bugün
- chatgptye penis fotoğrafını atmak10
- haluk levent23
- ulupuanlar ahirette geçerli mi sorunsalı5
- bir kadınla deniz arasındaki benzerlik3
- sadece arkadaşlarından mesaj alıyor4
- oğlak burcu kadını18
- web tasarım5
- devletten başkasına güvenilmez2
- hürmüz boğazı'na alternatif rotalar2
- m kemal'in manda ve himaye istediği iddiası2
- koç burcu kadını uyuzluğu3
- aptalları hipnotize etmek6
- haluk levent olayından çıkarılacak ders2
- aylık 453 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- chatgpt ile sohbet etmek9
- seni bütün sorunlarından kurtaracağım diyen erkek3
- aylık 0 tl iyi para mıdır sorunsalı2
- atatürkçü sanatçı azlığı12
- kuzukulağı3
- yalıkavak marina 1 top dondurma fiyatı2
- hayatın güzel olması10
- okuduğum her romanda kendimi aradım ama bulamadım3
- raskolnikov'un kürek cezası3
- opel türkiye ve neskar bursa rezaleti6
- en çok sevdiğiniz yazar19
- japonya'da 10.000 kürdün karakol basması27
- fransa ingiltere maçı saat 00 00 da trt 1 de2
- ihtiyar yazarların uyuması3
- görücü usulü evlilik3
- züppe olmak2
- sevgiliyle ormanın derinliklerine gitmek8
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları28
- şu anda çalan şarkı2
- aytaç doğan3
- 1 2 puretech5
- memeye popoya baldıra dövme yaparken2
- 17 temmuz 2026 ümraniyespor galatasaray maçı8
- sevilen yuzırı donuzlamak2
- gavura kızıp hıristiyanlığa cephe almak2
- sevgilisine kahve yapan erkek4
- doa ile 17 günde 33 milyon ambalaj toplanması2
- kağıt tabak2
- ikizler burcu ve bipolar adam7
- benim için zindanlarda çürür müsün diyen kız3
- gececi tayfa kezosu10
- abdulkadir geylani2
- beyaz ekmek yiyen vatan hainleri3
- sözlüğün tanrıçası olmak20
- şekeri bırakınca çayın tadını alacaksın yalanı3
- haluk levent abi2
Son günlerde, Said-i Nursinin hayatını anlatan Hür Adam filmi nedeniyle bir Said-i Nursi tartışması başladı. işte Hür Adamın Gerçek Öyküsü başlıklı yazımla ben de bu tartışmaya katıldım. Yazımda özetle; Said-i Nursinin Kurtuluş Savaşında dişe dokunur herhangi bir katkısının olmadığını belirterek, Said-i Nursinin önce Alman etkisine, sonra Amerikan etkisine ve son olarak da Demokrat Parti etkisine girdiğini belgeleriyle ortaya koydum. Bu nedenle de Said-i Nursinin Hür Adam değil, olsa olsa ancak Güdümlü Adam olacağını ileri sürdüm.[1]
Son günlerdeki Said-i Nursi tartışmalarında konunun neredeyse bütün detayları tartışılmasına karşın, konunun özünün gözden kaçırıldığını gördüm. Said-i Nursi Atatürke mektup yazdı mı yazamadı mı? Said-i Nursi Atatürkle görüştü mü görüşmedi mi? Said-i Nursi Atatürkün yanında bacak bacak üstüne attı mı atmadı mı? Said-i Nursi parmağını Atatürke doğru uzatarak Paşa Paşa namaz kılmayan haindir dedi mi demedi mi? ve daha birçok ayrıntı dile getirilip üzerinde saatlerce konuşuldu; ama işin özü, Said-i Nursinin, namı değer Hür Adamın Kurtuluş Savaşına, Hürriyet Savaşına nasıl bir katkıda bulunduğu, bu savaşa hangi maddi veya manevi desteği verdiği, bu savaşa katılıp katılmadığı ve dahası bu savaş sırasında nerede ne yaptığı hiç gündeme getirilmedi, hiç tartışılmadı. Ben geçen yazımda bu konuya değinmiş olmama rağmen, işin özü burası olduğu için, bu yazımda da Said-i Nursi Kurtuluş Savaşı sırasında neredeydi ve neler yapıyordu? sorusuna biraz daha geniş biçimde yanıt vermeye çalışacağım. Çünkü bir adamın Hür Adam olup olmadığını anlamak için o adamın yaşadığı dönemdeki Hürriyet Savaşında neler yaptığına bakmak gerekir.
HÜR ADAM BOĞAZDA ÇAMLICADA OTURUYORDU
Said-i Nursi, I. Dünya Savaşı sonlarında Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalandığı günlerde, 1918 yılında istanbula geldi.[2] Mütareke istanbulunda Boğazda Çamlıcada oturan Said-i Nursi, evini, sekreteri olarak görev yapan yeğeni Abdurrahman ile paylaşıyordu.[3]
Kasım 1918den itibaren Anadolu ingilizler, Fransızlar, italyanlar, Ermeniler ve Yunanlılar tarafından işgal edilmeye başlandı.
15 Mayıs 1919da ingiliz-Fransız destekli Yunan ordusu izmiri çok kanlı bir şekilde işgal etti. izmir ve civarında Türklerin katledilmeleri üzerine Anadolunun değişik yerlerinde direniş cemiyetleri kurulmaya, yerel kongreler toplanmaya ve işgali kınayan mitingler yapılmaya başlandı.
HÜR ADAM iŞGALi KINAYAN MiTiNGLERDE NEREDEYDi?
Kadınların ve Darülfünun hocalarıyla öğrencilerinin de katıldığı mitinglerde, kanlı Yunan işgalleri kınandı. Fatih mitinginde Halide Edip Hanım, istanbul Darülfünunun öğretim üyesi Selahattin Bey, Üsküdar mitinginde Sabahat Hanım, Kadıköy mitinginde Darülfünun öğrencisi Münevver Saime Hanım işgali kınayan çok coşkulu konuşmalar yaptı. Münevver Saime Hanım konuşmasının bir yerinde ellerini semaya doğru açarak kendisini dinleyen kalabalığa aynen şöyle seslendi:
Yarabbi! Ben kardeşlerime değil ilk önce sana sesleniyorum. Vatanın felaketi karşısında bir genç kızın feryadını dinle. Bu ağlayan anneler şehitlerin annesi. Bu boynu bükük genç kadınlar fedakarların genç zevcesi, şu hıçkıran yavrular askerlerin yetimleri değil mi?Böyle necip bir kavme gözyaşı döktürmekte hikmet ne?... Ben kendi bağımsızlığı gasp edilmiş bir milletin kızı olarak bağımsızlığıma nasıl yürüyeceğimi söyleyeceğim.Bu beyanatım, kollarımızı bağlamak isteyenler için dikkate şayan olmalı..[4]
Halide Edipin, Selahattin Beyin, Sabahat Hanımın ve Saime Hanımın işgali kınayan konuşmalar yaptıkları o istanbul mitinglerinde Said-i Nursi yoktu.
ANADOLUDA GERÇEK DiN ADAMLARI DiRENiŞ HAZIRLIKLARI YAPARKEN HÜR ADAM NEREDEYDi?
Anadolunun işgali üzerine gerçek din adamları ya silaha sarılarak ya da cami cami dolaşarak halkı kurtuluş için harekete geçirmeye çalışmıştır. Hatta birçok din adamı Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurarak bölgesinde silahlı direniş başlatmıştır. Kurtuluş Savaşı başlarında kurulan 47 Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinde 84 din adamı yönetici durumundadır. Ayrıca bu 47 Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin 16sının başkanı din adamıdır.[6] Ankarada Müftü Rıfat Börekçi, Afyonda Müftü Sait Efendi, Amasyada Müftü Hacı Tevfik Efendi, Bilecikte Müftü Mehmet Şükrü Efendi, Boluda Müderris Kürtzade Mehmet Sıtkı Efendi, Çankırıda Müftü Bekirzade Ata Efendi, Denizlide Ahmet Hulusi Efendi, Erzurumda Hoca Raif Efendi, Hakkaride Müftü Ziyaeddin Efendi, Ispartada Şeyh Ali Efendi canla başla Mustafa Kemale ve Türk Kurtuluş Savaşına destek olurken, Said-i Nursi yine ortalarda yoktur. Bu sırada Said-i Nursi, istanbulda, Kürdistan Teali Cemiyetini ve Kürt Neşriyat Cemiyetini kurmakla meşguldür.[7] ingiliz Hava Kuvvetleri Komutanlığının Bağdattan yazılan gizli raporunda, Kürtleri Türklere karşı kışkırtarak ayaklandırmak amacıyla kurulmuş olan Kürdistan Teali Cemiyetinin kurucuları arasında Said-i Kürdi (Nursi)nin de adı vardır.[8]
Kuvvacı din adamları birçok yerel kongrenin de aktif katılımcılarıdır. Örneğin, 26-30 Temmuz 1919 tarihleri arasındaki Balıkesir Kongresine katılan 48 delegenin 13ü, mahalli müftü ve müderrislerden oluşmaktadır.[9] 10-23 Mart 1920 tarihleri arasında toplanan V. Balıkesir Kongresine katılan 60 delegenin yarıya yakını, müftü, vaiz ve müderrislerden oluşmaktadır.16-25 Ağustos 1919 tarihleri arasında toplanan Alaşehir Kongresine katılan 45 delegenin 9u müftü ve müderristir.[10] 6-9 Ağustos 1919, 19 Eylül 1919 ve 6 Ekim 1919 tarihleri arasında toplanan Nazilli Kongresine Eşme Müftüsü Nazif Efendi, Isparta Müftüsü Hacı Hüseyin Hüsnü Efendi, Karacasu Müftüsü Mustafa Hulusi Efendi, Bozdoğan Müftüsü Mehmet Efendi, Sarayköy Müftüsü Ahmet Şükrü Efendi, Ispartadan müderris Ali Efendi, Tavastan Bektaşi Dedesi Mazlum Baba gibi birçok din adamı katılmıştır. 18 Ağustos 1919da toplanan Muğla Kongresine ise başta Müftü Zeki Efendi ve Hafız Emin Efendi olmak üzere çok sayıda din adamı katılmıştır. 5 Ağustos 1920 ve 8 Ekim 1920 tarihleri arasında toplanan Pozantı Kongresinde de din adamlarının çokluğu dikkat çekicidir. Ayrıca Erzurum ve Sivas Kongrelerine de çok sayıda din adamı katılmıştır.
Kuvvacı din adamları, işgallere karşı halkı örgütlemek için düzenlenen yerel kongrelere katılırken Said-i Nursi nerededir? O günlerde Said-i Nursi istanbulda Kurtuluş Savaşıyla ilgisi olmayan Müderrisler Cemiyeti (Teali islam Cemiyeti), Yeşilay Cemiyeti ve Darül Hikmetül islam gibi örgütlerde, kuruluşlarda yer almıştır.
ANADOLUDA MUSTAFA KEMAL GERÇEK DiN ADAMLARINCA KARŞILANIRKEN HÜR ADAM NEREDEYDi?
Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919da Samsuna çıktıktan birkaç gün sonra Havzaya geçmiştir. Mustafa Kemal Havzada 6 Haziran 1919da izmir şehitleri için bir mevlit okutulmasını ve Cuma namazından sonrada işgali kınayan bir miting düzenlenmesini istemiştir. Mustafa Kemalin isteği doğrultusunda mevlit okutulmuş ve mitingi düzenlemiştir. Ancak bölgenin en saygın ve tanınmış din adamlarından Sıtkı Hocanın mitinge katılamamış olması nedeniyle Mustafa Kemal, mitingin Sıtkı Hocanın da katılımıyla tekrarlanmasını istemiştir. ikinci miting, yine bir Cuma günü Cuma namazı çıkışı düzenlenmiştir.[11] Mitingde Sıtkı Hoca şunları söylemiştir:
Ey cemaat düşmana karşı koymak için elde sopa lazımdır. En gücü yetmeyen en hakir Müslüman Türk bile bugünden tezi yok birer sopa olsun edinmelidir. Buna da iktidarım yok diyebilen kimse var mı?Varsa o da evinde kazmayı, keseri, bıçağı, o da yoksa yumruğunu hazırlasın. Artık zamanı gelmiştir. Hz. Allahta, Peygamber Efendimiz de böyle emrediyor.[12]
Mustafa Kemal daha sonra Amasyaya geçmiştir. Amasyada onu karşılayanlar arasında Amasya Müftüsü Hacı Hafız Tevfik Efendi de vardır. Hacı Tevfik Efendi, Mustafa Kemali: Çanakkaleden sonra şimdi de vatanı ikinci defa kurtarmayı ahdettiniz. Her anı endişeler içindeki yurda kurtuluşu nasip kılacak himmete eriştiniz. Hoş geldiniz, Safalar getirdiniz. Himmetiniz payidar olsun diyerek karşılamıştır.[13]
Mustafa Kemal Paşa Amasyada, 12 Haziran 1919da hükümet konağında bir konuşma yapmış ve ülkenin içinde bulunduğu durumu ve yapılması gerekenleri anlatmıştır. Konuşma sırasında orada bulunan vaaz Abdurrahman Kamil Efendi, Mustafa Kemal Paşanın konuşmasında ayet ve hadisleri çok ustaca ve yerli yerinde kullandığını görünce, Bu paşa başka paşa Bu paşa bildiğimiz paşalardan değil diyerek hayranlığını ve şaşkınlığını dile getirmiştir. Kurtuluş Savaşının önemini çok çabuk kavrayan bu din adamına Mustafa Kemal de çok özel bir ilgi göstermiştir.[14] O gün Mustafa Kemal ve heyeti konaklamak için Saray Düzü kışlasına hareket etmiştir. Burada Mustafa Kemal, Sultan Beyazid Camii Vaizi Abdurrahman Kamil Efendiden ertesi günkü Cuma hutbesinde Kurtuluş Savaşının öneminden söz etmesini istemiştir. Gecenin ilerleyen saatlerinde Abdurrahman Kamil Efendi, yarınki Cuma hutbesine hazırlanması gerektiğini belirterek Mustafa Kemalden müsaade istemiştir. Bunun üzerine Mustafa Kemal ayağa kalkarak: Yanınıza bir adam katayım, karanlıktır deyince Abdurrahman Kamil Efendi, Mustafa Kemalin gözlerinin içine bakarak: Gözlerinizin ışığı beni götürür paşam demiştir. Bu söz üzerine biraz duygulanan ve düşünen Mustafa Kemal, hocaya: Baba! Bu işte muvaffak olmak da var, olmamak da inşallah muvaffak olacağız. Eğer olamazsak bizi asarlar. Kelle gider! Ne dersin? diye sorunca, Hoca Kamil Efendi, yine Mustafa Kemalin o derin mavi gözlerinin içine bakarak: Oğul! Sen ki genç yaşta başını vatan millet uğruna feda etmişsin, benim bu ihtiyar kelleyi de koy senin uğruna feda olsun demiştir.[15]
Ertesi gün Cuma namazı için Sultan Beyazid Camiine gelen Mustafa Kemal, avluda Kamil Efendiyi görünce: Baba hazırlandın mı? diye sormuş, Kamil Efendi de kendinden emin: Tamamdır oğul, tamamdır yanıtını vermiştir.
Amasyada 13 Haziran 1919da, Abdurrahman Kamil Efendi, Sultan Beyazit Camiindeki vaazında halka şöyle seslenmiştir:
Muhterem evlatlarım! Türk milletinin, Türk hakimiyetinin artık kıymeti mevcudiyeti kalmamıştır. Madem ki milletimizin, şerefi, haysiyeti, istiklali tehlikeye düşmüştür. Artık bu hükümetten iyilik ummak bence abestir. Şu andan itibaren padişah olsun, isim ve unvanı ne olursa olsun, hiçbir şahsın ve makamın hikmeti mevcudiyeti kalmamıştır. Yegane çare-i halas (kurtuluş yolu) halkımızın doğrudan doğruya hakimiyetini ele alması ve iradesini kullanmasıdır..[16]
Vaazdan çok memnun kalan Mustafa Kemal, namaz çıkışı avluda Abdurrahman Kamil Efendiye teşekkür etmiştir.[17]
Özetle Mustafa Kemal, Anadoluya ayak bastıktan sonra neredeyse her adımında bağımsızlığın kıymetini bilen, gerçek din adamlarınca karşılanmış ve desteklenmiştir. Erzurumda Hoca Raif Efendi ve Şiran Müftüsü Hasan Fahri Efendi, Sivasta, Müfttü Abdurrauf Efendi, Hacı Bektaşta Çelebi Cemalletin Efendi, Ankarada Rıfat Börekçi Hoca ve daha başka birçok gerçek din adamı hep Mustafa Kemalin yanında olmuşlardır.[18]
Bu Kuvvacı din adamları Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemalle birlikte Ya istiklal ya ölüm parolası doğrultusunda vatan ve namus mücadelesi verirken Said-i Nursi nerededir? O günlerde Said-i Nursi Sunuhat (1920), Hakikat Çekirdekleri (1920), Nokta (1921), Rumuz (1922) gibi risaleler (küçük kitaplar) kaleme almakla meşguldü.[19]
GERÇEK DiN ADAMLARI CEPHEDE SAVAŞIRKEN HÜR ADAM NEREDEYDi?
Bazı Kuvvacı din adamları da Kurtuluş Savaşı yıllarında elde silah düşmanla savaşmıştır. Afyonlu din adamı Müderris ismail Şükrü Hoca, Çelikalay adlı milis kuvvetiyle, Kütahya-Eskişehir Savaşına katılmış ve 1934te Soyadı Kanunu çıktığında kendisine Çelikalay soyadı verilmiştir. ispartalı din adamı ibrahim Efendi ise Isprata Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini kurmuş, meclis üyesi iken izin alıp cepheye gitmiş, Demiralayı kurarak savaşa katılmıştır. Soyadı Kanunu çıkınca da kendisine Demiralay soyadı verilmiştir.
ismail Şükrü Hoca ve ibrahim Efendi, Çelikalay ve Demiralay adlı birliklerle düşmanla savaşırken, Said-i Nursi nerededir? O günlerde Said-i Nursi, istanbulda Darül-Hikmetül islamiye adlı kurumda görev yapmaktadır. Said-i Nursi bunun son derece mutlu bir dönemi olduğunu belirtmektedir.[20] 1916 yılında Doğu cephesinde yerel milislerle bölgede Ruslarla çarpışmalara katıldığı, (Bitlis savunması) iddia edilen[21] Said-i Nursi bu milislik tecrübesinden Türk milletinin ölüm kalım savaşı olan Kurtuluş Savaşında da yararlanamaz mıydı?
LiBYALI ŞEYH AHMET SUNUSi GÜNEYDOĞUDA CAMi CAMi GEZERKEN HÜR ADAM NEREDEYDi?
Kurtuluş Savaşına destek veren sadece Türk din adamları değildir, bazı yabancı Müslüman din adamları da Kurtuluş Savaşına destek vermiştir. Örneğin, Iraklı Uceymi Paşa, Hindistanlı Muhammed Ali ve Libyalı Şeyh Ahmet Sunisi bu din adamlarından ve Müslüman önderlerden birkaçıdır.
Özellikle Libyalı Şeyh Ahmet Sunisinin Kurtuluş Savaşına verdiği destek çok önemlidir. Mustafa Kemal, ingilizlerin ve Fransızların, Kürtleri Türklere ve Milli Harekete karşı kışkırtmalarını önlemek, ingiliz ajanlarının Kürt bölgelerindeki ayrılıkçı faaliyetlerine engel olmak ve Kürtleri Milli Harekete kazandırmak için gerek Güneydoğu Anadoluda gerekse Kuzey Irakta çok iyi tanınan Şeyh Ahmet Sünusiyi görevlendirmiştir.[22]
Kurtuluş Savaşı başladığı sırada Bursada bulunan Şeyh Ahmet Sünusiye bir mektup yazan Mustafa Kemal, onu Ankaraya davet etmiştir:
Şeyh Sunusi Hazretlerinin Milli mücadeleye yardım hususunda gösterdikleri hassasiyete şükran arz eylerim. Hilafet makamının fiilen işgali faciası karşısında Şeyh Hazretlerinin duydukları infial hissinin islam alemine tebliği pek ziyade lazım ve faydalı olacaktır. Bu konuda icab eden görüşünüzü ayrıca arz ederiz.. Şeyh Hazretlerinin Ankarada bulunmalarını arz ederiz.[23]
Mustafa Kemalin bu mektubunu alan Şeyh Ahmet Sunüsi, 15 Kasım 1920de Ankaraya gelmiştir. Mustafa Kemal, 23 Kasım 1920de Anakarada TBMMde Şeyh Ahmet Sunisinin onuruna bir yemek vermiştir. (Said-i Nursi 1922de Ankaraya gelince kendisinin özel olarak karşılandığını söyleyerek, bu karşılamadan Said-i Nursiye paye çıkarmak isteyenler, Şeyh Ahmet Sunusinin çok daha özel karşılandığını bilsinler..)
Şeyh Ahmet Sunusi burada yaptığı Arapça konuşmada. islamiyetin yok olmasının muhakkak görüleceği bir halin meydana çıkması üzerine Müslümanların ümitleri kesildiği bir sırada Mustafa Kemal Paşa hazretleri arkadaşlarıyla beraber din uğruna savaşmaya başladılar. Ve siz de beraber savaştınız. Cihat ettiniz. Bu hizmet bütün islam aleminin devamına islam aleminin kurtuluşuna ait mukaddes bir vazifedir. demiştir.[24]
Mustafa Kemal cevabi konuşmasında Sunusilerden ve Şeyh Ahmet Sunusiden övgüyle söz etmiştir: Sunusi teşkilatı, diğer teşkilatlar gibi sadece bir tarikat değildir. islamiyetin saadet yolunda yürümeye yönelik esaslı bir teşkilattır. Bu gece huzurlarıyla müşerref olduğunuz zat, islam aleminde büyük bir esasa dayanan mukaddes bir teşkilatın başında bulunan yüce bir zattır Dolayısıyla bundan sonra kendilerinin islam alemine yapacakları hizmetler, şimdiye kadar olan hizmetlerini taçlandıracaktır. Ve bu sayede Türkiye devletinin bütün islam cihanının dayanak merkezi olan Türkiye devletinin de sağlamlaştırılmasına hizmet etmiş olacaklardır. Seyyid Ahmet Şerif Sunusi Hazretlerinin gelecekteki hizmetlerine şimdiden gerek şahsım ve gerek TBMM namına teşekkür eylerim.[25]
Mustafa Kemal, Şeyh Ahmet Sünusiye aynı amaca yönelik üç ayrı görev vermiştir.
islam dünyasındaki antiemperyalist hareketleri Ankaranın etkisi altına almak ve bu hareketlerden Türk Kurtuluş Savaşına destek sağlamak. Arap dünyasında, özellikle Irak ve Suriyede Hilafet propagandası yaparak bölgedeki Arapları ingiltere ve Fransaya karşı harekete geçirmek, böylece hem Musul-Kerkük bölgesindeki hem de Güney Anadoludaki ingiliz-Fransız etkisini kırmak. Türkiye içinde özellikle Güney Doğu Anadoludaki Kürt bölgelerinde Milli harekete katılımı arttırmak.
Mustafa Kemal, Şeyh Ahmet Sunusiyi genel vaaz olarak görevlendirmiştir. Sunusi, Mustafa Kemalden aldığı bu görevle, özellikle Güneydoğu Anadoluda çeşitli illerde camilerde vaazlar vererek, Kürtleri, Milli Hareketi desteklemeye çağırmıştır. Her gittiği yerde beyazlara sarılmış olarak verdiği vaazlar ve hutbeler çok etkili olmuş, önde gelen Kürt aşiret reisleri Milli Harekete katılmaya başlamıştır. Ahmet Sunusi, Urfa, Diyarbakır, Mardinde cami cami, köy köy gezerek halkı Mustafa Kemalin arkasında Milli Hareketi desteklemeye çağırmıştır. Sunusi her adımını telgrafla Mustafa Kemale bildirmiş, Mustafa Kemalden aldığı talimatları birebir uygulamıştır.[26]
Mustafa Kemal, Milli Mücadele sırasında islam dinine çok büyük bir önem vermiştir. işgalci Hıristiyan işgal edilen Müslüman olunca islam, ister istemez en önemli savunma aracı haline gelmiştir. Türk toplumunun ve islam dünyasının bütün gerçeklerini çok iyi kavramış olan Mustafa Kemal, içte ve dışta Milli Harekete destek sağlamak için, islama vurgu yapmıştır: islam dünyasına yönelik bildiriler, islami söylemler, TBMMnin tekbir ve dualarla açılması, cami ve cem evi ziyaretleri hep Kurtuluş Savaşı sırasındaki islami Meşruiyet Politikası ile ilgilidir. Kurtuluş Savaşının başarısı açısından bu politika çok büyük bir önem taşımaktadır. Nitekim islam dinin en temel özelliklerinden biri de düşmana karşı direniş göstermek, yani cihat anlayışıdır. islama göre işgal altında bir ülkede (Dar-ül Harp) islamı yaşamak dinen caiz değildir. islamı yaşamak için öncelikle bağımsız olmak gereklidir. işte islamın bu temel ilkesinden hareket eden Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı yıllarında gerçek din adamlarına çok ihtiyaç duymuştur. Ve gerçek din adamları da hep Mustafa Kemalin yanında yer almıştır. Şeyh Ahmet Sunusi bu bakımdan çok önemli işler görmüştür.
Bir taraftan Güneydoğuyu gezerek Kürtleri Milli Harekete katılmaya çağırmış, diğer taraftan Irakta ve Suriyedeki Arap Müslümanları Türk Kurtuluş Savaşına destek olmaya davet etmiştir. Dahası Mustafa Kemalin isteğiyle Sivasta bir islam Kongresi düzenlemiştir.
18 Şubat 1921de Sivasta Camii-i Kebirde toplanan ittihadı islam Kongresine Şeyh Ahmet Sunusi başkanlık etmiştir.[27]
Bu kongreye dünyadaki bir çok Müslüman lider katılmıştır. Kongre başkanı Şeyh Ahmet Sunusi, aynı gün Ulu Camiide bir de hutbe okumuştur. Şeyhin hutbe metni Ankarada çıkarılan Sebilürreşad dergisinin 31 Mart 1921 tarihli sayısında yayınlanmıştır. Sunusi hutbesinde, Kurtuluş Savaşını cihat olarak adlandırarak: Müslüman, ecnebi tahakkümünde yaşayamaz, esaret altına giremez. Ecnebi hilelerine kapılmayınız, yaldızlı sözlerine inanmayınız. demiştir.[28]
Sunusinin, Mustafa Kemalin isteği doğrultusundaki bu çalışmaları, ingiliz istihbaratının dikkatini çekmiştir. ingiliz istihbaratı, Sunusinin adım adım Anadoluyu gezdiğini Londraya rapor etmiştir. ingilizler, Sunusinin etkisinin Irak, Suriye ve hatta Hicaza kadar yayılmasından endişelenmişlerdir.[29]
işte Libyalı Şeyh Ahmet Sünüsinin Kurtuluş Savaşına katkıları Sunusi, Mustafa Kemalin islam politikasını hem içte hem de dışta başarıyla uygulamasında çok önemli bir role sahiptir. Bu toprakların havasını soluyan Dürrizade Abdullah, Mustafa Sabri gibi hain ve satılmış din adamlarına karşı Libyalı Ahmet Sunusi, Allah adına, islam adına, Müslüman Türk ulusunun Mustafa Kemal önderliğindeki haklı davasında canını dişine takarak ve hiçbir karşılık beklemeden Türk Kurtuluş Savaşının başarısı için çalışmıştır.
O günlerde, Şeyh Ahmet Sunusi, Selahhaddin Eyyübi ve Mustafa Kemali, Kuranı Kerim kuşanmış bir şekilde gösteren bir resim Anadoluda elden ele dolaşmıştır.[30]
Şeyh Ahmet Sunusinin Anadoluda il il cami cami dolaşarak halkı Kurtuluş Savaşına katılmaya çağırdığı o günlerde Said-i Nursi nerededir? O günlerde Said-i Nursi istanbulda ruhsal değişimler, dönüşümler geçirmektedir. Kendi ifadesiyle, yakın arkadaşlarından birinin hiç beklenmedik bir ihaneti sonucunda artık gençlik dönemini geride bıraktığı gerçeğini kavramış ve ruhsal yönden değişmeye başlamıştır! Said-i Nursi, yaşadığı bu ruhsal değişimleri, 1921 yılında Arapça yayımlanan Lemalar adlı bir dizi broşürde anlatmıştır. (Lemalar, 104)[31]
HÜR ADAM RAHATINI BOZMAK iSTEMEDi
Said-i Nursinin istanbul Çamlıcadaki evinde kendi kendisiyle hesaplaştığı o işgal günlerinde Mustafa Kemal, Doğu Anadoluda, Kuzey Irakta ve Suriyede islamı anlatacak, insanları Kurtuluş Savaşına katılmaya çağıracak din adamlarına ihtiyaç duymaktaydı ve bu nedenle Said-i Nursiyi (Kürt bölgelerinde tanınmış olduğu için) Güney Doğu Anadoluya vaaz olarak göndermek istemişti. (Nitekim Said-i Nursi de, Emirdağ Lahikasının bir pasajında Mustafa Kemalin kendisinden, Sunusi liderlerin Libyada yaptıklarına benzer bir görevi yerine getirmesini, yani dini bir ittifak odağı oluşturulmasıyla halkın bu odak etrafında birleştirilmesini istediğini belirtmektedir)[32]. Ama Said-i Nursi, bir türlü istanbuldaki rahatını ve ruh hesaplaşmalarını bırakıp Anadoluya geçmeye yanaşmamıştı; ta ki savaş bitip, galip belli oluncaya kadar! Bu durumda Mustafa Kemal de Libyalı Şeyh Ahmet Sunusiden yardım almak zorunda kalmıştı. Evet, Sunusi Türk değildi; ama bağımsızlığın önemini bilen cesur bir Müslümandı. işte, Kurtuluş Savaşına katılan birçok din adamı gibi o da gerçek bir Hür Adamdı.
iŞTE HÜR ADAMIN KURTULUŞ SAVAŞINA KATKISI
Said-i Nursi Kurtuluş Savaşı sırasındaki Kürt isyanlarını bastırmak için de dişe dokunur bir adım atmamıştır. Tam terinse Kürdistan Teali Cemiyetinde yer almıştır.
Said-i Nursi, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını gıyaben yargılayıp idama mahkum eden Kürt Nemrut Mustafa Mahkemesine de ses çıkarmamıştır.
Said-i Nursi, işgal altında bir şehirde, istanbulda dini işlerle uğraşmanın, ibadet etmenin dinen caiz olmadığını bilmiyor muydu yoksa?
Said-i Nursinin Kurtuluş Savaşına tek katkısı, o da katkı sayılırsa- işgalci ingiliz politikasına karşı bir risale yazması ve Hain Damat Feritin isteğiyle ve ingilizlerin desteğiyle istanbul Müftüsü Dürrizdenin hazırladığı, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını dinsiz ve zındık ilan eden hıyanet fetvasına karşı, bu fetvanın ilmen geçersiz olduğunu beyan eden Hutuvat-ı Sitte adlı bir bildiri hazırlamasıdır.[33] iyi de Mustafa Kemal Paşa ve Ankara Hükümeti, istanbul Hükümetinin bu hıyanet fetvasına karşı Ankara Müftüsü Rıfat Börekçinin başkanlığında 5 müftü, 9 müderris ve 6 ilmiye mensubundan oluşan toplam 20 kişilik bir grupla karşı fetva hazırlamıştır. Hazırlanan bu fetvada Anadoludaki Milli Hareketin dinen meşru olduğu, padişah ve halifenin düşman elinde esir bulunduğu, esir halifeye zor ve baskıyla fetva yayınlattırıldığı belirtilerek fetvanın geçersiz olduğu vurgulanmıştır. 83 müftünün imzaladığı ve 64 müftünün onayladığı bu karşı fetva ile düşmana karşı mücadele etmenin din gereği olduğu duyurulmuştur.[34] Yani, Said-i Nursiden önce onlarca din adamının onayladığı bir karşı fetva yayınlanmıştır zaten.
HÜR ADAMIN ÇAMLICA SEFASI VE ANKARA YOLCULUĞU
Tekrar soruyorum: Türkün ateşle imtihan edildiği 1918-1922 arasında Said-i Nursi nerededir?
Bu soruya en güzel yanıtı Gerçek Bediüzzaman Said-i Nursi ve Doktrinleri adlı bir kitap yazan Seyfi Güzeldere vermiştir.
işte o yanıt:
Molla (Said-i Nursi) istanbula geldiği vakit Mütareke olmuştu. Müslüman-Türk toptan tutsak gitmemek için yer yer birleşip tedbir arıyordu. O hemen, kardeşinin oğlu Abdurrahmanın Çamlıcadaki köşküne yerleşti. Kitap dediği uyduruk serisini bütünlemeğe başladı. Molla, bu işlerle uğraşırken, Anadolu bağımsızlık savaşının kan ve ateşi içinde idi. Bir dergi, Mollanın bağımsızlık savaşına katıldığını yazıyor. Doğru değil. O savaşın gazilerinden binlercesi bugün yaşamdadır. Yalnız benim tanıdığım 200 var. Biri diyebilir mi ki bu insan, değil silahla fikir yoluyla olsun bu savaşa katılmıştır.
Önce kendi diyor ki, Tutsaklıktan döndüm, istanbulda üç ay kaldım. 1918in ortasından 1921in ortasına gelelim. Sonbaharda ayrıldığını söylüyor. Demek 1922 olmaktadır. O zaman Mollanın istanbulda beklemesinin açık gerekçesi oydu ki; Halife kazanırsa, zaten Halifeli, Türk ulusu kazanırsa Türk ola! Halifenin artık çöktüğünü görünce Ankaradan geçip Vana gitmiştir. (1922). (Zöhretunnur, sayfa 57)[35]
Peki Said-i Nursi, 1922 sonlarında neden Ankaraya gitti? Bu sorunun yanıtını da uzun yıllar Said-i Nursi üzerinde çalışan ve Bediüzzaman Said-i Nursi Olayı adlı bir kitap yazan Prof. Dr. Şerif Mardinden alalım:
(istanbulda) kendini herkes tarafından terkedilmiş hissetti; yeğeni ve katibi Abdurrahman yanından ayrılmıştı. Gerçi sonunda ondan bir haber alabilmişti; ama Abdurrahman bundan kısa bir süre sonra öldü. Bu kayıp Said-i Nursiyi derinden sarstı. Belirttiğine göre özel dünyasının yarısı annesinin ölümüyle kaybolup gitmişti. Abdurrahmanın ölümü ise özel evreninin diğer yarısının da yok olması anlamına geliyordu. Buna rağmen Abdurrahmanın ölümüyle ortaya çıkan kayıp kısa bir süre sonra, kendisini Said-i Nursinin hizmetine ve yazılarının propagandasına adayan bir başka genç tarafından telafi edilecekti. (Lemalar, 232)[36]
Anlaşıldığı kadarıyla Said-i Nursi, işgal istanbulunda ülkenin dertleriyle değil, kendi dertleriyle dertlenmektedir. Bazı kayıplar nedeniyle ruhsal bunalımlar yaşamaktadır. Özetle kafası ve ruhu karmakarışıktır. Ayrıca, Kurtuluş Savaşı kazanılmış, Ankarada Mustafa Kemalin önderliğinde yeni bir devlet kurulmuştur. Yani, istanbul ve Sultan-Halife kaybetmiş, Ankara ve TBMM kazanmıştır. Bu durumda Said-i Nursi, kazananın yanında yer almak, dini plan ve programlarını kazanan sayesinde hayata geçirmek için, 1922de Ankaraya gitmiştir. Ancak Ankarada umduğunu bulamamıştır. Mustafa Kemalin kuracağı yeni devletin, aklı ve bilimi esas alan çağdaş bir devlet olacağını anlamıştır. Ancak Ankarada bulunduğu kısa sürede yine de şansını denemiş, Mecliste dinsiz bir atmosfer gördüğünü belirterek(!) Namaza Çağrı bildirileri dağıtmıştır. Aslında Mustafa Kemalin hem yapacağı dinsel eksenli devrimler (halifeliğin kaldırılması gibi) için hem de dinde öze dönüş hareketi (din dilinin Türkçeleştirilmesi çalışmaları) için gerçek din adamlarına ihtiyacı vardır. Bu anlamda Said-i Nursiden de yararlanmak istemiş olması olasıdır. Ancak Said-i Nursinin Ankaradaki bazı davranışları üzerine Mustafa Kemal, kuracağı yeni devletin çağdaş din adamı kadrosunda Said-i Nursiye yer olmadığına karar vermiştir. Mustafa Kemalin yanında, cumhuriyet döneminde Rıfat Börekçi, Şemsettin Günaltay, ismail Hakkı izmirli, Mehmet Akif, Elmalılı Hamdi Yazır, Hafız Yaşar Okur gibi daha birçok gerçek din adamı vardır. Bilindiği gibi Mustafa Kemal, Elmalılı Hamdi Yazıra Kuranın Türkçe Tefsir ve Tercümesini yaptırmış, Kamil Miras Hocaya da Buharinin Hadis Kaynağını tercüme ettirmiştir. Atatürkün isteğiyle tefsir ve tercüme edilen bu eserler, binlerce takım bastırılarak Türkiyenin dört bir yanına ücretsiz dağıtılmıştır.
HÜR ADAMIN SANSÜRCÜLÜĞÜ
Geçtiğimiz günlerde, Said-i Nursinin, 23 Kasım 1922'de Mustafa Kemale yazdığı bir mektup ortaya çıktı. Bu mektupta Mustafa Kemale: "islam âlemi kahramanı Paşa Hazretleri" diye hitap eden Said-i Nursi, Atatürk öldükten sonra kaleme aldığı anılarında da bu mektuptan söz etmiştir; ama mektubun girişindeki Mustafa Kemale yönelik saygı ve övgü dolu ifadelerini sansürlemiştir. 1922de Mustafa Kemale islam aleminin kahramanı Paşa hazretleri diye methiyeler dizen Said-i Nursi, Atatürkün ölümünden sonra kaleme aldığı anılarında ve yazılarında Atatürke deccal ve süfyan demekten çekinmemiştir: Said-i Nursi Redoksta, Ankaraya ikinci kez çağrıldığında neden gitmediğini açıklarken Ben Beşinci Şua aslının verdiği haberin bir kısmını orada bir adamda (Atatürk) gördüm. Mecburiyetle o çok ehemmiyetli vazifeleri bıraktım diyerek 5. Şuadaki Süfyanın Atatürk olduğunu ima etmiş ve SÜFYAN ve bir islam DECCALiNiN Mustafa Kemal olduğu Beşinci Şuada anlaşılıyor[37] diyerek de açıkça Atatürke süfyan ve deccal demiştir.
Görüldüğü gibi Said-i Nursinin Kurtuluş Savaşına büyük bir katkısı hatta bir katkısı yoktur. Hürriyet mücadelesi sırasında işgal altındaki bir şehirde, istanbul-Çamlıcada bir evde bazı kitaplar yazan, bazı cemiyetlere üye olan ve bazı ruhsal değişimler, dönüşümler yaşayan Said-i Nursiye Hür Adam demek, Kurtuluş Savaşının gerçek Hür Adamlarına saygısızlıktan başka bir şey değildir.
Kurtuluş Savaşına sadece din adamları katkı sağlamış değildir, ayrıca Kurtuluş Savaşına karşı, ingiliz yanlısı hain din adamları da vardır. Kurtuluş Savaşına destek olan sol gruplar, farklı etnik unsurlar da vardır. Bütün bunları bu yazı kapsamında anlatmak mümkün değildir tabi
Sinan Meydan
Son günlerdeki Said-i Nursi tartışmalarında konunun neredeyse bütün detayları tartışılmasına karşın, konunun özünün gözden kaçırıldığını gördüm. Said-i Nursi Atatürke mektup yazdı mı yazamadı mı? Said-i Nursi Atatürkle görüştü mü görüşmedi mi? Said-i Nursi Atatürkün yanında bacak bacak üstüne attı mı atmadı mı? Said-i Nursi parmağını Atatürke doğru uzatarak Paşa Paşa namaz kılmayan haindir dedi mi demedi mi? ve daha birçok ayrıntı dile getirilip üzerinde saatlerce konuşuldu; ama işin özü, Said-i Nursinin, namı değer Hür Adamın Kurtuluş Savaşına, Hürriyet Savaşına nasıl bir katkıda bulunduğu, bu savaşa hangi maddi veya manevi desteği verdiği, bu savaşa katılıp katılmadığı ve dahası bu savaş sırasında nerede ne yaptığı hiç gündeme getirilmedi, hiç tartışılmadı. Ben geçen yazımda bu konuya değinmiş olmama rağmen, işin özü burası olduğu için, bu yazımda da Said-i Nursi Kurtuluş Savaşı sırasında neredeydi ve neler yapıyordu? sorusuna biraz daha geniş biçimde yanıt vermeye çalışacağım. Çünkü bir adamın Hür Adam olup olmadığını anlamak için o adamın yaşadığı dönemdeki Hürriyet Savaşında neler yaptığına bakmak gerekir.
HÜR ADAM BOĞAZDA ÇAMLICADA OTURUYORDU
Said-i Nursi, I. Dünya Savaşı sonlarında Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalandığı günlerde, 1918 yılında istanbula geldi.[2] Mütareke istanbulunda Boğazda Çamlıcada oturan Said-i Nursi, evini, sekreteri olarak görev yapan yeğeni Abdurrahman ile paylaşıyordu.[3]
Kasım 1918den itibaren Anadolu ingilizler, Fransızlar, italyanlar, Ermeniler ve Yunanlılar tarafından işgal edilmeye başlandı.
15 Mayıs 1919da ingiliz-Fransız destekli Yunan ordusu izmiri çok kanlı bir şekilde işgal etti. izmir ve civarında Türklerin katledilmeleri üzerine Anadolunun değişik yerlerinde direniş cemiyetleri kurulmaya, yerel kongreler toplanmaya ve işgali kınayan mitingler yapılmaya başlandı.
HÜR ADAM iŞGALi KINAYAN MiTiNGLERDE NEREDEYDi?
Kadınların ve Darülfünun hocalarıyla öğrencilerinin de katıldığı mitinglerde, kanlı Yunan işgalleri kınandı. Fatih mitinginde Halide Edip Hanım, istanbul Darülfünunun öğretim üyesi Selahattin Bey, Üsküdar mitinginde Sabahat Hanım, Kadıköy mitinginde Darülfünun öğrencisi Münevver Saime Hanım işgali kınayan çok coşkulu konuşmalar yaptı. Münevver Saime Hanım konuşmasının bir yerinde ellerini semaya doğru açarak kendisini dinleyen kalabalığa aynen şöyle seslendi:
Yarabbi! Ben kardeşlerime değil ilk önce sana sesleniyorum. Vatanın felaketi karşısında bir genç kızın feryadını dinle. Bu ağlayan anneler şehitlerin annesi. Bu boynu bükük genç kadınlar fedakarların genç zevcesi, şu hıçkıran yavrular askerlerin yetimleri değil mi?Böyle necip bir kavme gözyaşı döktürmekte hikmet ne?... Ben kendi bağımsızlığı gasp edilmiş bir milletin kızı olarak bağımsızlığıma nasıl yürüyeceğimi söyleyeceğim.Bu beyanatım, kollarımızı bağlamak isteyenler için dikkate şayan olmalı..[4]
Halide Edipin, Selahattin Beyin, Sabahat Hanımın ve Saime Hanımın işgali kınayan konuşmalar yaptıkları o istanbul mitinglerinde Said-i Nursi yoktu.
ANADOLUDA GERÇEK DiN ADAMLARI DiRENiŞ HAZIRLIKLARI YAPARKEN HÜR ADAM NEREDEYDi?
Anadolunun işgali üzerine gerçek din adamları ya silaha sarılarak ya da cami cami dolaşarak halkı kurtuluş için harekete geçirmeye çalışmıştır. Hatta birçok din adamı Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurarak bölgesinde silahlı direniş başlatmıştır. Kurtuluş Savaşı başlarında kurulan 47 Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinde 84 din adamı yönetici durumundadır. Ayrıca bu 47 Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin 16sının başkanı din adamıdır.[6] Ankarada Müftü Rıfat Börekçi, Afyonda Müftü Sait Efendi, Amasyada Müftü Hacı Tevfik Efendi, Bilecikte Müftü Mehmet Şükrü Efendi, Boluda Müderris Kürtzade Mehmet Sıtkı Efendi, Çankırıda Müftü Bekirzade Ata Efendi, Denizlide Ahmet Hulusi Efendi, Erzurumda Hoca Raif Efendi, Hakkaride Müftü Ziyaeddin Efendi, Ispartada Şeyh Ali Efendi canla başla Mustafa Kemale ve Türk Kurtuluş Savaşına destek olurken, Said-i Nursi yine ortalarda yoktur. Bu sırada Said-i Nursi, istanbulda, Kürdistan Teali Cemiyetini ve Kürt Neşriyat Cemiyetini kurmakla meşguldür.[7] ingiliz Hava Kuvvetleri Komutanlığının Bağdattan yazılan gizli raporunda, Kürtleri Türklere karşı kışkırtarak ayaklandırmak amacıyla kurulmuş olan Kürdistan Teali Cemiyetinin kurucuları arasında Said-i Kürdi (Nursi)nin de adı vardır.[8]
Kuvvacı din adamları birçok yerel kongrenin de aktif katılımcılarıdır. Örneğin, 26-30 Temmuz 1919 tarihleri arasındaki Balıkesir Kongresine katılan 48 delegenin 13ü, mahalli müftü ve müderrislerden oluşmaktadır.[9] 10-23 Mart 1920 tarihleri arasında toplanan V. Balıkesir Kongresine katılan 60 delegenin yarıya yakını, müftü, vaiz ve müderrislerden oluşmaktadır.16-25 Ağustos 1919 tarihleri arasında toplanan Alaşehir Kongresine katılan 45 delegenin 9u müftü ve müderristir.[10] 6-9 Ağustos 1919, 19 Eylül 1919 ve 6 Ekim 1919 tarihleri arasında toplanan Nazilli Kongresine Eşme Müftüsü Nazif Efendi, Isparta Müftüsü Hacı Hüseyin Hüsnü Efendi, Karacasu Müftüsü Mustafa Hulusi Efendi, Bozdoğan Müftüsü Mehmet Efendi, Sarayköy Müftüsü Ahmet Şükrü Efendi, Ispartadan müderris Ali Efendi, Tavastan Bektaşi Dedesi Mazlum Baba gibi birçok din adamı katılmıştır. 18 Ağustos 1919da toplanan Muğla Kongresine ise başta Müftü Zeki Efendi ve Hafız Emin Efendi olmak üzere çok sayıda din adamı katılmıştır. 5 Ağustos 1920 ve 8 Ekim 1920 tarihleri arasında toplanan Pozantı Kongresinde de din adamlarının çokluğu dikkat çekicidir. Ayrıca Erzurum ve Sivas Kongrelerine de çok sayıda din adamı katılmıştır.
Kuvvacı din adamları, işgallere karşı halkı örgütlemek için düzenlenen yerel kongrelere katılırken Said-i Nursi nerededir? O günlerde Said-i Nursi istanbulda Kurtuluş Savaşıyla ilgisi olmayan Müderrisler Cemiyeti (Teali islam Cemiyeti), Yeşilay Cemiyeti ve Darül Hikmetül islam gibi örgütlerde, kuruluşlarda yer almıştır.
ANADOLUDA MUSTAFA KEMAL GERÇEK DiN ADAMLARINCA KARŞILANIRKEN HÜR ADAM NEREDEYDi?
Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919da Samsuna çıktıktan birkaç gün sonra Havzaya geçmiştir. Mustafa Kemal Havzada 6 Haziran 1919da izmir şehitleri için bir mevlit okutulmasını ve Cuma namazından sonrada işgali kınayan bir miting düzenlenmesini istemiştir. Mustafa Kemalin isteği doğrultusunda mevlit okutulmuş ve mitingi düzenlemiştir. Ancak bölgenin en saygın ve tanınmış din adamlarından Sıtkı Hocanın mitinge katılamamış olması nedeniyle Mustafa Kemal, mitingin Sıtkı Hocanın da katılımıyla tekrarlanmasını istemiştir. ikinci miting, yine bir Cuma günü Cuma namazı çıkışı düzenlenmiştir.[11] Mitingde Sıtkı Hoca şunları söylemiştir:
Ey cemaat düşmana karşı koymak için elde sopa lazımdır. En gücü yetmeyen en hakir Müslüman Türk bile bugünden tezi yok birer sopa olsun edinmelidir. Buna da iktidarım yok diyebilen kimse var mı?Varsa o da evinde kazmayı, keseri, bıçağı, o da yoksa yumruğunu hazırlasın. Artık zamanı gelmiştir. Hz. Allahta, Peygamber Efendimiz de böyle emrediyor.[12]
Mustafa Kemal daha sonra Amasyaya geçmiştir. Amasyada onu karşılayanlar arasında Amasya Müftüsü Hacı Hafız Tevfik Efendi de vardır. Hacı Tevfik Efendi, Mustafa Kemali: Çanakkaleden sonra şimdi de vatanı ikinci defa kurtarmayı ahdettiniz. Her anı endişeler içindeki yurda kurtuluşu nasip kılacak himmete eriştiniz. Hoş geldiniz, Safalar getirdiniz. Himmetiniz payidar olsun diyerek karşılamıştır.[13]
Mustafa Kemal Paşa Amasyada, 12 Haziran 1919da hükümet konağında bir konuşma yapmış ve ülkenin içinde bulunduğu durumu ve yapılması gerekenleri anlatmıştır. Konuşma sırasında orada bulunan vaaz Abdurrahman Kamil Efendi, Mustafa Kemal Paşanın konuşmasında ayet ve hadisleri çok ustaca ve yerli yerinde kullandığını görünce, Bu paşa başka paşa Bu paşa bildiğimiz paşalardan değil diyerek hayranlığını ve şaşkınlığını dile getirmiştir. Kurtuluş Savaşının önemini çok çabuk kavrayan bu din adamına Mustafa Kemal de çok özel bir ilgi göstermiştir.[14] O gün Mustafa Kemal ve heyeti konaklamak için Saray Düzü kışlasına hareket etmiştir. Burada Mustafa Kemal, Sultan Beyazid Camii Vaizi Abdurrahman Kamil Efendiden ertesi günkü Cuma hutbesinde Kurtuluş Savaşının öneminden söz etmesini istemiştir. Gecenin ilerleyen saatlerinde Abdurrahman Kamil Efendi, yarınki Cuma hutbesine hazırlanması gerektiğini belirterek Mustafa Kemalden müsaade istemiştir. Bunun üzerine Mustafa Kemal ayağa kalkarak: Yanınıza bir adam katayım, karanlıktır deyince Abdurrahman Kamil Efendi, Mustafa Kemalin gözlerinin içine bakarak: Gözlerinizin ışığı beni götürür paşam demiştir. Bu söz üzerine biraz duygulanan ve düşünen Mustafa Kemal, hocaya: Baba! Bu işte muvaffak olmak da var, olmamak da inşallah muvaffak olacağız. Eğer olamazsak bizi asarlar. Kelle gider! Ne dersin? diye sorunca, Hoca Kamil Efendi, yine Mustafa Kemalin o derin mavi gözlerinin içine bakarak: Oğul! Sen ki genç yaşta başını vatan millet uğruna feda etmişsin, benim bu ihtiyar kelleyi de koy senin uğruna feda olsun demiştir.[15]
Ertesi gün Cuma namazı için Sultan Beyazid Camiine gelen Mustafa Kemal, avluda Kamil Efendiyi görünce: Baba hazırlandın mı? diye sormuş, Kamil Efendi de kendinden emin: Tamamdır oğul, tamamdır yanıtını vermiştir.
Amasyada 13 Haziran 1919da, Abdurrahman Kamil Efendi, Sultan Beyazit Camiindeki vaazında halka şöyle seslenmiştir:
Muhterem evlatlarım! Türk milletinin, Türk hakimiyetinin artık kıymeti mevcudiyeti kalmamıştır. Madem ki milletimizin, şerefi, haysiyeti, istiklali tehlikeye düşmüştür. Artık bu hükümetten iyilik ummak bence abestir. Şu andan itibaren padişah olsun, isim ve unvanı ne olursa olsun, hiçbir şahsın ve makamın hikmeti mevcudiyeti kalmamıştır. Yegane çare-i halas (kurtuluş yolu) halkımızın doğrudan doğruya hakimiyetini ele alması ve iradesini kullanmasıdır..[16]
Vaazdan çok memnun kalan Mustafa Kemal, namaz çıkışı avluda Abdurrahman Kamil Efendiye teşekkür etmiştir.[17]
Özetle Mustafa Kemal, Anadoluya ayak bastıktan sonra neredeyse her adımında bağımsızlığın kıymetini bilen, gerçek din adamlarınca karşılanmış ve desteklenmiştir. Erzurumda Hoca Raif Efendi ve Şiran Müftüsü Hasan Fahri Efendi, Sivasta, Müfttü Abdurrauf Efendi, Hacı Bektaşta Çelebi Cemalletin Efendi, Ankarada Rıfat Börekçi Hoca ve daha başka birçok gerçek din adamı hep Mustafa Kemalin yanında olmuşlardır.[18]
Bu Kuvvacı din adamları Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemalle birlikte Ya istiklal ya ölüm parolası doğrultusunda vatan ve namus mücadelesi verirken Said-i Nursi nerededir? O günlerde Said-i Nursi Sunuhat (1920), Hakikat Çekirdekleri (1920), Nokta (1921), Rumuz (1922) gibi risaleler (küçük kitaplar) kaleme almakla meşguldü.[19]
GERÇEK DiN ADAMLARI CEPHEDE SAVAŞIRKEN HÜR ADAM NEREDEYDi?
Bazı Kuvvacı din adamları da Kurtuluş Savaşı yıllarında elde silah düşmanla savaşmıştır. Afyonlu din adamı Müderris ismail Şükrü Hoca, Çelikalay adlı milis kuvvetiyle, Kütahya-Eskişehir Savaşına katılmış ve 1934te Soyadı Kanunu çıktığında kendisine Çelikalay soyadı verilmiştir. ispartalı din adamı ibrahim Efendi ise Isprata Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini kurmuş, meclis üyesi iken izin alıp cepheye gitmiş, Demiralayı kurarak savaşa katılmıştır. Soyadı Kanunu çıkınca da kendisine Demiralay soyadı verilmiştir.
ismail Şükrü Hoca ve ibrahim Efendi, Çelikalay ve Demiralay adlı birliklerle düşmanla savaşırken, Said-i Nursi nerededir? O günlerde Said-i Nursi, istanbulda Darül-Hikmetül islamiye adlı kurumda görev yapmaktadır. Said-i Nursi bunun son derece mutlu bir dönemi olduğunu belirtmektedir.[20] 1916 yılında Doğu cephesinde yerel milislerle bölgede Ruslarla çarpışmalara katıldığı, (Bitlis savunması) iddia edilen[21] Said-i Nursi bu milislik tecrübesinden Türk milletinin ölüm kalım savaşı olan Kurtuluş Savaşında da yararlanamaz mıydı?
LiBYALI ŞEYH AHMET SUNUSi GÜNEYDOĞUDA CAMi CAMi GEZERKEN HÜR ADAM NEREDEYDi?
Kurtuluş Savaşına destek veren sadece Türk din adamları değildir, bazı yabancı Müslüman din adamları da Kurtuluş Savaşına destek vermiştir. Örneğin, Iraklı Uceymi Paşa, Hindistanlı Muhammed Ali ve Libyalı Şeyh Ahmet Sunisi bu din adamlarından ve Müslüman önderlerden birkaçıdır.
Özellikle Libyalı Şeyh Ahmet Sunisinin Kurtuluş Savaşına verdiği destek çok önemlidir. Mustafa Kemal, ingilizlerin ve Fransızların, Kürtleri Türklere ve Milli Harekete karşı kışkırtmalarını önlemek, ingiliz ajanlarının Kürt bölgelerindeki ayrılıkçı faaliyetlerine engel olmak ve Kürtleri Milli Harekete kazandırmak için gerek Güneydoğu Anadoluda gerekse Kuzey Irakta çok iyi tanınan Şeyh Ahmet Sünusiyi görevlendirmiştir.[22]
Kurtuluş Savaşı başladığı sırada Bursada bulunan Şeyh Ahmet Sünusiye bir mektup yazan Mustafa Kemal, onu Ankaraya davet etmiştir:
Şeyh Sunusi Hazretlerinin Milli mücadeleye yardım hususunda gösterdikleri hassasiyete şükran arz eylerim. Hilafet makamının fiilen işgali faciası karşısında Şeyh Hazretlerinin duydukları infial hissinin islam alemine tebliği pek ziyade lazım ve faydalı olacaktır. Bu konuda icab eden görüşünüzü ayrıca arz ederiz.. Şeyh Hazretlerinin Ankarada bulunmalarını arz ederiz.[23]
Mustafa Kemalin bu mektubunu alan Şeyh Ahmet Sunüsi, 15 Kasım 1920de Ankaraya gelmiştir. Mustafa Kemal, 23 Kasım 1920de Anakarada TBMMde Şeyh Ahmet Sunisinin onuruna bir yemek vermiştir. (Said-i Nursi 1922de Ankaraya gelince kendisinin özel olarak karşılandığını söyleyerek, bu karşılamadan Said-i Nursiye paye çıkarmak isteyenler, Şeyh Ahmet Sunusinin çok daha özel karşılandığını bilsinler..)
Şeyh Ahmet Sunusi burada yaptığı Arapça konuşmada. islamiyetin yok olmasının muhakkak görüleceği bir halin meydana çıkması üzerine Müslümanların ümitleri kesildiği bir sırada Mustafa Kemal Paşa hazretleri arkadaşlarıyla beraber din uğruna savaşmaya başladılar. Ve siz de beraber savaştınız. Cihat ettiniz. Bu hizmet bütün islam aleminin devamına islam aleminin kurtuluşuna ait mukaddes bir vazifedir. demiştir.[24]
Mustafa Kemal cevabi konuşmasında Sunusilerden ve Şeyh Ahmet Sunusiden övgüyle söz etmiştir: Sunusi teşkilatı, diğer teşkilatlar gibi sadece bir tarikat değildir. islamiyetin saadet yolunda yürümeye yönelik esaslı bir teşkilattır. Bu gece huzurlarıyla müşerref olduğunuz zat, islam aleminde büyük bir esasa dayanan mukaddes bir teşkilatın başında bulunan yüce bir zattır Dolayısıyla bundan sonra kendilerinin islam alemine yapacakları hizmetler, şimdiye kadar olan hizmetlerini taçlandıracaktır. Ve bu sayede Türkiye devletinin bütün islam cihanının dayanak merkezi olan Türkiye devletinin de sağlamlaştırılmasına hizmet etmiş olacaklardır. Seyyid Ahmet Şerif Sunusi Hazretlerinin gelecekteki hizmetlerine şimdiden gerek şahsım ve gerek TBMM namına teşekkür eylerim.[25]
Mustafa Kemal, Şeyh Ahmet Sünusiye aynı amaca yönelik üç ayrı görev vermiştir.
islam dünyasındaki antiemperyalist hareketleri Ankaranın etkisi altına almak ve bu hareketlerden Türk Kurtuluş Savaşına destek sağlamak. Arap dünyasında, özellikle Irak ve Suriyede Hilafet propagandası yaparak bölgedeki Arapları ingiltere ve Fransaya karşı harekete geçirmek, böylece hem Musul-Kerkük bölgesindeki hem de Güney Anadoludaki ingiliz-Fransız etkisini kırmak. Türkiye içinde özellikle Güney Doğu Anadoludaki Kürt bölgelerinde Milli harekete katılımı arttırmak.
Mustafa Kemal, Şeyh Ahmet Sunusiyi genel vaaz olarak görevlendirmiştir. Sunusi, Mustafa Kemalden aldığı bu görevle, özellikle Güneydoğu Anadoluda çeşitli illerde camilerde vaazlar vererek, Kürtleri, Milli Hareketi desteklemeye çağırmıştır. Her gittiği yerde beyazlara sarılmış olarak verdiği vaazlar ve hutbeler çok etkili olmuş, önde gelen Kürt aşiret reisleri Milli Harekete katılmaya başlamıştır. Ahmet Sunusi, Urfa, Diyarbakır, Mardinde cami cami, köy köy gezerek halkı Mustafa Kemalin arkasında Milli Hareketi desteklemeye çağırmıştır. Sunusi her adımını telgrafla Mustafa Kemale bildirmiş, Mustafa Kemalden aldığı talimatları birebir uygulamıştır.[26]
Mustafa Kemal, Milli Mücadele sırasında islam dinine çok büyük bir önem vermiştir. işgalci Hıristiyan işgal edilen Müslüman olunca islam, ister istemez en önemli savunma aracı haline gelmiştir. Türk toplumunun ve islam dünyasının bütün gerçeklerini çok iyi kavramış olan Mustafa Kemal, içte ve dışta Milli Harekete destek sağlamak için, islama vurgu yapmıştır: islam dünyasına yönelik bildiriler, islami söylemler, TBMMnin tekbir ve dualarla açılması, cami ve cem evi ziyaretleri hep Kurtuluş Savaşı sırasındaki islami Meşruiyet Politikası ile ilgilidir. Kurtuluş Savaşının başarısı açısından bu politika çok büyük bir önem taşımaktadır. Nitekim islam dinin en temel özelliklerinden biri de düşmana karşı direniş göstermek, yani cihat anlayışıdır. islama göre işgal altında bir ülkede (Dar-ül Harp) islamı yaşamak dinen caiz değildir. islamı yaşamak için öncelikle bağımsız olmak gereklidir. işte islamın bu temel ilkesinden hareket eden Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı yıllarında gerçek din adamlarına çok ihtiyaç duymuştur. Ve gerçek din adamları da hep Mustafa Kemalin yanında yer almıştır. Şeyh Ahmet Sunusi bu bakımdan çok önemli işler görmüştür.
Bir taraftan Güneydoğuyu gezerek Kürtleri Milli Harekete katılmaya çağırmış, diğer taraftan Irakta ve Suriyedeki Arap Müslümanları Türk Kurtuluş Savaşına destek olmaya davet etmiştir. Dahası Mustafa Kemalin isteğiyle Sivasta bir islam Kongresi düzenlemiştir.
18 Şubat 1921de Sivasta Camii-i Kebirde toplanan ittihadı islam Kongresine Şeyh Ahmet Sunusi başkanlık etmiştir.[27]
Bu kongreye dünyadaki bir çok Müslüman lider katılmıştır. Kongre başkanı Şeyh Ahmet Sunusi, aynı gün Ulu Camiide bir de hutbe okumuştur. Şeyhin hutbe metni Ankarada çıkarılan Sebilürreşad dergisinin 31 Mart 1921 tarihli sayısında yayınlanmıştır. Sunusi hutbesinde, Kurtuluş Savaşını cihat olarak adlandırarak: Müslüman, ecnebi tahakkümünde yaşayamaz, esaret altına giremez. Ecnebi hilelerine kapılmayınız, yaldızlı sözlerine inanmayınız. demiştir.[28]
Sunusinin, Mustafa Kemalin isteği doğrultusundaki bu çalışmaları, ingiliz istihbaratının dikkatini çekmiştir. ingiliz istihbaratı, Sunusinin adım adım Anadoluyu gezdiğini Londraya rapor etmiştir. ingilizler, Sunusinin etkisinin Irak, Suriye ve hatta Hicaza kadar yayılmasından endişelenmişlerdir.[29]
işte Libyalı Şeyh Ahmet Sünüsinin Kurtuluş Savaşına katkıları Sunusi, Mustafa Kemalin islam politikasını hem içte hem de dışta başarıyla uygulamasında çok önemli bir role sahiptir. Bu toprakların havasını soluyan Dürrizade Abdullah, Mustafa Sabri gibi hain ve satılmış din adamlarına karşı Libyalı Ahmet Sunusi, Allah adına, islam adına, Müslüman Türk ulusunun Mustafa Kemal önderliğindeki haklı davasında canını dişine takarak ve hiçbir karşılık beklemeden Türk Kurtuluş Savaşının başarısı için çalışmıştır.
O günlerde, Şeyh Ahmet Sunusi, Selahhaddin Eyyübi ve Mustafa Kemali, Kuranı Kerim kuşanmış bir şekilde gösteren bir resim Anadoluda elden ele dolaşmıştır.[30]
Şeyh Ahmet Sunusinin Anadoluda il il cami cami dolaşarak halkı Kurtuluş Savaşına katılmaya çağırdığı o günlerde Said-i Nursi nerededir? O günlerde Said-i Nursi istanbulda ruhsal değişimler, dönüşümler geçirmektedir. Kendi ifadesiyle, yakın arkadaşlarından birinin hiç beklenmedik bir ihaneti sonucunda artık gençlik dönemini geride bıraktığı gerçeğini kavramış ve ruhsal yönden değişmeye başlamıştır! Said-i Nursi, yaşadığı bu ruhsal değişimleri, 1921 yılında Arapça yayımlanan Lemalar adlı bir dizi broşürde anlatmıştır. (Lemalar, 104)[31]
HÜR ADAM RAHATINI BOZMAK iSTEMEDi
Said-i Nursinin istanbul Çamlıcadaki evinde kendi kendisiyle hesaplaştığı o işgal günlerinde Mustafa Kemal, Doğu Anadoluda, Kuzey Irakta ve Suriyede islamı anlatacak, insanları Kurtuluş Savaşına katılmaya çağıracak din adamlarına ihtiyaç duymaktaydı ve bu nedenle Said-i Nursiyi (Kürt bölgelerinde tanınmış olduğu için) Güney Doğu Anadoluya vaaz olarak göndermek istemişti. (Nitekim Said-i Nursi de, Emirdağ Lahikasının bir pasajında Mustafa Kemalin kendisinden, Sunusi liderlerin Libyada yaptıklarına benzer bir görevi yerine getirmesini, yani dini bir ittifak odağı oluşturulmasıyla halkın bu odak etrafında birleştirilmesini istediğini belirtmektedir)[32]. Ama Said-i Nursi, bir türlü istanbuldaki rahatını ve ruh hesaplaşmalarını bırakıp Anadoluya geçmeye yanaşmamıştı; ta ki savaş bitip, galip belli oluncaya kadar! Bu durumda Mustafa Kemal de Libyalı Şeyh Ahmet Sunusiden yardım almak zorunda kalmıştı. Evet, Sunusi Türk değildi; ama bağımsızlığın önemini bilen cesur bir Müslümandı. işte, Kurtuluş Savaşına katılan birçok din adamı gibi o da gerçek bir Hür Adamdı.
iŞTE HÜR ADAMIN KURTULUŞ SAVAŞINA KATKISI
Said-i Nursi Kurtuluş Savaşı sırasındaki Kürt isyanlarını bastırmak için de dişe dokunur bir adım atmamıştır. Tam terinse Kürdistan Teali Cemiyetinde yer almıştır.
Said-i Nursi, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını gıyaben yargılayıp idama mahkum eden Kürt Nemrut Mustafa Mahkemesine de ses çıkarmamıştır.
Said-i Nursi, işgal altında bir şehirde, istanbulda dini işlerle uğraşmanın, ibadet etmenin dinen caiz olmadığını bilmiyor muydu yoksa?
Said-i Nursinin Kurtuluş Savaşına tek katkısı, o da katkı sayılırsa- işgalci ingiliz politikasına karşı bir risale yazması ve Hain Damat Feritin isteğiyle ve ingilizlerin desteğiyle istanbul Müftüsü Dürrizdenin hazırladığı, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını dinsiz ve zındık ilan eden hıyanet fetvasına karşı, bu fetvanın ilmen geçersiz olduğunu beyan eden Hutuvat-ı Sitte adlı bir bildiri hazırlamasıdır.[33] iyi de Mustafa Kemal Paşa ve Ankara Hükümeti, istanbul Hükümetinin bu hıyanet fetvasına karşı Ankara Müftüsü Rıfat Börekçinin başkanlığında 5 müftü, 9 müderris ve 6 ilmiye mensubundan oluşan toplam 20 kişilik bir grupla karşı fetva hazırlamıştır. Hazırlanan bu fetvada Anadoludaki Milli Hareketin dinen meşru olduğu, padişah ve halifenin düşman elinde esir bulunduğu, esir halifeye zor ve baskıyla fetva yayınlattırıldığı belirtilerek fetvanın geçersiz olduğu vurgulanmıştır. 83 müftünün imzaladığı ve 64 müftünün onayladığı bu karşı fetva ile düşmana karşı mücadele etmenin din gereği olduğu duyurulmuştur.[34] Yani, Said-i Nursiden önce onlarca din adamının onayladığı bir karşı fetva yayınlanmıştır zaten.
HÜR ADAMIN ÇAMLICA SEFASI VE ANKARA YOLCULUĞU
Tekrar soruyorum: Türkün ateşle imtihan edildiği 1918-1922 arasında Said-i Nursi nerededir?
Bu soruya en güzel yanıtı Gerçek Bediüzzaman Said-i Nursi ve Doktrinleri adlı bir kitap yazan Seyfi Güzeldere vermiştir.
işte o yanıt:
Molla (Said-i Nursi) istanbula geldiği vakit Mütareke olmuştu. Müslüman-Türk toptan tutsak gitmemek için yer yer birleşip tedbir arıyordu. O hemen, kardeşinin oğlu Abdurrahmanın Çamlıcadaki köşküne yerleşti. Kitap dediği uyduruk serisini bütünlemeğe başladı. Molla, bu işlerle uğraşırken, Anadolu bağımsızlık savaşının kan ve ateşi içinde idi. Bir dergi, Mollanın bağımsızlık savaşına katıldığını yazıyor. Doğru değil. O savaşın gazilerinden binlercesi bugün yaşamdadır. Yalnız benim tanıdığım 200 var. Biri diyebilir mi ki bu insan, değil silahla fikir yoluyla olsun bu savaşa katılmıştır.
Önce kendi diyor ki, Tutsaklıktan döndüm, istanbulda üç ay kaldım. 1918in ortasından 1921in ortasına gelelim. Sonbaharda ayrıldığını söylüyor. Demek 1922 olmaktadır. O zaman Mollanın istanbulda beklemesinin açık gerekçesi oydu ki; Halife kazanırsa, zaten Halifeli, Türk ulusu kazanırsa Türk ola! Halifenin artık çöktüğünü görünce Ankaradan geçip Vana gitmiştir. (1922). (Zöhretunnur, sayfa 57)[35]
Peki Said-i Nursi, 1922 sonlarında neden Ankaraya gitti? Bu sorunun yanıtını da uzun yıllar Said-i Nursi üzerinde çalışan ve Bediüzzaman Said-i Nursi Olayı adlı bir kitap yazan Prof. Dr. Şerif Mardinden alalım:
(istanbulda) kendini herkes tarafından terkedilmiş hissetti; yeğeni ve katibi Abdurrahman yanından ayrılmıştı. Gerçi sonunda ondan bir haber alabilmişti; ama Abdurrahman bundan kısa bir süre sonra öldü. Bu kayıp Said-i Nursiyi derinden sarstı. Belirttiğine göre özel dünyasının yarısı annesinin ölümüyle kaybolup gitmişti. Abdurrahmanın ölümü ise özel evreninin diğer yarısının da yok olması anlamına geliyordu. Buna rağmen Abdurrahmanın ölümüyle ortaya çıkan kayıp kısa bir süre sonra, kendisini Said-i Nursinin hizmetine ve yazılarının propagandasına adayan bir başka genç tarafından telafi edilecekti. (Lemalar, 232)[36]
Anlaşıldığı kadarıyla Said-i Nursi, işgal istanbulunda ülkenin dertleriyle değil, kendi dertleriyle dertlenmektedir. Bazı kayıplar nedeniyle ruhsal bunalımlar yaşamaktadır. Özetle kafası ve ruhu karmakarışıktır. Ayrıca, Kurtuluş Savaşı kazanılmış, Ankarada Mustafa Kemalin önderliğinde yeni bir devlet kurulmuştur. Yani, istanbul ve Sultan-Halife kaybetmiş, Ankara ve TBMM kazanmıştır. Bu durumda Said-i Nursi, kazananın yanında yer almak, dini plan ve programlarını kazanan sayesinde hayata geçirmek için, 1922de Ankaraya gitmiştir. Ancak Ankarada umduğunu bulamamıştır. Mustafa Kemalin kuracağı yeni devletin, aklı ve bilimi esas alan çağdaş bir devlet olacağını anlamıştır. Ancak Ankarada bulunduğu kısa sürede yine de şansını denemiş, Mecliste dinsiz bir atmosfer gördüğünü belirterek(!) Namaza Çağrı bildirileri dağıtmıştır. Aslında Mustafa Kemalin hem yapacağı dinsel eksenli devrimler (halifeliğin kaldırılması gibi) için hem de dinde öze dönüş hareketi (din dilinin Türkçeleştirilmesi çalışmaları) için gerçek din adamlarına ihtiyacı vardır. Bu anlamda Said-i Nursiden de yararlanmak istemiş olması olasıdır. Ancak Said-i Nursinin Ankaradaki bazı davranışları üzerine Mustafa Kemal, kuracağı yeni devletin çağdaş din adamı kadrosunda Said-i Nursiye yer olmadığına karar vermiştir. Mustafa Kemalin yanında, cumhuriyet döneminde Rıfat Börekçi, Şemsettin Günaltay, ismail Hakkı izmirli, Mehmet Akif, Elmalılı Hamdi Yazır, Hafız Yaşar Okur gibi daha birçok gerçek din adamı vardır. Bilindiği gibi Mustafa Kemal, Elmalılı Hamdi Yazıra Kuranın Türkçe Tefsir ve Tercümesini yaptırmış, Kamil Miras Hocaya da Buharinin Hadis Kaynağını tercüme ettirmiştir. Atatürkün isteğiyle tefsir ve tercüme edilen bu eserler, binlerce takım bastırılarak Türkiyenin dört bir yanına ücretsiz dağıtılmıştır.
HÜR ADAMIN SANSÜRCÜLÜĞÜ
Geçtiğimiz günlerde, Said-i Nursinin, 23 Kasım 1922'de Mustafa Kemale yazdığı bir mektup ortaya çıktı. Bu mektupta Mustafa Kemale: "islam âlemi kahramanı Paşa Hazretleri" diye hitap eden Said-i Nursi, Atatürk öldükten sonra kaleme aldığı anılarında da bu mektuptan söz etmiştir; ama mektubun girişindeki Mustafa Kemale yönelik saygı ve övgü dolu ifadelerini sansürlemiştir. 1922de Mustafa Kemale islam aleminin kahramanı Paşa hazretleri diye methiyeler dizen Said-i Nursi, Atatürkün ölümünden sonra kaleme aldığı anılarında ve yazılarında Atatürke deccal ve süfyan demekten çekinmemiştir: Said-i Nursi Redoksta, Ankaraya ikinci kez çağrıldığında neden gitmediğini açıklarken Ben Beşinci Şua aslının verdiği haberin bir kısmını orada bir adamda (Atatürk) gördüm. Mecburiyetle o çok ehemmiyetli vazifeleri bıraktım diyerek 5. Şuadaki Süfyanın Atatürk olduğunu ima etmiş ve SÜFYAN ve bir islam DECCALiNiN Mustafa Kemal olduğu Beşinci Şuada anlaşılıyor[37] diyerek de açıkça Atatürke süfyan ve deccal demiştir.
Görüldüğü gibi Said-i Nursinin Kurtuluş Savaşına büyük bir katkısı hatta bir katkısı yoktur. Hürriyet mücadelesi sırasında işgal altındaki bir şehirde, istanbul-Çamlıcada bir evde bazı kitaplar yazan, bazı cemiyetlere üye olan ve bazı ruhsal değişimler, dönüşümler yaşayan Said-i Nursiye Hür Adam demek, Kurtuluş Savaşının gerçek Hür Adamlarına saygısızlıktan başka bir şey değildir.
Kurtuluş Savaşına sadece din adamları katkı sağlamış değildir, ayrıca Kurtuluş Savaşına karşı, ingiliz yanlısı hain din adamları da vardır. Kurtuluş Savaşına destek olan sol gruplar, farklı etnik unsurlar da vardır. Bütün bunları bu yazı kapsamında anlatmak mümkün değildir tabi
Sinan Meydan
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar