bugün
- diamond bosphoruss denen yazar22
- çaylak edildim diye ağlayan troll8
- sedat pekmez25
- çaylak ettiğiniz yazarın göz yaşlarıyla eğlenmek7
- tarihte kürşad diye birinin hiç yaşamaması10
- sözlükte erkekleri istemiyoruz21
- abdullah öcalan'ın kürt kadınlarına hakaret etmesi5
- evde uzun boylu adam gördüm diyen kız3
- karımı çalıştırmam diyen erkek kalmaması2
- devlettapar2
- aziz yıldırım'ın fetö ile mücadelesi7
- sessiz insanların çok gözlem yapması4
- sex asnasında beddua almak4
- birbirine sürtünen duyarlı et parçası3
- suca suruklenen cocuk true'nun fake hesabı5
- yine sözlük yazarlarının ağzından bal damlıyor4
- heyt bea6
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz9
- verilen yetkiyi kötüye kullanmak4
- ağız ishali olan yazarlar4
- taze kekik2
- heyecanlıyım sözlük4
- internetten önce ne yapılıyordu sorusu6
- kadınların kadınlarda kıskandığı şeyler2
- ismet bin dawkins el sapiens'i entomologevi2
- hakkınızı helal edin arkadaşlar3
- faik öztrak7
- sarı tekerim deliğine girerim sen mahvederim3
- yazarların on üzerinden komiklikleri46
- uludağ sözlük discord grubu11
- ilk maaş4
- insanlardan nefret etmek9
- gammazlama aparatı2
- birine geç kalmak10
- ne güzel sözlük2
- penis boyutunun önemi4
- ırmak koparan2
- katılım bankacılığı3
- yer sofrası7
- true nun çaylak olması2
- entry girerken dizleri sızlayan yuzır2
- anama da söv2
- kaskı miğfer sanan motorcu tip2
- ulan hepiniz oradaydınız2
- gammazlık müessesinin eski değerini yitirmesi2
- kemal kılıçdaroğlu20
- uludağ sözlükteki sıcak ve samimi aile ortamı9
- bruce lee5
- özgürlük2
- suda2
itaat ahlakı ile isyan ahlakının yine karşı karşıya geldiği bir hadisedir.
bu konuda itaat ahlakı ile isyan ahlakının sosyolojik ve demografik tarifini uzun uzadıya yapacak değilim. Ancak bu hadisenin üzücülüğü kadar anlamakta zorluk çektiğim ve çoğunlukla hükümet yanlısı olarak karşımıza çıkan bir söylem beni fena halde çıldırtmakta. o da: "rezil olduk!" tespiti.
efendim rezillik, rezalet dünyadaki her subjektif yorum gibi görecelidir, yere ve zamana bağlı olarak değişiklik gösterebilir. bu açıdan bakınca anlayabiliyorum aslında kimi "rezil olduk"çuları. ancak genel anlamda "rezil olduk"çuların tezlerine bakınca hayal kırıklığımın boyutunu çok çok büyütmekte.
bu rezil olduk kısmına girmeden önce genel bir farkındalığa varmamız gerektiğini düşünüyorum bu siyasalların sporun her alanını siyasallaştırması ve akp bakanlarının yuhalanmasıyla ilgili. ilk olarak dünyanın en imajlı spor organizasyonlarından birine ev sahipliği yapmamızın güzelliğine karşı oradaki siyasalların gerekliliği tartışılmalıdır önce. hatta tartışılmamalıdır bile, orada işleri yoktur efendim. wta tenis turnuvasının finali, toki anahtar teslim mitingi değildir. geçmişte de gelecekte de başka spor dalları olmamıştır/olmayacaktır. ulaştırma, denizcilik ve haberleşme bakanı, aile ve sosyal politikalardan sorumlu bakan ve belediye başkanının bu organizasyon finalinde boy göstermesinin anlamsızlığı bir tarafa dünyadaki örneklere bir bakıp karşılaştırmanızı salık vermekteyim. şahsen ben geçen rolland garros finalinde fransa haberleşme bakanını ya da -varsa- aileden sorumlu devlet bakanını görmedim. bu kadar büyük bir tezatın gösteriş dışında bir amaca hizmet ettiğini de düşünmemekteyim. ha, yarın öbür gün binali yıldırım "hindistan ve pakistan'da da bakanlar ödül veriyor." derse de "böyle protestolar hindistan ve pakistan'da da oluyor." derim, aklında bulunsun. geyik bir tarafa, belki de dünyanın en apolitik olabilen şeyleri olan spordan siyaseti uzak tutmalıyız. bu farkındalığa organizatöründen siyasetçisine varmalıyız. gerçekten çok anlamsız çünkü. çünkü mevcut iktidara karşı olan yazarlar, sanatçılar, akademisyenler bile tepki koyamazken; muhalif görüş, sansür/otosansür çarklarında erirken; muhalif düşünceli insanlara da bu durumlar dışında protesto alanı verilmiyor. dolayısı ile de güzelim sharapova'nın önünde mesela, saçma sapan işler oluyor.
spor müsabakalarının dışında ve ötesinde ak parti iktidarı süresice bu protestoya emsal gösterilecek protesto durumlarına baktığımızda benim tespitim şudur ki sosyo-ekonomik seviyenin bir çıta yükseldiği tüm topluluklar karşısında hükümet zor durumda kalmaktadır. çünkü bileti 35 lira'dan başlayan bir organizasyonda ne kadar davetiye dağıtılırsa dağıtılsın akp'nin "istediği" bir çoğunluğa ulaşılabilme ihtimali yok denecek kadar azdır. bu arena açılışında da böyle olmuştur. sporun siyasallaşması bir yana sırf bu done bile "neden hiçbir siyasinin işgüzarlık yapmaması gerektiği"ne güzel bir örnek teşkil etmektedir.
son olarak gelelim "rezil olduk" durumuna. genelde "rezil olduk"çuların tezleri "tüm dünyanın gözü önünde olur mu?" ekseninde toplanıyor. ancak dünyada globalleşme ve enformatik hızın, bilgi akışının doruklarda olduğu çağımızda ülkemizde cereyan adan binlerce olayla değil de bunla rezil olduğumuzu düşünmeleri/düşündürmeleri "rezil olduk"çuların en büyük çıkmazıdır. ülkede torba davalarla içeri neden atıldığı hala belli olmayan onlarca insan varken, gazeteci özgürlüğünde iran ve eritre'yi geride bırakıp sonunculuğa itilmişken, türkiye'deki sansür/otosansür uluslararası alanda bir farkındalık yaratmışken, egemen medya her hadisede üç maymunu oynuyorken, her komşumuzla 1001 çeşit problemimiz varken, ülkemizle ilgili rafine bilgiye ancak yurtdışı kaynaklarından erişebiliyorken, ben böyle şeyleri satırlarca daha yazabilecekken rezil olmuyoruz, sırf 2-3 bakan protesto edildi diye rezil oluyoruz öyle mi?
eğer "rezil olduk" diye hayıflanmak istiyorsak onlarca farklı, çok daha ciddi, geleceğimizi doğrudan etkileyecek konu var yani. yani demem odur ki 2 bakan yuhalandı diye 2 gün önce rezil olmadık, çok daha büyük rezilliklerin içerisindeyiz hal-i hazırda.
bu konuda itaat ahlakı ile isyan ahlakının sosyolojik ve demografik tarifini uzun uzadıya yapacak değilim. Ancak bu hadisenin üzücülüğü kadar anlamakta zorluk çektiğim ve çoğunlukla hükümet yanlısı olarak karşımıza çıkan bir söylem beni fena halde çıldırtmakta. o da: "rezil olduk!" tespiti.
efendim rezillik, rezalet dünyadaki her subjektif yorum gibi görecelidir, yere ve zamana bağlı olarak değişiklik gösterebilir. bu açıdan bakınca anlayabiliyorum aslında kimi "rezil olduk"çuları. ancak genel anlamda "rezil olduk"çuların tezlerine bakınca hayal kırıklığımın boyutunu çok çok büyütmekte.
bu rezil olduk kısmına girmeden önce genel bir farkındalığa varmamız gerektiğini düşünüyorum bu siyasalların sporun her alanını siyasallaştırması ve akp bakanlarının yuhalanmasıyla ilgili. ilk olarak dünyanın en imajlı spor organizasyonlarından birine ev sahipliği yapmamızın güzelliğine karşı oradaki siyasalların gerekliliği tartışılmalıdır önce. hatta tartışılmamalıdır bile, orada işleri yoktur efendim. wta tenis turnuvasının finali, toki anahtar teslim mitingi değildir. geçmişte de gelecekte de başka spor dalları olmamıştır/olmayacaktır. ulaştırma, denizcilik ve haberleşme bakanı, aile ve sosyal politikalardan sorumlu bakan ve belediye başkanının bu organizasyon finalinde boy göstermesinin anlamsızlığı bir tarafa dünyadaki örneklere bir bakıp karşılaştırmanızı salık vermekteyim. şahsen ben geçen rolland garros finalinde fransa haberleşme bakanını ya da -varsa- aileden sorumlu devlet bakanını görmedim. bu kadar büyük bir tezatın gösteriş dışında bir amaca hizmet ettiğini de düşünmemekteyim. ha, yarın öbür gün binali yıldırım "hindistan ve pakistan'da da bakanlar ödül veriyor." derse de "böyle protestolar hindistan ve pakistan'da da oluyor." derim, aklında bulunsun. geyik bir tarafa, belki de dünyanın en apolitik olabilen şeyleri olan spordan siyaseti uzak tutmalıyız. bu farkındalığa organizatöründen siyasetçisine varmalıyız. gerçekten çok anlamsız çünkü. çünkü mevcut iktidara karşı olan yazarlar, sanatçılar, akademisyenler bile tepki koyamazken; muhalif görüş, sansür/otosansür çarklarında erirken; muhalif düşünceli insanlara da bu durumlar dışında protesto alanı verilmiyor. dolayısı ile de güzelim sharapova'nın önünde mesela, saçma sapan işler oluyor.
spor müsabakalarının dışında ve ötesinde ak parti iktidarı süresice bu protestoya emsal gösterilecek protesto durumlarına baktığımızda benim tespitim şudur ki sosyo-ekonomik seviyenin bir çıta yükseldiği tüm topluluklar karşısında hükümet zor durumda kalmaktadır. çünkü bileti 35 lira'dan başlayan bir organizasyonda ne kadar davetiye dağıtılırsa dağıtılsın akp'nin "istediği" bir çoğunluğa ulaşılabilme ihtimali yok denecek kadar azdır. bu arena açılışında da böyle olmuştur. sporun siyasallaşması bir yana sırf bu done bile "neden hiçbir siyasinin işgüzarlık yapmaması gerektiği"ne güzel bir örnek teşkil etmektedir.
son olarak gelelim "rezil olduk" durumuna. genelde "rezil olduk"çuların tezleri "tüm dünyanın gözü önünde olur mu?" ekseninde toplanıyor. ancak dünyada globalleşme ve enformatik hızın, bilgi akışının doruklarda olduğu çağımızda ülkemizde cereyan adan binlerce olayla değil de bunla rezil olduğumuzu düşünmeleri/düşündürmeleri "rezil olduk"çuların en büyük çıkmazıdır. ülkede torba davalarla içeri neden atıldığı hala belli olmayan onlarca insan varken, gazeteci özgürlüğünde iran ve eritre'yi geride bırakıp sonunculuğa itilmişken, türkiye'deki sansür/otosansür uluslararası alanda bir farkındalık yaratmışken, egemen medya her hadisede üç maymunu oynuyorken, her komşumuzla 1001 çeşit problemimiz varken, ülkemizle ilgili rafine bilgiye ancak yurtdışı kaynaklarından erişebiliyorken, ben böyle şeyleri satırlarca daha yazabilecekken rezil olmuyoruz, sırf 2-3 bakan protesto edildi diye rezil oluyoruz öyle mi?
eğer "rezil olduk" diye hayıflanmak istiyorsak onlarca farklı, çok daha ciddi, geleceğimizi doğrudan etkileyecek konu var yani. yani demem odur ki 2 bakan yuhalandı diye 2 gün önce rezil olmadık, çok daha büyük rezilliklerin içerisindeyiz hal-i hazırda.
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar
