bugün
- nervio17
- dem'in bize elektriği parayla satamazsınız demesi19
- kurtar bizi müsavat16
- sözlükte kafa açıcı başlık olmaması8
- ellerim bos gonlum hos9
- kızlar çaylak olunca nickaltında ağıt yakan tipler9
- neden tüm iyi fikirler tuvallette akla gelir4
- bağlama büyüleri3
- meleklerin ifade ettiği anlamı sorgulamak4
- sevgilinizin vajinasını yalar mısınız7
- devran dönecek8
- şark bülbülü filmindeki zafer işareti2
- engelli kızı kaçırıp 4 kişinin istismar etmesi10
- maddi dünyayı kim yönetiyor2
- aralıksız 14 dakika boyunca osurmak5
- butlancıların birbirine girmesi5
- sevilen kızın abi demesi2
- güç zehirlenmesi yaşamamak için yapılması gereken7
- tas kafa traşlı hırt sorunu3
- bilinçaltı düzeyde etkileşime geçen varlıklar2
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı26
- victor osimhen18
- oğuzhan koç2
- lada samara2
- bugün ne öğrendin3
- garip başlıklar5
- idam cezasının geri gelmesi6
- alevi kızların alev alev yanması11
- ülke gündemini umursamamak6
- süt ısıtıp içine kahve ve şeker katmak6
- tai gay3
- meme gerdirme operasyonu8
- sabah yürüyüşü8
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı15
- din silah para2
- aslan gibi adam7
- nescafe xpress2
- yeni parti6
- bir buçuk kuşkaş vs 3 adet lahmacun2
- kılıçdaroğlu alevi değil etnik bölücüdür2
- lan ın ingilizcesi4
- cin5
- cumartesi pazarı4
- sözlükteki galatasaraylılar7
- murat 1312
- ayakkabıları ters giymek4
- bakırköy4
- okan buruk11
- kingdom come deliverance 23
- shell2
hiç bir ülke bir başka ülkede sadece kendi öz gücüyle, istihbarat servisleriyle, ülkenin içinde vahim olaylara sebebiyet veremez ve başarılı da olamaz.
ama bir ülkede hemen hemen hiç bir vahim olay, amacına ulaşsın ulaşamasın dış dinamiklerin de katkısı olmadan meydana gelmez.
bunun gerçekleşmesi için ille de vahim olay organizatörlerinin aman dış dinamik gel sende katkı sun demesi gibi komik ve mizahi bir seyir takip etmiyor.
her ülke, jeo politik ve jeo stratejik bağlamda istesin istemesin en yakın çevreden en uzak çevreye, ilişkileri dostane veya düşmanca olsun bütün egemenlik sevdasında olan ülkelerce yakın takip altındadır.
bu somut realite bu gün olduğu kadar dün de böyleydi. savaşlar, istilalar, yıkımlar her zaman kolektif dinamiklerin eseridir.
yakın tarihimizde şahit olduğumuz, yaşı yetmeyenler için söylüyorum şayet okuyorsanız takip etmişsinizdir , moda deyimle kırılma anlarında dış dinamik etkileşimleri, doğrudan dolaylı müdahaleleri teşhis etmiş olmalısınız.
türkiye, kıbrıs müdahalesine kadar kendi kabuğunda yaşayan, dalgaların etkisiyle bir kıyıdan bir kıyıya savrulan; her emre amade, gelen ağam giden paşam tarz sinik bir ülkeydi.
kıbrıs müdahalesi haklıydı haksızdı; şuydu buydu onlar ayrı mesele. ama müdahalenin bizatihi kendisi türkiyenin kıbrıs konusunda bütün dış dinamiklere rağmen yaptığı, belki osmanlıdan bu yana ilk dış eylemdi.
hemen ardından gelen ambargo, keza 1970 sonlarına doğru ıraktan irana doğru orta doğu bölgesinde yaşanan kargaşalar, türkiyeyi şiddeti artan bir dış dinamik kuşatmasına almıştır.
1977 1 mayıs kırımı, ülke alanında abd den rusyaya ve başka irili ufaklı ülkelerin neredeyse meydan muharebesine sahne olmuştur.
1977, ülkede mevcut iktidara karşı değil, muhtemel bir iktidara karşı açılan gizli savaşın eşiğidir.
nitekim takip eden günlerde yapılan seçimlerde chp, mevcut sol hareketin önemlice bir kısmının desteğiyle iktidarın kapısını açabilmiştir.
bu iç ve dış odaklar için kötü bir rüya idi. o günlerde yaşanan iç savaş; afganistan ablukasıyla ve iranın devrim muhafızlarının eline düştüğü bir anda karmaşıklaşan orta doğu denklemi; türkiyenin yani ülkemizin vakit geçirilmeden istikrarsızlaştırılarak "demokrasi" cephesine yeniden ve itirazsız kazandırılmasını acil-ertelenemez bir çözülmesi şart bir sorun olarak gündeme taşımıştır.
şimdi bu olaylarda beşli çetenin hizmetinde gönüllü dış kardeşliği görmemek için ya kör ya cahil yada dışa muhabbet beslemiş olmak gerekir.
ve günümüze doğru geçen zamanda maraştan, madımaka; 33 askerden 28 şubatlara; 28 şubattan adları efsaneleşen balyoz, sarı kız, eldiven gibi sayısız müdahale ve müdahale hamlelerinde, kürt hadisesi için belki eşik sayılabilecek öcalanın ülkeye teslimatında, öcalanın yagılanarak idama mahkum edilmesine rağmen, kargonun teslim töreninde imzalandığını sandığım mutabakat metni uyarınca asılmamasına kadar ve daha çoğaltılması mümkün hadiselerin, evet vahim hadiselerin içinde dış karanlık gölgeleri yok saymak ne siyasete, ne sosyolojiye, ne güç-hegemonya ilişkilerine rağmen böyle algılamak bilimsellikten uzak, avare bakıştır.
şimdi sığ bakış; bu gölge oyunundan; bu kabil olaylar sadece dış dinamik eseri midir gibisinden bir çıkarım yapar, hatta güya espri yaptığını sanarak bunu yapar. ve mesela der ki son yaşadığımız gezi hadisesinde; bizzat katıldım vallahi gölge falan yoktu ki der.
aslında şu günlerde yaşadığımız zihinsel kargaşanın temelinde olayların sınıfsal, ülkeler arası bir güç olma çılgınlığını göremeden; yaşadığımız ülkede mevcut iktidara karşı çok ta rasyonel olmayan bir nefretin sevgi duyamamanın adeta her şeyin müsebibbi sayılması gibi psikolojik bir eksen kaymasının rolünü, etki ve sonuçlarını görmemek mümkün değil gibi geliyor bana.
böyle bir durumun varlığı; bu tarz algı içinde olan kalabalıkları her zaman manüplasyona açık bırakır. zira bu tarz algı düşünmeyi gerektirmez, kendi yorumuna yakın her çağrıyı; doğru mu yanlış mı incelemeden kabule hazır bir vasatı ifade eder.
mesela liceden haber gelir gelmez, gezi aynılaştırması gayretleri buna bir örnek değil midir.
gezide kimi sermaye çevrelerinin ilerleyen günlerdeki tavrı, gezi üzerinden bir hesaplaşmanın varlığını hissettirmiyor mu size?
suriye özelinde orta doğuya ait ortaya atılan iddialar; gezi sürecinde renkli devrim hayallerinde kendini açıkça gösteren dış mühendislik hesaplarını görmemek için görmek istememek gerekir diye düşünüyorum.
israil ve türkiye son 10 yıldır inişli çıkışlı münasebet içindedir. orta doğuya bakışın ve sadece demokrasi ve insan değil ama aynı zamanda ekonomik politik çıkarların ekseninde, bölgesel güç olma istikametinde artık çakışan değil çatışan iki ülke vardır.
israilin bu konumda, ülkemizde ortaya çıkan ve vahim boyutlara ulaşma ihtimali yüksek bir olaya fransız kalmasını düşünmek pek bir safdilliktir.
ama bir ülkede hemen hemen hiç bir vahim olay, amacına ulaşsın ulaşamasın dış dinamiklerin de katkısı olmadan meydana gelmez.
bunun gerçekleşmesi için ille de vahim olay organizatörlerinin aman dış dinamik gel sende katkı sun demesi gibi komik ve mizahi bir seyir takip etmiyor.
her ülke, jeo politik ve jeo stratejik bağlamda istesin istemesin en yakın çevreden en uzak çevreye, ilişkileri dostane veya düşmanca olsun bütün egemenlik sevdasında olan ülkelerce yakın takip altındadır.
bu somut realite bu gün olduğu kadar dün de böyleydi. savaşlar, istilalar, yıkımlar her zaman kolektif dinamiklerin eseridir.
yakın tarihimizde şahit olduğumuz, yaşı yetmeyenler için söylüyorum şayet okuyorsanız takip etmişsinizdir , moda deyimle kırılma anlarında dış dinamik etkileşimleri, doğrudan dolaylı müdahaleleri teşhis etmiş olmalısınız.
türkiye, kıbrıs müdahalesine kadar kendi kabuğunda yaşayan, dalgaların etkisiyle bir kıyıdan bir kıyıya savrulan; her emre amade, gelen ağam giden paşam tarz sinik bir ülkeydi.
kıbrıs müdahalesi haklıydı haksızdı; şuydu buydu onlar ayrı mesele. ama müdahalenin bizatihi kendisi türkiyenin kıbrıs konusunda bütün dış dinamiklere rağmen yaptığı, belki osmanlıdan bu yana ilk dış eylemdi.
hemen ardından gelen ambargo, keza 1970 sonlarına doğru ıraktan irana doğru orta doğu bölgesinde yaşanan kargaşalar, türkiyeyi şiddeti artan bir dış dinamik kuşatmasına almıştır.
1977 1 mayıs kırımı, ülke alanında abd den rusyaya ve başka irili ufaklı ülkelerin neredeyse meydan muharebesine sahne olmuştur.
1977, ülkede mevcut iktidara karşı değil, muhtemel bir iktidara karşı açılan gizli savaşın eşiğidir.
nitekim takip eden günlerde yapılan seçimlerde chp, mevcut sol hareketin önemlice bir kısmının desteğiyle iktidarın kapısını açabilmiştir.
bu iç ve dış odaklar için kötü bir rüya idi. o günlerde yaşanan iç savaş; afganistan ablukasıyla ve iranın devrim muhafızlarının eline düştüğü bir anda karmaşıklaşan orta doğu denklemi; türkiyenin yani ülkemizin vakit geçirilmeden istikrarsızlaştırılarak "demokrasi" cephesine yeniden ve itirazsız kazandırılmasını acil-ertelenemez bir çözülmesi şart bir sorun olarak gündeme taşımıştır.
şimdi bu olaylarda beşli çetenin hizmetinde gönüllü dış kardeşliği görmemek için ya kör ya cahil yada dışa muhabbet beslemiş olmak gerekir.
ve günümüze doğru geçen zamanda maraştan, madımaka; 33 askerden 28 şubatlara; 28 şubattan adları efsaneleşen balyoz, sarı kız, eldiven gibi sayısız müdahale ve müdahale hamlelerinde, kürt hadisesi için belki eşik sayılabilecek öcalanın ülkeye teslimatında, öcalanın yagılanarak idama mahkum edilmesine rağmen, kargonun teslim töreninde imzalandığını sandığım mutabakat metni uyarınca asılmamasına kadar ve daha çoğaltılması mümkün hadiselerin, evet vahim hadiselerin içinde dış karanlık gölgeleri yok saymak ne siyasete, ne sosyolojiye, ne güç-hegemonya ilişkilerine rağmen böyle algılamak bilimsellikten uzak, avare bakıştır.
şimdi sığ bakış; bu gölge oyunundan; bu kabil olaylar sadece dış dinamik eseri midir gibisinden bir çıkarım yapar, hatta güya espri yaptığını sanarak bunu yapar. ve mesela der ki son yaşadığımız gezi hadisesinde; bizzat katıldım vallahi gölge falan yoktu ki der.
aslında şu günlerde yaşadığımız zihinsel kargaşanın temelinde olayların sınıfsal, ülkeler arası bir güç olma çılgınlığını göremeden; yaşadığımız ülkede mevcut iktidara karşı çok ta rasyonel olmayan bir nefretin sevgi duyamamanın adeta her şeyin müsebibbi sayılması gibi psikolojik bir eksen kaymasının rolünü, etki ve sonuçlarını görmemek mümkün değil gibi geliyor bana.
böyle bir durumun varlığı; bu tarz algı içinde olan kalabalıkları her zaman manüplasyona açık bırakır. zira bu tarz algı düşünmeyi gerektirmez, kendi yorumuna yakın her çağrıyı; doğru mu yanlış mı incelemeden kabule hazır bir vasatı ifade eder.
mesela liceden haber gelir gelmez, gezi aynılaştırması gayretleri buna bir örnek değil midir.
gezide kimi sermaye çevrelerinin ilerleyen günlerdeki tavrı, gezi üzerinden bir hesaplaşmanın varlığını hissettirmiyor mu size?
suriye özelinde orta doğuya ait ortaya atılan iddialar; gezi sürecinde renkli devrim hayallerinde kendini açıkça gösteren dış mühendislik hesaplarını görmemek için görmek istememek gerekir diye düşünüyorum.
israil ve türkiye son 10 yıldır inişli çıkışlı münasebet içindedir. orta doğuya bakışın ve sadece demokrasi ve insan değil ama aynı zamanda ekonomik politik çıkarların ekseninde, bölgesel güç olma istikametinde artık çakışan değil çatışan iki ülke vardır.
israilin bu konumda, ülkemizde ortaya çıkan ve vahim boyutlara ulaşma ihtimali yüksek bir olaya fransız kalmasını düşünmek pek bir safdilliktir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar