bugün
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı54
- lionel messi12
- ispanya18
- türkiyede güzel içecek satılmaması3
- messi'ye bir teselli ballon d or'u verilsin7
- arjantin17
- 2026 dünya kupası23
- futbol13
- dünya18
- rulette kazanma yolu2
- uyudunuz mu arkadaşlar3
- resim hocaları5
- 19 temmuz 2026 dünya kupası finali14
- muşlettin amca bey birader bey3
- sözlükle olan anlaşmayı fesh ediyorum4
- 50 tl ile rolling yapmak2
- ispanya arjantin maçı kaç kaç biter7
- le cola'nın 67 tl olması5
- kahveye naber lan avradını siktiklerim diye girmek4
- acile gidip acil sevgili arıyorum demek3
- donald trump6
- ben geldim ayağa kalkın3
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları37
- 2026 dünya kupası şampiyonu ispanya3
- marc cucurella5
- şehir kurma oyunları5
- birader yazarların birader bey yazarlar olmaları3
- çalışarak zengin olmak2
- kemal kılıçdaroğlu7
- uludağ sözlük diriltme operasyonu6
- abd'nin iran'a girmesiyle olacak olan şeyler4
- haluk levent denince akla gelenler4
- matadorların siyonistleri hoplatması2
- tefeciden borç almak4
- ciguli kral3
- arjantin milli futbol takımı6
- bir kız tecavüze uğrarken onu izleyen tanrı11
- sapık7
- mütevazi çardakta hasır sandalye2
- açık büfe olduğu halde tabağı doldurmamak9
- lisede hocaların herşeyi bilmesi3
- bilgisayardan anlıyorum hareketleri7
- ispanya milli futbol takımı6
- allah varsa beni milli yapsın7
- bugün sağlığın için ne yaptın13
- haluk levent vs serdar ortaç6
- gocu nerede8
- şaka maka muhalif platform kalmaması4
- haluk levent21
- sözlük yazarlarının tatlıları4
sukut ı istifham | bandini
Elif Şafakın Pinhanını okuduğumda 19. Yy istanbuluna gitmiştim (Kartpostallardan gördüğüm kadarıyla), bu öyküyü okurken, eski Osmanlı kahvehanelerinden birinde orta şekerli kahve içmekteydim denize karşı(bir taraftanda tüm kapitalistliğimle kahvehaneler zinciri kurma fikriyle)
Öykü başlangıçta sıkıcı gelebilir, kelimelerin anlamlarını bilmemek insana yılgınlık hissi veriyor ama bunları bilmemek benim eksikliğim biryerde, malum teknoloji gelişti Osmanlıca-Türkçe sözlük eşliğinde okudum hikayeyi, Hallac-ı Mansurun En-el Hak olayın hakkında az çok bilgim olduğundan daha bir anlamlı geldi öykü.
Mühim olan kelimeler, Hak ile Hakkın arasında ki fark gibi. Dikkatimi çeken cümleler şunlardı ;
eski usül manda mahsülü kapaklı siyah bir iblisti o neşriyyat.
Bu cümlede kitabı betimlemede şu üç kelime; manda, siyah ve iblis çok uyumlu üzerine düşünülmüş olduğu belli, yalnız neşriyyat değil neşriyat olsa gerek.
artık şunu bilmek gayri kabil: şu iskeleden hayli geçkin vakitte atlayan sarhoş bir adem oğlu görsem acaba şevk ile atlayıp onu kurtarır mıyım yoksa mühürlenmiş kalb ile yoluma düşer bir de pervasız şarkı çağırır mıyım?
Yanlış hatırlamıyorsam Camusnun Düşüşün de benzer bir çözümleme vardı, bu kısımdan sonra kahramanın varoluşçuluğa geçişi olarak algılanıyor burası, tam yerinde yazılmış bir cümle.
'...tanrı tanrıdır, evren de evren.
çirkin ve kötü yok.'
Naçizane görüşüm bu cümle Hallac-ı Mansurdan bahsedilen bölümü daha yakın olabilirdi.
çay da katran mübarek! zihnim kayıyor bak yine. biraz da şu tarafa yürüyeyim. vahdet-i vücud demiş zat.
Çay olmasıydı bu öyküde Osmanlı manzarası eksik kalırdı.
terlemeye başlamıştı iyice. kalbinin atışını duyabiliyordu. sanki boynunda sakil bir cüce cin oturmuş cigara tellendiriyordu. canan! ne hoş sada!
Ter, kalp atışı, canan ve sigara daha ne söylenebilir ki.
esas hakikat nerede? hallaç ın derisi koyun gibi sıyrılırken ikrar eden dostları esas kefere değil mi?
Hallac_ı Mansuru bu şekilde kullanmak büyük yaratıcılık, hoş bir seda bıraktı zihnimizde bandini.
Başlangıçta yazdığım gibi mühim olan kelimeler, kelimeleri bu kadar ustaca kullanabildiği için bandiniyi tebrik ediyorum, diğer öykülerini de sabırsızlıkla bekliyorum.
Elif Şafakın Pinhanını okuduğumda 19. Yy istanbuluna gitmiştim (Kartpostallardan gördüğüm kadarıyla), bu öyküyü okurken, eski Osmanlı kahvehanelerinden birinde orta şekerli kahve içmekteydim denize karşı(bir taraftanda tüm kapitalistliğimle kahvehaneler zinciri kurma fikriyle)
Öykü başlangıçta sıkıcı gelebilir, kelimelerin anlamlarını bilmemek insana yılgınlık hissi veriyor ama bunları bilmemek benim eksikliğim biryerde, malum teknoloji gelişti Osmanlıca-Türkçe sözlük eşliğinde okudum hikayeyi, Hallac-ı Mansurun En-el Hak olayın hakkında az çok bilgim olduğundan daha bir anlamlı geldi öykü.
Mühim olan kelimeler, Hak ile Hakkın arasında ki fark gibi. Dikkatimi çeken cümleler şunlardı ;
eski usül manda mahsülü kapaklı siyah bir iblisti o neşriyyat.
Bu cümlede kitabı betimlemede şu üç kelime; manda, siyah ve iblis çok uyumlu üzerine düşünülmüş olduğu belli, yalnız neşriyyat değil neşriyat olsa gerek.
artık şunu bilmek gayri kabil: şu iskeleden hayli geçkin vakitte atlayan sarhoş bir adem oğlu görsem acaba şevk ile atlayıp onu kurtarır mıyım yoksa mühürlenmiş kalb ile yoluma düşer bir de pervasız şarkı çağırır mıyım?
Yanlış hatırlamıyorsam Camusnun Düşüşün de benzer bir çözümleme vardı, bu kısımdan sonra kahramanın varoluşçuluğa geçişi olarak algılanıyor burası, tam yerinde yazılmış bir cümle.
'...tanrı tanrıdır, evren de evren.
çirkin ve kötü yok.'
Naçizane görüşüm bu cümle Hallac-ı Mansurdan bahsedilen bölümü daha yakın olabilirdi.
çay da katran mübarek! zihnim kayıyor bak yine. biraz da şu tarafa yürüyeyim. vahdet-i vücud demiş zat.
Çay olmasıydı bu öyküde Osmanlı manzarası eksik kalırdı.
terlemeye başlamıştı iyice. kalbinin atışını duyabiliyordu. sanki boynunda sakil bir cüce cin oturmuş cigara tellendiriyordu. canan! ne hoş sada!
Ter, kalp atışı, canan ve sigara daha ne söylenebilir ki.
esas hakikat nerede? hallaç ın derisi koyun gibi sıyrılırken ikrar eden dostları esas kefere değil mi?
Hallac_ı Mansuru bu şekilde kullanmak büyük yaratıcılık, hoş bir seda bıraktı zihnimizde bandini.
Başlangıçta yazdığım gibi mühim olan kelimeler, kelimeleri bu kadar ustaca kullanabildiği için bandiniyi tebrik ediyorum, diğer öykülerini de sabırsızlıkla bekliyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar