bugün
- etnik köken17
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler12
- evde yalnız yaşamanın verdiği inanılmaz keyif10
- en iyi çizgi filmler9
- evde kalmış 30 yaşında kız16
- engeli kaldırsın diye 60 bin lira yollayan adam3
- hangi ülke de doğmak isterdin14
- karton toplayan çocuk5
- dünyadaki en kolay meslek7
- tavuk döner 1 lira yanında ayran bedava4
- sımsıkı sarılmak istenilen yazarlar5
- zengin olmak3
- sözlükteki zengin yazarlar9
- her sözlük aşkı nefretle başlar9
- omnitrixe sahip olmak3
- 1 kasım 2026 kasımpaşa beşiktaş maçı8
- moralinizi bozmak istemem ama yarın pazartesi2
- hangi yazara aşıksınız6
- flörtte algoritma ve cesaret katsayısı2
- 9mm'nin deviremeyeceği adam yoktur4
- çocuğunun ismini johnny koyan ebeveyn5
- sokakta sürü halinde gezen erkekler5
- sözlükte kim kime yürüyor5
- ben çocuğuma bir hot wheels alamayacak mıyım4
- amedspor22
- müzik haram mıdır7
- bir bela geliyor6
- kadın sürücüye evine git yemek yap diyen sürücü2
- bik bik'in mutfağına konuk olmak8
- fenerbahçe16
- robert greene2
- anın görüntüsü26
- kasımpaşa 2 beşiktaş 24
- from gold from dust9
- soğuklardan ötürü dudakların çatlaması5
- yaptığım müthiş kaşarlı yumurta8
- evrimsel psikolojinin aşk açıklamaları3
- ermenisiz kafkasya4
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı10
- inönü'nün devlet başkanlığına daha uygun olması2
- 31 ekim 2026 fenerbahçe göztepe maçı27
- arkadaşa acil 10 bin lira ateşlemek6
- olgun kadınlardan hoşlanan erkek2
- hareket edebilen canlılar2
- polatlı2
- asgari ücret4
- durduk yere insanın aklına gelen replikler7
- şaban oğlu şaban oğlu şaban filmi3
- çare ismail kartal4
- 16 bekar için masrafsız finlandiya tatili2
bazı sözlük yazarlarına ve entel geçinen tiplere ithafen;
ciao.
baran, galatasaray üniversitesi felsefe bölümü 2. sınıf öğrencisiydi. sourbon'a gitme hayalleri kuran, fransızca ve italyanca'yı çok iyi derecede kullanabilen bir insandı. kendisini bölümüne o kadar çok kaptırmış olacaktı ki, kütüphanesinde kierkegaard'dan aristo'ya, ibn haldun'dan descartes'e kadar bir çok düşünürün kitap ve incelemesi duruyordu. arkadaşlarıyla sık sık gittiği hacco pulo pasajı'ndaki mustafa amca'da oturup çay eşliğinde felsefe yapıyorlardı. baran'ın ara ara ortamdaki güzel kızları süzmesi gözlerden kaçmıyordu. mustafa amca'nın karşısındaki sahafta kamusal insanın çöküşü adlı kitap duruyordu. alıp almamak arasında giderken, bulunduğu ortamdan iyice uzaklaştığını hissetmişti. acaba kendisi de bir ibn haldun olup, bir mağarada mı yaşayacaktı? acaba baran da ibn arabi gibi bütün önemli yerleri dolaşabilecek miydi? yoksa montesquieu gibi, elinde o kadar kütüphane imkanı, o kadar para varken hiç bir sikime yaramayacak mıydı? gerçi geçenlerde aynı mekanda aynı soru aklına gelmişti. michel foucault'un entelektüelin siyasi işlevi adlı eserindeki gibi, o da aynı işlevi görecek miydi? sorular yığının içinde boğuladursun, baran'ın arkadaş çevresinden tanıdığı ilayda, mustafa amca'ya gelmişti. siyah yuvarlak gözlükleri, garip botları ve kolundaki garip takılarla gözler bir anda ona çevrilmişti. marmara üniversite matematik bölümünü yarıda bırakmış, yeniden sınava girerek konservatuara girmek istiyordu. aralarında önceden beri bir etkileşim vardı. çayın dibine vurmak yetmiş olacaktı ki, ilayda baran'ı kilise'nin oraya çekerek, telefon numarasını istedi. baran şaşkınlığını belli etmemek için elinden geleni yaptı ve numarayı söyledi. ilayda numarayı aldıktan sonra bir şey demeden oradan uzaklaştı. yüzünde bir gülümseme olduğunu kimse inkar edemezdi.
akşam olduğunda baran eve gitmiş, bir bira açmış ve italyan yapımı bir film olan ''abim evin tek çocuğu'' adlı filmi izliyordu. filmi kendi arkadaş çevresinde övecek ve böylece hem statüsünü hem de karmasını artıracaktı. çünkü böyle filmleri izlediğini ya da böyle kitaplar okuduğunu her ortamda belli etmek, onun için kaçınılmaz bir fırsattı. ancak ne kadar çok felsefe, edebiyat ya da sinema bilgisi geliştirirse geliştirsin, içindeki liseli ruha, ergen bir abazanlığa dur diyemiyordu. arkadaşlarından saklıyordu ancak daha önce hiç cinsel ilişkiye girmemişti. hep kendi kendini tatmin ediyordu.
birden telefona mesaj geldi. tanımadığı bir numaraydı. bunun ilayda olduğunu anlamamak için bir gerizekalı olmak gerekirdi. heyecanlı filmi durdurdu, biradan bir yudum alıp mesajı açtı. '' müsaitsen, sana gelebilir miyim? ben ilayda, seninle bir şey konuşmak istiyorum.'' diyordu mesaj. baran çok heyecanlanmıştı. cevap vermek istiyordu ancak elleri titriyordu.
kendi kendine gülerek, yazdı. ''tabii canım. ben seni alırım. birazdan galata'nın orada olacağım. oradan alırım seni.'' dedi. baran'ın evi de zaten kuleye 5 dk. uzaklıktaydı. hızlı hızlı nefes alıyordu. tam çıkacaktı ki, pantolonun önündeki ıslaklığı farketti. heyecandan ve abazanlıktan, farkında olmadan boşalmıştı. ''ah!'' dedi titreyerek. bunu bir kez daha yineledi. pantolonunu değiştirip yola koyulacaktı. sadece şunu düşünüyordu.
o kadar felsefe kitabı okumuş, o kadar film izlemişti. ancak hala bir ilişkiye giremeyecek kadar mal mıydı? cevabı biliyordu ancak cevaplamaktan korkuyordu.
zira o sırada dolce&gabbana donundaki dölü siliyordu. bu da zaten felsefenin tesellisiydi.
addio.
ciao.
baran, galatasaray üniversitesi felsefe bölümü 2. sınıf öğrencisiydi. sourbon'a gitme hayalleri kuran, fransızca ve italyanca'yı çok iyi derecede kullanabilen bir insandı. kendisini bölümüne o kadar çok kaptırmış olacaktı ki, kütüphanesinde kierkegaard'dan aristo'ya, ibn haldun'dan descartes'e kadar bir çok düşünürün kitap ve incelemesi duruyordu. arkadaşlarıyla sık sık gittiği hacco pulo pasajı'ndaki mustafa amca'da oturup çay eşliğinde felsefe yapıyorlardı. baran'ın ara ara ortamdaki güzel kızları süzmesi gözlerden kaçmıyordu. mustafa amca'nın karşısındaki sahafta kamusal insanın çöküşü adlı kitap duruyordu. alıp almamak arasında giderken, bulunduğu ortamdan iyice uzaklaştığını hissetmişti. acaba kendisi de bir ibn haldun olup, bir mağarada mı yaşayacaktı? acaba baran da ibn arabi gibi bütün önemli yerleri dolaşabilecek miydi? yoksa montesquieu gibi, elinde o kadar kütüphane imkanı, o kadar para varken hiç bir sikime yaramayacak mıydı? gerçi geçenlerde aynı mekanda aynı soru aklına gelmişti. michel foucault'un entelektüelin siyasi işlevi adlı eserindeki gibi, o da aynı işlevi görecek miydi? sorular yığının içinde boğuladursun, baran'ın arkadaş çevresinden tanıdığı ilayda, mustafa amca'ya gelmişti. siyah yuvarlak gözlükleri, garip botları ve kolundaki garip takılarla gözler bir anda ona çevrilmişti. marmara üniversite matematik bölümünü yarıda bırakmış, yeniden sınava girerek konservatuara girmek istiyordu. aralarında önceden beri bir etkileşim vardı. çayın dibine vurmak yetmiş olacaktı ki, ilayda baran'ı kilise'nin oraya çekerek, telefon numarasını istedi. baran şaşkınlığını belli etmemek için elinden geleni yaptı ve numarayı söyledi. ilayda numarayı aldıktan sonra bir şey demeden oradan uzaklaştı. yüzünde bir gülümseme olduğunu kimse inkar edemezdi.
akşam olduğunda baran eve gitmiş, bir bira açmış ve italyan yapımı bir film olan ''abim evin tek çocuğu'' adlı filmi izliyordu. filmi kendi arkadaş çevresinde övecek ve böylece hem statüsünü hem de karmasını artıracaktı. çünkü böyle filmleri izlediğini ya da böyle kitaplar okuduğunu her ortamda belli etmek, onun için kaçınılmaz bir fırsattı. ancak ne kadar çok felsefe, edebiyat ya da sinema bilgisi geliştirirse geliştirsin, içindeki liseli ruha, ergen bir abazanlığa dur diyemiyordu. arkadaşlarından saklıyordu ancak daha önce hiç cinsel ilişkiye girmemişti. hep kendi kendini tatmin ediyordu.
birden telefona mesaj geldi. tanımadığı bir numaraydı. bunun ilayda olduğunu anlamamak için bir gerizekalı olmak gerekirdi. heyecanlı filmi durdurdu, biradan bir yudum alıp mesajı açtı. '' müsaitsen, sana gelebilir miyim? ben ilayda, seninle bir şey konuşmak istiyorum.'' diyordu mesaj. baran çok heyecanlanmıştı. cevap vermek istiyordu ancak elleri titriyordu.
kendi kendine gülerek, yazdı. ''tabii canım. ben seni alırım. birazdan galata'nın orada olacağım. oradan alırım seni.'' dedi. baran'ın evi de zaten kuleye 5 dk. uzaklıktaydı. hızlı hızlı nefes alıyordu. tam çıkacaktı ki, pantolonun önündeki ıslaklığı farketti. heyecandan ve abazanlıktan, farkında olmadan boşalmıştı. ''ah!'' dedi titreyerek. bunu bir kez daha yineledi. pantolonunu değiştirip yola koyulacaktı. sadece şunu düşünüyordu.
o kadar felsefe kitabı okumuş, o kadar film izlemişti. ancak hala bir ilişkiye giremeyecek kadar mal mıydı? cevabı biliyordu ancak cevaplamaktan korkuyordu.
zira o sırada dolce&gabbana donundaki dölü siliyordu. bu da zaten felsefenin tesellisiydi.
addio.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar