bugün
- dizi sektöründeki maliyet krizi13
- ülkücü erkek ermeni kız aşkı10
- 90lar türkçe pop5
- bir kadın olarak dünyaya fırlatılmak4
- gençler sakın büyümeyin3
- centilmen dizisi3
- düzenli beyaz ekmek yemek gerizekalı yapıyor5
- xiaomi iphone samsung huawei oppo vivo realme3
- askerde özlenen şeyler9
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı2
- izmir de poposundan bıçaklanan trans birey7
- bu koyden olsam ne olacak2
- rüyada ilkokul derslerini alttan almak6
- yörük kızı dizisi2
- hiç bana sordun mu2
- 8 kasım 2026 rizespor erzurumspor maçı2
- 5 kasım 2026 uludağ sözlük ara yüzünün değişmesi18
- kan şekerini aşırı yükselten yiyecekler6
- hatay usülü soslu döner2
- türk dizilerinin en büyük sorunu3
- okan buruk5
- fare var deyince ay ben korkarım diyen erkek4
- 30 kasım 2026 beşiktaş galatasaray maçı4
- kız bulmak için scout ekibi kurmak2
- atları bağlayın geceyi burada geçiriyoruz21
- rüyada hala askerde olduğunu görmek5
- allah5
- yazarların işlediği günahlar15
- mekke anlaşması'nın tbmm den geçmesi8
- kuantum fiziğine sahip kadın5
- basketbol maçlarında molalarda reklama gidilmesi2
- çok güzel bir kızın sizi kesmesi4
- kocasının fotosunu paylaşan kadın yazar5
- uludede3
- hayat bilgisi ürperi3
- terhis oluyorum sözlük25
- burun karıştırmak5
- ceren ayruk2
- flört uygulamalarında eşleşme algoritması2
- azerbaycan2
- otomobilin üstünde uyuyakalan adam4
- bir önceki entryi devam ettir4
- çay var içersen antidepresan da var yersen4
- çay koydum sen anlat diyen psikolog4
- gammaz mesaisi3
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı14
- amedspor27
- eski sevgilisini unutamayan biriyle çıkmak6
- abdullah öcalan2
- fatma betül olayından çıkarılacak beş ders5
ölüm ile alakalı yazı yazmayı sevmiyorum aslında. her telaffuz ettiğimde çağırıyormuşum gibi geliyor.
ben sana başka bir şey anlatacağım mishel.
dedemin en sevdiğim insan olması, onun nasıl bir insan olduğundan çok; benim onu nasıl gördüğümdü. belli yaşına kadar karaborsacı olarak anılan dedem, insanların gözünde belki de kötü bir insandı. fena bir esnaf. kimsenin işini düşürmek istemeyeceği zalım bir mal sahibi.
ben dedemi diğer insanların gördüğü gibi görmedim. yaptığı işle ilgilenmedim. kime ne sattığı umrumda olmadı. sadece beni ve ailesini çok sevdiği için sevdim onu.
yazmak çok saçma geliyor aslına bakarsan ölümün ardından. çok sevdiğin birini bir daha göremeyecek olma duygusu, bu duyguyu henüz tatmamış insanın algılayabileceği bir şey değil. en çok neye imreniyorsun desen; sanırım dedesi olan, dedesiyle oynayan çocuklara, diye cevaplarım. çünkü ben, 14 senedir, bir fiil, dedemi çok özlüyorum. imreniyorum dedesi olan kimselere..
kim ne söylerse söylesin, kim ne yaparsa yapsın, atamıyorum aklımdaki anıları bir kenara. tamam, haklılar aslında, zamanla azalıyor; alışıyorsun. ama alışmak o kadar kötü geliyor ki.. bir anda ''dedemin yokluğuna nasıl da alışmışım, yazıklar olsun bana.'' diye kızıyorum kendime, dedemi unuttuğumu fark edince.
çok acı. unutuyorum onu bazen. unuttuğumu hatırladığımda sanki kalbime bir ok saplanıyor. nefes almıyorum. almak istemiyorum. anıların en belirginlerini silip atamıyorum. atmıyorum.
boyoz mesela. boyoz yediğim her an aklıma geliyor dedem. çok severdi boyozu. kahvaltısından eksik etmezdi. greyfurt mesela.. içmeden duramazdı. içine bol toz şeker; bana da ikram ederdi. içi kan kırmızı portakal zannederdim greyfurtu. çok şaşırırdım her defasında sıkarken.
fakat bazı şeyler o kadar normalleşiyor ki ''o mezar taşının şöyle olmasını isterdi'' diye düşünmek dahi, bir noktadan sonra insanın yokluğunu olağanüstü bir seviyeden olağan bir düzleme çekiyor.
insanla alakalı en büyük sır ölüm. öldüğünde neye ne olduğunu dahi bilemiyoruz, fakat ona dair şeyleri ölümden sonra sanki bakkaldan ekmek almak, su almak kadar normalmişçesine konuşuyoruz. işte bu da canımı çok yakıyor.
ölümü insan herkese yakıştırabiliyor, ölü insanların arkasından küfredebiliyor dahi, ama en sevdiği kişinin bir anda bir gün herkesin tadacağı o şeye maruz kalabileceğini asla ve asla kabul etmiyor. kabul etmekten ziyade, ölümün sanki başkalarına odaklı, bizim dışımızda bir gerçeklik olduğu illüzyonuyla yaşıyor.
dedemin felç kaldığı haberini aldığımda, çocukluğumun da getirisi ile sanırım, pek ilgilenmedim. ah.. şimdiki aklım olsaydı yanından bir adım ayrılmazdım. çünkü o gerçekten çok iyi bir adamdı.
insanın pişmanlığı biraz büyüdüğünde ortaya çıkıyor. her zaman dedeme çok önem vermiştim, onun bir dediğini iki etmemeye özen göstermiştim. fakat bunlardan ötede, o, torunu olan insana adeta kendi dengiymişçesine muamele etmişti. oturup konuşuyordu benimle, kendisine ne kadar salakça gelse de söylediklerimi herhangi önyargısız bir insandan farksız olarak dinliyordu.
sonra dedem öldü.
ölümünü duyan herkes baş sağlığı diliyordu, en başta söylediğim gibi, herkes başın sağolsun dedikten sonra normal hayatına geri dönüyordu bir gün kendilerinin de ölebileceklerine ihtimal vermeden. ev doluyordu, gelenler, gidenler, her taraftan taşan yemekler, helva...
insanların en sevdiklerinin dahi tattıkları, ayırım gözetmeden başa gelen şeymiş bu. ölüm..
ben dedem ölünce çok ağlamıştım. şairin dediği gibi, göze sabun kaçması gibi bir şeydi.. bilirim acını. tüm kalbimle, başın sağolsun diyorum. ve emin ol, diğerleri gibi, normal yaşantıma dönmüyorum.
ben sana başka bir şey anlatacağım mishel.
dedemin en sevdiğim insan olması, onun nasıl bir insan olduğundan çok; benim onu nasıl gördüğümdü. belli yaşına kadar karaborsacı olarak anılan dedem, insanların gözünde belki de kötü bir insandı. fena bir esnaf. kimsenin işini düşürmek istemeyeceği zalım bir mal sahibi.
ben dedemi diğer insanların gördüğü gibi görmedim. yaptığı işle ilgilenmedim. kime ne sattığı umrumda olmadı. sadece beni ve ailesini çok sevdiği için sevdim onu.
yazmak çok saçma geliyor aslına bakarsan ölümün ardından. çok sevdiğin birini bir daha göremeyecek olma duygusu, bu duyguyu henüz tatmamış insanın algılayabileceği bir şey değil. en çok neye imreniyorsun desen; sanırım dedesi olan, dedesiyle oynayan çocuklara, diye cevaplarım. çünkü ben, 14 senedir, bir fiil, dedemi çok özlüyorum. imreniyorum dedesi olan kimselere..
kim ne söylerse söylesin, kim ne yaparsa yapsın, atamıyorum aklımdaki anıları bir kenara. tamam, haklılar aslında, zamanla azalıyor; alışıyorsun. ama alışmak o kadar kötü geliyor ki.. bir anda ''dedemin yokluğuna nasıl da alışmışım, yazıklar olsun bana.'' diye kızıyorum kendime, dedemi unuttuğumu fark edince.
çok acı. unutuyorum onu bazen. unuttuğumu hatırladığımda sanki kalbime bir ok saplanıyor. nefes almıyorum. almak istemiyorum. anıların en belirginlerini silip atamıyorum. atmıyorum.
boyoz mesela. boyoz yediğim her an aklıma geliyor dedem. çok severdi boyozu. kahvaltısından eksik etmezdi. greyfurt mesela.. içmeden duramazdı. içine bol toz şeker; bana da ikram ederdi. içi kan kırmızı portakal zannederdim greyfurtu. çok şaşırırdım her defasında sıkarken.
fakat bazı şeyler o kadar normalleşiyor ki ''o mezar taşının şöyle olmasını isterdi'' diye düşünmek dahi, bir noktadan sonra insanın yokluğunu olağanüstü bir seviyeden olağan bir düzleme çekiyor.
insanla alakalı en büyük sır ölüm. öldüğünde neye ne olduğunu dahi bilemiyoruz, fakat ona dair şeyleri ölümden sonra sanki bakkaldan ekmek almak, su almak kadar normalmişçesine konuşuyoruz. işte bu da canımı çok yakıyor.
ölümü insan herkese yakıştırabiliyor, ölü insanların arkasından küfredebiliyor dahi, ama en sevdiği kişinin bir anda bir gün herkesin tadacağı o şeye maruz kalabileceğini asla ve asla kabul etmiyor. kabul etmekten ziyade, ölümün sanki başkalarına odaklı, bizim dışımızda bir gerçeklik olduğu illüzyonuyla yaşıyor.
dedemin felç kaldığı haberini aldığımda, çocukluğumun da getirisi ile sanırım, pek ilgilenmedim. ah.. şimdiki aklım olsaydı yanından bir adım ayrılmazdım. çünkü o gerçekten çok iyi bir adamdı.
insanın pişmanlığı biraz büyüdüğünde ortaya çıkıyor. her zaman dedeme çok önem vermiştim, onun bir dediğini iki etmemeye özen göstermiştim. fakat bunlardan ötede, o, torunu olan insana adeta kendi dengiymişçesine muamele etmişti. oturup konuşuyordu benimle, kendisine ne kadar salakça gelse de söylediklerimi herhangi önyargısız bir insandan farksız olarak dinliyordu.
sonra dedem öldü.
ölümünü duyan herkes baş sağlığı diliyordu, en başta söylediğim gibi, herkes başın sağolsun dedikten sonra normal hayatına geri dönüyordu bir gün kendilerinin de ölebileceklerine ihtimal vermeden. ev doluyordu, gelenler, gidenler, her taraftan taşan yemekler, helva...
insanların en sevdiklerinin dahi tattıkları, ayırım gözetmeden başa gelen şeymiş bu. ölüm..
ben dedem ölünce çok ağlamıştım. şairin dediği gibi, göze sabun kaçması gibi bir şeydi.. bilirim acını. tüm kalbimle, başın sağolsun diyorum. ve emin ol, diğerleri gibi, normal yaşantıma dönmüyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com