bugün
- ismet gurbuz 20247
- osuruktan şiirler89
- domuz yemeyiz abi3
- reddi miras2
- izalei şuyu2
- kadınların erkeğin ilgisine muhtaç olmaları3
- şile de ceyda yakova'nın öldüğü motosiklet kazası3
- hey yavrum be gelenlere bak4
- dolar isterse 100 olsun41
- 21 ağustos 2026 erzurumspor galatasaray maçı27
- koştursunlar ama düşmesinler2
- el erecto del tomtom bey2
- ayvalık tostu9
- ortak velayet2
- victor osimhen21
- dilek imamoğlunun ateş eden mayosu25
- vajinaya neden git gel yapıyoruz3
- ona bir şey söyle6
- bugün ne oldu3
- kadın olmanın çok güzel bir şey olması7
- youtube2
- game of thrones taki kerhaneci'nin annesi20
- g i l d e d l i l y28
- uyumsorunuyasayanbukal emun2
- kadınınızı çalıştırır mısınız14
- kendi memleketinde yabancı hissetmek5
- kapıma beyaz toros gelseydi eğer11
- pazartesi işe gidecek olmak4
- vancouver'dan toronto'ya gitmek4
- orospu çocuğu abdullah öcalan19
- nasıl birisiniz15
- nah sana oy17
- bir şeyler söyle6
- 22 ağustos 20262
- velvet48
- diamond bosphorus8
- game of thrones taki kerhaneci16
- 185 ve üstü kadınların çok havalı olması8
- kürtler8
- velvet mi güzel g'i l d'e d l'i l y mi8
- beybi leydi7
- gürcistan göçmenleri13
- sözlüğün en düşük iq sahibi yazarları12
- saw serisini bir gunde izlemek2
- yeni parti de bölünebilir10
- crush grubu2
- dolar 100 tl mazot 100 tl13
- simko320
- türk solcusu6
- tcg anadolu da robotik cerrahi denemesi2
Sana diyorum;
anlat bana, çocukluğunu anlat. bir köy evinde olalım baharın şu günlerinde. yeşil yeşil yaprakları çıkmış olsun kayısı ağaçlarının, sıkıcı bir sıcak hafif bir esintiyle karışsın. güneş o kadar parlak olsun ki gözlerimizi açamayalım, burmumuza polenler gelsin hapşurtsun seni, yüzüme gelsin sümüklerin. ben "oha" diyeyim sen "pardon yaa napiiim allerjim var benim" de, sonra ben sana çiçek vereyim " çooook yaşa, güzel yaşayalım" diyeyim. köy evinin balkonundan buğday tarlalarına bakalım, hafif ılık rüzgarlar salınan buğday başaklarına. "yok aman istemem buğday" dersen burçak olsun, arpa olsun... inelim sonra dere boyuna doğru, sana anlatayım, anlatayım, anlatayım; "bak bu bilmem ne otu saça iyi gelir, bak şu bilmem ne çiçeği mitolojide şu hikayesi var, bak bu bilmem ne ağacı, kozalaklarını biyerlerine sokunca çok iyi geliyormuş..."
- papatyalar açmış yüce satrap!
+ o-hooo papatyamı kaldı geçti mevsimi, onlar bilmem ne çiçeği
- çok biliyosun ya öfff konuşulmuyo senle, aaanı yaşayalım oğlum, bak onlar papatya, beyaz taç yaprakları var, ortasında sarı merkezi. o polen taşıyan sarı çekirdeği, hani burnumu ve gözlerimi yaşartıyor ya?
+ eööö kem küm.
sonra yürüyoruz, yürüyoruz bahçe aralarında, ama abi kimseler yok, bir kaç şişman inek ve polenleri bacaklarına sarılmış arı dışında. "şarap içelim" diyorsun, "bu sıcakta çarpmasın" diyorum. "senle de muhabbet olmuyo be yüce satrabım maussollos'um" diyosun. sonra eve geri gidiyoruz. çok sıcak olduğu için bitkin düşmüşüz, sen bir kanepede ben bir koltukta bayılıyoruz. çok sıcak çoook, ama köy evi bu serin olur içi, karşılıklı da pencereleri açtınmı? oooh, harikasın bebeğim, görüyormusun tül nasıl da salınıyor rüzgarda. ama şiddetli değil hafif hafif, böylece balon gibi şişiyor tül, ben seni izliyorum uykulu uykulu.
uyandığımda sen elinde niğde gazozu, üzerinde mavi keten bi' gömlek, ıslak saçları tepede toplamış beni izliyosun, güneşte gezdik ya yanmışsın, pembe pembe olmuş burnun ve elmacık yanakların. ben şaşkın, "hangi arada seviştik diye düşünüyorum" sen başını çevirip "ne sevişmesi" nasıl aklımı okuyorsun? Ama ama üzerindeki benim gömleğim... şeffaf...
"hava sıcak, terledim, uykum da açılsın, saat 4'e geliyor, bu güzel öğleden sonrayı kaçırmak istemiyorum" diyorsun. tekrar dışarı atıyoruz kendimizi, bu kez o kadar ısınmış ki hava, ben gömleğimi istemiyorum senden, kısacık şort var altımda sadece. yalınayak yürürken sen "şeffaf" gömleğimlesin sadece. geliyosun arkamdan.
bir ağaç altına atıyoruz kendimizi, dut ağacının koyu gölgesine, sıcaktan bayılıyoruz çünkü.yatıyorsun dizime ve başlıyosun anlatmaya
bana; "benim doğduğum yerde hava griydi, salçalı ekmeklerle kurşun gökkubbe altında sokakta büyüdüm ben, ama mutluydum..."
anlat bana, çocukluğunu anlat. bir köy evinde olalım baharın şu günlerinde. yeşil yeşil yaprakları çıkmış olsun kayısı ağaçlarının, sıkıcı bir sıcak hafif bir esintiyle karışsın. güneş o kadar parlak olsun ki gözlerimizi açamayalım, burmumuza polenler gelsin hapşurtsun seni, yüzüme gelsin sümüklerin. ben "oha" diyeyim sen "pardon yaa napiiim allerjim var benim" de, sonra ben sana çiçek vereyim " çooook yaşa, güzel yaşayalım" diyeyim. köy evinin balkonundan buğday tarlalarına bakalım, hafif ılık rüzgarlar salınan buğday başaklarına. "yok aman istemem buğday" dersen burçak olsun, arpa olsun... inelim sonra dere boyuna doğru, sana anlatayım, anlatayım, anlatayım; "bak bu bilmem ne otu saça iyi gelir, bak şu bilmem ne çiçeği mitolojide şu hikayesi var, bak bu bilmem ne ağacı, kozalaklarını biyerlerine sokunca çok iyi geliyormuş..."
- papatyalar açmış yüce satrap!
+ o-hooo papatyamı kaldı geçti mevsimi, onlar bilmem ne çiçeği
- çok biliyosun ya öfff konuşulmuyo senle, aaanı yaşayalım oğlum, bak onlar papatya, beyaz taç yaprakları var, ortasında sarı merkezi. o polen taşıyan sarı çekirdeği, hani burnumu ve gözlerimi yaşartıyor ya?
+ eööö kem küm.
sonra yürüyoruz, yürüyoruz bahçe aralarında, ama abi kimseler yok, bir kaç şişman inek ve polenleri bacaklarına sarılmış arı dışında. "şarap içelim" diyorsun, "bu sıcakta çarpmasın" diyorum. "senle de muhabbet olmuyo be yüce satrabım maussollos'um" diyosun. sonra eve geri gidiyoruz. çok sıcak olduğu için bitkin düşmüşüz, sen bir kanepede ben bir koltukta bayılıyoruz. çok sıcak çoook, ama köy evi bu serin olur içi, karşılıklı da pencereleri açtınmı? oooh, harikasın bebeğim, görüyormusun tül nasıl da salınıyor rüzgarda. ama şiddetli değil hafif hafif, böylece balon gibi şişiyor tül, ben seni izliyorum uykulu uykulu.
uyandığımda sen elinde niğde gazozu, üzerinde mavi keten bi' gömlek, ıslak saçları tepede toplamış beni izliyosun, güneşte gezdik ya yanmışsın, pembe pembe olmuş burnun ve elmacık yanakların. ben şaşkın, "hangi arada seviştik diye düşünüyorum" sen başını çevirip "ne sevişmesi" nasıl aklımı okuyorsun? Ama ama üzerindeki benim gömleğim... şeffaf...
"hava sıcak, terledim, uykum da açılsın, saat 4'e geliyor, bu güzel öğleden sonrayı kaçırmak istemiyorum" diyorsun. tekrar dışarı atıyoruz kendimizi, bu kez o kadar ısınmış ki hava, ben gömleğimi istemiyorum senden, kısacık şort var altımda sadece. yalınayak yürürken sen "şeffaf" gömleğimlesin sadece. geliyosun arkamdan.
bir ağaç altına atıyoruz kendimizi, dut ağacının koyu gölgesine, sıcaktan bayılıyoruz çünkü.yatıyorsun dizime ve başlıyosun anlatmaya
bana; "benim doğduğum yerde hava griydi, salçalı ekmeklerle kurşun gökkubbe altında sokakta büyüdüm ben, ama mutluydum..."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar