı gidilmiyor mu? Eksik de olsa hazırlanmış ÇED Raporu henüz itirazlara açık ve askı süresi içinde iken yetkililer kalkıp da havaalanı ihalesini yapmadı mı? Bu amaçla 650.000 ağacın kesilmesine başlanmadı mı[ii]? Atatürk ve Sabiha Gökçen havaalanları ile 75 milyonluk yolcu kapasitesine ulaşılabileceği uzmanlarca belirlenmiş iken bu üçüncünün bir diğer gerçek havaalanı ihtiyacı olduğunu kim savunabilir[iii]? Her Türk vatandaşı yılda bir kez yurt dışına istanbul’dan uçsa bile yeterli olacak bu kapasiteden daha fazlasına ne gerek var, kim açıkladı, kim hesapladı?
Henüz 70 bin kadar yerleşkede evsel atıkların ıslahı ve geri kazanımı için drenaj, kolektör ve arıtma alt yapısı yok iken 40-50 milyar dolarlık bütçeler Yüksek Planlama Kurulundan istanbul Boğazına alternatif kanal açılımı için prensipte ayrılmış değil mi? Türkiye'de gereksiz yapılara bunca bol ve sarf edecek mali kaynak var ise, mahalli yönetimlerin Avrupa Birliği fonlarına muhtaç edilmeden arıtma ve çevre duyarlı yapılarını tamamlatabilmesi gerekmez mi? Bu suni istanbul Kanalının getireceği diğer sakıncalar yanı sıra, Marmara denizini Karadeniz kirlenmesi ve dip akıntısı eksikliğiyle "çöplük" haline getirebileceği, tüm istanbul su kaynaklarını tuzlulaştıracağı ve bu mega kentin susuz, kötü kokan bir çöplük haline dönüşebileceği ve hatta tüm istanbul'un terk edilmesine dahi neden olabileceği bilimsel hipotezi[v] dikkate alınmış mıdır? Denizdeki oksijen oranının ve canlılarındaki zengin çeşitliliğin Marmara'da büyük ölçüde zaten kaybedilmiş olması da dikkatlerden kaçmış olmalıdır[vi]. Karadeniz'den gelen kirliliğin birim zamanda 2-3 milyar metreküp su akışı olan boğazlardan[vii] Marmara kıyılarına etkisi değerlendirilmeden benzeri nitelikte büyük projelere kalkışılması çevre duyarlı bir yaklaşım sayılabilir mi? Yerinden yönetime ve çevre değerlerine önem verilmesi bununla bağdaşır mı? Hele istanbullulara "bu kanala ne dersiniz" diye soran oldu mu? Oysa ÇED Raporlarının bir önemli işlevi de halkın bununla ilgili bilgi-belgeye erişimi, görüş sunması ve bunların çevresel kararlarda dikkate alınmasını gerektirmesidir. Sahi bu aniden ortaya çıkıveren kanal istanbul'da 2009’da yüzlerce uzmanın üç yıllık bir çalışma sonucunda hazırlandığı kamuoyuna gösterişli şekilde açıklanan 1/100.000'lik istanbul Çevre Düzen Planında neden yoktu veya gereksinim duyulmamıştı? Üstelik "kalkınma planları hazırlamak" ve bunların "bütünlüğünü bozacak değişiklikleri önlemek" Anayasa m.166 ile icra organına düşen bir görev[viii] iken! Ancak tam 19 yıldır aynı siyasi görüşü izleyenlerin yönettiği megakent istanbul'da varılan durum "kent arazisinin ranta dönüştürülmesi ve rantın yakınlara aktarılması esası ile[ix] kentliler için çekilmez bir halde ise, doğa ile bütünleşmiş yaşamı özleyenlerin kenti terk etmekten başka bir seçeneği kalıyor mu?
ÖNEMLi PROJELER ÇED DIŞINA
Bu konuda sürpriz bir gelişme de Hükümetin yukarıda eleştirilen ÇED raporu eksiklerini gidermek yerine ÇED Raporun uygulamasını tamamen yok eden bir yasayı TBMM çoğunluğuna kabul ettirerek 1) istanbul'a üçüncü köprü, 2) Üçüncü havaalanı,3) Gebze-izmir otoyolu 4) Hasankeyf'i sular altında bırakacak Ilısu Barajını, 5) Nükleer santraller gibi çevreye dev etkisi olan projeleri Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) kapsamı dışına çıkartmasıdır. Böylece Türk vatandaşlarının öz malı olan çevre onlara sorulmadan, vekillerinin siyasi tasarrufu ile yok edilebilecek olmasının adaletsizliği hukuki kılıfa sokulmuş olmaktadır. Bu durum gerçekte ise çevreye görülmemiş ve telafisi çok zor zararlar verirken, Türkiye'nin taraf olduğu onlarca uluslar arası anlaşma, sözleşmeden doğan taahhütlerini Anayasa'nın 90/son maddesi de ihlal edilerek yok sayılabilecektir. Dahası bu haber ana akım medyada sadece Hürriyet Gazetesinde Yalçın Bayer'in köşesinin dibindeki bir 10 santimetrelik haber dışında hiçbir şekilde basında yer almamış görünüyor. O halde halkın da söz sahibi olduğu ÇED eksiklikleri düzeltilmeyip tamamen usul düzeni yok edilerek konu Türk halkının tepkilerinden de kaçırılmaya çalışılmıştır[x]. Muhalefetin bu konuda ne yaptığı ise belirgin değil! Sonunda Taksim Gezi işgali patlak vererek gençlerin doğaya ve çevre düzenine sahip çıkması ile gözlerden kaçırılanlar hem Türk kamuoyunun hem de dünyanın gündemine oldukça etkili şekilde taşındı.
---- alıntı -----
http://www.odatv.com/n.ph...zi-parki-degil-0207131200
istanbul'a üçüncü havalimanı ve kanal istanbul ile ilgili Amiral Deniz Kutluk tarafından yapılmış çevresel konulara ilişkin eleştiriler aşağıdadır.
---- alıntı -----
üçüncü bir havaalanı inşası için istanbul'un esas su alanları tehlike altına atılmıyor mu? Bunu belirleyen Çevresel Etki Değerlendirme Raporu (ÇED) daha hazırlanırken bu su kaynaklarına yaratılacak tehlike göl ve göletlere su birikintisi gibi önemsizleştirici sıfatlar yakıştırılıp çevre tahribatına maksatlı gidilmiyor mu? Eksik de olsa hazırlanmış ÇED Raporu henüz itirazlara açık ve askı süresi içinde iken yetkililer kalkıp da havaalanı ihalesini yapmadı mı? Bu amaçla 650.000 ağacın kesilmesine başlanmadı mı[ii]? Atatürk ve Sabiha Gökçen havaalanları ile 75 milyonluk yolcu kapasitesine ulaşılabileceği uzmanlarca belirlenmiş iken bu üçüncünün bir diğer gerçek havaalanı ihtiyacı olduğunu kim savunabilir[iii]? Her Türk vatandaşı yılda bir kez yurt dışına istanbul’dan uçsa bile yeterli olacak bu kapasiteden daha fazlasına ne gerek var, kim açıkladı, kim hesapladı?
Henüz 70 bin kadar yerleşkede evsel atıkların ıslahı ve geri kazanımı için drenaj, kolektör ve arıtma alt yapısı yok iken 40-50 milyar dolarlık bütçeler Yüksek Planlama Kurulundan istanbul Boğazına alternatif kanal açılımı için prensipte ayrılmış değil mi? Türkiye'de gereksiz yapılara bunca bol ve sarf edecek mali kaynak var ise, mahalli yönetimlerin Avrupa Birliği fonlarına muhtaç edilmeden arıtma ve çevre duyarlı yapılarını tamamlatabilmesi gerekmez mi? Bu suni istanbul Kanalının getireceği diğer sakıncalar yanı sıra, Marmara denizini Karadeniz kirlenmesi ve dip akıntısı eksikliğiyle "çöplük" haline getirebileceği, tüm istanbul su kaynaklarını tuzlulaştıracağı ve bu mega kentin susuz, kötü kokan bir çöplük haline dönüşebileceği ve hatta tüm istanbul'un terk edilmesine dahi neden olabileceği bilimsel hipotezi[v] dikkate alınmış mıdır? Denizdeki oksijen oranının ve canlılarındaki zengin çeşitliliğin Marmara'da büyük ölçüde zaten kaybedilmiş olması da dikkatlerden kaçmış olmalıdır[vi]. Karadeniz'den gelen kirliliğin birim zamanda 2-3 milyar metreküp su akışı olan boğazlardan[vii] Marmara kıyılarına etkisi değerlendirilmeden benzeri nitelikte büyük projelere kalkışılması çevre duyarlı bir yaklaşım sayılabilir mi? Yerinden yönetime ve çevre değerlerine önem verilmesi bununla bağdaşır mı? Hele istanbullulara "bu kanala ne dersiniz" diye soran oldu mu? Oysa ÇED Raporlarının bir önemli işlevi de halkın bununla ilgili bilgi-belgeye erişimi, görüş sunması ve bunların çevresel kararlarda dikkate alınmasını gerektirmesidir. Sahi bu aniden ortaya çıkıveren kanal istanbul'da 2009’da yüzlerce uzmanın üç yıllık bir çalışma sonucunda hazırlandığı kamuoyuna gösterişli şekilde açıklanan 1/100.000'lik istanbul Çevre Düzen Planında neden yoktu veya gereksinim duyulmamıştı? Üstelik "kalkınma planları hazırlamak" ve bunların "bütünlüğünü bozacak değişiklikleri önlemek" Anayasa m.166 ile icra organına düşen bir görev[viii] iken! Ancak tam 19 yıldır aynı siyasi görüşü izleyenlerin yönettiği megakent istanbul'da varılan durum "kent arazisinin ranta dönüştürülmesi ve rantın yakınlara aktarılması esası ile[ix] kentliler için çekilmez bir halde ise, doğa ile bütünleşmiş yaşamı özleyenlerin kenti terk etmekten başka bir seçeneği kalıyor mu?
ÖNEMLi PROJELER ÇED DIŞINA
Bu konuda sürpriz bir gelişme de Hükümetin yukarıda eleştirilen ÇED raporu eksiklerini gidermek yerine ÇED Raporun uygulamasını tamamen yok eden bir yasayı TBMM çoğunluğuna kabul ettirerek 1) istanbul'a üçüncü köprü, 2) Üçüncü havaalanı,3) Gebze-izmir otoyolu 4) Hasankeyf'i sular altında bırakacak Ilısu Barajını, 5) Nükleer santraller gibi çevreye dev etkisi olan projeleri Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) kapsamı dışına çıkartmasıdır. Böylece Türk vatandaşlarının öz malı olan çevre onlara sorulmadan, vekillerinin siyasi tasarrufu ile yok edilebilecek olmasının adaletsizliği hukuki kılıfa sokulmuş olmaktadır. Bu durum gerçekte ise çevreye görülmemiş ve telafisi çok zor zararlar verirken, Türkiye'nin taraf olduğu onlarca uluslar arası anlaşma, sözleşmeden doğan taahhütlerini Anayasa'nın 90/son maddesi de ihlal edilerek yok sayılabilecektir. Dahası bu haber ana akım medyada sadece Hürriyet Gazetesinde Yalçın Bayer'in köşesinin dibindeki bir 10 santimetrelik haber dışında hiçbir şekilde basında yer almamış görünüyor. O halde halkın da söz sahibi olduğu ÇED eksiklikleri düzeltilmeyip tamamen usul düzeni yok edilerek konu Türk halkının tepkilerinden de kaçırılmaya çalışılmıştır[x]. Muhalefetin bu konuda ne yaptığı ise belirgin değil! Sonunda Taksim Gezi işgali patlak vererek gençlerin doğaya ve çevre düzenine sahip çıkması ile gözlerden kaçırılanlar hem Türk kamuoyunun hem de dünyanın gündemine oldukça etkili şekilde taşındı.
---- alıntı -----
http://www.odatv.com/n.ph...zi-parki-degil-0207131200
Bu konuda yeterliliği olan firmaların hazırladığı rapordur. Yeterlilikleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı verir. Firmaların faaliyete başlamadan önce yaptırdıkları rapordur. Bu rapor olmadan işletme kurulamaz ve üretim yapılamaz.
http://www.maximumcevre.c...hazirlayan-sirketler.html
http://www.tualimforum.co...hazirlayan-sirketler.html
http://www.maximumcevre.c...hazirlayan-sirketler.html
http://www.tualimforum.co...hazirlayan-sirketler.html
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar