bugün
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı74
- o 8 0 diyen biri vardı3
- maçtan önce atıp tutan galatasaraylı yazarlar13
- arabada sakso4
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim25
- abd ara seçimlerinin f35 ve caatsa'ya etkisi2
- sözlükte kim kimle sevgili27
- israil'in gazze de çadıra hava saldırısı2
- febelilerin herşeyi abartması3
- fenerbahçeli yazarlar8
- terapi niteliğindeki şeyler8
- nervio43
- iyi menemenin sırrı7
- queen ravenna adlı yazarın cerrah olması13
- olsun biz bir keresinde liverpool'u yenmiştik4
- sözlüğün en şık erkeği12
- yakıştırdığım çiftler serisi 115
- kadınların yaptığı en büyük hata9
- galatasaray taraftarı2
- iyi memenin sırrı7
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri7
- tarihin en kötü liverpollunu yenmek2
- sabah akşam nervio yu konuşan sözlük11
- kale3112 ifşa8
- almanca bilmek5
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı13
- evrim varsa neden yarı insan yarı maymun yok6
- herkes kendi işini kurarsa kimse işsiz kalmaz15
- siyah sütyen5
- arkadaşlar bi bakar mısınız9
- güzel bir kız nasıl tavlanır6
- passatı olan erkek6
- giresunlu kızlar6
- 8 haziran 2016 sözlükte yaşanan ifşa skandalı7
- muslettin amca14
- meme4
- kız sanılan ama erkek çıkan poposu güzel yazar6
- balık yemeye yunanistan'a giden sözlük yazarı7
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- sözlük klasikleri12
- aleksey batrakov27
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız7
- sözlük kürdü55
- gece uyumadan önce düşünülen şeyler5
- anın görüntüsü32
- aşk9
- bütün gün giyilmiş sıcacık kadın botu kokusu8
- engineer288
- ese dezze8
- kassız erkek neye benzer5
tugrul tanyol siiri .
gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su
gecenin yenik bahçesinde dolaştım, sarı bir yağmurdu
bitip tükenmeyen kayalıkların ortasında mahsur
içimde titrerken anılar ve kaçışın bakır kokusu
çocukluğum bir taht odası, bursa'da yenik sultanlığım
bütün kapılar kapanmış, bütün kapılar sur
döndüm, ardımda yansıyan o büyük aynayı gördüm
varlığın ve hiçliğin kaynaştığı, göçebe yağmur.
gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su
vardığımda yoktu bütün kapılar. iskele, günbatımı
rodos'a doğru batık tekneler. kadırgamın şişmiş
tahtalarında çırpınan rüzgârı
duydum, yüzümün büyük sularına çizilen.
ta orada yüksek dağlar, bu dik ve acılı yol
bir at kişnemesi, yağız gül kokusu
çökmüş tapınakların altında gizli geçitler
ve küflü mahzenlerinde taşlaşmış ölüler korosu
giden kim? bu ilkyaz şafağında yolcu edilen habersiz
beyaz kefenlerine bürünmüş yürüyen bakirelerle.
birden şimşek! ve göründü ve yokoldu kapılar
yenilgi ve acı, kaçış ve sürgün. zamanın yitik
aynasında tüterken yalnızlığın bakır kokusu
cumhuriyet devrinde yazılmış sayısız şiirin içinden hemen ayrılan; hem anlattıklarıyla, hem anlatış biçimiyle şiir sanatının bu topraklardaki en güzel örneklerinden biridir cem gibi. tuğrul tanyol'undur. şiirdir.
cem gibi
gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su
gecenin yenik bahçesinde dolaştım, sarı bir yağmurdu
bitip tükenmeyen kayalıkların ortasında mahsur
içimde titrerken anılar ve kaçışın bakır kokusu
çocukluğum bir taht odası, bursa'da yenik sultanlığım
bütün kapılar kapanmış, bütün kapılar sur
döndüm, ardımda yansıyan o büyük aynayı gördüm
varlığın ve hiçliğin kaynaştığı, göçebe yağmur.
gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su
vardığımda yoktu bütün kapılar. iskele, günbatımı
rodos'a doğru batık tekneler. kadırgamın şişmiş
tahtalarında çırpınan rüzgârı
duydum, yüzümün büyük sularına çizilen.
ta orada yüksek dağlar, bu dik ve acılı yol
bir at kişnemesi, yağız gül kokusu
çökmüş tapınakların altında gizli geçitler
ve küflü mahzenlerinde taşlaşmış ölüler korosu
giden kim? bu ilkyaz şafağında yolcu edilen habersiz
beyaz kefenlerine bürünmüş yürüyen bakirelerle.
birden şimşek! ve göründü ve yokoldu kapılar
yenilgi ve acı, kaçış ve sürgün. zamanın yitik
aynasında tüterken yalnızlığın bakır kokusu
alnıma dövülmüş bu ilenç, bu belirsiz yolculuk
duydum etime değişini bin kızgın demirin
karanlık mazgallarından sarkan gövdemin...
bir ilkyaz şafağında kurban edilmişliğim.
birden yağmur! ve yüzümün yarısı akıp gider
benim gözlerim yok, kurşun! sıcak ve ağdalı yüzgörümlüğüm
issız oyuklarında derin uğultularıyla rüzgâr
gözlerimin ıssız oyuklarında... sıra kimde?
batık teknemin suya gömülmüş ahşap direklerinde
asılmış tüm yolcularım. celal'im! sinan'ım!
bu deniz nereye gider, bir biz kaldık
ve yağmur tüm kapıları siler.
ben cem, daha dün yarım imparatordum
kestirdiğim paralarda soldu vücudum
öldüm binlerce ölümle, kıyıya vuran cesedime baktım
yağlı urganlar bağlayıp boynuma (iskele, günbatımı
rodos'a doğru batık tekneler) yürüdüm, artık
bana bu dünyada yer yok
ne saray, ne köşk; ne rütbe, ne taht
ağabey el ver yanına geleyim
al beni, sonra istersen boğdur
bir yanım zifiri karanlık, bir yanım... birden yağmur!
günler bir ormanın sessiz çığlığına gömüldü
kendi içine düşen dipsiz kuyulara. cesaret
gözbebeklerimin içindeki karanlık ülke
perili... ve hiç varılmayacak.
gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su
bir at kişnemesi, yağız gül kokusu
vardığımda yoktu bütün kapılar.
ben yitik zamanın altında kaldım
silindi kapılar ben dışarda kaldım
bu soğuk, bu kimsesiz karanlıkta
yalnızım, ellerimden başka yok fenerim
gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su
gecenin yenik bahçesinde dolaştım, sarı bir yağmurdu
bitip tükenmeyen kayalıkların ortasında mahsur
içimde titrerken anılar ve kaçışın bakır kokusu
çocukluğum bir taht odası, bursa'da yenik sultanlığım
bütün kapılar kapanmış, bütün kapılar sur
döndüm, ardımda yansıyan o büyük aynayı gördüm
varlığın ve hiçliğin kaynaştığı, göçebe yağmur.
gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su
vardığımda yoktu bütün kapılar. iskele, günbatımı
rodos'a doğru batık tekneler. kadırgamın şişmiş
tahtalarında çırpınan rüzgârı
duydum, yüzümün büyük sularına çizilen.
ta orada yüksek dağlar, bu dik ve acılı yol
bir at kişnemesi, yağız gül kokusu
çökmüş tapınakların altında gizli geçitler
ve küflü mahzenlerinde taşlaşmış ölüler korosu
giden kim? bu ilkyaz şafağında yolcu edilen habersiz
beyaz kefenlerine bürünmüş yürüyen bakirelerle.
birden şimşek! ve göründü ve yokoldu kapılar
yenilgi ve acı, kaçış ve sürgün. zamanın yitik
aynasında tüterken yalnızlığın bakır kokusu
cumhuriyet devrinde yazılmış sayısız şiirin içinden hemen ayrılan; hem anlattıklarıyla, hem anlatış biçimiyle şiir sanatının bu topraklardaki en güzel örneklerinden biridir cem gibi. tuğrul tanyol'undur. şiirdir.
cem gibi
gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su
gecenin yenik bahçesinde dolaştım, sarı bir yağmurdu
bitip tükenmeyen kayalıkların ortasında mahsur
içimde titrerken anılar ve kaçışın bakır kokusu
çocukluğum bir taht odası, bursa'da yenik sultanlığım
bütün kapılar kapanmış, bütün kapılar sur
döndüm, ardımda yansıyan o büyük aynayı gördüm
varlığın ve hiçliğin kaynaştığı, göçebe yağmur.
gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su
vardığımda yoktu bütün kapılar. iskele, günbatımı
rodos'a doğru batık tekneler. kadırgamın şişmiş
tahtalarında çırpınan rüzgârı
duydum, yüzümün büyük sularına çizilen.
ta orada yüksek dağlar, bu dik ve acılı yol
bir at kişnemesi, yağız gül kokusu
çökmüş tapınakların altında gizli geçitler
ve küflü mahzenlerinde taşlaşmış ölüler korosu
giden kim? bu ilkyaz şafağında yolcu edilen habersiz
beyaz kefenlerine bürünmüş yürüyen bakirelerle.
birden şimşek! ve göründü ve yokoldu kapılar
yenilgi ve acı, kaçış ve sürgün. zamanın yitik
aynasında tüterken yalnızlığın bakır kokusu
alnıma dövülmüş bu ilenç, bu belirsiz yolculuk
duydum etime değişini bin kızgın demirin
karanlık mazgallarından sarkan gövdemin...
bir ilkyaz şafağında kurban edilmişliğim.
birden yağmur! ve yüzümün yarısı akıp gider
benim gözlerim yok, kurşun! sıcak ve ağdalı yüzgörümlüğüm
issız oyuklarında derin uğultularıyla rüzgâr
gözlerimin ıssız oyuklarında... sıra kimde?
batık teknemin suya gömülmüş ahşap direklerinde
asılmış tüm yolcularım. celal'im! sinan'ım!
bu deniz nereye gider, bir biz kaldık
ve yağmur tüm kapıları siler.
ben cem, daha dün yarım imparatordum
kestirdiğim paralarda soldu vücudum
öldüm binlerce ölümle, kıyıya vuran cesedime baktım
yağlı urganlar bağlayıp boynuma (iskele, günbatımı
rodos'a doğru batık tekneler) yürüdüm, artık
bana bu dünyada yer yok
ne saray, ne köşk; ne rütbe, ne taht
ağabey el ver yanına geleyim
al beni, sonra istersen boğdur
bir yanım zifiri karanlık, bir yanım... birden yağmur!
günler bir ormanın sessiz çığlığına gömüldü
kendi içine düşen dipsiz kuyulara. cesaret
gözbebeklerimin içindeki karanlık ülke
perili... ve hiç varılmayacak.
gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su
bir at kişnemesi, yağız gül kokusu
vardığımda yoktu bütün kapılar.
ben yitik zamanın altında kaldım
silindi kapılar ben dışarda kaldım
bu soğuk, bu kimsesiz karanlıkta
yalnızım, ellerimden başka yok fenerim
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar