bugün
- birazdan temmuza giriyoruz9
- beyler bik bik erkek8
- sevişirken yapılması gerekenler7
- ferdi özbeğen dinleyen erkek6
- iyi futbol oynar mısınız4
- aktrollerin ibb davasını takip etmeyi bırakması21
- kadınların sevişirken sertlikten hoşlanması4
- ne zaman görsem gülerim3
- kocamın ayaklarını yıkarım6
- pulp fiction filmindeki zenciye tecavüz sahnesi3
- sözlük kızlarına bir fotoğraf bırak3
- arkadaşlar bakar mısınız lütfen7
- sahilde içerken dinlebilecek şarkılar3
- iremga6
- kibariye'nin ayağı3
- hiç kız olmayan sözlük3
- askerde en sevdiğiniz komutan3
- ben geldim naneler7
- sözlükte dillere destan bir aşk yaşamak istemek7
- meme uçlarım kaşınıyor emsene diyen kız3
- adananın normal bir şehir olmaması3
- karımın ayaklarını yıkarım3
- mabel matiz dinleyen erkek3
- nöbette uyuyan askeri öperek uyandırmak3
- adana5
- sözlüğün en şişko kadın yazarı9
- çok sıkıcı adamlarsınız lan3
- tai lung17
- 30 haziran 2026 fildişi sahili norveç maçı9
- matrix filmindeki uzun siyah paltolu adam2
- sözlükte gözle görülür libido artışı2
- aylık 401 bin tl iyi para mıdır sprunsalı2
- ilişkilerde masal karakteri arayan vizyonsuz5
- şeyhin götüne priz sokmak8
- ekmeğin içinden akıp giden kaşar2
- yarın diyete başlıyorum2
- sözlük yazarların üyesi olduğu dernekler2
- askerde verilen yoyo kartlık2
- iktidar değişince aktroller ne olacak sorunsalı15
- bu nasıl bir sıcak2
- hoşgörü dini islam12
- türklerin ezik bir millet olması4
- çiçekli şiirler bayım vardı ne oldu ona3
- elif karaarslan5
- meksika4
- kadir mısıroğlu'nun soyu23
- 2026 temmuz ayı nasıl geçecek2
- johnny sins ile mia khalifa film çekerse3
- raikagetokatlayan5
- ateist dövmek11
hiç bir ülke bir başka ülkede sadece kendi öz gücüyle, istihbarat servisleriyle, ülkenin içinde vahim olaylara sebebiyet veremez ve başarılı da olamaz.
ama bir ülkede hemen hemen hiç bir vahim olay, amacına ulaşsın ulaşamasın dış dinamiklerin de katkısı olmadan meydana gelmez.
bunun gerçekleşmesi için ille de vahim olay organizatörlerinin aman dış dinamik gel sende katkı sun demesi gibi komik ve mizahi bir seyir takip etmiyor.
her ülke, jeo politik ve jeo stratejik bağlamda istesin istemesin en yakın çevreden en uzak çevreye, ilişkileri dostane veya düşmanca olsun bütün egemenlik sevdasında olan ülkelerce yakın takip altındadır.
bu somut realite bu gün olduğu kadar dün de böyleydi. savaşlar, istilalar, yıkımlar her zaman kolektif dinamiklerin eseridir.
yakın tarihimizde şahit olduğumuz, yaşı yetmeyenler için söylüyorum şayet okuyorsanız takip etmişsinizdir , moda deyimle kırılma anlarında dış dinamik etkileşimleri, doğrudan dolaylı müdahaleleri teşhis etmiş olmalısınız.
türkiye, kıbrıs müdahalesine kadar kendi kabuğunda yaşayan, dalgaların etkisiyle bir kıyıdan bir kıyıya savrulan; her emre amade, gelen ağam giden paşam tarz sinik bir ülkeydi.
kıbrıs müdahalesi haklıydı haksızdı; şuydu buydu onlar ayrı mesele. ama müdahalenin bizatihi kendisi türkiyenin kıbrıs konusunda bütün dış dinamiklere rağmen yaptığı, belki osmanlıdan bu yana ilk dış eylemdi.
hemen ardından gelen ambargo, keza 1970 sonlarına doğru ıraktan irana doğru orta doğu bölgesinde yaşanan kargaşalar, türkiyeyi şiddeti artan bir dış dinamik kuşatmasına almıştır.
1977 1 mayıs kırımı, ülke alanında abd den rusyaya ve başka irili ufaklı ülkelerin neredeyse meydan muharebesine sahne olmuştur.
1977, ülkede mevcut iktidara karşı değil, muhtemel bir iktidara karşı açılan gizli savaşın eşiğidir.
nitekim takip eden günlerde yapılan seçimlerde chp, mevcut sol hareketin önemlice bir kısmının desteğiyle iktidarın kapısını açabilmiştir.
bu iç ve dış odaklar için kötü bir rüya idi. o günlerde yaşanan iç savaş; afganistan ablukasıyla ve iranın devrim muhafızlarının eline düştüğü bir anda karmaşıklaşan orta doğu denklemi; türkiyenin yani ülkemizin vakit geçirilmeden istikrarsızlaştırılarak "demokrasi" cephesine yeniden ve itirazsız kazandırılmasını acil-ertelenemez bir çözülmesi şart bir sorun olarak gündeme taşımıştır.
şimdi bu olaylarda beşli çetenin hizmetinde gönüllü dış kardeşliği görmemek için ya kör ya cahil yada dışa muhabbet beslemiş olmak gerekir.
ve günümüze doğru geçen zamanda maraştan, madımaka; 33 askerden 28 şubatlara; 28 şubattan adları efsaneleşen balyoz, sarı kız, eldiven gibi sayısız müdahale ve müdahale hamlelerinde, kürt hadisesi için belki eşik sayılabilecek öcalanın ülkeye teslimatında, öcalanın yagılanarak idama mahkum edilmesine rağmen, kargonun teslim töreninde imzalandığını sandığım mutabakat metni uyarınca asılmamasına kadar ve daha çoğaltılması mümkün hadiselerin, evet vahim hadiselerin içinde dış karanlık gölgeleri yok saymak ne siyasete, ne sosyolojiye, ne güç-hegemonya ilişkilerine rağmen böyle algılamak bilimsellikten uzak, avare bakıştır.
şimdi sığ bakış; bu gölge oyunundan; bu kabil olaylar sadece dış dinamik eseri midir gibisinden bir çıkarım yapar, hatta güya espri yaptığını sanarak bunu yapar. ve mesela der ki son yaşadığımız gezi hadisesinde; bizzat katıldım vallahi gölge falan yoktu ki der.
aslında şu günlerde yaşadığımız zihinsel kargaşanın temelinde olayların sınıfsal, ülkeler arası bir güç olma çılgınlığını göremeden; yaşadığımız ülkede mevcut iktidara karşı çok ta rasyonel olmayan bir nefretin sevgi duyamamanın adeta her şeyin müsebibbi sayılması gibi psikolojik bir eksen kaymasının rolünü, etki ve sonuçlarını görmemek mümkün değil gibi geliyor bana.
böyle bir durumun varlığı; bu tarz algı içinde olan kalabalıkları her zaman manüplasyona açık bırakır. zira bu tarz algı düşünmeyi gerektirmez, kendi yorumuna yakın her çağrıyı; doğru mu yanlış mı incelemeden kabule hazır bir vasatı ifade eder.
mesela liceden haber gelir gelmez, gezi aynılaştırması gayretleri buna bir örnek değil midir.
gezide kimi sermaye çevrelerinin ilerleyen günlerdeki tavrı, gezi üzerinden bir hesaplaşmanın varlığını hissettirmiyor mu size?
suriye özelinde orta doğuya ait ortaya atılan iddialar; gezi sürecinde renkli devrim hayallerinde kendini açıkça gösteren dış mühendislik hesaplarını görmemek için görmek istememek gerekir diye düşünüyorum.
israil ve türkiye son 10 yıldır inişli çıkışlı münasebet içindedir. orta doğuya bakışın ve sadece demokrasi ve insan değil ama aynı zamanda ekonomik politik çıkarların ekseninde, bölgesel güç olma istikametinde artık çakışan değil çatışan iki ülke vardır.
israilin bu konumda, ülkemizde ortaya çıkan ve vahim boyutlara ulaşma ihtimali yüksek bir olaya fransız kalmasını düşünmek pek bir safdilliktir.
ama bir ülkede hemen hemen hiç bir vahim olay, amacına ulaşsın ulaşamasın dış dinamiklerin de katkısı olmadan meydana gelmez.
bunun gerçekleşmesi için ille de vahim olay organizatörlerinin aman dış dinamik gel sende katkı sun demesi gibi komik ve mizahi bir seyir takip etmiyor.
her ülke, jeo politik ve jeo stratejik bağlamda istesin istemesin en yakın çevreden en uzak çevreye, ilişkileri dostane veya düşmanca olsun bütün egemenlik sevdasında olan ülkelerce yakın takip altındadır.
bu somut realite bu gün olduğu kadar dün de böyleydi. savaşlar, istilalar, yıkımlar her zaman kolektif dinamiklerin eseridir.
yakın tarihimizde şahit olduğumuz, yaşı yetmeyenler için söylüyorum şayet okuyorsanız takip etmişsinizdir , moda deyimle kırılma anlarında dış dinamik etkileşimleri, doğrudan dolaylı müdahaleleri teşhis etmiş olmalısınız.
türkiye, kıbrıs müdahalesine kadar kendi kabuğunda yaşayan, dalgaların etkisiyle bir kıyıdan bir kıyıya savrulan; her emre amade, gelen ağam giden paşam tarz sinik bir ülkeydi.
kıbrıs müdahalesi haklıydı haksızdı; şuydu buydu onlar ayrı mesele. ama müdahalenin bizatihi kendisi türkiyenin kıbrıs konusunda bütün dış dinamiklere rağmen yaptığı, belki osmanlıdan bu yana ilk dış eylemdi.
hemen ardından gelen ambargo, keza 1970 sonlarına doğru ıraktan irana doğru orta doğu bölgesinde yaşanan kargaşalar, türkiyeyi şiddeti artan bir dış dinamik kuşatmasına almıştır.
1977 1 mayıs kırımı, ülke alanında abd den rusyaya ve başka irili ufaklı ülkelerin neredeyse meydan muharebesine sahne olmuştur.
1977, ülkede mevcut iktidara karşı değil, muhtemel bir iktidara karşı açılan gizli savaşın eşiğidir.
nitekim takip eden günlerde yapılan seçimlerde chp, mevcut sol hareketin önemlice bir kısmının desteğiyle iktidarın kapısını açabilmiştir.
bu iç ve dış odaklar için kötü bir rüya idi. o günlerde yaşanan iç savaş; afganistan ablukasıyla ve iranın devrim muhafızlarının eline düştüğü bir anda karmaşıklaşan orta doğu denklemi; türkiyenin yani ülkemizin vakit geçirilmeden istikrarsızlaştırılarak "demokrasi" cephesine yeniden ve itirazsız kazandırılmasını acil-ertelenemez bir çözülmesi şart bir sorun olarak gündeme taşımıştır.
şimdi bu olaylarda beşli çetenin hizmetinde gönüllü dış kardeşliği görmemek için ya kör ya cahil yada dışa muhabbet beslemiş olmak gerekir.
ve günümüze doğru geçen zamanda maraştan, madımaka; 33 askerden 28 şubatlara; 28 şubattan adları efsaneleşen balyoz, sarı kız, eldiven gibi sayısız müdahale ve müdahale hamlelerinde, kürt hadisesi için belki eşik sayılabilecek öcalanın ülkeye teslimatında, öcalanın yagılanarak idama mahkum edilmesine rağmen, kargonun teslim töreninde imzalandığını sandığım mutabakat metni uyarınca asılmamasına kadar ve daha çoğaltılması mümkün hadiselerin, evet vahim hadiselerin içinde dış karanlık gölgeleri yok saymak ne siyasete, ne sosyolojiye, ne güç-hegemonya ilişkilerine rağmen böyle algılamak bilimsellikten uzak, avare bakıştır.
şimdi sığ bakış; bu gölge oyunundan; bu kabil olaylar sadece dış dinamik eseri midir gibisinden bir çıkarım yapar, hatta güya espri yaptığını sanarak bunu yapar. ve mesela der ki son yaşadığımız gezi hadisesinde; bizzat katıldım vallahi gölge falan yoktu ki der.
aslında şu günlerde yaşadığımız zihinsel kargaşanın temelinde olayların sınıfsal, ülkeler arası bir güç olma çılgınlığını göremeden; yaşadığımız ülkede mevcut iktidara karşı çok ta rasyonel olmayan bir nefretin sevgi duyamamanın adeta her şeyin müsebibbi sayılması gibi psikolojik bir eksen kaymasının rolünü, etki ve sonuçlarını görmemek mümkün değil gibi geliyor bana.
böyle bir durumun varlığı; bu tarz algı içinde olan kalabalıkları her zaman manüplasyona açık bırakır. zira bu tarz algı düşünmeyi gerektirmez, kendi yorumuna yakın her çağrıyı; doğru mu yanlış mı incelemeden kabule hazır bir vasatı ifade eder.
mesela liceden haber gelir gelmez, gezi aynılaştırması gayretleri buna bir örnek değil midir.
gezide kimi sermaye çevrelerinin ilerleyen günlerdeki tavrı, gezi üzerinden bir hesaplaşmanın varlığını hissettirmiyor mu size?
suriye özelinde orta doğuya ait ortaya atılan iddialar; gezi sürecinde renkli devrim hayallerinde kendini açıkça gösteren dış mühendislik hesaplarını görmemek için görmek istememek gerekir diye düşünüyorum.
israil ve türkiye son 10 yıldır inişli çıkışlı münasebet içindedir. orta doğuya bakışın ve sadece demokrasi ve insan değil ama aynı zamanda ekonomik politik çıkarların ekseninde, bölgesel güç olma istikametinde artık çakışan değil çatışan iki ülke vardır.
israilin bu konumda, ülkemizde ortaya çıkan ve vahim boyutlara ulaşma ihtimali yüksek bir olaya fransız kalmasını düşünmek pek bir safdilliktir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar