bugün
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı78
- nervio'ya evlenme teklif etmek30
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak15
- ahmet kaya3
- mutlu günleri beklemek15
- en lezzetli balık12
- yeni evli çift aktiviteleri12
- vajinaya dil atmak16
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı10
- sözlükte kimseye zararı olmayan yazar20
- gece uyanıkları3
- sözlük kızlarının çorapları11
- nervio abla15
- yerde para bulmak8
- sözlükteki gizli geyi ifşalıyorum15
- güney kore34
- sözlüğe hareket getirecek şey6
- kedimin yatağıma kusması6
- motorsiklet5
- kimsenin sizi sevmemesi16
- ıspartalıları sevmemek8
- sözlük kızlarına hallenen erkek yazarlar8
- ümit kocasakal19
- from gold from dust36
- rusyada neden kızlar şımarık değil sorunsalı9
- para kazanmak6
- kış gelince kısa etek ince çorap modası8
- en son ne aldınız13
- ismail kartal19
- nervio'nun peşinden koşan yazarlar9
- mersin10
- nervio tarzı entry girmek24
- muslettin amca ile edirne genelevine gidiyoruz6
- porsche4
- bir sözlük erkeğine patik hediye etmek8
- sözlükte götü çok kaldırılmış kızlar8
- bir sözlük kızının çoraplarını hediye olarak almak8
- instagram da artan erotizm sebebi10
- birbiriyle çiftleşecek uludağ sözlük yazarları12
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması19
- ayak sevecek kadar abaza olmak10
- sinemada yiyişen sevgililer9
- insanın kendiyle geçireceği zamana ihtiyacı olması4
- ayağa boşmalmak10
- kuru amlı10
- dudaktan öpüşmek neden seksle bağlantılı9
- 2026'nın yaşayan en seksi erkeği6
- seks hikayesi yazan trajedi yazarı6
- okumuş kültürlü insandan nefret eden tip6
- kitapçıda dakikalarca vakit geçiren dallama7
"yaratıcı"ya ya da metafizik olarak nitelendireilebilecek hiçbir öğeye inanmama, tümden reddetme hali...
Öncelikle, inanç ya da inançsızlık tamamen basit bir tercih meselesidir. "Parayı hangi elimde tutuyorum bil bakalım?" sorusunu, iki elini de yumruk şeklinde sıkıp kapatarak bize soran birinin rasgele sağ ya da sol elini tercih etmekten çok da farklı değildir yani. Başlangıçta öylesine (ya da zorunlu) bir tercih olan bu durum, zamanla "içsel sorgulamalarla" yıpranır ya da daha da kuvvetlenir.
Eğer inançlı biriyseniz, yaptığınız sorgulamalar, kendinize sunduğunuz argümanlar sizi inancınızı pekiştirmeye sevk edebilir. Bu pekişme halini haladın gittikçe kalınlaşmasına benzetebiliriz. Belli bir raddeye geldikten sonra, halatınız kopmaz; bazen ufak tefek darbeler alsa da... Yaptığınız sorgulamalar ve kendinize sunduğunuz argümanlar sizi aksi yöne de sevk edebilir, eğer kendi içinizde çelişkiye düşer ya da tatmin olmazsanız... Bu durumdaki kişinin de yavaş yavaş inançsızlığa kayması kuvvetle muhtemeldir.
Bu süreç, ilk başta "inançsız" olmayı seçmiş birisi için de birebir aynı şekilde ilerleyecektir. Ya "inançsızlığınızı" git gide pekiştireceksinizdir, ya da tatmin olmayıp inanmayı seçeceksinizdir.
Kısaca, ister inançlı olsun, ister inançsız; herkes ama herkes en başta yaptığı tercihini mantıklı bir zemine oturtabilir kendince... Akıl ve bilim elbette ki çok çok değerlidir ama adı üstünde bu bir "inanç" meselesidir, tercih meselesidir. Tarafların bilim kılıcını kuşanıp da birbirine saldırması kör dövüşünden öteye geçmez.
Yazımı, benim inanç konusundaki tercihimde yol gösterici olan ve Hz. Ali'ye atfedilen bir rivayetle bitireyim. Belki size göre böyle bir olay hiç yaşanmamıştır, hatta belki Hz. Ali diye biri hiç var olmamıştır ve uydurmadır. istediğiniz gibi düşünebilirsiniz. Dedim ya, tercih meselesi:
Bir gün bir müşrik (kafir, ateist, putperest ya da adı herneyse) Hz. Ali'nin yanına sokulmuş ve sormuş. "Ya Ali, Muhammed size bir din getirdi. Allah diye birşeyden bahseder ki ne gördük ne de bildik. Siz Muhammed'in bu dediklerine iman ettiniz: Namaz kılıyorsunuz, oruç tutuyorsunuz...vs Hatta bundan gayrı kendinizi bazı dünya nimetlerinden de uzak tutuyorsunuz. Ne için: Hiç görmediğiniz, duymadığınız Allah böyle istiyor diye... Ve o Allah size Cenneti, bize de cehennemi vaad ediyor diye... Hiç düşündün mü ya Ali? Ya Allah yoksa? Ya cennet-cehennem yoksa? Söylenen onca mükafat, onca ceza hepsi birer uydurmaysa? Hiç düşündün mü, ya ben haklıysam?"
Hz. Ali cevap vermiş vakurluğunu hiç bozmadan. "Evet" demiş... "Sen haklıysan benim bunca geyretim nafile. Olmayan birşey için kendimi bir nebze kısıtlamış olurum. Ama hepsi bu, daha fazlası değil. Peki, sen hiç düşündün mü, ya ben haklıysam? Senin halin nice olur?"
..Ben Hz. Ali'nin haklı olduğuna inanmayı tercih ettim ömrüm boyunca. Böyle de devam etmek istiyorum tercihime eğer inandığım Allah da izin verirse... Siz de ister Hz. Ali'nin haklı olduğuna inanın, ister ona o soruları sorana... Ama tercihiniz ne olursa olsun, karşınızdakini hor görmeyin, küçümsemeyin. Herkesin dinlemeye değer bir hikayesi vardır.
Öncelikle, inanç ya da inançsızlık tamamen basit bir tercih meselesidir. "Parayı hangi elimde tutuyorum bil bakalım?" sorusunu, iki elini de yumruk şeklinde sıkıp kapatarak bize soran birinin rasgele sağ ya da sol elini tercih etmekten çok da farklı değildir yani. Başlangıçta öylesine (ya da zorunlu) bir tercih olan bu durum, zamanla "içsel sorgulamalarla" yıpranır ya da daha da kuvvetlenir.
Eğer inançlı biriyseniz, yaptığınız sorgulamalar, kendinize sunduğunuz argümanlar sizi inancınızı pekiştirmeye sevk edebilir. Bu pekişme halini haladın gittikçe kalınlaşmasına benzetebiliriz. Belli bir raddeye geldikten sonra, halatınız kopmaz; bazen ufak tefek darbeler alsa da... Yaptığınız sorgulamalar ve kendinize sunduğunuz argümanlar sizi aksi yöne de sevk edebilir, eğer kendi içinizde çelişkiye düşer ya da tatmin olmazsanız... Bu durumdaki kişinin de yavaş yavaş inançsızlığa kayması kuvvetle muhtemeldir.
Bu süreç, ilk başta "inançsız" olmayı seçmiş birisi için de birebir aynı şekilde ilerleyecektir. Ya "inançsızlığınızı" git gide pekiştireceksinizdir, ya da tatmin olmayıp inanmayı seçeceksinizdir.
Kısaca, ister inançlı olsun, ister inançsız; herkes ama herkes en başta yaptığı tercihini mantıklı bir zemine oturtabilir kendince... Akıl ve bilim elbette ki çok çok değerlidir ama adı üstünde bu bir "inanç" meselesidir, tercih meselesidir. Tarafların bilim kılıcını kuşanıp da birbirine saldırması kör dövüşünden öteye geçmez.
Yazımı, benim inanç konusundaki tercihimde yol gösterici olan ve Hz. Ali'ye atfedilen bir rivayetle bitireyim. Belki size göre böyle bir olay hiç yaşanmamıştır, hatta belki Hz. Ali diye biri hiç var olmamıştır ve uydurmadır. istediğiniz gibi düşünebilirsiniz. Dedim ya, tercih meselesi:
Bir gün bir müşrik (kafir, ateist, putperest ya da adı herneyse) Hz. Ali'nin yanına sokulmuş ve sormuş. "Ya Ali, Muhammed size bir din getirdi. Allah diye birşeyden bahseder ki ne gördük ne de bildik. Siz Muhammed'in bu dediklerine iman ettiniz: Namaz kılıyorsunuz, oruç tutuyorsunuz...vs Hatta bundan gayrı kendinizi bazı dünya nimetlerinden de uzak tutuyorsunuz. Ne için: Hiç görmediğiniz, duymadığınız Allah böyle istiyor diye... Ve o Allah size Cenneti, bize de cehennemi vaad ediyor diye... Hiç düşündün mü ya Ali? Ya Allah yoksa? Ya cennet-cehennem yoksa? Söylenen onca mükafat, onca ceza hepsi birer uydurmaysa? Hiç düşündün mü, ya ben haklıysam?"
Hz. Ali cevap vermiş vakurluğunu hiç bozmadan. "Evet" demiş... "Sen haklıysan benim bunca geyretim nafile. Olmayan birşey için kendimi bir nebze kısıtlamış olurum. Ama hepsi bu, daha fazlası değil. Peki, sen hiç düşündün mü, ya ben haklıysam? Senin halin nice olur?"
..Ben Hz. Ali'nin haklı olduğuna inanmayı tercih ettim ömrüm boyunca. Böyle de devam etmek istiyorum tercihime eğer inandığım Allah da izin verirse... Siz de ister Hz. Ali'nin haklı olduğuna inanın, ister ona o soruları sorana... Ama tercihiniz ne olursa olsun, karşınızdakini hor görmeyin, küçümsemeyin. Herkesin dinlemeye değer bir hikayesi vardır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar