bugün
- hiç antidepresan kullanmayan insan6
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri23
- claudian clouds37
- ölümden korkuyor musunuz30
- mustafa kemal atatürk ün boyu7
- habire1219
- atatürk diyor ki8
- kadın dövmek4
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı27
- epoxis2
- size göre akp'nin en büyük ihaneti hangisi17
- tuba büyüküstün2
- iltica17
- hiçbir şey yapası gelmemek2
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri52
- forex dolandırıcılığı soruşturmasında 191 gözaltı2
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı36
- hamburgerin içindeki domates4
- askerde sahip olunan en büyük lüks17
- 20 eylül 2026 fenerbahçe eyüpspor maçı14
- tulumba tatlısı6
- meriç keskin4
- koca koca adamların stanley termosla gezmesi11
- vedat muriqi6
- verginin ahlaki meşruiyeti2
- fenerbahçe5
- camilerin propaganda üssüne dönüşmesi15
- kafakoparan dede3
- amedspor'un süper ligin lideri olması13
- her biji amed8
- trombosit bağışında bulunmak2
- depresyon6
- gecenin şarkısı12
- sözlüğün canlandırılması için yapılması gerekenler7
- 0 0 719
- laik ülkeyi dinciler yönetirse14
- kabe de filistin bayrağının yasaklanması11
- galatasaray5
- dualarımız bu akşam beşiktaş ile10
- sıfır atık vakfı11
- cizre de havai fişek nedeniyle yangın2
- uçan arabalar neden çıkmadı6
- adana saimbeylide deprem3
- z kuşağı kızlarının escort gibi olması7
- türk düşmanı piçler9
- pazar gecesi sözlükte 900 online yazar olması5
- amed sporlu bir kızı hoplatmak6
- sözlük kızlarının kekleri24
- sözlükteki sinsi köpekler8
- trabzonspor'un amedspor'u lider yapması5
ölüm ile alakalı yazı yazmayı sevmiyorum aslında. her telaffuz ettiğimde çağırıyormuşum gibi geliyor.
ben sana başka bir şey anlatacağım mishel.
dedemin en sevdiğim insan olması, onun nasıl bir insan olduğundan çok; benim onu nasıl gördüğümdü. belli yaşına kadar karaborsacı olarak anılan dedem, insanların gözünde belki de kötü bir insandı. fena bir esnaf. kimsenin işini düşürmek istemeyeceği zalım bir mal sahibi.
ben dedemi diğer insanların gördüğü gibi görmedim. yaptığı işle ilgilenmedim. kime ne sattığı umrumda olmadı. sadece beni ve ailesini çok sevdiği için sevdim onu.
yazmak çok saçma geliyor aslına bakarsan ölümün ardından. çok sevdiğin birini bir daha göremeyecek olma duygusu, bu duyguyu henüz tatmamış insanın algılayabileceği bir şey değil. en çok neye imreniyorsun desen; sanırım dedesi olan, dedesiyle oynayan çocuklara, diye cevaplarım. çünkü ben, 14 senedir, bir fiil, dedemi çok özlüyorum. imreniyorum dedesi olan kimselere..
kim ne söylerse söylesin, kim ne yaparsa yapsın, atamıyorum aklımdaki anıları bir kenara. tamam, haklılar aslında, zamanla azalıyor; alışıyorsun. ama alışmak o kadar kötü geliyor ki.. bir anda ''dedemin yokluğuna nasıl da alışmışım, yazıklar olsun bana.'' diye kızıyorum kendime, dedemi unuttuğumu fark edince.
çok acı. unutuyorum onu bazen. unuttuğumu hatırladığımda sanki kalbime bir ok saplanıyor. nefes almıyorum. almak istemiyorum. anıların en belirginlerini silip atamıyorum. atmıyorum.
boyoz mesela. boyoz yediğim her an aklıma geliyor dedem. çok severdi boyozu. kahvaltısından eksik etmezdi. greyfurt mesela.. içmeden duramazdı. içine bol toz şeker; bana da ikram ederdi. içi kan kırmızı portakal zannederdim greyfurtu. çok şaşırırdım her defasında sıkarken.
fakat bazı şeyler o kadar normalleşiyor ki ''o mezar taşının şöyle olmasını isterdi'' diye düşünmek dahi, bir noktadan sonra insanın yokluğunu olağanüstü bir seviyeden olağan bir düzleme çekiyor.
insanla alakalı en büyük sır ölüm. öldüğünde neye ne olduğunu dahi bilemiyoruz, fakat ona dair şeyleri ölümden sonra sanki bakkaldan ekmek almak, su almak kadar normalmişçesine konuşuyoruz. işte bu da canımı çok yakıyor.
ölümü insan herkese yakıştırabiliyor, ölü insanların arkasından küfredebiliyor dahi, ama en sevdiği kişinin bir anda bir gün herkesin tadacağı o şeye maruz kalabileceğini asla ve asla kabul etmiyor. kabul etmekten ziyade, ölümün sanki başkalarına odaklı, bizim dışımızda bir gerçeklik olduğu illüzyonuyla yaşıyor.
dedemin felç kaldığı haberini aldığımda, çocukluğumun da getirisi ile sanırım, pek ilgilenmedim. ah.. şimdiki aklım olsaydı yanından bir adım ayrılmazdım. çünkü o gerçekten çok iyi bir adamdı.
insanın pişmanlığı biraz büyüdüğünde ortaya çıkıyor. her zaman dedeme çok önem vermiştim, onun bir dediğini iki etmemeye özen göstermiştim. fakat bunlardan ötede, o, torunu olan insana adeta kendi dengiymişçesine muamele etmişti. oturup konuşuyordu benimle, kendisine ne kadar salakça gelse de söylediklerimi herhangi önyargısız bir insandan farksız olarak dinliyordu.
sonra dedem öldü.
ölümünü duyan herkes baş sağlığı diliyordu, en başta söylediğim gibi, herkes başın sağolsun dedikten sonra normal hayatına geri dönüyordu bir gün kendilerinin de ölebileceklerine ihtimal vermeden. ev doluyordu, gelenler, gidenler, her taraftan taşan yemekler, helva...
insanların en sevdiklerinin dahi tattıkları, ayırım gözetmeden başa gelen şeymiş bu. ölüm..
ben dedem ölünce çok ağlamıştım. şairin dediği gibi, göze sabun kaçması gibi bir şeydi.. bilirim acını. tüm kalbimle, başın sağolsun diyorum. ve emin ol, diğerleri gibi, normal yaşantıma dönmüyorum.
ben sana başka bir şey anlatacağım mishel.
dedemin en sevdiğim insan olması, onun nasıl bir insan olduğundan çok; benim onu nasıl gördüğümdü. belli yaşına kadar karaborsacı olarak anılan dedem, insanların gözünde belki de kötü bir insandı. fena bir esnaf. kimsenin işini düşürmek istemeyeceği zalım bir mal sahibi.
ben dedemi diğer insanların gördüğü gibi görmedim. yaptığı işle ilgilenmedim. kime ne sattığı umrumda olmadı. sadece beni ve ailesini çok sevdiği için sevdim onu.
yazmak çok saçma geliyor aslına bakarsan ölümün ardından. çok sevdiğin birini bir daha göremeyecek olma duygusu, bu duyguyu henüz tatmamış insanın algılayabileceği bir şey değil. en çok neye imreniyorsun desen; sanırım dedesi olan, dedesiyle oynayan çocuklara, diye cevaplarım. çünkü ben, 14 senedir, bir fiil, dedemi çok özlüyorum. imreniyorum dedesi olan kimselere..
kim ne söylerse söylesin, kim ne yaparsa yapsın, atamıyorum aklımdaki anıları bir kenara. tamam, haklılar aslında, zamanla azalıyor; alışıyorsun. ama alışmak o kadar kötü geliyor ki.. bir anda ''dedemin yokluğuna nasıl da alışmışım, yazıklar olsun bana.'' diye kızıyorum kendime, dedemi unuttuğumu fark edince.
çok acı. unutuyorum onu bazen. unuttuğumu hatırladığımda sanki kalbime bir ok saplanıyor. nefes almıyorum. almak istemiyorum. anıların en belirginlerini silip atamıyorum. atmıyorum.
boyoz mesela. boyoz yediğim her an aklıma geliyor dedem. çok severdi boyozu. kahvaltısından eksik etmezdi. greyfurt mesela.. içmeden duramazdı. içine bol toz şeker; bana da ikram ederdi. içi kan kırmızı portakal zannederdim greyfurtu. çok şaşırırdım her defasında sıkarken.
fakat bazı şeyler o kadar normalleşiyor ki ''o mezar taşının şöyle olmasını isterdi'' diye düşünmek dahi, bir noktadan sonra insanın yokluğunu olağanüstü bir seviyeden olağan bir düzleme çekiyor.
insanla alakalı en büyük sır ölüm. öldüğünde neye ne olduğunu dahi bilemiyoruz, fakat ona dair şeyleri ölümden sonra sanki bakkaldan ekmek almak, su almak kadar normalmişçesine konuşuyoruz. işte bu da canımı çok yakıyor.
ölümü insan herkese yakıştırabiliyor, ölü insanların arkasından küfredebiliyor dahi, ama en sevdiği kişinin bir anda bir gün herkesin tadacağı o şeye maruz kalabileceğini asla ve asla kabul etmiyor. kabul etmekten ziyade, ölümün sanki başkalarına odaklı, bizim dışımızda bir gerçeklik olduğu illüzyonuyla yaşıyor.
dedemin felç kaldığı haberini aldığımda, çocukluğumun da getirisi ile sanırım, pek ilgilenmedim. ah.. şimdiki aklım olsaydı yanından bir adım ayrılmazdım. çünkü o gerçekten çok iyi bir adamdı.
insanın pişmanlığı biraz büyüdüğünde ortaya çıkıyor. her zaman dedeme çok önem vermiştim, onun bir dediğini iki etmemeye özen göstermiştim. fakat bunlardan ötede, o, torunu olan insana adeta kendi dengiymişçesine muamele etmişti. oturup konuşuyordu benimle, kendisine ne kadar salakça gelse de söylediklerimi herhangi önyargısız bir insandan farksız olarak dinliyordu.
sonra dedem öldü.
ölümünü duyan herkes baş sağlığı diliyordu, en başta söylediğim gibi, herkes başın sağolsun dedikten sonra normal hayatına geri dönüyordu bir gün kendilerinin de ölebileceklerine ihtimal vermeden. ev doluyordu, gelenler, gidenler, her taraftan taşan yemekler, helva...
insanların en sevdiklerinin dahi tattıkları, ayırım gözetmeden başa gelen şeymiş bu. ölüm..
ben dedem ölünce çok ağlamıştım. şairin dediği gibi, göze sabun kaçması gibi bir şeydi.. bilirim acını. tüm kalbimle, başın sağolsun diyorum. ve emin ol, diğerleri gibi, normal yaşantıma dönmüyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar