bugün
- sürekli çalışmak zorunda olmamız7
- her gün 1 litre kola içersek ne olur9
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı24
- sözlükteki kuzucuklarım6
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi8
- kablosuz mouse10
- iskilipli atıf hoca21
- favlayan yazarın asıl amacı12
- tanımadığı kadına tokat atan adam7
- robert de niro denince akla gelen ilk film8
- songül karlı5
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması8
- yagmur yagiyor seller akiyor3
- zenci kadın poposu5
- togg4
- lpg'nin 50 tl olması2
- camfrog sönmez küfürleri3
- somali de türk bayrağı yakılması2
- sözlük kürdü55
- ismail kartal18
- yurt dışı çıkış harcı2
- imei kayıt ücreti2
- alex745alejandroali can2
- ahmet nazif zorlu8
- fb'nin inanılmaz başarısı4
- yerli marka kullanmak2
- yeni bir işe başlarken akıldan geçenler3
- travesti ile para kavgası2
- kasımda aşk başkadır5
- kasım ayının beraberinde getirdikleri6
- aktara girip özgürce alışveriş yapmak6
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- uzay masalı2
- kelebek gibi uçarım ağzını yüzünü skerim3
- karanlık maddenin kuarklarla izinin sürülmesi2
- millette manyak para var21
- iş yerinde atletle çalışmak4
- herşeyi boşverip arıcak'a yerleşmek5
- aletle yapacagin isi elinle yapma2
- evli bir kadını sikmek4
- otel odasında yalnız kalmak4
- melis işiten2
- sarhoş insanlarla dolu partideki tek ayık kişi5
- güney kore devlet başkanı lee den türkiye mesajı3
- atatürk düşmanı değilim2
- anın görüntüsü31
- 30 liraya satılan tavuk döner15
- fon vurgunu3
- herşeyi kusursuz sadece ayağı çirkin olan kız3
- klamidya3
Amerikan askerleri tarafından 4 Temmuz 2003'te Süleymaniye'de Türk askerleriyle birlikte tutuklanarak başına çuval geçirilen ingiliz pandomim sanatçısı, bu olaydan sonra cuval adlı bir kitap yazmısdır.
kitabdan bölümler...
ABD'li askerlere ingiliz olduğumu, Süleymaniye'de kaldığımı, kayıp kızımı aradığımı ve çocuklara oyuncak dağıttığımı anlattım. Kimse ilgilenmedi. Beni hemen serbest bırakacaklarından emin olduğum için ABD askerlerinin yanında kendimi çok rahat hissediyordum. Orduya ait bir kamyonun içinde sessiz ve hareketsiz insanlar görüyordum. Hiçbiri hareket etmiyor, hepsinin başına birer çuval geçirilmişti. Onlar insan, hepsinin kafasında plastik çuvallar var ve elleri kelepçelenmiş."
Bana herhangi bir talimat vermediler, sadece sonradan öğrendiğime göre içinde Türk Özel Kuvvetleri'nin bulunduğu kamyonun içine fırlattılar... Kamyonun sıcak metal zeminine sert bir biçimde düştüm. Boğucu çuvalın altında, yarı karanlıkta hiçbir şey anlayamıyordum...
'Pislik torbası hacılar, çenenizi kapayın, çuvalları çıkarın da sizi iyice bir pataklayayım' ve buna benzer şeyler duydum. Amerikalıların küfürlerinin dışında da sesler duyuyordum... Bir askerin kamyona tırmandığını gördüm ve yumruğunu sol tarafımda duran adamın suratına indirdi. Çuvalı çıkarmamasını söyledi."
Fırın-kamyonun içinde beklerken çok fazla konuşma duyuyorum, tüm yakarışlara kayıtsız kalıyorlar. Diğer adamlar su istiyor, ama anadilleri ingilizce değil. Aniden saldırıyorlar yanımızdaki askerler, kafalara vuruyorlar ve bağırıyorlar... Parmakları sürekli tetikteydi ve bıçaklarını gösteriyorlardı.... Bu çocuk sayılacak yaştaki askerler bazılarımızın El Kaideci olduğundan şüpheleniyorlardı."
Yanımdaki adam çok acı çekiyordu, plastik kelepçeler ona eziyet ediyordu... Hepimiz öyleydik ama onun hayati tehlikesi vardı, çünkü ellerinin rengi değişmeye başlamıştı... Bu kadar El Kaide şüphelisi nereden çıkmıştı? Türkçe konuştuklarından emindim, bu mümkün değildi çünkü ABD ve Türkiye müttefikti... Kimse gülmüyordu. Herkes şaşkındı. Yanımda yatan adamla aramda bir yakınlık olduğunu hissettim, şükürler olsun ki adam sağdı ama pek iyi durumda değildi. ingilizcesi gayet iyiydi, bana milliyetimi sordu, kendisi Türktü, Ankaralıydı, aramızdaki bağ büyüdü...
Kamyondaki diğer insanların da Türk olduğunu söyledi ama bazılarını tanımıyordu. Bizim konuşmamızdan nefret ettiler ve silahlarına mermi sürerek çenemizi kapatmamızı söylediler."
Çuvalları başımızdan söküp aldılar. Süleymaniye'yi gördüm, anayolda gidiyorduk, herkes gözünü bize dikmişti; bizimle alay ediyor ve Amerikan askerlerini alkışlıyorlardı. Amerikan askerlerine el sallıyorlar ve gülümsüyorlardı, bize aşağılayıcı şeyler fırlatıyorlardı. Bazılarının ayakkabılarını savurduğunu ve tükürdüğünü gördüm.
Neden başımızdaki çuvalları çıkarmışlardı? Bunu kasıtlı yaptıklarını şimdi anlıyorum, insanlar yüzlerimizi görüp tanımıştı ve böylece ABD iyi bir iş yaptığını Kürtlere göstermiş oluyordu."
"...Duyduklarım şunlardı, bunları yazdığım için üzgünüm çünkü kötü laflar: 'Şu alçak bir daha çuvalını çıkarmaya kalkarsa onu delik deşik edeceğim', 'Şu alçaklardan birini süngülemek çok hoşuma gider', 'Çok üzgün görünüyorlar, sanki birazdan kafası kesilecek olan bir grup tavuğa benziyorlar!', 'Burayı biraz boşaltalım, kapıları kilitleyelim ve birkaçının kafasını keselim, bakalım kafaları kesilince ortalıkta koşabiliyorlar mı?'..."
Biri koluma dokundu ve su şişesiyle kafamdaki çuvalı dürttü. Çuvalı kaldırdım, komşum nazikçe bana su ikram ediyordu. Bu dostluğu asla unutmayacağım, o da en az benim kadar korkmuştu, benim gibi o da yaşamının en korkulu dakikalarını yaşıyordu ve bu Türk bana su ikram ediyordu, şişenin içinde çok az su kalmıştı, suyun hepsini içebilirdi ama bu suyu benim için ayırmıştı...
Bu Türkler kimdi? Hiçbiri gözüme 'tehlikeli teröristler' gibi görünmüyordu."
kitabdan bölümler...
ABD'li askerlere ingiliz olduğumu, Süleymaniye'de kaldığımı, kayıp kızımı aradığımı ve çocuklara oyuncak dağıttığımı anlattım. Kimse ilgilenmedi. Beni hemen serbest bırakacaklarından emin olduğum için ABD askerlerinin yanında kendimi çok rahat hissediyordum. Orduya ait bir kamyonun içinde sessiz ve hareketsiz insanlar görüyordum. Hiçbiri hareket etmiyor, hepsinin başına birer çuval geçirilmişti. Onlar insan, hepsinin kafasında plastik çuvallar var ve elleri kelepçelenmiş."
Bana herhangi bir talimat vermediler, sadece sonradan öğrendiğime göre içinde Türk Özel Kuvvetleri'nin bulunduğu kamyonun içine fırlattılar... Kamyonun sıcak metal zeminine sert bir biçimde düştüm. Boğucu çuvalın altında, yarı karanlıkta hiçbir şey anlayamıyordum...
'Pislik torbası hacılar, çenenizi kapayın, çuvalları çıkarın da sizi iyice bir pataklayayım' ve buna benzer şeyler duydum. Amerikalıların küfürlerinin dışında da sesler duyuyordum... Bir askerin kamyona tırmandığını gördüm ve yumruğunu sol tarafımda duran adamın suratına indirdi. Çuvalı çıkarmamasını söyledi."
Fırın-kamyonun içinde beklerken çok fazla konuşma duyuyorum, tüm yakarışlara kayıtsız kalıyorlar. Diğer adamlar su istiyor, ama anadilleri ingilizce değil. Aniden saldırıyorlar yanımızdaki askerler, kafalara vuruyorlar ve bağırıyorlar... Parmakları sürekli tetikteydi ve bıçaklarını gösteriyorlardı.... Bu çocuk sayılacak yaştaki askerler bazılarımızın El Kaideci olduğundan şüpheleniyorlardı."
Yanımdaki adam çok acı çekiyordu, plastik kelepçeler ona eziyet ediyordu... Hepimiz öyleydik ama onun hayati tehlikesi vardı, çünkü ellerinin rengi değişmeye başlamıştı... Bu kadar El Kaide şüphelisi nereden çıkmıştı? Türkçe konuştuklarından emindim, bu mümkün değildi çünkü ABD ve Türkiye müttefikti... Kimse gülmüyordu. Herkes şaşkındı. Yanımda yatan adamla aramda bir yakınlık olduğunu hissettim, şükürler olsun ki adam sağdı ama pek iyi durumda değildi. ingilizcesi gayet iyiydi, bana milliyetimi sordu, kendisi Türktü, Ankaralıydı, aramızdaki bağ büyüdü...
Kamyondaki diğer insanların da Türk olduğunu söyledi ama bazılarını tanımıyordu. Bizim konuşmamızdan nefret ettiler ve silahlarına mermi sürerek çenemizi kapatmamızı söylediler."
Çuvalları başımızdan söküp aldılar. Süleymaniye'yi gördüm, anayolda gidiyorduk, herkes gözünü bize dikmişti; bizimle alay ediyor ve Amerikan askerlerini alkışlıyorlardı. Amerikan askerlerine el sallıyorlar ve gülümsüyorlardı, bize aşağılayıcı şeyler fırlatıyorlardı. Bazılarının ayakkabılarını savurduğunu ve tükürdüğünü gördüm.
Neden başımızdaki çuvalları çıkarmışlardı? Bunu kasıtlı yaptıklarını şimdi anlıyorum, insanlar yüzlerimizi görüp tanımıştı ve böylece ABD iyi bir iş yaptığını Kürtlere göstermiş oluyordu."
"...Duyduklarım şunlardı, bunları yazdığım için üzgünüm çünkü kötü laflar: 'Şu alçak bir daha çuvalını çıkarmaya kalkarsa onu delik deşik edeceğim', 'Şu alçaklardan birini süngülemek çok hoşuma gider', 'Çok üzgün görünüyorlar, sanki birazdan kafası kesilecek olan bir grup tavuğa benziyorlar!', 'Burayı biraz boşaltalım, kapıları kilitleyelim ve birkaçının kafasını keselim, bakalım kafaları kesilince ortalıkta koşabiliyorlar mı?'..."
Biri koluma dokundu ve su şişesiyle kafamdaki çuvalı dürttü. Çuvalı kaldırdım, komşum nazikçe bana su ikram ediyordu. Bu dostluğu asla unutmayacağım, o da en az benim kadar korkmuştu, benim gibi o da yaşamının en korkulu dakikalarını yaşıyordu ve bu Türk bana su ikram ediyordu, şişenin içinde çok az su kalmıştı, suyun hepsini içebilirdi ama bu suyu benim için ayırmıştı...
Bu Türkler kimdi? Hiçbiri gözüme 'tehlikeli teröristler' gibi görünmüyordu."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar