bugün
- hiçbir işin rast gitmemesi4
- sözlükte yalnız bir hayat sürmek3
- izmir2
- eşiyle kavga eden goril2
- erkekte fizik mi giyim mi daha önemli8
- grok vs gemini vs chatgpt6
- türkiye de yaşanacak tek yerin izmir olması3
- gavurlar niye müslüman olmuyor3
- aykut kocaman4
- 30 yaşından sonra ne yapacağız hissi5
- hoşlanan erkeğin adım atmama sebebi6
- nervio abla22
- kepaze bir hayat sürmek2
- feministlerin sınırsız nafaka iptaline kızmaları14
- sedat pekmez43
- her günün aynı rutinlikte geçmesi2
- sözlükte içinden geçeni özgürce yazamama2
- türkiye de yaşanabilir en ideal şehir2
- yaşamak3
- gençler iş beğenmiyor diyen genç patron16
- satrançta at mı daha değerlidir fil mi5
- sözlükteki arkadaş çevresi6
- teklif edip asla ısrar etmeyen insan8
- aşka inanmayan insan4
- köşe başı dükkanlar erotik shop olsun11
- cedidacer'in fenerbahçeli bir ezik olması19
- türkiye'de iyi bir insan olmak11
- adalet var mı2
- bir insana yapılabilecek en büyük kötülük19
- 25 yıllık akp iktidarından çıkarılacak ders12
- uyku bozuldu iyice2
- haklı olduğu halde susan insan7
- fatoş pınar türker4
- ömürlük arabalar3
- ıslak kek bile yapamayan kız5
- chp'nin hali ne olacak34
- yuvarlak popolu kadın3
- ten uyumu vs kafa uyumu2
- toy story 53
- sömürge valisi3
- astrolojiye inanan insanlara yapılan zorbalık3
- sözlükte hic tayt giyen kız olmaması9
- hiç gelmeyecek birini beklemek9
- 6'ncı nesil uçakta dünyada söz sahibi olmamız11
- seküler erkek muhafazakar kız birlikteliği7
- kemal kılıçdaroğlu devlet bahçeli ikilisi2
- çok yakışıklı kaslı eğitimli cool merhametli erkek3
- sözlük kadınlarının bugünkü kombini17
- m r e r e c t o21
- evli insanların bekarlara sen de evlen baskısı5
zihni çakir rotahaber
2006 Mayısında gerçekleşen Danıştay Saldırısı bir bakıma Türkiyenin paralel devlet yapılanmalarıyla savaşımının tetikleyicisi sayılabilir. 2002 yılında Necip Hablemitoğlu suikastı da bu açıdan bir mihenk taşı olabilecekken siyasal yelpazedeki istikrar olgusunun henüz yerleşik bir hal almaması bunun önüne geçti diyebiliriz.
Danıştay saldırısı sonrasında saldırının faili olan Alparslan Arslanın üzerinden çıkan Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi Derneği kimlik kartı ve bu dernekli ilişkili isimlerin backraundları olayın bir derin operasyon olduğu şüphesini güçlü kılmaya yetti. Sonrasında Ümraniyede bir gecekonduda tesadüfen ele geçirilen askeri mühimmat ve bağlantılı isimler Ergenekon denilen yapının deşifre sürecine büyük katkı sağladı.
Tabii bugün eşcinsel eğilimleri dillerde dolaşan ve inanç tercihini Yahudilik olarak deklare eden Tuncay Güneyin arşivleri de yabana atılmayacak türden detaylar barındırıyordu.
Bu yönde kaleme aldığım kitaplarımdaki tüm bilgi ve belgelerin arkasında durduğumu ifade ederek;
Şimdi bu süreci ezber bozacak bir yönle okumanıza yardımcı olacak şekilde yeniden tartışmaya açacak sorular yöneltmek istiyorum.
Danıştay saydırısının faili Alparslan Aslanın bu eyleminin, paralel yapılanma diye tanımlayabileceğimiz ve derin devlet klişesiyle anılan Ergenekonun deşifre sürecine direk etki ettiği doğru mudur?
Doğrudur.
Peki bu aşamada, böyle bir bağlantı için Aslanın tüm ilişkileri irdelenmeli midir?
Hukuki zorunluluk olarak da her yönüyle irdelenmelidir.
Öyleyse neden bu irdeleme sadece Vatansever Kuvvetler ve onun çevresiyle sınırlı kalmıştır? Neden Aslanın son dönem görüşmeleri ve kız kardeşine ait numaradaki mesajları hasıraltı edilmiştir? Aslanın kızkardeşi soruşturma aşamasında ifadesine bile başvurulmadan kim ya da kimler tarafından yurt dışına gönderilmiştir? Aslan ailesini olay sonrasında ve de soruşturma sırasında soruşturmadan bağımsız ve alakasız bir şekilde hangi emniyet mensupları ne amaçla sık sık ziyaret etmiştir?
Galiba işin sırrı da burada. O dönem Elazığ Emniyetinde görevli hem istihbarat hem Terör ve Organize Birim amirleri bu soruların cevabından haberdar olabilir...
Ama benim maksadım sadece bununla sınırlı değil. Bu ziyaretleri gerçekleştirdiklerinden şüphelenilenlerin kimlikleri benim asıl anlatmaya çalıştığım. Malum ki Emniyet teşkilatında cemaatçi bir yapı olduğu hep tartışılır. Oysa ben bu yapının cemaatçi değil; cemaat içerisinde pozisyon alıp gizli gündemlerini hayata geçiren bir paralel devlet yapılanmacı grup olduğuna inananlardanım.
işte hem o ziyaretleri gerçekleştirenlerin hem de Alparslan Aslanın azmettiricilerinin üstelik düne kadar mücadele ediyormuş gibi gözüktükleri Ergenekon denilen yapıyla karanlık bir ittifakı bulunan grup mensupları olduğundan şüphe duyuyorum.
Geçmişte de böyle bir derin ittifakın bulunduğuna dair ifadeler kullandığım yazılarım oldu. Samimiyetine ve hizmetlerinin yararlılığına hep inandığım ve daha da ötesi sempati duyduğum Gülen Cemaatinin hizmet erleri bu yöndeki tespitlerime şiddetle karşı da çıktı. Ama bugün ortaya çıkan bazı somut olgular, o iddialarımın temelini doldurur nitelikte.
FBI iLE CEMAAT iŞBiRLiĞi
7 Şubat operasyonu diye bilinen MiT krizi ve o dönem yaşananlar, MiTe yönelik bir ele geçirme hamlesinin argümanlarıyla doluydu değil mi?
Buna şiddetle karşı çıkılsa da bütün yaşananları böyle tanımlamak mümkün. Peki kimdi bu operasyonun arkasındakiler?
Olayı önüyle arkasıyla araştırma üşengeçliğinden vaz geçmeyenler cemaat deyip sıyrıldı işin içinden. Oysa bir hizmet ağı olan Cemaatin üslendiği misyon gereği MiT ile ilgili hiçbir planı olamazdı. Ancak cemaatin önlenemez büyüme ağına kendini atmayı başarıp, bu güç ve yaydığı manevi iklimi kullanarak karanlık planlarını uygulamaya koymaya çalışanlar hep gözardı edildi.
Taa ki Özel Yetkili Mahkemelere dair düzenleme de içeren 3. Yargı Paketinin TBMMde ele alınmasına kadar... Ne zaman ki ÖYMlerle ilgili daha demokratik daha insancıl bir düzenlemenin 3. Yargı Paketi içerisinde yer alacağı netleşmeye başladı; işte o zaman cemaat üzerinden karanlık planlarını hayata geçirmeye çalışan sözde cemaatçilerin gerçek yüzü de belirginleşti.
Ve ne tesadüftür ki bu yüzlerle MiT krizi sürecinde köşesinde ya da ekranlarda MiTi illegal bir kurum göstermeye çalışan yüzler yine aynıydı.
Bunlardan birinin, ABDde yeşil kuşak projesinin öncülerinden olan ve bu doğrultuda Yeşil Gladio yapılanmalırının kaçınılmaz olduğunu düşünen Graham Fuller ile yakın ilişkisinin olduğuna bir önceki yazımda dikkat çekmiştim.
Ve burada bir kez daha vurgulamak isterim ki; bu ve bunun taifesi, Yeşil Gladio diye tabir edilebilecek paralel bir devlet yapılanmasını tesis etmek için milli hassasiyetleri yüksek olan MiT Müsteşarı Hakan Fidanın kellesini almanın şart olduğunu, en stratejik hedef olan MiTin bu aşama sonrasında kontrole alınmasının kolaylaşacağını çok iyi bilmekteydi.
Bu hedef için terör örgütü PKK ile bir işbirliği ve karşılıklı konsensüsün olduğuna dair bile güçlü emareler vardı. Zira örgütün kanlı eylemleri daha gerçekleşmeden bu karanlık gruba mensup kalemlerce deklare ediliyordu neredeyse.
O güne kadar sorgulanmayan MiTin istihbarat kabiliyeti de bu önceden yazılıp çizilen her eylemden sonra sorgulanır ve tartışılır heli geliyordu.
Bütün bunlar kimileri için uçuk komplolar olarak değerlendirilebilir belki..
Ama son olarak FBIın sitesinden yayınlanan bir metin komploları güçlü doğrular haline getirmeye yetecek cinsten.
FBI, CREST (Toplum ilişkileri Yönetici Eğitim Semineri) adı altında bir dizi eğitimler veriyor. isteyen kuruluşlar da bu çerçevede FBI ile işbirliği kurabiliyor. FBIın kendi sitesinden yaptığı açıklamada, bu işbirliğini kurduğu kurum ve kuruluşların bazılarını da isimleri ile yayınladı. Bunlardan biri de Gülen Enstitüsü.
Evet yanlış okumadınız. Fetullah Gülen Hocaefendiye yakın diye bildiğimiz Enstitü.
Üstelik FBI bu eğitim seminerlerini daha sonra ajan olarak değerlendirebilecekleri bireyleri seçmede de kullanıyor.
Bunun uygulama alanlarının başında da Irak ve Afganistan geliyor. Şimdi buyurun buradan yakın...
Tamamen islami motiflerle bezendiğine inandığımız Gülen cemaatinin ne işi olur FBI ile? Daha da ötesi CIA bu işin neresinde?
Bu soruların cevabını verirken yine kolaycılığa kaçmamanızı tavsiye ediyorum. Çünkü; cevap, kolaycı bir yaklaşımla cemaat odaklı değil asla.
Uluslararası çapta devasa bir yapı haline dönüşen Gülen Cemaatinin bünyesine sızmayı başarmış özel büro ile ilişkili bir durum bu.
Acele etmeyin, ne özel bürosu demeyin hemen.
Bir sonraki yazımda da Özel Büroyu irdeleyeceğim
2006 Mayısında gerçekleşen Danıştay Saldırısı bir bakıma Türkiyenin paralel devlet yapılanmalarıyla savaşımının tetikleyicisi sayılabilir. 2002 yılında Necip Hablemitoğlu suikastı da bu açıdan bir mihenk taşı olabilecekken siyasal yelpazedeki istikrar olgusunun henüz yerleşik bir hal almaması bunun önüne geçti diyebiliriz.
Danıştay saldırısı sonrasında saldırının faili olan Alparslan Arslanın üzerinden çıkan Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi Derneği kimlik kartı ve bu dernekli ilişkili isimlerin backraundları olayın bir derin operasyon olduğu şüphesini güçlü kılmaya yetti. Sonrasında Ümraniyede bir gecekonduda tesadüfen ele geçirilen askeri mühimmat ve bağlantılı isimler Ergenekon denilen yapının deşifre sürecine büyük katkı sağladı.
Tabii bugün eşcinsel eğilimleri dillerde dolaşan ve inanç tercihini Yahudilik olarak deklare eden Tuncay Güneyin arşivleri de yabana atılmayacak türden detaylar barındırıyordu.
Bu yönde kaleme aldığım kitaplarımdaki tüm bilgi ve belgelerin arkasında durduğumu ifade ederek;
Şimdi bu süreci ezber bozacak bir yönle okumanıza yardımcı olacak şekilde yeniden tartışmaya açacak sorular yöneltmek istiyorum.
Danıştay saydırısının faili Alparslan Aslanın bu eyleminin, paralel yapılanma diye tanımlayabileceğimiz ve derin devlet klişesiyle anılan Ergenekonun deşifre sürecine direk etki ettiği doğru mudur?
Doğrudur.
Peki bu aşamada, böyle bir bağlantı için Aslanın tüm ilişkileri irdelenmeli midir?
Hukuki zorunluluk olarak da her yönüyle irdelenmelidir.
Öyleyse neden bu irdeleme sadece Vatansever Kuvvetler ve onun çevresiyle sınırlı kalmıştır? Neden Aslanın son dönem görüşmeleri ve kız kardeşine ait numaradaki mesajları hasıraltı edilmiştir? Aslanın kızkardeşi soruşturma aşamasında ifadesine bile başvurulmadan kim ya da kimler tarafından yurt dışına gönderilmiştir? Aslan ailesini olay sonrasında ve de soruşturma sırasında soruşturmadan bağımsız ve alakasız bir şekilde hangi emniyet mensupları ne amaçla sık sık ziyaret etmiştir?
Galiba işin sırrı da burada. O dönem Elazığ Emniyetinde görevli hem istihbarat hem Terör ve Organize Birim amirleri bu soruların cevabından haberdar olabilir...
Ama benim maksadım sadece bununla sınırlı değil. Bu ziyaretleri gerçekleştirdiklerinden şüphelenilenlerin kimlikleri benim asıl anlatmaya çalıştığım. Malum ki Emniyet teşkilatında cemaatçi bir yapı olduğu hep tartışılır. Oysa ben bu yapının cemaatçi değil; cemaat içerisinde pozisyon alıp gizli gündemlerini hayata geçiren bir paralel devlet yapılanmacı grup olduğuna inananlardanım.
işte hem o ziyaretleri gerçekleştirenlerin hem de Alparslan Aslanın azmettiricilerinin üstelik düne kadar mücadele ediyormuş gibi gözüktükleri Ergenekon denilen yapıyla karanlık bir ittifakı bulunan grup mensupları olduğundan şüphe duyuyorum.
Geçmişte de böyle bir derin ittifakın bulunduğuna dair ifadeler kullandığım yazılarım oldu. Samimiyetine ve hizmetlerinin yararlılığına hep inandığım ve daha da ötesi sempati duyduğum Gülen Cemaatinin hizmet erleri bu yöndeki tespitlerime şiddetle karşı da çıktı. Ama bugün ortaya çıkan bazı somut olgular, o iddialarımın temelini doldurur nitelikte.
FBI iLE CEMAAT iŞBiRLiĞi
7 Şubat operasyonu diye bilinen MiT krizi ve o dönem yaşananlar, MiTe yönelik bir ele geçirme hamlesinin argümanlarıyla doluydu değil mi?
Buna şiddetle karşı çıkılsa da bütün yaşananları böyle tanımlamak mümkün. Peki kimdi bu operasyonun arkasındakiler?
Olayı önüyle arkasıyla araştırma üşengeçliğinden vaz geçmeyenler cemaat deyip sıyrıldı işin içinden. Oysa bir hizmet ağı olan Cemaatin üslendiği misyon gereği MiT ile ilgili hiçbir planı olamazdı. Ancak cemaatin önlenemez büyüme ağına kendini atmayı başarıp, bu güç ve yaydığı manevi iklimi kullanarak karanlık planlarını uygulamaya koymaya çalışanlar hep gözardı edildi.
Taa ki Özel Yetkili Mahkemelere dair düzenleme de içeren 3. Yargı Paketinin TBMMde ele alınmasına kadar... Ne zaman ki ÖYMlerle ilgili daha demokratik daha insancıl bir düzenlemenin 3. Yargı Paketi içerisinde yer alacağı netleşmeye başladı; işte o zaman cemaat üzerinden karanlık planlarını hayata geçirmeye çalışan sözde cemaatçilerin gerçek yüzü de belirginleşti.
Ve ne tesadüftür ki bu yüzlerle MiT krizi sürecinde köşesinde ya da ekranlarda MiTi illegal bir kurum göstermeye çalışan yüzler yine aynıydı.
Bunlardan birinin, ABDde yeşil kuşak projesinin öncülerinden olan ve bu doğrultuda Yeşil Gladio yapılanmalırının kaçınılmaz olduğunu düşünen Graham Fuller ile yakın ilişkisinin olduğuna bir önceki yazımda dikkat çekmiştim.
Ve burada bir kez daha vurgulamak isterim ki; bu ve bunun taifesi, Yeşil Gladio diye tabir edilebilecek paralel bir devlet yapılanmasını tesis etmek için milli hassasiyetleri yüksek olan MiT Müsteşarı Hakan Fidanın kellesini almanın şart olduğunu, en stratejik hedef olan MiTin bu aşama sonrasında kontrole alınmasının kolaylaşacağını çok iyi bilmekteydi.
Bu hedef için terör örgütü PKK ile bir işbirliği ve karşılıklı konsensüsün olduğuna dair bile güçlü emareler vardı. Zira örgütün kanlı eylemleri daha gerçekleşmeden bu karanlık gruba mensup kalemlerce deklare ediliyordu neredeyse.
O güne kadar sorgulanmayan MiTin istihbarat kabiliyeti de bu önceden yazılıp çizilen her eylemden sonra sorgulanır ve tartışılır heli geliyordu.
Bütün bunlar kimileri için uçuk komplolar olarak değerlendirilebilir belki..
Ama son olarak FBIın sitesinden yayınlanan bir metin komploları güçlü doğrular haline getirmeye yetecek cinsten.
FBI, CREST (Toplum ilişkileri Yönetici Eğitim Semineri) adı altında bir dizi eğitimler veriyor. isteyen kuruluşlar da bu çerçevede FBI ile işbirliği kurabiliyor. FBIın kendi sitesinden yaptığı açıklamada, bu işbirliğini kurduğu kurum ve kuruluşların bazılarını da isimleri ile yayınladı. Bunlardan biri de Gülen Enstitüsü.
Evet yanlış okumadınız. Fetullah Gülen Hocaefendiye yakın diye bildiğimiz Enstitü.
Üstelik FBI bu eğitim seminerlerini daha sonra ajan olarak değerlendirebilecekleri bireyleri seçmede de kullanıyor.
Bunun uygulama alanlarının başında da Irak ve Afganistan geliyor. Şimdi buyurun buradan yakın...
Tamamen islami motiflerle bezendiğine inandığımız Gülen cemaatinin ne işi olur FBI ile? Daha da ötesi CIA bu işin neresinde?
Bu soruların cevabını verirken yine kolaycılığa kaçmamanızı tavsiye ediyorum. Çünkü; cevap, kolaycı bir yaklaşımla cemaat odaklı değil asla.
Uluslararası çapta devasa bir yapı haline dönüşen Gülen Cemaatinin bünyesine sızmayı başarmış özel büro ile ilişkili bir durum bu.
Acele etmeyin, ne özel bürosu demeyin hemen.
Bir sonraki yazımda da Özel Büroyu irdeleyeceğim
güncel Önemli Başlıklar
