bugün
- etnik köken16
- en iyi çizgi filmler9
- evde yalnız yaşamanın verdiği inanılmaz keyif10
- evde kalmış 30 yaşında kız17
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler11
- gecenin şarksı3
- hangi ülke de doğmak isterdin14
- dünyadaki en kolay meslek7
- zengin olmak3
- sımsıkı sarılmak istenilen yazarlar5
- omnitrixe sahip olmak3
- sözlükteki zengin yazarlar9
- flörtte algoritma ve cesaret katsayısı2
- her sözlük aşkı nefretle başlar9
- 1 kasım 2026 kasımpaşa beşiktaş maçı8
- hangi yazara aşıksınız6
- tavuk döner 1 lira yanında ayran bedava3
- 9mm'nin deviremeyeceği adam yoktur4
- karton toplayan çocuk4
- çocuğunun ismini johnny koyan ebeveyn5
- sokakta sürü halinde gezen erkekler5
- sözlükte kim kime yürüyor5
- kadın sürücüye evine git yemek yap diyen sürücü2
- ben çocuğuma bir hot wheels alamayacak mıyım4
- müzik haram mıdır7
- bir bela geliyor6
- amedspor22
- robert greene2
- fenerbahçe16
- bik bik'in mutfağına konuk olmak8
- kasımpaşa 2 beşiktaş 24
- anın görüntüsü26
- inönü'nün devlet başkanlığına daha uygun olması2
- from gold from dust9
- soğuklardan ötürü dudakların çatlaması5
- evrimsel psikolojinin aşk açıklamaları3
- ermenisiz kafkasya4
- yaptığım müthiş kaşarlı yumurta8
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı10
- olgun kadınlardan hoşlanan erkek2
- arkadaşa acil 10 bin lira ateşlemek6
- polatlı2
- 31 ekim 2026 fenerbahçe göztepe maçı27
- hareket edebilen canlılar2
- ismet gürbüz3
- asgari ücret4
- durduk yere insanın aklına gelen replikler7
- 16 bekar için masrafsız finlandiya tatili2
- şaban oğlu şaban oğlu şaban filmi3
- nervio19
Çanakkale Savaşları hakkında Türkiye toplumunun ilgisinin ve bilgisinin çok zayıf olduğu bir gerçek. Aslında çok uzun süredir yaşanan bu eksiklik belirli bir kesim tarafından hurafelerle doldurulup bilinç bir şekilde yönlendirilse de artık yavaş yavaş gerçek tarihin ortaya çıkmasıyla, yeni çalışmalarla doldurulmaya başladı. Bunun en son örneği Tolga Örnekin çekmiş olduğu belgesel.
Bu yazıda tarihten az bahsedilmesinin nedeni, bu çok önemli konunun bir iki sayfaya sığdırmak istenmemiş olmasıdır. Artık hazır verilen bilgiler yerine tarih hakkında bizim bir araştırma yapmamız gerektiği bir gerçektir. Günümüzde konuyla ilgili 400 ciltten fazla kitabın varlığı göz önüne alındığında, bunun için yeterli malzemenin olduğu daha iyi anlaşılabilir. Hakkında kesin bir verimizin olmadığı, yeterli dokümanlarımızın bulunmadığı konularda varsayımlara dayanmakla beraber, hatta ve hatta şehitlerimizin sayısının bile kesin olarak belirlenememesine rağmen burada adı geçen geçmeyen herkesin bir kahraman olarak kabul edilmesi gerekir. Eğer kahramanlarımızın birini bile atlıyorsak bu tarihe yapılmış çok büyük bir saygısızlık değil midir?
Burada özellikle vurgulanması gereken, o cephedeki herkesin gözünü bile kırpmadan ölüme gidişi, vatanları uğruna canlarını verişi ve düşmanına bile saygı uyandıracak mertliği göstermiş olmasıdır. Bir Türk askerinin yaralı Anzakı ateş altında sipere taşıdığı, yine bir ingiliz subayının deyimiyle artık esirlere su ve sigara önermenin gelenek haline geldiği Gelibolu Yarımadası bugün çok daha büyük ilgiyi hak etmektedir. Çanakkale, işte bütün bunlardan dolayı centilmenlerin savaşı olarak adlandırılır.
Günümüzde binlerce insanın akın ettiği, hele hele 18 Mart Deniz Zaferinin bir bayram olarak kutlandığı günlerde Türkiyenin dört bir yanından binlerce öğrencinin ziyaret ettiği Geliboluyu ne kadar tanıtabiliyoruz, ne kadar yaşatıyoruz, ne kadar yaşayabiliyoruz? Ama bunları sorabilmek için önce biz ne kadar biliyoruz tarihimizi, Geliboluyu?
Nusratın mayınlarıyla sonlarını hazırladığı, Seyit Onbaşının tek başına namluya sürdüğü mermiyle ingiliz zırhlısının batmasına sebep olduğu inanılmaz Deniz Zaferi: 18 Mart 1915. 16 dev savaş gemisinin ve irili ufaklı daha pek çok küçük geminin, 250den az topla ve 11 sıra mayınla savunulduğu ve geçirilmediği Çanakkale Boğazı tarihin o güne dek gördüğü en büyük savaşa sahne oluyordu. Askerimizin başarısı, sadece düşmana karşı değil, doğaya, açlığa, susuzluğa karşıydı. Koca Seyit; kumandanına verdiği cevapla o devasa gemiyi batırdığını rapor etmiş, ne istediği sorulduğunda sadece biraz daha fazla azık diye cevaplamış, sonra da o fazla azığı siper arkadaşlarıyla paylaşmış kahramanımız...
Artık denizden geçemeyen ingiliz ve müttefiklerinin 25 Nisanda karadan başlayan harekatlarında güneyde Yahya Çavuş ve askerlerinin ingilizlere ve gemileri River Clydea karşı koyuşu nasıl tasavvur edilebilir? Ya savaşın kaderinin değiştiği an: Mustafa Kemalin 57. Alayı önce Conkbayırına sevk edişi, o sırada kendinin sırtlara tırmanan Anzakları önlerine kattıkları Türk askerlerini süngü takıp yere yatırarak durduruşu; ardından 57. Alayı Conkbayırında "Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum" diyerek savaşa katışı ve de her bir neferinin bu emri yerine getirmek için öne atılıp hayatlarını verişi?.. Evet... Bu emir, Mustafa Kemal, o savaşta oradaki tüm kumandanlar ve tüm Mehmetçik, bugünün Türkiyesinin birer temel taşıdır...
Arada satırlara sığmayan bir Kurtuluş Savaşımız ve ondan sonra küllerden yeni bir devlet kurma aşamamız da en az Çanakkale kadar hatırlanması, artık gelin-kaynana tartışmalarına yenik düşmüş popüler kültüre daha baskın sunulması gereken yanımız değil mi? Modernleşme yarışına iki yüzyıl geç başlamış Türkiyenin biz: Çalışması değil, çok çalışması gereken evlatları... Düzenli olarak bulunduğum yarımadada gözlemlediğim, yerlere çöp atan, birbirine hitap etmesini beceremeyen ve hak edenlere hak ettikleri saygıyı mezarlarında bile gösteremeyen biz... Ama sanırım bu sorguyu herkesin önce kendine yapması gerekli. Yeni kuşaklarımıza ne kadar aktarabiliyoruz değerlerimizi? Muhtemelen okumayı hiç sevmeyen Türkiyenin bir masasına kahvaltı örtüsü olacak bu yazı, belki birilerine ulaşacak. Ama çığ hep ufak bir kar tanesinden doğar...
Araş.Gör. Barış Kaya
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Bu yazıda tarihten az bahsedilmesinin nedeni, bu çok önemli konunun bir iki sayfaya sığdırmak istenmemiş olmasıdır. Artık hazır verilen bilgiler yerine tarih hakkında bizim bir araştırma yapmamız gerektiği bir gerçektir. Günümüzde konuyla ilgili 400 ciltten fazla kitabın varlığı göz önüne alındığında, bunun için yeterli malzemenin olduğu daha iyi anlaşılabilir. Hakkında kesin bir verimizin olmadığı, yeterli dokümanlarımızın bulunmadığı konularda varsayımlara dayanmakla beraber, hatta ve hatta şehitlerimizin sayısının bile kesin olarak belirlenememesine rağmen burada adı geçen geçmeyen herkesin bir kahraman olarak kabul edilmesi gerekir. Eğer kahramanlarımızın birini bile atlıyorsak bu tarihe yapılmış çok büyük bir saygısızlık değil midir?
Burada özellikle vurgulanması gereken, o cephedeki herkesin gözünü bile kırpmadan ölüme gidişi, vatanları uğruna canlarını verişi ve düşmanına bile saygı uyandıracak mertliği göstermiş olmasıdır. Bir Türk askerinin yaralı Anzakı ateş altında sipere taşıdığı, yine bir ingiliz subayının deyimiyle artık esirlere su ve sigara önermenin gelenek haline geldiği Gelibolu Yarımadası bugün çok daha büyük ilgiyi hak etmektedir. Çanakkale, işte bütün bunlardan dolayı centilmenlerin savaşı olarak adlandırılır.
Günümüzde binlerce insanın akın ettiği, hele hele 18 Mart Deniz Zaferinin bir bayram olarak kutlandığı günlerde Türkiyenin dört bir yanından binlerce öğrencinin ziyaret ettiği Geliboluyu ne kadar tanıtabiliyoruz, ne kadar yaşatıyoruz, ne kadar yaşayabiliyoruz? Ama bunları sorabilmek için önce biz ne kadar biliyoruz tarihimizi, Geliboluyu?
Nusratın mayınlarıyla sonlarını hazırladığı, Seyit Onbaşının tek başına namluya sürdüğü mermiyle ingiliz zırhlısının batmasına sebep olduğu inanılmaz Deniz Zaferi: 18 Mart 1915. 16 dev savaş gemisinin ve irili ufaklı daha pek çok küçük geminin, 250den az topla ve 11 sıra mayınla savunulduğu ve geçirilmediği Çanakkale Boğazı tarihin o güne dek gördüğü en büyük savaşa sahne oluyordu. Askerimizin başarısı, sadece düşmana karşı değil, doğaya, açlığa, susuzluğa karşıydı. Koca Seyit; kumandanına verdiği cevapla o devasa gemiyi batırdığını rapor etmiş, ne istediği sorulduğunda sadece biraz daha fazla azık diye cevaplamış, sonra da o fazla azığı siper arkadaşlarıyla paylaşmış kahramanımız...
Artık denizden geçemeyen ingiliz ve müttefiklerinin 25 Nisanda karadan başlayan harekatlarında güneyde Yahya Çavuş ve askerlerinin ingilizlere ve gemileri River Clydea karşı koyuşu nasıl tasavvur edilebilir? Ya savaşın kaderinin değiştiği an: Mustafa Kemalin 57. Alayı önce Conkbayırına sevk edişi, o sırada kendinin sırtlara tırmanan Anzakları önlerine kattıkları Türk askerlerini süngü takıp yere yatırarak durduruşu; ardından 57. Alayı Conkbayırında "Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum" diyerek savaşa katışı ve de her bir neferinin bu emri yerine getirmek için öne atılıp hayatlarını verişi?.. Evet... Bu emir, Mustafa Kemal, o savaşta oradaki tüm kumandanlar ve tüm Mehmetçik, bugünün Türkiyesinin birer temel taşıdır...
Arada satırlara sığmayan bir Kurtuluş Savaşımız ve ondan sonra küllerden yeni bir devlet kurma aşamamız da en az Çanakkale kadar hatırlanması, artık gelin-kaynana tartışmalarına yenik düşmüş popüler kültüre daha baskın sunulması gereken yanımız değil mi? Modernleşme yarışına iki yüzyıl geç başlamış Türkiyenin biz: Çalışması değil, çok çalışması gereken evlatları... Düzenli olarak bulunduğum yarımadada gözlemlediğim, yerlere çöp atan, birbirine hitap etmesini beceremeyen ve hak edenlere hak ettikleri saygıyı mezarlarında bile gösteremeyen biz... Ama sanırım bu sorguyu herkesin önce kendine yapması gerekli. Yeni kuşaklarımıza ne kadar aktarabiliyoruz değerlerimizi? Muhtemelen okumayı hiç sevmeyen Türkiyenin bir masasına kahvaltı örtüsü olacak bu yazı, belki birilerine ulaşacak. Ama çığ hep ufak bir kar tanesinden doğar...
Araş.Gör. Barış Kaya
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar