bugün
- sözlüğe küsmek4
- recep tayyip erdoğan22
- gece araba sürerken dinlenecek şarkılar3
- sözlük kızlarının kombinleri17
- tai lung51
- ne kadar yaşlısın19
- sarapci koala40
- ankete gelin beyler27
- kaşık pozisyonunda sevgilisinin önünde yatan erkek2
- dolly parton'ın ölümü2
- şarapçı koala niye kuzey kore'ye gitmiyor8
- avon ultra colour indulgence ruj3
- ırkçıların hırt dediği insanlara sevgi göstermek21
- sözlükte yükselen reis sevdası20
- kızarmış ekmek10
- uludağ sözlük iç huzur ve aydınlanma derneği9
- doğu perinçek6
- stephen king ile birlikte içip sohbet etmek2
- kendine yabancılaşmak10
- sevmediğiniz yazarlar14
- ben gökten inen ekmeğim5
- bir otel odasında yalnızken duyulan hüzün4
- terörsüz türkiye5
- isa kendini tanrı'nın oğlu olarak görüyordu5
- rica ediyorum beni eksilemeyiniz6
- sözlükte yaratım sancısı çekmek5
- sözlük sosyalistlerinin fotoğrafları5
- pkk'nın silah bırakmasını takip edecek kurul31
- akepelilerdeki imamoğlu korkusunun asıl nedeni3
- şarapcı koala ile beyaz toros küba turu yapmak2
- bir orduya karşı tek kişi olup doğruları savunmak8
- aktrolleri çıldırtacak bir şey bırak9
- blok3ün gece napıyorsun mesela diye mesaj atması2
- yalnızlık rahatlıktır15
- ben de reise oy vericem12
- koala aniden 180 derece neden döndü sorunsalı6
- gece gece bir sözlük kızıyla nutella kaşıklamak3
- 210 olduğunu iddia eden sözlük beyinin 158 çıkması2
- velvet39
- bir soru sor7
- mazlum abdi den sdg'nin feshi açıklaması2
- pkk kürt ağa ve kürt feodallere ne yapmış26
- sdg ypg'nin kendini fesh etmesi3
- persac ile tantuni yiyip sinema konuşmak6
- batının kktc'nin tanınmasına engel olması6
- iskoçya4
- türkiye de sosyalist devrim olma ihtimali10
- dünyanın en büyük orospu çocuğu7
- her dönerin adamı5
- 25 ağustos 2026 ankara madenci eylemi6
Elif mesajlarıma cevap vermiyordu ve günlerden salıydı. Camın kenarında büzüşmüş, battaniyeyi ayağımla yakalayıp üstüme çekmeye çalışıyor ve başaramıyordum. Midem acıyordu ve yalnızlık kokuyordu etraf. Bir kalkabilsem battaniyeyi alabilecek, üşümeme veda edecektim ama içimden gelmiyordu işte. Ayağımla aynı beyhude uğraşı sürdürerek kendi kendime bir oyun türettim. içimden 6 ya kadar sayıyor ve tüm gücümle battaniyeye ulaşmaya çalışıyordum. Daha sonra 7 ye kadar sayıp tekrarlıyordum. 8 e kadar sonra ve bu şekilde devam ediyordu. Neden 6 dan başladığıma dair hiçbir fikrim yoktu ve battaniyeye sadece baş parmağımla dokunabiliyordum. Fazla zorlamaktan ve günlerdir sıvı tüketmemiş olmamın damarlarımı hassaslaştırmasından bacağıma kramp girmek üzereydi. Lanet şey dedim içimden. Seni orospu çocuğu! Küfürü sanıyorum kendime etmiştim. Emin değilim. Neyse.
Günlerdir bir şey içmemiştim ve içimde kötülüğü taçlandıran, tapınak şövalyelerine bekaretini sunan bir bakire güzelliğinde, faydasız, mesnetsiz bir korku oturuyordu. Nedenini bulamadığım saf bir pişmanlık ve sürekli eşiğinde dolaşılan, ancak bir türlü içine düşülemeyen bir kaos hissi. Cinselliğim bitmişti sanırım. Ne bok yediğime dair zerre fikrim yoktu ve sadece salınıyordum. Referans noktana dair hiçbir fikrin olmadan salınmak belki başlarda romantik bir tür edim ve varoluşsal bir bilmeceye atılan ussal bir düğüm gibi görünebilir ama benim hissettiğim saf bir acıydı ve liseli kızlar gibi bilinmezliğin korkusu ile kendi kendime titriyor, anlamsız metalarla uğraşıyor, boş düşünceler üzerine dolu saatler geçiriyor, denemiyor, yoruluyor, yapay çiftleştirme ürünü, darlık çeken bir köpek gibi solunum bozukluğu yaşıyor ve dudaklarımı yalıyordum. Sahi, ne bok yiyordum ben?
Karşımda eski usul bir tren istasyonu olduğunu hayal ettim. Evim sanki bir tren garının önündeymiş, trenin gara her girişinde camlarım titrermiş, sesten dolayı kulaklarımdaki uğultular sancı dolu acılara dönüşürmüş ve ben bu bitip tükenmek bilmeyen seferlere, durmayan yolculukların getirdiği acı çelik hissine defalarca küfreder, içinde bulunduğum talihsizlikten yakınırmış gibi. Deli gibi. Evet.
Sonra trenden bir kadın iniyor. Eteği uçuk pembe ve şiddetli bir rüzgarda baldırlarını tümüyle ortaya koyabilecek denli davetkar. Aşağılık orospu diyorum ona. Sokak orospusu! Bir rüzgarla tüm hazinesini erkeklerin gözlerinden kasıklarına akıtmaya dünden razı bir kevaşesin sen! Aylardan Ocak değil mi? Bu mevsim burada sık sık fırtına olur hem. Üstelik giydiğin incecik çorap seni üşütür. Ama sen, ama rezil sen, pislik yaratık, üşümek pahasına erkeklerin uçkuruna ateşler salmayı göze alan sen! 400 yıllık soneleri kirlettin bencil aymazlığınla ve tüm soyumuzu şehvetin kucağına atmaktan arsız bir haz duyuyorsun. isterik davranışın, hanımefendi görünüşün altında gizlenirken, kim bilir sen kaç erkeğin gece otuzbirlerine meze olacağını hayal edip müstehzi bakışlar atıyorsun etrafa? Kaç kişi gördü acaba? Hangisinin önü kabardı? Kim en önce eve gidip patlatacak? Spermleri ılık mıdır? Ya da belki gar tuvaletinde bir kondüktör? Ahahaha! Seni rezil maymun! Seni pislik oyunbaz! Seni sokak orospusu! Kocasının trenden inip 2 küçük çocuktan birini annesinin kucağına vermesiyle iç çektim.
Anlamak çözmeye yetmez oldukça eski bir klişe olmanın yanı sıra anlamlı da bir zımbırtıdır. Her tarafımız aforizmaya boğulmuşken gerçek de oldukça rüküş kalıyor doğrusu. insan istiyor ki rönesanstaki gibi ihtişamlı sofralarda aptal günlük sorunları ussal kavramlarla karşılaştırıp diyalekt durumlar yaratsın ama bu da bildiğimiz sıcacık bokun boyanıp şeker diye sunulmasından başka bir şey değil. Sorun şu ki çabuk sıkılıyorum. Düşüncelerimden, kendimden, aynadan, yazdıklarımdan, orospu anneden
Sonra bir de zevk kavramı var. Hani bazen kinik bir yakarışla tüm hayatımızı addetmemiz gerektiğini söylediğimiz ama arsız yaşamlarımıza devam ettiğimiz bu lolipop sürecin mimarı. Bunu elbette kendime göre yönetmem gerekirdi. Ben de elit zevklerim olduğunu düşündüm ve düşünceme inandım. Doğru muydu acaba? Kaliteli kadın, sohbet, alkol ve mekanlarla zamanı ikiye yarmanın ikiyüzlü doğa resimlerine bakmaktan farkı var mıydı? Battaniyeye uzanamıyordum. Boşversene
Yok, yok, hayır. Bak şöyle olabilir; tam karşımda mükemmel bir kadın fotoğrafı var. Hüzünlü bir yüz. Hafif bir damla gözlerinden süzülmek üzere ve fotoğrafçı, sanatçı, bu anı öylesine yakalamış ki kadının duygu durumunun değişmeye başladığı anda yüzünde beliren karmaşanın göstergesi olan çizgilerin devinimleri sanki fotoğrafın hareketli bir canlı olduğu hissini uyandırıyor. Kontrastı yüksek bu siyah beyaz fotoğrafta sanki kadının çizgileri onu ağlatan olaya veya kişiye karşı savaş açmışçasına hafifçe kayıyor ve biz o kadının içsel karmaşasındaki salt ağlama güdüsü ile güçlü görünme, vakur duruş ile ayaklara kapanma arasında gidip gelmesini arıyoruz. Güçlü bir arya gibi gözlerimizden girip vücudumuza yayılan bu duygu sanatın gerçeği arayışında ulaştığı güçlü bir durak ve belki bizi işte tam da bu sebeple etkiliyor. Peki, o kadın şu anda ne yapıyor? Hep bu fotoğraftaki gibi ağlıyor mu yoksa hayatı düzene girmiş, yeni bir erkekle tanışmış, arada arkadaşlarıyla kahve içip dedikodu yaparken, önünden geçen yakışıklı erkeklerin siklerinin boyunu tahmin etmeye çalışıyor ve aşığı ile sevişirken geliyorum! diye haykırıyor mu? Hangisi gerçek?
Battaniyeyle mücadelemde bir sonuca ulaşabilmiş değilim. Vücudum katı ve soğuğa karşı hissizleşmeye başlamış durumda. Dolapta yarım portakal var. 3 günlük. Belki de 7. Bilmiyorum. Sikimde de değil.
Piyano olabilirdi salonumda. Konsol bir parça. Ve ben zamanında yorumladığı impromptular ile cemiyetin gözdesi iken sebepsiz yere içine kapanmış, düşüncelere boğulup kapısını çalanlara defol diye haykıran, anlamsız yahut derin anlamlı bir münzevi olabilirdim.
Ya da liman işletmesinde taşıyıcılık yapan, şeflerinin gücü kuvveti nedeniyle övdüğü, bir seferde 3 kişinin boşaltabileceği kadar yük taşıyan bir işçi olabilirdim. Ve daha sonra, yine kimsenin anlamadığı bir şekilde odasına kapanan ve kapısını çalan olursa defol buradan diye haykıran ve anlamsız yahut derin anlamlı bir münzevi olabilirdim.
Herkes ve her şey sikilmiş durumda. Anlama sahip değilim. Ya da kadınlara. Bir orospunun benim önümde en yakın arkadaşımı ağzına alması için tüm dünyayı satabilirdim. Ya da bir annenin isyanda kesilmiş boynundan sızan kanı yalayan kucağındaki bebeğin görüntüsünün hafsalamdan çıkmayan nahoş görüntüsü için gerisinden vazgeçebilirdim. En azından bir anlamı olurdu. Bunun için yaptım derdim! Kendime. Evet, işte bunun içindi yaptığım. Görüyor musunuz? Bir nedenim var benim! Sonsuz kez gökyüzüne varmaya çalışan bir balonu elleri arasına hapseden bir çocuğun özgüveniyle sarılırdım hikayeme. Benim bir nedenim var. Tanrım ne mutluluk! Tanrım! Siktir tanrım!
Elimi sikime götürdüm. Hareket yok. Yaşlı piç! Ne istiyorsun artık benden der gibi eğiyor, süzüyor başını. Yağmurda çıplak ayak gezen bir genç kızı tokatlamak büyük erdemdir sanırım. Ya da bir boğanın taşaklarını avucunla ölçüp yanında duran insanlara ağırlığını beyan etmek. Bilemiyorum aslında. Hah, telefon çalıyor. Arayan? Tabi ki, tabi ki
Günlerdir bir şey içmemiştim ve içimde kötülüğü taçlandıran, tapınak şövalyelerine bekaretini sunan bir bakire güzelliğinde, faydasız, mesnetsiz bir korku oturuyordu. Nedenini bulamadığım saf bir pişmanlık ve sürekli eşiğinde dolaşılan, ancak bir türlü içine düşülemeyen bir kaos hissi. Cinselliğim bitmişti sanırım. Ne bok yediğime dair zerre fikrim yoktu ve sadece salınıyordum. Referans noktana dair hiçbir fikrin olmadan salınmak belki başlarda romantik bir tür edim ve varoluşsal bir bilmeceye atılan ussal bir düğüm gibi görünebilir ama benim hissettiğim saf bir acıydı ve liseli kızlar gibi bilinmezliğin korkusu ile kendi kendime titriyor, anlamsız metalarla uğraşıyor, boş düşünceler üzerine dolu saatler geçiriyor, denemiyor, yoruluyor, yapay çiftleştirme ürünü, darlık çeken bir köpek gibi solunum bozukluğu yaşıyor ve dudaklarımı yalıyordum. Sahi, ne bok yiyordum ben?
Karşımda eski usul bir tren istasyonu olduğunu hayal ettim. Evim sanki bir tren garının önündeymiş, trenin gara her girişinde camlarım titrermiş, sesten dolayı kulaklarımdaki uğultular sancı dolu acılara dönüşürmüş ve ben bu bitip tükenmek bilmeyen seferlere, durmayan yolculukların getirdiği acı çelik hissine defalarca küfreder, içinde bulunduğum talihsizlikten yakınırmış gibi. Deli gibi. Evet.
Sonra trenden bir kadın iniyor. Eteği uçuk pembe ve şiddetli bir rüzgarda baldırlarını tümüyle ortaya koyabilecek denli davetkar. Aşağılık orospu diyorum ona. Sokak orospusu! Bir rüzgarla tüm hazinesini erkeklerin gözlerinden kasıklarına akıtmaya dünden razı bir kevaşesin sen! Aylardan Ocak değil mi? Bu mevsim burada sık sık fırtına olur hem. Üstelik giydiğin incecik çorap seni üşütür. Ama sen, ama rezil sen, pislik yaratık, üşümek pahasına erkeklerin uçkuruna ateşler salmayı göze alan sen! 400 yıllık soneleri kirlettin bencil aymazlığınla ve tüm soyumuzu şehvetin kucağına atmaktan arsız bir haz duyuyorsun. isterik davranışın, hanımefendi görünüşün altında gizlenirken, kim bilir sen kaç erkeğin gece otuzbirlerine meze olacağını hayal edip müstehzi bakışlar atıyorsun etrafa? Kaç kişi gördü acaba? Hangisinin önü kabardı? Kim en önce eve gidip patlatacak? Spermleri ılık mıdır? Ya da belki gar tuvaletinde bir kondüktör? Ahahaha! Seni rezil maymun! Seni pislik oyunbaz! Seni sokak orospusu! Kocasının trenden inip 2 küçük çocuktan birini annesinin kucağına vermesiyle iç çektim.
Anlamak çözmeye yetmez oldukça eski bir klişe olmanın yanı sıra anlamlı da bir zımbırtıdır. Her tarafımız aforizmaya boğulmuşken gerçek de oldukça rüküş kalıyor doğrusu. insan istiyor ki rönesanstaki gibi ihtişamlı sofralarda aptal günlük sorunları ussal kavramlarla karşılaştırıp diyalekt durumlar yaratsın ama bu da bildiğimiz sıcacık bokun boyanıp şeker diye sunulmasından başka bir şey değil. Sorun şu ki çabuk sıkılıyorum. Düşüncelerimden, kendimden, aynadan, yazdıklarımdan, orospu anneden
Sonra bir de zevk kavramı var. Hani bazen kinik bir yakarışla tüm hayatımızı addetmemiz gerektiğini söylediğimiz ama arsız yaşamlarımıza devam ettiğimiz bu lolipop sürecin mimarı. Bunu elbette kendime göre yönetmem gerekirdi. Ben de elit zevklerim olduğunu düşündüm ve düşünceme inandım. Doğru muydu acaba? Kaliteli kadın, sohbet, alkol ve mekanlarla zamanı ikiye yarmanın ikiyüzlü doğa resimlerine bakmaktan farkı var mıydı? Battaniyeye uzanamıyordum. Boşversene
Yok, yok, hayır. Bak şöyle olabilir; tam karşımda mükemmel bir kadın fotoğrafı var. Hüzünlü bir yüz. Hafif bir damla gözlerinden süzülmek üzere ve fotoğrafçı, sanatçı, bu anı öylesine yakalamış ki kadının duygu durumunun değişmeye başladığı anda yüzünde beliren karmaşanın göstergesi olan çizgilerin devinimleri sanki fotoğrafın hareketli bir canlı olduğu hissini uyandırıyor. Kontrastı yüksek bu siyah beyaz fotoğrafta sanki kadının çizgileri onu ağlatan olaya veya kişiye karşı savaş açmışçasına hafifçe kayıyor ve biz o kadının içsel karmaşasındaki salt ağlama güdüsü ile güçlü görünme, vakur duruş ile ayaklara kapanma arasında gidip gelmesini arıyoruz. Güçlü bir arya gibi gözlerimizden girip vücudumuza yayılan bu duygu sanatın gerçeği arayışında ulaştığı güçlü bir durak ve belki bizi işte tam da bu sebeple etkiliyor. Peki, o kadın şu anda ne yapıyor? Hep bu fotoğraftaki gibi ağlıyor mu yoksa hayatı düzene girmiş, yeni bir erkekle tanışmış, arada arkadaşlarıyla kahve içip dedikodu yaparken, önünden geçen yakışıklı erkeklerin siklerinin boyunu tahmin etmeye çalışıyor ve aşığı ile sevişirken geliyorum! diye haykırıyor mu? Hangisi gerçek?
Battaniyeyle mücadelemde bir sonuca ulaşabilmiş değilim. Vücudum katı ve soğuğa karşı hissizleşmeye başlamış durumda. Dolapta yarım portakal var. 3 günlük. Belki de 7. Bilmiyorum. Sikimde de değil.
Piyano olabilirdi salonumda. Konsol bir parça. Ve ben zamanında yorumladığı impromptular ile cemiyetin gözdesi iken sebepsiz yere içine kapanmış, düşüncelere boğulup kapısını çalanlara defol diye haykıran, anlamsız yahut derin anlamlı bir münzevi olabilirdim.
Ya da liman işletmesinde taşıyıcılık yapan, şeflerinin gücü kuvveti nedeniyle övdüğü, bir seferde 3 kişinin boşaltabileceği kadar yük taşıyan bir işçi olabilirdim. Ve daha sonra, yine kimsenin anlamadığı bir şekilde odasına kapanan ve kapısını çalan olursa defol buradan diye haykıran ve anlamsız yahut derin anlamlı bir münzevi olabilirdim.
Herkes ve her şey sikilmiş durumda. Anlama sahip değilim. Ya da kadınlara. Bir orospunun benim önümde en yakın arkadaşımı ağzına alması için tüm dünyayı satabilirdim. Ya da bir annenin isyanda kesilmiş boynundan sızan kanı yalayan kucağındaki bebeğin görüntüsünün hafsalamdan çıkmayan nahoş görüntüsü için gerisinden vazgeçebilirdim. En azından bir anlamı olurdu. Bunun için yaptım derdim! Kendime. Evet, işte bunun içindi yaptığım. Görüyor musunuz? Bir nedenim var benim! Sonsuz kez gökyüzüne varmaya çalışan bir balonu elleri arasına hapseden bir çocuğun özgüveniyle sarılırdım hikayeme. Benim bir nedenim var. Tanrım ne mutluluk! Tanrım! Siktir tanrım!
Elimi sikime götürdüm. Hareket yok. Yaşlı piç! Ne istiyorsun artık benden der gibi eğiyor, süzüyor başını. Yağmurda çıplak ayak gezen bir genç kızı tokatlamak büyük erdemdir sanırım. Ya da bir boğanın taşaklarını avucunla ölçüp yanında duran insanlara ağırlığını beyan etmek. Bilemiyorum aslında. Hah, telefon çalıyor. Arayan? Tabi ki, tabi ki
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar