bugün
- zall sözlüğü bizzat takip ediyor13
- ben bu dünyada hangi boşluğu dolduruyorum8
- yıkaması en zor mutfak aracı14
- yazarların şu an dinledikleri şarkı3
- 5 taneden fazla makyaj malzemesi sayabilen erkek5
- sözlükte kavga etmek6
- buddy dudeye övgü entrysi giren tipler18
- mor semsiyeli yabanci8
- 35 yaş üstü erkeklerin genç erkek gibi giyinmesi16
- cilgincapkin219
- bana wp den yazdı3
- supergirl'den hoşlanmak2
- memeleri füze gibi kadın13
- karton toplayan abi7
- kabuksuz kaplumbaga7
- buddy dude21
- yaz aylarında bol bol kadın ayağı görmek10
- bisiklet marka tavsiyesi10
- bir kızı bin kişi ister bir kişi alır2
- 2026 dünya kupası şampiyonu olacak takım4
- mermi abla4
- afrika'ya kurban bağışı furyası2
- kızıl cin4
- yazarların göbek adları3
- gecenin şiiri4
- musallada duran kendini beğenmiş tabut3
- güzel götlü kız vs güzel gözlü kız7
- yaz insanları vs kış insanları3
- sözlüğün eski tadının olmaması8
- aylık 277 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- ilahi adaletin tecelli etmesi5
- rüzgarın yönünün terse dönmesi4
- sözlüğün kırbacı10
- sigara içmeyenler üzülünce ne yapıyor sorunsalı13
- artık online sayısını göremiyor olmamız4
- dünyanın en güçlü nükleer olmayan bombası3
- zaman baba11
- neden herkes aynı şeyi söylüyor2
- enayimiknatisii12
- plajda yakınlaşan çifte kızıp sitem eden kadın4
- gocu25
- 40 yaşında hala evlenebileceğini zanneden erkek17
- chp'nin hali ne olacak46
- değmeyecek konular için zaman harcamak3
- tanışır tanışmaz burç soran kadın4
- özet geç3
- dergi hakemi olmak2
- gelinen noktanın keyif vermesi3
- uysaljakoben17
- masklavi'nin düşünceleri18
En önemli insan hakları ilkelerinden birisi cezanın şahsiliği ilkesidir. Suçu kim işlediyse cezasını çekecek olan da odur. Kimse başka birinin yaptığı suçtan dolayı yargılanamaz, mahkûm edilip cezalandırılamaz. Ancak hak ve hukukun olmadığı, güçlü ve zorbaların hüküm sürdüğü toplumlarda bu durumun tersine rastlanılabilir.
Ezcümle bu durum islam öncesi müşrik Arap toplumunda çok yaygındı. islam öncesi Cahiliye döneminde bir şahıs dövülse, öldürülse veya eşyası çalınsa, yağma edilse, mağdur olan kimse işi yapan şahsı ele geçiremezse, onun soy bakımından beşinci dedesine kadar ulaşan akrabasından kimi ele geçirirse onlardan intikam alırdı.1
islamın gelişi ile insan haklarına saygı zirve yapmış, Müslümanın Müslümana kanı, malı namusu ve şerefi haram2 sayılmıştır. Allah-u Teâla Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez3 ayetiyle herkesin yaptıklarından mesul olduğunu çok net bir şekilde ifade etmiştir. Efendimiz aleyhisselatu vesselam, her cümlesi altın harflerle yazılacak, hem fert huzuru hem toplum barışı adına birer şahika olan hükümlerin yer aldığı ve toplumsal manada derin problemler yaşayan bütün modern toplumlar için etkili ve nihai çareler içeren Veda Hutbesi'nde Kimse kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz4 buyurarak suçun ve cezanın şahsiliği ilkesini net bir şekilde ifade ederek yukarıdaki ayeti açık bir şekilde izah etmiştir.
Müslüman olmayan toplumlar ise islam toplumlarına saldırıp ihanet etmedikleri sürece Müslümanların sahip olduğu emniyete sahip idiler. Nitekim Peygamberimiz daha hicretin ilk yılında Medinedeki Yahudiler ile antlaşma yapmış, hazırladığı anayasaya onlarında hak ve hürriyetlerini derç etmiş; kendilerine din ve vicdan hürriyeti yanında adli muhtariyet de bahşetmişti. Daha sonra Necran Hristiyanlarıyla yaptığı sulh anlaşmasında aynı hakları daha da fazlasıyla onlara da tanımış, bunların süresiz olarak korunmasını istemiştir.5
islamın suç ve ceza hususundaki prensiplerinin vaz edilmesinden asırlar sonra Cezayı yalnızca suç işleyenlerin ve ona yardım edenlerin çekmesi gerektiği, diğer masum kişilerin suçlu ile yakınlıkları dahi olsa ceza çekmelerinin adalete aykırı olduğu şeklinde ifade edebileceğimiz cezanın şahsiliği, Fransız ihtilalinden sonra Batı hukuklarına bir prensip olarak girmiştir.6 islam hukukunun üstünlüğünün ve insan ve toplum için gerekli olan her şeyi kesin bir şekilde belirlediğinin çok önemli bir göstergesi olan bu durum hakkında daha detaylı yazmayı başka bir zaman bırakarak konuya tekrar dönmek istiyorum.
Efendimiz aleyhisselatu vesselamın Cahiliye devrinden kalan her şey ayaklarımın altındadır7 buyurmasının üzerinden on yüzyıllar geçmesine rağmen maalesef hala sürdürülmekte olan bir müşrik âdeti var: Öldürülen kişiye bedel karşı taraftan olayla alakalı olmayan kişi veya kişilerin öldürülmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan kan davaları.
Daha çok benim de doğduğum yer olan Doğu ve Güneydoğu vilayetlerinde yaygın olan bu cahiliyeye has gelenek günümüzde de hala devam etmektedir. Haberlerde rastladığımız bu vakalar genellikle şu şekilde gerçekleşmektedir: A ailesine mensup bir kişi B ailesinden birisi tarafından bir sebepten dolayı öldürülür. Eğer diyet kabul edilerek iki aile arasında barış imzalanmazsa - genelde öldürülen aile zayıf, maddi olarak güçlü olmayan ve sayıca düşük fertlerden oluşmuşsa bu barış teklifini kabul eder, aksi takdirde güçlü aileden birisi öldürüldüğünde barış genelde yapılamaz- A ailesinin fertleri mutlak surette bunun intikamını alma planlarını yapmaya cenazeyi kaldırma sırasında başlar. intikam sürecinin uzaması hiç önemli değildir, önemli olan karşı tarafın canını en fazla yakacak şekilde bir saldırının yapılmasıdır. Öldüren kişi genelde hapse girdiğinden mutlaka dışarıdan biri öldürülecektir. Bu bazen bir bazen da daha fazla olabilmektedir. Olayın hususiyetlerine ve o anki şartlara bağlıdır kaç kişinin öldürüleceği. Çoğu zaman olayla doğrudan bağlantısı olmayan ve genç yaştaki kişiler hedef seçilir ki karşı tarafın bütün sinir uçlarına dokunarak çekebileceği en fazla acıyı çekmesi mümkün olsun. A ailesi bu misillemeyi yaptıktan sonra kan davası da başlar genelde. Eğer gerçek suçlu değil de masum bir öldürülmüşse bu sefer de mutlaka B ailesi intikam hesaplarına girişir ve bu süreç böylece devam eder. Ancak yukarıda bahsettiğim gibi bu durum genelde güç olarak denk vaziyette olan aileler tarafından yürütülür. Eğer ailelerden biri zayıfsa intikam alamaz ve sulh yoluna girer ki güçlü olan taraf genelde bu zayıflığı suiistimal eder.
Yazının devamı için: http://www.genchacilar.or...ageID=KoseDetay&id=39
Ezcümle bu durum islam öncesi müşrik Arap toplumunda çok yaygındı. islam öncesi Cahiliye döneminde bir şahıs dövülse, öldürülse veya eşyası çalınsa, yağma edilse, mağdur olan kimse işi yapan şahsı ele geçiremezse, onun soy bakımından beşinci dedesine kadar ulaşan akrabasından kimi ele geçirirse onlardan intikam alırdı.1
islamın gelişi ile insan haklarına saygı zirve yapmış, Müslümanın Müslümana kanı, malı namusu ve şerefi haram2 sayılmıştır. Allah-u Teâla Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez3 ayetiyle herkesin yaptıklarından mesul olduğunu çok net bir şekilde ifade etmiştir. Efendimiz aleyhisselatu vesselam, her cümlesi altın harflerle yazılacak, hem fert huzuru hem toplum barışı adına birer şahika olan hükümlerin yer aldığı ve toplumsal manada derin problemler yaşayan bütün modern toplumlar için etkili ve nihai çareler içeren Veda Hutbesi'nde Kimse kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz4 buyurarak suçun ve cezanın şahsiliği ilkesini net bir şekilde ifade ederek yukarıdaki ayeti açık bir şekilde izah etmiştir.
Müslüman olmayan toplumlar ise islam toplumlarına saldırıp ihanet etmedikleri sürece Müslümanların sahip olduğu emniyete sahip idiler. Nitekim Peygamberimiz daha hicretin ilk yılında Medinedeki Yahudiler ile antlaşma yapmış, hazırladığı anayasaya onlarında hak ve hürriyetlerini derç etmiş; kendilerine din ve vicdan hürriyeti yanında adli muhtariyet de bahşetmişti. Daha sonra Necran Hristiyanlarıyla yaptığı sulh anlaşmasında aynı hakları daha da fazlasıyla onlara da tanımış, bunların süresiz olarak korunmasını istemiştir.5
islamın suç ve ceza hususundaki prensiplerinin vaz edilmesinden asırlar sonra Cezayı yalnızca suç işleyenlerin ve ona yardım edenlerin çekmesi gerektiği, diğer masum kişilerin suçlu ile yakınlıkları dahi olsa ceza çekmelerinin adalete aykırı olduğu şeklinde ifade edebileceğimiz cezanın şahsiliği, Fransız ihtilalinden sonra Batı hukuklarına bir prensip olarak girmiştir.6 islam hukukunun üstünlüğünün ve insan ve toplum için gerekli olan her şeyi kesin bir şekilde belirlediğinin çok önemli bir göstergesi olan bu durum hakkında daha detaylı yazmayı başka bir zaman bırakarak konuya tekrar dönmek istiyorum.
Efendimiz aleyhisselatu vesselamın Cahiliye devrinden kalan her şey ayaklarımın altındadır7 buyurmasının üzerinden on yüzyıllar geçmesine rağmen maalesef hala sürdürülmekte olan bir müşrik âdeti var: Öldürülen kişiye bedel karşı taraftan olayla alakalı olmayan kişi veya kişilerin öldürülmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan kan davaları.
Daha çok benim de doğduğum yer olan Doğu ve Güneydoğu vilayetlerinde yaygın olan bu cahiliyeye has gelenek günümüzde de hala devam etmektedir. Haberlerde rastladığımız bu vakalar genellikle şu şekilde gerçekleşmektedir: A ailesine mensup bir kişi B ailesinden birisi tarafından bir sebepten dolayı öldürülür. Eğer diyet kabul edilerek iki aile arasında barış imzalanmazsa - genelde öldürülen aile zayıf, maddi olarak güçlü olmayan ve sayıca düşük fertlerden oluşmuşsa bu barış teklifini kabul eder, aksi takdirde güçlü aileden birisi öldürüldüğünde barış genelde yapılamaz- A ailesinin fertleri mutlak surette bunun intikamını alma planlarını yapmaya cenazeyi kaldırma sırasında başlar. intikam sürecinin uzaması hiç önemli değildir, önemli olan karşı tarafın canını en fazla yakacak şekilde bir saldırının yapılmasıdır. Öldüren kişi genelde hapse girdiğinden mutlaka dışarıdan biri öldürülecektir. Bu bazen bir bazen da daha fazla olabilmektedir. Olayın hususiyetlerine ve o anki şartlara bağlıdır kaç kişinin öldürüleceği. Çoğu zaman olayla doğrudan bağlantısı olmayan ve genç yaştaki kişiler hedef seçilir ki karşı tarafın bütün sinir uçlarına dokunarak çekebileceği en fazla acıyı çekmesi mümkün olsun. A ailesi bu misillemeyi yaptıktan sonra kan davası da başlar genelde. Eğer gerçek suçlu değil de masum bir öldürülmüşse bu sefer de mutlaka B ailesi intikam hesaplarına girişir ve bu süreç böylece devam eder. Ancak yukarıda bahsettiğim gibi bu durum genelde güç olarak denk vaziyette olan aileler tarafından yürütülür. Eğer ailelerden biri zayıfsa intikam alamaz ve sulh yoluna girer ki güçlü olan taraf genelde bu zayıflığı suiistimal eder.
Yazının devamı için: http://www.genchacilar.or...ageID=KoseDetay&id=39
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar
