bugün
- aşırı çıplaklığın rahatsız edici olması15
- sürekli vurduran kadın nasıl anlaşılır4
- ölümün en iyi tanımı8
- kaslı yakışıklı sert mizaçlı memur erkekler5
- 7 temmuz 2026 isviçre kolombiya maçı9
- ölümden sonra yaşamın var olduğu gerçeği3
- uzun entry giren yazar enayiliği3
- tarık biberovic2
- yazarların mezun olduğu okullar17
- yorgun mermi4
- kadınların esasında ters dönmüş penis olması2
- vurdurmuş erkek nasıl anlaşılır15
- arjantin mısır maçı13
- sözlüğün en muhteşem yazarlarının fotoğrafları14
- avm otoparkında uygunsuz çifte bağıran kadın18
- sabahın şiiri2
- bir kadına verilecek en güzel çiçek9
- ankara da nato zirvesi13
- sözlüğün en güzel 3 kadın yazarı24
- yazarların en sevdiği hayvan2
- ctrlx'in ayakları11
- rafadan yumurta kaç dk olmalı13
- donald trump'ın anıtkabir'i ziyaret etmemesi12
- balık burcu bir sözlük kızıyla evlenebilirim16
- tanrı mı bizi yarattı tanrıyı mı biz yarattık10
- günün şiiri25
- saraca finch house21
- bakire kadını gözünden tanımak6
- 7 temmuz 2026 arjantin mısır maçı11
- radiohead dinleyenlerin çok kız düşürmesi5
- atm'ye ateme diyen hanzo13
- üst düzey yönetici olabilmek için gerekenler9
- yoğurt11
- şişman kısa tembel kıllı ama egosu tavan kız4
- kurtuluş savaşı'nın müfredattan kaldırılması27
- sevgiliyle köpeköldüren içmek5
- 23 yaş7
- sözlüğünü başka sözlükle aldatan hain yazar6
- 7 temmuz 2026 abd belçika maçı16
- döl bankası4
- aleyna tilki nin ayakları4
- dövmesi olan erkek9
- 2026 dünya kupası24
- sivas ta kayınbabanın damadını vurması2
- dünyayı kezbanlardan temizleme planım3
- ragnar rockefeller38
- izmir'de başörtülü kadını sahilden kovan seküler21
- velvet30
- adana sokak lezzetleri5
- 40 yaş altı sözlük bebeleri11
iki temel sebepten ötürü müddessir suresinin 31. ayetinin biraz daha vurgulanmayı hak ettiği bir vakıadır: önce birincisine, yani şu malum "allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir" çevirisi üzerindeki iddiaya bakalım:
--spoiler--
allah dilediğini saptırır denen müdessir suresi 31. ayette "yudıllullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ" ifadesi vardır. burada meal hatası olmuştur. çünkü "dilemek" fiili arapça'da "erade" fiili ile ifade edilir. burada ise "şae" fiili vardır ki bu "yapmak, oluşturmak" anlamına gelir. arapça'da bir fiilin faili(özne) ona yakın olandır, uzak olana nispet edilecekse bir karine lazım gelir. yani "yudillullahu men yeşa" ifadesinde "yeşa" fiilinin öznesi "men(o kişi)" olmak zorundadır. yani "şay eden" özne allah değil, kişidir. kısacası ayetin doğru manası şudur:
"şey eden(gayret eden) kişiyi allah saptırır, şey eden(gayret eden) kişiye allah hidayet eder."
--spoiler--
bu ilk kez gündeme getirilmiş bir sorun değil. kuranmeali.org sitesinde çeşitli çeviriler arapça orjinali ile birlikte verilmiştir (bkz: http://www.kuranmeali.org...urani_kerim_mealleri.aspx). görülen odur ki, içlerinde yaşar nuri öztürk'ün de olduğu az, ancak azımsanamayacak sayıda çevirmen söz konusu cümlenin öznesinin allah değil, insan olduğunu savunur. biz burada bazı örnekleri hızlıca sıralayalım, meraklısı ilgili sitede daha detaylı inceleme yapabilir:
- "işte Allah, münafıkların, müşriklerin kötü duruma düşmelerine özgürlük tanıdığı gibi, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu varlıkların hak yoldan uzaklaşıp dalâleti tercihine de özgürlük tanır. Sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu varlıkları doğru yola sevketme lütfunda da bulunur." (Ahmet Tekin - tefsir ile meali karıştırarak vermiş, sırf bu konunun hatırına anlamı doğru verme çabası olarak yorumluyorum)
- "Böylece ALLAH dilediğini/dileyeni saptırır ve dilediğini/dileyeni de doğruya iletir." (Edip yüksel)
- "Böylece Allah, (yoldan çıkmak) isteyeni saptırır, (doğruya ulaşmak) isteyeni ise doğru yola ulaştırır." (Muhammed Esed)
- "işte böyle. Allah, dilediğini/dileyeni saptırır, dilediğini/dileyeni de doğruya ve güzele kılavuzlar." (yaşar nuri öztürk)
bu dört yorum, diyanet dahil geriye kalan diğer 25 yorumcunun "allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir" çevirisine yapısal olarak ters düşer. burada rakamlar arası kıyaslama yaparak "25 kişi 4 kişiyi döver" demek sağlıklı değil. velev ki bir tek iddia dahi olmuş olsa yine de dikkate alınması gerekir. çünkü bir tanesinde irade tamamen allah'ta iken, diğer yorum iradenin paylaşıldığından bahsediyor. sadeleştirirsek; birisi "allah dilediğini kafasına göre yapar" anlamına gelirken, diğeri "allah insanın dileğine karşılık verir" gibi bir anlamdan bahsediyor. evet bu insanların hepsi de arapça biliyor, ancak aynı metinden bu kadar zıt bir anlam çıkartabiliyorlar. üstelik öyle böyle birşey değil, tamamen cümlenin öznesinin kim olduğu ile ilgili bir karmaşa.
başka bir sağlama yapılabilir. mesela acaba ingilizce'ye nasıl çevrilmiş? yani aynı ayet ingilizce'ye çevrildiği vakit de böyle bir muamma oluşuyor mu? bir örnek olarak dört farklı çevirinin aynı anda verildiği bir kaynaktan yararlanalım; sitenin ismi "universalunity.net", ve bizim meselemiz olan sure ve ayet şu sayfada dört farklı çevirmen tarafından ingiliz diline aktarılmış: (bkz: http://www.universalunity.net/quran4/074.qmt.html) bu misallerde şüpheye yol açmayacak biçimde eylemi yapan, yani dileyen, veren vs. irade allah'ındır, başkasının, mesela kulların, insanın vs. değil. burada çevirilerin ortak noktası, bizim meselemiz olan cümlede eylemi yapan büyük harfle başlayan "he", yani türkçesi büyük harf "o", yani dini konteksi içerisinde allah. bunu gözlemleyebilmek için ileri bir ingilizce'ye de ihtiyaç yok, büyük harf "he" herşeyi tarif ediyor.
başka benzer arapça/ingilizce kaynaklarda da aynı cümlenin çevirisinde eylemi yapan, yani dileyen her zaman allah olarak belirtilmiş. en azından benim bulabildiklerimin hepsi böyle. aksini bulan her zaman ispatlayabilir. ve bu çevirileri yapan umumiyetle anadili arapça olan insanlar. bu anlamda anadili türkçe olan insanlardan farklı bakıyorlar o dile. bu onlara fazladan bir meşruluk kazandırmıyor belki, ama şu bir gerçek ki arapların dışında da ingilizce bilen diğer müslümanlar kuran'ı harıl harıl ingilizceye çevirmekle meşgul. yani kesinlikle iddia edebilirim ki, kuran'ın ingilizce meallerinin "çeşitliliği" (kasten "sayısı" demiyorum, rakamların eziciliğine sığınmayacağız dedik), yani farklı bilgi, nesil, coğrafya, dil bilgisi ve kültür kaynakları türkçe meallerinden çok daha zengin.
kime inanacağız şimdi? arapça mı öğrenelim "apaçık" olduğu iddia edilen kuran'ın ne demek istediğini anlamak için? peki ama bunu yaptığı, yani arapça öğrenmiş olduğu halde hala bir cümlenin öznesinin ne olduğu hususunda anlaşamayan "alimler"e ne diyeceğiz? hani islam kolay bir din idi? hani allah hepimizi, beynimizi, aklımızı, yeteneklerimizi, vs. yaratmıştı? basit olduğunu iddia ettiği bir kelamını, mesajını, cümlesini çevirip anlama işi niye bu kadar meşakkatli? ya da dinlerini ingilizce'ye çeviren tüm diğer ülke müslümanları -ki içlerinde anadili arapça olanlar var- yanlış, ama bizim bir avuç anadili türkçe olan alim doğru, öyle mi? bunlara inanmak isteyen elbet buna "da" inanır. peki hadi hepsini geçtik ve bir an için dedik ki "tamam hepsi yanlış, bir tek bu bir avuç insan haklı; yani aslında bu ayette bahsedilen iradenin allah'ta değil nsanda olduğudur"; iyi de kim yarattı bu iradeyi diye sormazlar mı? sorarlar elbet. en azından ben kafirim, ben sorarım...
bakın "şüphe" bizi nerelere kadar getirdi...
müddessir suresinin 31. ayetinin ikinci temel meselesi işte tam da budur: şüphe...
ve ne tesadüftür ki, şüphe kelimesi bu ayetin içinde de geçer.
hatırlayalım ve hatırlatalım; neydi iddia:
--spoiler--
kuran'ın muhatabı aklını kullanan insanlardır ve düşünmeyi sürekli öğütler...
--spoiler--
temel fark şudur: kafir der ki, "şüphe" düşünmenin, yani aklını kullanmanın olmazsa olmaz koşuludur. allah, islam, kuran, peygamber, müslümanlar ne der peki? "şüphe" etmeyeceksin. ne allah'ın varlığından, ne muhammed'in o'nun elçisi olduğundan, ne kuran'ın hatasız olduğundan, ne dinin hak dini olduğundan, bunların hiç birinden şüphe etmeyeceksin. eğer "şüphe" hissine kapılırsan bunun şeytan'dan, şeytanlar'dan olduğunu bileceksin, bilginin henüz yeterli olmadığını düşüneceksin; kendinden anandan babandan eşinden arkadaşından ve herkesten şüphe edeceksin ama asla dininin sana söylediklerinden şüphe etmeyeceksin. "şüphe" din için, özellikle de islam dini için en büyük ve en hasar verici düşmandır. ve aynı şekilde dinin düşman olarak tanıttıklarının her söylediğinden derhal şüphe edeceksin.
kafir der ki, "şüphe" insan aklının mazotudur, sigortasıdır, kamçısıdır, enerjisidir. islam'da anlatılan kafir daima şüphe içerisindedir ve islam'ın allah'ı da bu şüpheden muaf değildir, olamaz.
--spoiler--
allah dilediğini saptırır denen müdessir suresi 31. ayette "yudıllullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ" ifadesi vardır. burada meal hatası olmuştur. çünkü "dilemek" fiili arapça'da "erade" fiili ile ifade edilir. burada ise "şae" fiili vardır ki bu "yapmak, oluşturmak" anlamına gelir. arapça'da bir fiilin faili(özne) ona yakın olandır, uzak olana nispet edilecekse bir karine lazım gelir. yani "yudillullahu men yeşa" ifadesinde "yeşa" fiilinin öznesi "men(o kişi)" olmak zorundadır. yani "şay eden" özne allah değil, kişidir. kısacası ayetin doğru manası şudur:
"şey eden(gayret eden) kişiyi allah saptırır, şey eden(gayret eden) kişiye allah hidayet eder."
--spoiler--
bu ilk kez gündeme getirilmiş bir sorun değil. kuranmeali.org sitesinde çeşitli çeviriler arapça orjinali ile birlikte verilmiştir (bkz: http://www.kuranmeali.org...urani_kerim_mealleri.aspx). görülen odur ki, içlerinde yaşar nuri öztürk'ün de olduğu az, ancak azımsanamayacak sayıda çevirmen söz konusu cümlenin öznesinin allah değil, insan olduğunu savunur. biz burada bazı örnekleri hızlıca sıralayalım, meraklısı ilgili sitede daha detaylı inceleme yapabilir:
- "işte Allah, münafıkların, müşriklerin kötü duruma düşmelerine özgürlük tanıdığı gibi, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu varlıkların hak yoldan uzaklaşıp dalâleti tercihine de özgürlük tanır. Sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu varlıkları doğru yola sevketme lütfunda da bulunur." (Ahmet Tekin - tefsir ile meali karıştırarak vermiş, sırf bu konunun hatırına anlamı doğru verme çabası olarak yorumluyorum)
- "Böylece ALLAH dilediğini/dileyeni saptırır ve dilediğini/dileyeni de doğruya iletir." (Edip yüksel)
- "Böylece Allah, (yoldan çıkmak) isteyeni saptırır, (doğruya ulaşmak) isteyeni ise doğru yola ulaştırır." (Muhammed Esed)
- "işte böyle. Allah, dilediğini/dileyeni saptırır, dilediğini/dileyeni de doğruya ve güzele kılavuzlar." (yaşar nuri öztürk)
bu dört yorum, diyanet dahil geriye kalan diğer 25 yorumcunun "allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir" çevirisine yapısal olarak ters düşer. burada rakamlar arası kıyaslama yaparak "25 kişi 4 kişiyi döver" demek sağlıklı değil. velev ki bir tek iddia dahi olmuş olsa yine de dikkate alınması gerekir. çünkü bir tanesinde irade tamamen allah'ta iken, diğer yorum iradenin paylaşıldığından bahsediyor. sadeleştirirsek; birisi "allah dilediğini kafasına göre yapar" anlamına gelirken, diğeri "allah insanın dileğine karşılık verir" gibi bir anlamdan bahsediyor. evet bu insanların hepsi de arapça biliyor, ancak aynı metinden bu kadar zıt bir anlam çıkartabiliyorlar. üstelik öyle böyle birşey değil, tamamen cümlenin öznesinin kim olduğu ile ilgili bir karmaşa.
başka bir sağlama yapılabilir. mesela acaba ingilizce'ye nasıl çevrilmiş? yani aynı ayet ingilizce'ye çevrildiği vakit de böyle bir muamma oluşuyor mu? bir örnek olarak dört farklı çevirinin aynı anda verildiği bir kaynaktan yararlanalım; sitenin ismi "universalunity.net", ve bizim meselemiz olan sure ve ayet şu sayfada dört farklı çevirmen tarafından ingiliz diline aktarılmış: (bkz: http://www.universalunity.net/quran4/074.qmt.html) bu misallerde şüpheye yol açmayacak biçimde eylemi yapan, yani dileyen, veren vs. irade allah'ındır, başkasının, mesela kulların, insanın vs. değil. burada çevirilerin ortak noktası, bizim meselemiz olan cümlede eylemi yapan büyük harfle başlayan "he", yani türkçesi büyük harf "o", yani dini konteksi içerisinde allah. bunu gözlemleyebilmek için ileri bir ingilizce'ye de ihtiyaç yok, büyük harf "he" herşeyi tarif ediyor.
başka benzer arapça/ingilizce kaynaklarda da aynı cümlenin çevirisinde eylemi yapan, yani dileyen her zaman allah olarak belirtilmiş. en azından benim bulabildiklerimin hepsi böyle. aksini bulan her zaman ispatlayabilir. ve bu çevirileri yapan umumiyetle anadili arapça olan insanlar. bu anlamda anadili türkçe olan insanlardan farklı bakıyorlar o dile. bu onlara fazladan bir meşruluk kazandırmıyor belki, ama şu bir gerçek ki arapların dışında da ingilizce bilen diğer müslümanlar kuran'ı harıl harıl ingilizceye çevirmekle meşgul. yani kesinlikle iddia edebilirim ki, kuran'ın ingilizce meallerinin "çeşitliliği" (kasten "sayısı" demiyorum, rakamların eziciliğine sığınmayacağız dedik), yani farklı bilgi, nesil, coğrafya, dil bilgisi ve kültür kaynakları türkçe meallerinden çok daha zengin.
kime inanacağız şimdi? arapça mı öğrenelim "apaçık" olduğu iddia edilen kuran'ın ne demek istediğini anlamak için? peki ama bunu yaptığı, yani arapça öğrenmiş olduğu halde hala bir cümlenin öznesinin ne olduğu hususunda anlaşamayan "alimler"e ne diyeceğiz? hani islam kolay bir din idi? hani allah hepimizi, beynimizi, aklımızı, yeteneklerimizi, vs. yaratmıştı? basit olduğunu iddia ettiği bir kelamını, mesajını, cümlesini çevirip anlama işi niye bu kadar meşakkatli? ya da dinlerini ingilizce'ye çeviren tüm diğer ülke müslümanları -ki içlerinde anadili arapça olanlar var- yanlış, ama bizim bir avuç anadili türkçe olan alim doğru, öyle mi? bunlara inanmak isteyen elbet buna "da" inanır. peki hadi hepsini geçtik ve bir an için dedik ki "tamam hepsi yanlış, bir tek bu bir avuç insan haklı; yani aslında bu ayette bahsedilen iradenin allah'ta değil nsanda olduğudur"; iyi de kim yarattı bu iradeyi diye sormazlar mı? sorarlar elbet. en azından ben kafirim, ben sorarım...
bakın "şüphe" bizi nerelere kadar getirdi...
müddessir suresinin 31. ayetinin ikinci temel meselesi işte tam da budur: şüphe...
ve ne tesadüftür ki, şüphe kelimesi bu ayetin içinde de geçer.
hatırlayalım ve hatırlatalım; neydi iddia:
--spoiler--
kuran'ın muhatabı aklını kullanan insanlardır ve düşünmeyi sürekli öğütler...
--spoiler--
temel fark şudur: kafir der ki, "şüphe" düşünmenin, yani aklını kullanmanın olmazsa olmaz koşuludur. allah, islam, kuran, peygamber, müslümanlar ne der peki? "şüphe" etmeyeceksin. ne allah'ın varlığından, ne muhammed'in o'nun elçisi olduğundan, ne kuran'ın hatasız olduğundan, ne dinin hak dini olduğundan, bunların hiç birinden şüphe etmeyeceksin. eğer "şüphe" hissine kapılırsan bunun şeytan'dan, şeytanlar'dan olduğunu bileceksin, bilginin henüz yeterli olmadığını düşüneceksin; kendinden anandan babandan eşinden arkadaşından ve herkesten şüphe edeceksin ama asla dininin sana söylediklerinden şüphe etmeyeceksin. "şüphe" din için, özellikle de islam dini için en büyük ve en hasar verici düşmandır. ve aynı şekilde dinin düşman olarak tanıttıklarının her söylediğinden derhal şüphe edeceksin.
kafir der ki, "şüphe" insan aklının mazotudur, sigortasıdır, kamçısıdır, enerjisidir. islam'da anlatılan kafir daima şüphe içerisindedir ve islam'ın allah'ı da bu şüpheden muaf değildir, olamaz.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar