bugün
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı32
- meme gifleri atan sözlük yetkilisi4
- kolye18
- usual bey birader bay biraderdir4
- kıza aşık oldum uyuyamıyorum4
- duşa giriyorum kimi düşüneyim9
- nervio tarzı entry girmek18
- 26 ekim 2026 rizespor trabzonspor maçı8
- 2026 kasım ayı nasıl geçecek4
- jaws filmindeki sikko balik24
- yediğimiz yemekleri midede dışkı olarak taşımak5
- keçiboynuzu pekmezi4
- bir kadının tehlikeli olduğunu gösteren detaylar5
- para3
- sözlüğü kurtaracak tek yazar8
- insan sevmemek8
- 42 numara ayaklı kızın yaşama amacı6
- arda güler16
- her gün acaba bugün ne saçmalık yaşayacağım demek3
- atatürk ün hataları15
- kanlı pedi sıcak suya atıp sallama içmek2
- uludağ yönetimi sözlük kızlarını banlama kararı2
- komşusuna sütyen içinde not bırakan kız4
- yunanistan4
- eve çağıran kızın ot da getir demesi5
- sözlükteki yazarların beni kız zannetmesi11
- iç anadolulu biriyle sevgili olmak2
- doğubank8
- yetkisi alınan yetkili10
- iş yerinde uyumak2
- enjeksiyon yapan hemşirenin yüzüne yüzüne osurmak2
- türk erkekleri gitsin italyan erkekleri gelsin2
- oktay saral11
- futbol14
- tırın karizması dorseden gelir2
- haftanın gammazlarında birinci olan user9
- protein2
- süper lig4
- behzat ç.5
- trabzonspor4
- sevgiliyle araya mesafe koymak4
- orta çağda gece yolculuğu yapmak7
- muhafazakar tatil seçenekleri6
- sinek as'ın sözlüğe vedası26
- sağlıklı yaşamak2
- ülken için savaşır mısın6
- yemene asker gönderilme meselesi9
- dabbe 7 el nazar3
- 2026 ekim ayı3
- estonya3
En önemli insan hakları ilkelerinden birisi cezanın şahsiliği ilkesidir. Suçu kim işlediyse cezasını çekecek olan da odur. Kimse başka birinin yaptığı suçtan dolayı yargılanamaz, mahkûm edilip cezalandırılamaz. Ancak hak ve hukukun olmadığı, güçlü ve zorbaların hüküm sürdüğü toplumlarda bu durumun tersine rastlanılabilir.
Ezcümle bu durum islam öncesi müşrik Arap toplumunda çok yaygındı. islam öncesi Cahiliye döneminde bir şahıs dövülse, öldürülse veya eşyası çalınsa, yağma edilse, mağdur olan kimse işi yapan şahsı ele geçiremezse, onun soy bakımından beşinci dedesine kadar ulaşan akrabasından kimi ele geçirirse onlardan intikam alırdı.1
islamın gelişi ile insan haklarına saygı zirve yapmış, Müslümanın Müslümana kanı, malı namusu ve şerefi haram2 sayılmıştır. Allah-u Teâla Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez3 ayetiyle herkesin yaptıklarından mesul olduğunu çok net bir şekilde ifade etmiştir. Efendimiz aleyhisselatu vesselam, her cümlesi altın harflerle yazılacak, hem fert huzuru hem toplum barışı adına birer şahika olan hükümlerin yer aldığı ve toplumsal manada derin problemler yaşayan bütün modern toplumlar için etkili ve nihai çareler içeren Veda Hutbesi'nde Kimse kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz4 buyurarak suçun ve cezanın şahsiliği ilkesini net bir şekilde ifade ederek yukarıdaki ayeti açık bir şekilde izah etmiştir.
Müslüman olmayan toplumlar ise islam toplumlarına saldırıp ihanet etmedikleri sürece Müslümanların sahip olduğu emniyete sahip idiler. Nitekim Peygamberimiz daha hicretin ilk yılında Medinedeki Yahudiler ile antlaşma yapmış, hazırladığı anayasaya onlarında hak ve hürriyetlerini derç etmiş; kendilerine din ve vicdan hürriyeti yanında adli muhtariyet de bahşetmişti. Daha sonra Necran Hristiyanlarıyla yaptığı sulh anlaşmasında aynı hakları daha da fazlasıyla onlara da tanımış, bunların süresiz olarak korunmasını istemiştir.5
islamın suç ve ceza hususundaki prensiplerinin vaz edilmesinden asırlar sonra Cezayı yalnızca suç işleyenlerin ve ona yardım edenlerin çekmesi gerektiği, diğer masum kişilerin suçlu ile yakınlıkları dahi olsa ceza çekmelerinin adalete aykırı olduğu şeklinde ifade edebileceğimiz cezanın şahsiliği, Fransız ihtilalinden sonra Batı hukuklarına bir prensip olarak girmiştir.6 islam hukukunun üstünlüğünün ve insan ve toplum için gerekli olan her şeyi kesin bir şekilde belirlediğinin çok önemli bir göstergesi olan bu durum hakkında daha detaylı yazmayı başka bir zaman bırakarak konuya tekrar dönmek istiyorum.
Efendimiz aleyhisselatu vesselamın Cahiliye devrinden kalan her şey ayaklarımın altındadır7 buyurmasının üzerinden on yüzyıllar geçmesine rağmen maalesef hala sürdürülmekte olan bir müşrik âdeti var: Öldürülen kişiye bedel karşı taraftan olayla alakalı olmayan kişi veya kişilerin öldürülmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan kan davaları.
Daha çok benim de doğduğum yer olan Doğu ve Güneydoğu vilayetlerinde yaygın olan bu cahiliyeye has gelenek günümüzde de hala devam etmektedir. Haberlerde rastladığımız bu vakalar genellikle şu şekilde gerçekleşmektedir: A ailesine mensup bir kişi B ailesinden birisi tarafından bir sebepten dolayı öldürülür. Eğer diyet kabul edilerek iki aile arasında barış imzalanmazsa - genelde öldürülen aile zayıf, maddi olarak güçlü olmayan ve sayıca düşük fertlerden oluşmuşsa bu barış teklifini kabul eder, aksi takdirde güçlü aileden birisi öldürüldüğünde barış genelde yapılamaz- A ailesinin fertleri mutlak surette bunun intikamını alma planlarını yapmaya cenazeyi kaldırma sırasında başlar. intikam sürecinin uzaması hiç önemli değildir, önemli olan karşı tarafın canını en fazla yakacak şekilde bir saldırının yapılmasıdır. Öldüren kişi genelde hapse girdiğinden mutlaka dışarıdan biri öldürülecektir. Bu bazen bir bazen da daha fazla olabilmektedir. Olayın hususiyetlerine ve o anki şartlara bağlıdır kaç kişinin öldürüleceği. Çoğu zaman olayla doğrudan bağlantısı olmayan ve genç yaştaki kişiler hedef seçilir ki karşı tarafın bütün sinir uçlarına dokunarak çekebileceği en fazla acıyı çekmesi mümkün olsun. A ailesi bu misillemeyi yaptıktan sonra kan davası da başlar genelde. Eğer gerçek suçlu değil de masum bir öldürülmüşse bu sefer de mutlaka B ailesi intikam hesaplarına girişir ve bu süreç böylece devam eder. Ancak yukarıda bahsettiğim gibi bu durum genelde güç olarak denk vaziyette olan aileler tarafından yürütülür. Eğer ailelerden biri zayıfsa intikam alamaz ve sulh yoluna girer ki güçlü olan taraf genelde bu zayıflığı suiistimal eder.
Yazının devamı için: http://www.genchacilar.or...ageID=KoseDetay&id=39
Ezcümle bu durum islam öncesi müşrik Arap toplumunda çok yaygındı. islam öncesi Cahiliye döneminde bir şahıs dövülse, öldürülse veya eşyası çalınsa, yağma edilse, mağdur olan kimse işi yapan şahsı ele geçiremezse, onun soy bakımından beşinci dedesine kadar ulaşan akrabasından kimi ele geçirirse onlardan intikam alırdı.1
islamın gelişi ile insan haklarına saygı zirve yapmış, Müslümanın Müslümana kanı, malı namusu ve şerefi haram2 sayılmıştır. Allah-u Teâla Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez3 ayetiyle herkesin yaptıklarından mesul olduğunu çok net bir şekilde ifade etmiştir. Efendimiz aleyhisselatu vesselam, her cümlesi altın harflerle yazılacak, hem fert huzuru hem toplum barışı adına birer şahika olan hükümlerin yer aldığı ve toplumsal manada derin problemler yaşayan bütün modern toplumlar için etkili ve nihai çareler içeren Veda Hutbesi'nde Kimse kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz4 buyurarak suçun ve cezanın şahsiliği ilkesini net bir şekilde ifade ederek yukarıdaki ayeti açık bir şekilde izah etmiştir.
Müslüman olmayan toplumlar ise islam toplumlarına saldırıp ihanet etmedikleri sürece Müslümanların sahip olduğu emniyete sahip idiler. Nitekim Peygamberimiz daha hicretin ilk yılında Medinedeki Yahudiler ile antlaşma yapmış, hazırladığı anayasaya onlarında hak ve hürriyetlerini derç etmiş; kendilerine din ve vicdan hürriyeti yanında adli muhtariyet de bahşetmişti. Daha sonra Necran Hristiyanlarıyla yaptığı sulh anlaşmasında aynı hakları daha da fazlasıyla onlara da tanımış, bunların süresiz olarak korunmasını istemiştir.5
islamın suç ve ceza hususundaki prensiplerinin vaz edilmesinden asırlar sonra Cezayı yalnızca suç işleyenlerin ve ona yardım edenlerin çekmesi gerektiği, diğer masum kişilerin suçlu ile yakınlıkları dahi olsa ceza çekmelerinin adalete aykırı olduğu şeklinde ifade edebileceğimiz cezanın şahsiliği, Fransız ihtilalinden sonra Batı hukuklarına bir prensip olarak girmiştir.6 islam hukukunun üstünlüğünün ve insan ve toplum için gerekli olan her şeyi kesin bir şekilde belirlediğinin çok önemli bir göstergesi olan bu durum hakkında daha detaylı yazmayı başka bir zaman bırakarak konuya tekrar dönmek istiyorum.
Efendimiz aleyhisselatu vesselamın Cahiliye devrinden kalan her şey ayaklarımın altındadır7 buyurmasının üzerinden on yüzyıllar geçmesine rağmen maalesef hala sürdürülmekte olan bir müşrik âdeti var: Öldürülen kişiye bedel karşı taraftan olayla alakalı olmayan kişi veya kişilerin öldürülmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan kan davaları.
Daha çok benim de doğduğum yer olan Doğu ve Güneydoğu vilayetlerinde yaygın olan bu cahiliyeye has gelenek günümüzde de hala devam etmektedir. Haberlerde rastladığımız bu vakalar genellikle şu şekilde gerçekleşmektedir: A ailesine mensup bir kişi B ailesinden birisi tarafından bir sebepten dolayı öldürülür. Eğer diyet kabul edilerek iki aile arasında barış imzalanmazsa - genelde öldürülen aile zayıf, maddi olarak güçlü olmayan ve sayıca düşük fertlerden oluşmuşsa bu barış teklifini kabul eder, aksi takdirde güçlü aileden birisi öldürüldüğünde barış genelde yapılamaz- A ailesinin fertleri mutlak surette bunun intikamını alma planlarını yapmaya cenazeyi kaldırma sırasında başlar. intikam sürecinin uzaması hiç önemli değildir, önemli olan karşı tarafın canını en fazla yakacak şekilde bir saldırının yapılmasıdır. Öldüren kişi genelde hapse girdiğinden mutlaka dışarıdan biri öldürülecektir. Bu bazen bir bazen da daha fazla olabilmektedir. Olayın hususiyetlerine ve o anki şartlara bağlıdır kaç kişinin öldürüleceği. Çoğu zaman olayla doğrudan bağlantısı olmayan ve genç yaştaki kişiler hedef seçilir ki karşı tarafın bütün sinir uçlarına dokunarak çekebileceği en fazla acıyı çekmesi mümkün olsun. A ailesi bu misillemeyi yaptıktan sonra kan davası da başlar genelde. Eğer gerçek suçlu değil de masum bir öldürülmüşse bu sefer de mutlaka B ailesi intikam hesaplarına girişir ve bu süreç böylece devam eder. Ancak yukarıda bahsettiğim gibi bu durum genelde güç olarak denk vaziyette olan aileler tarafından yürütülür. Eğer ailelerden biri zayıfsa intikam alamaz ve sulh yoluna girer ki güçlü olan taraf genelde bu zayıflığı suiistimal eder.
Yazının devamı için: http://www.genchacilar.or...ageID=KoseDetay&id=39
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar