bugün
- antipanik'e bir şey söyle10
- sözlük kızlarının kombinleri8
- alttaki yazara bir şey söyle25
- tanışılan kız hangi partili ise o partili olmak3
- muşlettin amca4
- abazan yazarlar3
- mhp nin atatürk düşmanı olması5
- hafta sonu ayakları uzatıp evde oturmak3
- cenazede gülmek7
- su bardağında çay içmek10
- sahaflık tecrübem5
- şükretmeyen insan7
- 9 ekim 2026 galatasaray kasımpaşa maçı36
- trump'ın rus dizeli anlaşması2
- pudingi çay kaşığıyla yemek5
- hassas bilek sendromu4
- aşkım dua lipa mı ben mi diyen sevgili7
- izmir izmir olalı böyle hizmet görmedi3
- insanın düşüncelerinden utanması6
- 1 kasım 2026 sosyal medya yasağı4
- şeytan ibneliği yaymak için kendini düzdürdü2
- kadir mısıroğlu2
- ayılmak için yapılabilecekler3
- cumartesi günleri yalnızlığın daha beter olması3
- nasıl başladı nasıl bitti2
- muhterem kardeşim kadir mısıroğlu beyefendi2
- hüseyin nihal atsız2
- kemalistlerin islam düşmanlığının nedenleri15
- tuvalette ilham gelmesi3
- galiba hamileyim5
- atatürk karşıtı siyasi partiler2
- saints row iv2
- osmanlıcayı abartmak2
- galatasaray 3 kasımpaşa 12
- geceden balıkla yenilmiş soğan4
- erkeklere en güzel hitap şekilleri17
- usul adab erkan4
- ilk buluşmaya bmw 535d ile gelen erkek2
- denize girmek4
- parcalandim toparlanamiyorum319
- yakıştırdığım çiftler serisi 153
- boyun ağrısına iyi gelen şeyler15
- devrimci kız götü3
- sözlük yazarlarının beni travesti sanması16
- vazektomi3
- cumartesi saat 11 de sözlükte takılan kızın amacı2
- cumartesi saat 2 de buluşalım mı diyen bir mesaj2
- hayvanların konuşmaya başlaması3
- muhabbet kuşunun insanına boncuk adını koyması3
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı22
Bir oyuna, bir gün yazdıklarına göre dört, başka bir gün yazdıklarına göre altı ya da sekiz seyirci gelmiş, oynayan tiyatrocu da oturmuş ağlamış... Magazin gazetecisi seyirciyi suçluyor, niçin gitmiyorsunuz, böyle muhterem insanlar ağlatılır mı?
Bu konu, tiyatrodan anlamayan gazeteciler tarafından uzunca bir süre tartışıldı. Ağlayanın Müşfik Kenter olduğu ileri sürüldü, o da topu kardeşine attı: 'Ben değilim, belki Yıldız ağlamıştır!'
Biz de güldük.
Hiçbir tiyatrocunun, oyun tutmadı, seyirci gelmedi diye ağlamaya hakkı yoktur. Ayıptır.
Tiyatronun bazı kurallarını yaşı yetmişi geçmiş ustalara biz öğretecek değiliz: Tutmayan oyun, kaldırılır. Israr edilmez, oturup ağlanmaz.
Onun yerine, tutacak bir oyun konur. Ferhan'ın yaptığı gibi 'benim gişe derdim yok, şu şu şu kişiler gelmesinler zaten' diye efelenmek de saçmadır. Borç gırtlağı aşınca arpacı kumrusu gibi kalırsın.
Gene hiç sekmeyen bir tiyatro kuralı da şudur: Tutan oyun da asla kaldırılmaz! On sene, yirmi sene de oynansa hiçbir tiyatrocu 'yeter, sıkıldık artık' demez. Dönem dönem kadro değişir, oyun sürer. Sırada bekleyen hangi oyun ne kadar daha iyi olursa olsun, bekler, ya da başka bir salon bulur.
Ekmeğini teriyle kazanan özel tiyatrolardan sözediyoruz tabii, devlet ya da belediye arpalıklarından değil.
Hep bilinen örneklerdir: Londra'da Agatha Christie'nin ünlü 'Fare Kapanı' oyunu, Paris'te Eugene Ionesco'nun birer perdelik iki kısa oyunu 'Kel Şarkıcı' ve 'Ders', 1952 yılından beri sürüyor!.. Tam elli üç yıldır! Benimle yaşıt!
Kimbilir kaç kez kadroları değişti ama kaldırmayı düşünmüyorlar. Bu oyunlar ve oynandıkları tiyatrolar, birer ulusal anıt olmuşlar.
Yıllar önce, 'Fare Kapanı'nı benim seyrettiğim gece toplam on ya da on beş seyirci vardı. Sahnede hiçkimse ağlamadı, kuliste ne halt ettiler bilemem ama ağladıklarını sanmıyorum. Aynı gün 'Operadaki Hayalet' kapı kırdırıyor, tam sekiz ay sonrasına bilet satılıyordu. Yirmi sterlinlik bilet karaborsada iki yüz sterline kapışılıyordu. Ben de iki yüz papel kazıklandım. Ama 'Fare Kapanı' da sürüp gidiyordu işte...
Lakin, koskoca Müşfik bu yaşından ve bu deneyiminden sonra kalkıp da yok Nasreddin Hoca, yok Keloğlan gibi saçmalıklar sergileyecekse, hiç üzülmeye kakmasın ve de hiç boşuna 'kapkaç var, trafik sıkışık' gibi bahaneler üretmesin.
Satacak malın olsun, alıcısı Bağdat'tan gelir. 'Eskiden insanlar Pendik'ten gelirlerdi oyun seyretmeye' demiş. Sen tutacak oyun koy, Pendik'ten de gelirler Kartal'dan da. 'Operadaki Hayalet'i ben Hamburg'da da seyrettim, insanlar bırakın Altona falan gibi banliyö kasabalarını, taa Frankfurt'tan Köln'den özel otobüslerle geliyorlardı!...
Tutacak oyun dedik, tabii Levent-Oya ikilisi, ya da Yılmaz-Demet ikilisi gibi ilkokul müsameresi yapın demedik...
Müşfik Baba, bir kahve içelim, ben sana iki saat içinde beş yıllık repertuar yapayım... içinde Shakespeare de olacak, Brecht de, Müsahipzade de... Tutar, tutar, merak etme...
Yeter ki, 'şimdi halk bunu anlar' diye Nasreddin Hoca gibi işlere girme.
Ayrıca, otoparkı olmayan yere, trafiği tek yönlü caddeye tiyatro binası yaptırırken bana mı sormuştunuz abla kardeş? Sofita yaptınız, kulise duş da koydunuz ama işin bu yanını hiç düşünmediniz.
Çok kişi bilmez ama bu yazıda adı geçen herkes hatırlayacaktır: Bendeniz eski bir tiyatro oyuncusu, tiyatro yazarı ve tiyatro eleştirmeniyim efendim. Tabii kendi çapımda. Fakat işkembe-i kübradan atmıyorum, bilerek konuşuyorum.
Bazı gazeteci arkadaşlar da anlamadıkları konularda ahkam kesmekten vazgeçsinler. Sırf oyuncu ağlamasın diye seyirci şuradan şuraya gitmez. Sen iyi oyna ve de iyi oyun oyna, eşek değildir, gelir.
Lakin, tiyatro yöneticisi yazara para vermemek için oyunu kendisi yazmaya, hele hele, onun bunun şiirlerinden çekiştire çekiştire olmayacak ve tutmayacak gösteriler üretmeye kalkmayacak. Oyun gibi oyun oynayacak.
engin ardıç
Bu konu, tiyatrodan anlamayan gazeteciler tarafından uzunca bir süre tartışıldı. Ağlayanın Müşfik Kenter olduğu ileri sürüldü, o da topu kardeşine attı: 'Ben değilim, belki Yıldız ağlamıştır!'
Biz de güldük.
Hiçbir tiyatrocunun, oyun tutmadı, seyirci gelmedi diye ağlamaya hakkı yoktur. Ayıptır.
Tiyatronun bazı kurallarını yaşı yetmişi geçmiş ustalara biz öğretecek değiliz: Tutmayan oyun, kaldırılır. Israr edilmez, oturup ağlanmaz.
Onun yerine, tutacak bir oyun konur. Ferhan'ın yaptığı gibi 'benim gişe derdim yok, şu şu şu kişiler gelmesinler zaten' diye efelenmek de saçmadır. Borç gırtlağı aşınca arpacı kumrusu gibi kalırsın.
Gene hiç sekmeyen bir tiyatro kuralı da şudur: Tutan oyun da asla kaldırılmaz! On sene, yirmi sene de oynansa hiçbir tiyatrocu 'yeter, sıkıldık artık' demez. Dönem dönem kadro değişir, oyun sürer. Sırada bekleyen hangi oyun ne kadar daha iyi olursa olsun, bekler, ya da başka bir salon bulur.
Ekmeğini teriyle kazanan özel tiyatrolardan sözediyoruz tabii, devlet ya da belediye arpalıklarından değil.
Hep bilinen örneklerdir: Londra'da Agatha Christie'nin ünlü 'Fare Kapanı' oyunu, Paris'te Eugene Ionesco'nun birer perdelik iki kısa oyunu 'Kel Şarkıcı' ve 'Ders', 1952 yılından beri sürüyor!.. Tam elli üç yıldır! Benimle yaşıt!
Kimbilir kaç kez kadroları değişti ama kaldırmayı düşünmüyorlar. Bu oyunlar ve oynandıkları tiyatrolar, birer ulusal anıt olmuşlar.
Yıllar önce, 'Fare Kapanı'nı benim seyrettiğim gece toplam on ya da on beş seyirci vardı. Sahnede hiçkimse ağlamadı, kuliste ne halt ettiler bilemem ama ağladıklarını sanmıyorum. Aynı gün 'Operadaki Hayalet' kapı kırdırıyor, tam sekiz ay sonrasına bilet satılıyordu. Yirmi sterlinlik bilet karaborsada iki yüz sterline kapışılıyordu. Ben de iki yüz papel kazıklandım. Ama 'Fare Kapanı' da sürüp gidiyordu işte...
Lakin, koskoca Müşfik bu yaşından ve bu deneyiminden sonra kalkıp da yok Nasreddin Hoca, yok Keloğlan gibi saçmalıklar sergileyecekse, hiç üzülmeye kakmasın ve de hiç boşuna 'kapkaç var, trafik sıkışık' gibi bahaneler üretmesin.
Satacak malın olsun, alıcısı Bağdat'tan gelir. 'Eskiden insanlar Pendik'ten gelirlerdi oyun seyretmeye' demiş. Sen tutacak oyun koy, Pendik'ten de gelirler Kartal'dan da. 'Operadaki Hayalet'i ben Hamburg'da da seyrettim, insanlar bırakın Altona falan gibi banliyö kasabalarını, taa Frankfurt'tan Köln'den özel otobüslerle geliyorlardı!...
Tutacak oyun dedik, tabii Levent-Oya ikilisi, ya da Yılmaz-Demet ikilisi gibi ilkokul müsameresi yapın demedik...
Müşfik Baba, bir kahve içelim, ben sana iki saat içinde beş yıllık repertuar yapayım... içinde Shakespeare de olacak, Brecht de, Müsahipzade de... Tutar, tutar, merak etme...
Yeter ki, 'şimdi halk bunu anlar' diye Nasreddin Hoca gibi işlere girme.
Ayrıca, otoparkı olmayan yere, trafiği tek yönlü caddeye tiyatro binası yaptırırken bana mı sormuştunuz abla kardeş? Sofita yaptınız, kulise duş da koydunuz ama işin bu yanını hiç düşünmediniz.
Çok kişi bilmez ama bu yazıda adı geçen herkes hatırlayacaktır: Bendeniz eski bir tiyatro oyuncusu, tiyatro yazarı ve tiyatro eleştirmeniyim efendim. Tabii kendi çapımda. Fakat işkembe-i kübradan atmıyorum, bilerek konuşuyorum.
Bazı gazeteci arkadaşlar da anlamadıkları konularda ahkam kesmekten vazgeçsinler. Sırf oyuncu ağlamasın diye seyirci şuradan şuraya gitmez. Sen iyi oyna ve de iyi oyun oyna, eşek değildir, gelir.
Lakin, tiyatro yöneticisi yazara para vermemek için oyunu kendisi yazmaya, hele hele, onun bunun şiirlerinden çekiştire çekiştire olmayacak ve tutmayacak gösteriler üretmeye kalkmayacak. Oyun gibi oyun oynayacak.
engin ardıç
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar